22 Kasım 2017 Çarşamba

AYLA SENİ SEVİYORUM

Geçen gün Ayla filmine gittim. Uzun zamandır böyle ağlamamıştım. Salya sümük oldum. Utanmadan ağladım dolu dolu.
Ağladım, filmin hikayesine. Ama daha çok ağladım, biz nasıl olurda bu sinema sanatını neden hakkıyla kullanamadık diye. Al sana halk okulu. Çek böyle filmler eğit halkını. Öğret gerçekleri. Neme lazım. Kısa günün karı menfeatler peşinde koşsun sermayedarlar. Dar kafalılar. Hele sanatçı erbabı? Küfret gerçeklerine, efendilerin seni ödüllendirsin. HEM NE GEREĞİ VAR; EFENDİLERİN SENİN İZLEMEN GEREKENLERİ SANA ALTIN FANUSLARDA İKRAM ETMİYORLAR MI? YAŞASIN KUTSAL ASA, YAŞASIN HOLLYWOOD!
Ortadoğu' da bir İsrail devleti kurulmak istenir. Ama Avrupanın semirmiş, zenginleşmiş Yahudilerini Filistin topraklarına göndermek ne mümkün?
Teodor Hertz'in ve Rootshild'in planları devreye girer. Önce 1. Dünya Savaşı adı altında Osmanlı Devleti parça pönçük edilir. Arkasından anadan Yahudi Hitler sokulur devreye. Korkuyla yerlerinden kopartılır Yahudiler, göçerler Filistin topraklarına. 2. Dünya Savaşı sonrası Yalta konferansıyla dizayn edililir yeni dünya. Yeni dünyanın patronu ise Sam Amca.
Bu arada Alamanya taş üstüne taş bırakılmaksızın viran olmuştur. Amerika destekli yeni bir Almanya kurgulanır. 15 yıl içinde Ebubekir Razi'deb apart, Newtondan mülhem Frankfurt felsefe okullarıyla şahlanır Alaman gavuru.
Alamanyanın inşası ve pis işlerini görmek için işçi gücüne ihtiyaç vardır. Bu ihtiyaçlarını Kuzey-güney sacaşlarının batı yanlısı olan Güney Kore'den karşılarlar.
Bir de bizden. Biz ki 1. Cihan harbinde Genel kurmayımızı ve üst düzey çok komutanımızı Alamanyadan karşılamışızdır. Ee ne de olsa müttefik olmuşuzdur. Hani 2 gemisini Yavuz ve Midilli diye bayraklandırdıktan sonra onların Rusların Sivastopol şehirlerini bombalamalarından sonra girdik ya bu savaşa.
1960 lı yıllar. Bizim için Alamanya acı vatandır artık. Madenlerinde, kenef temizlemelerinde ekmek uğruna Anadolumun temiz yürekli...ama cahil insanları tercih edilir. Devletimiz için Alamanyaya giden vatandaşlarımız ülkelerine döviz gönderen milli gelir kaynakları olurlar.
Zaten dini açıdan da cahil bırakılan bu insanlarımızın ne yazık ki önemli bir bölümü Helgaların cazibesiyle yitip giderler. Sonrasın da bunların çocuklarından kayıp kuşaklar diye söz edilir.
2. Dünya Savaşı sonrası kurulan Nato'da yer alırız. Kore savaşında da ölmek için yine görevlendiriliriz amcamız tarafından. Karşılığında ecdad yurdunun göğünde 18 yıldır minarelerden yapılan ulumalar biter. "Tanrı Uludur" sözleri aslına rücu eder; "Allahuekber!"
60 lı yıllar.
Le Park G. Korenin başbakanı Almanya davet edilir. Ancak Korenin bir uçağı bile yoktur. Alman hükümeti bir uçak gönderir Park'a.
Alamanya'da vatandaşlarıyla buluşan Park der ki; "Sevgili vatandaşlarım. Unutmayın burada çektiğiniz sıkıntıları torunlarınız gelişmiş bir Kore'de yaşasınlar diye çekiyorsunuz."
Bu arada oraya okumaya giden Japon öğrenciler başarısız olunca harakiri yaparak intihar etmektedirler.
Bizim öğrenciler ise uçkurlarından yakalanırlar batının tezgahlarına. Daha bir laik olup dönerler ülkelerine.
Sam amca da boş durmaz. Kısa sürede misyonerleriyle G. Kore halkının yarısından fazlasını hristiyanlaştırır.
Lee Park bir süre sonra ülkesine döner. Ancak makamı olan konuta giderken yağan yağmurdan dolayı yollar tıkanmıştır. Başka bir yol üzerinden yol almaya çalışırlarken bir köyün yakınından geçerler.
Lee Park şaşırır. Kore'de böyle düzenli bir köyün ne işi vardır? Sorar soruşturur. Öğrenir ki, meğer savaş zamanı o köyü planlayan oradaki Türk askerleridir. İmece yöntemi adını verdikleri bir yöntemle yapıldığını anlatırlar köyün. O da talimatını verir adamlarına; bütün Kore bu düzen üzerine inşaa edilsin.
...
Çekik gözlü velet. ne güzel oyunculuk çıkardın sen öyle. Bütün oyunculuklar harikaydı. Satır aralarında ki Marlin Monroya olan dokundurma, bizim rol modellerimizin nasıl betimlendiğini de aktardı.
...
Ağladım. Siz de ağlayın su yükselsin! Belki kurtulur gemi. Anne seccadem gelsin, bize dua et e'mi?

FEHMİ DEMİRBAĞ

20 Kasım 2017 Pazartesi

GELECEK ENSEMİZDE!
Alman Yazar Udo Gollub, geçtiğimiz günlerde korkutucu ve bir o kadar da hayatımızı etkileyebilecek, geleceğe dair öngörülerini paylaştığı bir yazı yayınladı. Yazıyı sizler için dilimize çevirdik.
Mercedes Benz‘in müdürü, yakın zamanda verdiği bir röportajda; artık rakiplerinin diğer araba firmaları değil Tesla, Amazon, Google, Apple ve benzeri teknoloji şirketleri olduğunu söyledi. Asla değişmeyen 3 şeyin olduğu söylenir:
Ölüm,
Vergiler
ve Değişim!
Önümüzdeki 5-10 yılda yazılımlar, geleneksel endüstrilerin çoğunluğunu rahatsız edecek.
Uber, sadece bir uygulama ve bir tane bile arabası yok ancak yine de dünyanın en büyük taksi şirketi konumunda.
Airbnb, dünyanın en büyük hotel şirketi ancak hiçbir mülkleri yok.
Yapay Zeka
Bilgisayarlar dünyamızı anlamada katlanarak artan bir şekilde daha iyi oluyorlar. 2016’da bir bilgisayar dünyanın en iyi go oyuncusunu yendi ki bu beklenenden 10 yıl daha önce gerçekleşti.
ABD’deki genç avukatların iş bulması çok zor hale geldi. Çünkü IBM‘in Watson uygulaması sayesinde sadece saniyeler içinde yasal danışmanlık alabiliyorsunuz ve bunu 90% oranında başarıyla yapıyor ki insan eliyle yapılanlar başarı oranı 70%.
Eğer hukuk okuyarsanız, en kısa zamanda bırakın çünkü gelecekte %90 daha az avukata ihtiyaç olacak ve sadece uzmanlar kalacak piyasada.
Watson, insan hemşirelere kıyasla 4 kat daha başarılı bir şekilde kanser teşhisinde bulunabiliyor. Facebook‘un sahip olduğu yüz tanıma uygulaması, yüzleri insanlardan daha başarılı bir şekilde tanıyabiliyor. 2030’da, bilgisayarlar insanlardan daha akıllı olacaklar.
Otonom (Kendi kendini süren) Arabalar
2018’de, ilk kendi kendine giden arabalar halka sunulacak. 2020 civarında tüm endüstri bundan kötü etkilenecek. Artık bir araba sahibi olmak istemeyeceksiniz. Telefonunuzla bir araba çağıracaksınız ve olduğunuz yere gelip sizi istediğiniz yere götürecek. Arabayı park etmenize gerek olmayacak, sadecej ücreti ödeyeceksiniz ve yolculuk esnasında çalışabileceksiniz. Çocuklarımız asla ehliyet ve araba sahibi olmayacaklar.
Bu durum şehirleri de değişterecek çünkü 90-95% daha az arabaya ihtiyaç duyacağız. Otoparkları, park alanlarına çevirebiliriz artık. Tüm dünyada her yıl yaklaşık 1,2 milyon insan araba kazalarında hayatını kaybediyor. Günümüzde 100 kilometrede 1 kaza anlamına geliyor bu. Özerk arabalar bu oranı 10 milyon kilometrede 1 kazaya düşürecek. 1 milyondan fazla insanın hayatı kurtulmuş olacak her yıl.
Araba firmalarının çoğunluğu da büyük ihtimalle batmış olacak. Geleneksel araba firmaları evrimsel bir yolla daha iyi arabalar üretmeye çalışıyor ancak teknoloji firmaları (Tesla, Apple, Google…) devrimsel bir yolu tercih edecekler ve tekerlekleri olan bir bilgisayar inşa edecekler.
Audi ve Volkswagen‘daki birçok mühendis, Tesla‘dan korkuyor.
Sigorta şirketleri çok büyük sorunlar yaşacaklar çünkü kazalar azaldıkça sigorta fiyatları da düşecek. Araba sigortası modelleri yok olacak.
Emlak piyasası da değişecek. Çünkü insanlar evden işe giderken yolda çalışabiliyorlarsa daha uzak yerlerdeki daha güzel mahallelerde yaşamayı tercih edecekler.
Elektrikli arabalar 2020’lerde çok yaygın olacak. Ayrıca tüm yeni arabalar elektrikle çalışacağı için şehirlerde daha az gürültü olacak. Elektrik inanılmaz bir oranda ucuz ve temiz olacak: Güneş enerjisi üretimi 30 yıldır katlanarak artıyor ancak şimdiden yarattığı olumlu etkiyi görebilirsiniz.
Geçtiğimiz yıl, fosil yakıtlardan daha fazla Güneş enerjisi paneli kuruldu. Enerji firmaları, evlere Güneş enerjisi sektöründe rekabeti azaltmak için çaresizce diğer firmaların sektöre girişini limitlemeye çalışıyor ancak teknoloji bunun da üstesinden gelecektir.
Ucuz elektrik, ucuz ve verimli suyu da beraberinde getiriyor. Deniz suyunun arındırılmasının maliyeti metreküp başına 25 cent olmuş durumda. Dünyanın birçok bölgesinde yetersiz su kaynağı yok sadece yetersiz içilebilir su kaynağı var. Eğer neredeyse hiç bir maliyet olmadan herkes istediği kadar temiz suya ulaşabilirse neler olur bir hayal edin.
Sağlık
Tricoder X‘in fiyatı bu sene duyurulacak. Bazı firmalar Tricorder (Star Trek‘de medikal tarama yapan bir cihaz) denilen ve telefonunuzla çalışan bir medikal cihaz üretiyorlar. Bu cihaz sayesinde retina taraması yapabilir, kan ve nefes örneklerinizi sisteme yükleyebilirsiniz.
Cihaz, 54 biyogöstergeyi analiz ederek neredeyse tüm hastalıkları tanımlayabilecek. Ve ucuz olacağından neredeyse dünyadaki herkesin bu medikal sisteme erişimi olabilecek. Hoşçakal, tıbbi kurumlar.
3D Yazıcılar
Son 10 yılda en ucuz 3D yazıcının fiyatı 18.000$’dan 400$’a düşerken hızı da yaklaşık 100 kat arttı. Tüm büyük ayakkabı firmaları çoktan 3D yazıcılarla üretime başladılar.
Bazı uçak yedek parçaları çoktan 3D yazıcılarla üretilmeye başlandı. Uzay istasyonunda bulunan 3D yazıcı sayesinde de eskiden yanlarında taşımak zorunda oldukları onca yedek parçayı elimine ettiler bile.
Bu yılın sonunda akıllı telefonlar 3D tarama özelliklerine sahip olacaklar. Artık telefonunuzla ayağınızı tarayıp evde ayağınıza mükemmel uyan bir ayakkabı üretebileceksiniz.
Çin’de 6 katlı bir ofis binası 3D yazıcıyla üretildi bile. 2027’yılına geldiğimizde üretilen her şeyin 10%’u 3D yazıcılardan çıkmış olacak.
İş Fırsatları
Eğer girmek istediğiniz bir iş fikri varsa, kendinize sorun: Gelecekte bu iş var olacak mı?. Eğer cevabınız evet ise bunun gerçekleşmesini nasıl hızlandırabilirsiniz?
Eğer bu iş telefonunuzla çalışmayacaksa unutun o fikri. 20. yüzyıl’da başarıya ulaşması için tasarlanan her iş fikri 21. yüzyıl’da başarısızlığa uğrayacaktır.
İş
Önümüzdeki 20 yılda, günümüzdeki işlerin 70-80%’i ortadan kalkacak. Elbette gelecekte yeni işler olacak ancak herkes için yeteri kadar olacak mı bu kadar kısa sürede, orası belli değil.
Tarım
Gelecekte 100$’lık bir tarım robotu olacak. 3. Dünya ülkelerindeki çiftçiler, tüm gün tarlada çalışmak yerine kendi robot çiftçilerinin yöneticisi olabilecekler.
Topraksız tarım çok daha az su ile yapılacak. Petri kapında yetiştirilen ilk et hazır bile ve gelecekte gerçek hayvandan üretilen etten daha ucuz olacak. Günümüzde tüm tarım arazilerinin 30%’u inekler için kullanılıyor. Eğer bu alanlara ihtiyacımız olmazsa neler olur hayal edin. Böcek proteinini yakın zamanda piyasaya sürmeye hazırlanan yeni girişimler var. Böcekler normal etten daha fazla protein içeriyor. Bu ürünler alternatif protein kaynağı olacak etiketlenecekler çünkü birçok insan hala daha böcek yeme fikrine sıcak bakmıyor.
“Moodies” adı verilen ve hangi ruh halinde olduğunuzu tespit eden bir uygulama var. 2020’de yüz ifadelerinizden yalan söyleyip söylemediğinizi anlayabilecek uygulamalar olacak. Bu uygulamanın kullanıldığı ve katılımcıların yalan söyleyip söylemediklerinin yayınlandığı bir siyasi tartışma programını hayal edin.
Bitcoin, gelecekte dünyanın olağan para birimi haline gelebilir.
Uzun Ömür
Günümüzde her yıl ortalama insan ömrü yaklaşık 3 ay uzuyor. 4 yıl önce ortalama insan ömrü 79 yıldı, günümüzde ise 80 yıl oldu. Ortalama artışın kendisi bile artıyor. 2036’ya geldiğimizde, ortalama 1 yılda 1 yıldan daha fazla artacak. Yani hepimiz çok çok uzun hayatlar yaşayabiliriz, büyük ihtimalle 100 yıldan uzun hayatlar.
Eğitim
10$ gibi bir fiyata Asya ve Afrika’da en ucuz akıllı telefonlara ulaşabileceksiniz. 2020’ye geldiğimizde insanların 70%’i akıllı telefon sahibi olacak. Herkesin dünya seviyesinde bir eğitime erişimi olacak demek bu.
Her çocuk, 1. dünya ülkelerindeki çocukların okulda öğrenmesi gereken şeyler için Khan Academy‘yi kullanabilir. Uygulamayı Endonezya’da yayınladılar bile. Yakında da Arapça, Svahili ve Çince sürümleri de çıkacak. Eğer İngilizce uygulamayı bedava yayınlarsak olağanüstü bir potansiyel görüyorum. Yarım yıldan kısa bir sürede Afrika ve dünyanın geri kalanındaki çocuklar akıcı bir İngilizceye sahip olabilir.
Dr.Batu Aysal
BEYAZ ZENCİLER MODERN KÖLELER!

Kunta Kinte televizyonların siyah beyaz olduğu günlerde televizyon dizisi Kökler'in izleyicilerin gönlünde taht kuran bir karakteri idi. Yazar Alex Haley'in senaryosunu kaleme aldığı dizide Amerika' ya köle olarak getirilen Müslüman zencilerin hayat hikayeleri üzerinden dönen aşağılık çarka işaret ediyordu. İşte bu Kunta Kinte Afrika asıllı Müslüman bir köleydi. Hem özgürlük için hem hayatı hem de inancı için kendince bir direniş içindeydi.

Dikkat! Belki de bu konuyu Türk kamuoyunda ilk kez ben dile getireceğim.
Osmanlı imparatorluğu 9 yıl içinde 24 milyon km2 vatan toprağından 780 bin km2 toprakçığa mahkum kılındı. Hem de işbirliği içinde bulunduğumuz İngilizler, Fransızlar ve Almanlar sayesinde.
"Ne zaman ki iyiliği emredip kötülükten vazgeçirmekten vazgeçerseniz, Allah içinizden kötülerinizi başınıza musallat eder de iyilerin dahi duası kabul olmaz" işaretini es geçtiğimiz için Efendimizin...
İlmi idrakten ve uygulamaktan vazgeçip te skolastizme kucak açtığımız için...
Hurafelere selam durduğumuzdan...
Okumaktan ve yazmaktan bizar olduğumuzdan...
...
İşte biz övünüp durduğumuz Osmanlımızın 3 kıtada at koşturmasını dilimize pelesenk edindiğimizden, slogan faslının hazzıyla uğraşırken...Yani Asya, Avrupa ve Afrika kıtasındaki hükümranlığımızın Afrika boyutuyla pek ilgilenmedik.
Bilemedik Amerika'ya köle olarak götürülen insanların aynı zamanda Osmanlı vatandaşı olduklarını.
Aynı Amerika'nın nasıl 150 milyon Kızılderiliyi yok ettiğini bilmezden geldiysek, kim ilgilenekti kara kıtanın, kara derili, kara bahtlı insanlarının dramıyla?
İşte Afrikadaki ayak izlerimizin mazisi:
Mısır (397 yıl), Libya (394 yıl) Osmanlı adi:Trablusgarp,Tunus (308 yıl), Cezayir (313 yıl), Sudan (397 yıl) Osmanlı adi: Nubye, Eritre (350 yıl) Osmanlı adı: Habeş, Cibuti (350 yıl), Somali (350 yıl) Osmanlı adi: Zeyla, Kenya sahilleri (350 yıl), Tanzanya sahilleri (250 yıl), Çad’ın kuzey bölgeleri (313 yıl) Osmanlı adi: Reşade, Nijer’in bir kısmı (300 yıl) Osmanlı adi: Kavar, Mozambik’ in kuzey toprakları (150 yıl), Fas (50 yıl) -himaye-, Batı Sahra (50 yıl) -himaye-, Moritanya (50 yıl) -himaye-, Mali (300 yıl) Osmanlı adı: Gat kazası, Senegal (300 yıl), Gambiya (300 yıl), Gine Bissau (300 yıl), Gine (300 yıl), Etiyopya’ nın bir kısmı (350 yıl) Osmanlı adı: Habeş
Aynı işgalci Amerikanın kahpe planları şimdi yakın coğrafyamızda.
Kore'ye asker göndermek pazarlığı dahilinde ezanlarımızın aslına döndürüldüğünü nasıl bilemediysek...bilemedik bu melanet yapının tüm dünyayı köleleştirdiğini.
Süt tozlarıyla tozumuzu attırdıklarını...
Muhteris Elizabet Taylor'un yakut yeşili gözleri aklımızı çeldi. Marlin Monro'nun yuvarlak hatları, Angelina Joli...
Klark Gableden öğrendik bakarken klark çekmeyi...
Çok sevdik sömürülmeyi...Onlar gibi yaşamayı şiar edindik. Ondan dı analarımızın döpiyes etek-takım giymeleri, ondan dı babalarımızın inek yalamış saçları...sonrası veletlerimizin amerikan traşları...
Diyemedik ulan gavur, kes traşı!
Çünkü onlar insanlığımızın rol modelleriydiler.
Afrikanın insanlarını zorla köleleştirdiler, bu tarihi hakikat. Bir başka hakikat var ki bizim tıpış yıpış köleliğe razı gelmişliğimiz.
Misal, İncirlik...halimiz...incir çekirdeğini doldurmaz meselelerle birbirlerimizle didişmemiz, onların ekmeklerine margarinlerini sürmemize yol açıyor.
Özen gösteren annelerimizin cehaletinin katkılarıyla...şirin ve naif sloganlarıyla köleleşiyoruz.
Bir de Nato...
Biz de ise nato mermer nato kafa... Ne Muhammed Ali ne de Malik El Şahbaz uyandıramadı bizi. Ne de Obamanın bir tarafının Müslümanlığı. Çünkü mateessüf bu ülkede...yani Osmanlının çocuklarının bakaya topraklarında İslam artık rayiç değer değildi. İslam eskilerin masalıydı artık. Biz beyaz zencilerin özlemlerinde olan.
...
Özgürlük...artık Manhattan adasında bir heykel kardeşim Kunta Kinte!
Can güvenliğimiz bizim de yok sevgili Kunta! Amerikan laboratuarlarında hazırlanıyor mamalarımız. Hastalandırılarak yok ediliyoruz.
İnancımız bizimde değiştiriliyor. Sevgili Kunta Kinte bizi de "Hristiyan gibi yaşayan Müslümanlara" çevirdiler.
Şimdi onların en büyük tuzakları ve yalanları demokrasi.
Ben de sevemedim senin gibi bu beyaz adamları kardeşim. Rahmetler içinde kal kardeşim.


Fehmi Demirbağ

19 Kasım 2017 Pazar

OKULLAR AÇILIRKEN YOGA YAPINIZ!

Heri Potır yaş grubundan, ergen bir gençsin. Büyüklerin uygun görmüşler İstanbul'da bir oyun fuarı düzenlenmesine müsaade etmişler. Hem de Facebook Kanada'da yapay zeka araştırma laboratuvarı kuracakken. 1 milyar dolarlık bir pazardan bahsediyorum yani. Ki sen Milli çocuk ve gençlik edebiyatından mahrum büyümüşsün. Çizgi filmler filan hepten teslis inancı yüklemli. Oyuncak hususunda da batının rol modellerini tutuşturmuş eline ebeveynlerin, henüz sen melaike kıvamındayken.
Çağdaş laik abi ve ablaların modern ibadet hükmüne Yoga diye bişeyi kondurmuşlar. Geçen sene Denizli de kutladıklarını...Bu sene de Trabzon'da düzenlemek istediler Uluslararası Yoga Festivalini. Allah'tan lazlar müsaade etmediler bu merasime. Ki valilik, belediye başkanlığı, kurum-ve kuruluş ile nice setekanın (stk) onayladığı bu ayin milletin reddiyle bitiverdi.
Bakın uyarayım, bu yoga yakın gelecekte başımızın belalarından biri olacak. Aynen tarot, marot adı altındaki fal organizasyonları gibi. Milletin akaaidini parçalama hususunda kumar, faiz, içki-uyuşturucu ve zina faaliyetlerinin bilumum çağdaşlık maskesiyle milletin gündelik yaşantısına boca edildiği gibi. Ki İslamı gerçeğiyle yaşaması ve anlatması gereken kişi ve kurumlar rezalet durumlarıyla gençlerimizin rol modelleri değiller.
Hele ki ensestlik kuşatmışken gençlerimizi...yozlaşma...uyuşturucu...fuhuş...eşcinsellik...deistlik...
Vallahi hiç bir gencimizi hiçbir sloganla kendi değerlerimize ikna edemeyiz.
Bunun sonu çöküştür!

Efendim malum...Okullar açılıyor. Keşke açılmasaydı. Milli Eğitimin açacağı tahrifatlarla ilgili bir seneye daha adım atıyoruz. Allah evlatlarımızı biz büyüklerin şerlerinden korusun. Zavallı küçükler.
Reis dedi ki; Teog kalkmalı.
Aman be reisim... Fetö denilen bir parazit yapıyı ortaya çıkartan bu milli eğitim mevzuu sizin bir iki talimatınızla adam mı olur?
Bence siz kendinizi yakın gelecekte başımıza bela olacak Ak-fetö davalarına hazırlayın.
2019 seçimlerinin nefesi üstümüzde.
Siz fırçalıyorsunuz mental yorgunluğundan bahsederek bu zamana değin fetöyle kucak kucağa yol yürümüş zevatları. Aman Allah'ım; kimse üzerine alınmıyor!
Bırakın gidin diyorsunuz; küpümü doldurmadan şurdan şuraya gitmem havasında bir sürü yine ekose ceketli adam.
Demedi demeyin;
Bu kafa ve bu yapıyla...Belediyelerin...Maazallah...çok önemli adresleri elimizden çıkar. Mecliste de mevcut çoğunluğu elde edemeyiz. Reisim sizinde seçilmeniz....Gül gibi...kontratak bir isimle cebelleşmek durumunda kalırsanız...Belki bu millet size...son kez ama...bir teveccüh daha yapabilir. Siz ise kuracağınız hükümette yine yalnızları oynarsınız.
Ve sırtlanlar...
İstikameti tatmin olunmayan fetö davalarını...bir bakmışsınız Ak-fetö davalarına dönüştürüverirler.
Gelin...yol yakınken...3-5 kelle alınız. Cerrahi bir işlem yapmazsanız...Malum kellenize susamışlar etrafınızda fırsat kollamaktalar. Sizinle birlikte...bu zamana değin Akparti davasında en ufak nemalanması olmayan bizleri de sizlerle birlikte...
Ki bugün...uçak yolculuklarında...sanatçı buluşmalarında masanıza aldıklarınız....diyecekler ki; biz demiştik!

Ki; kürdistan referandumu...Bölgedeki savaş...Hatta Arakan!

İşler bu kadar ciddiye binmişken...
Allah yar ve yardımcımız olsun!

FEHMİ DEMİRBAĞ


FETULLAHIN RÜYALARI

Fareli köyün kavalcısı enteresan bir çocuk hikayesidir. Hazin sonla biten masallardandır. Köyü basan fareleri belli bir ücret karşılığı temizlemek üzere anlaşan kavalcının iş gereğini yerine getirdikten sonra ücretini alamaması, bunun üzerine hukuki yollardan mücadele etmek yerine intikamın hasını alması üzerine kuruludur. Köyün bütün veletlerini peşine takıp sürükleyip meçhule götürmesidir. 
Soros'un Kavalcısının peşine takılmışken Hürriyet'in yazar tayfası...
Bir de naylon Lawrence Metin Topuz'un maceraları bizim Cingöz Recaiye rahmet okutmakta. 
Bu arada gizli kardinal, haşhaşi militanlarına demek olaymış ki, "çektiğiniz sıkıntılar hesabınızdan mahsup olunacak!" Haşa Efendimiz melanetin rüyasında böyle buyurmuş. 
Tabii buna benzer sıcak olayların yorumu "milli otomobil" heyecanımızı bastıramıyor. Ancak sıcak çatışmaların yaşandığı cepheden gelen haberler, hassaten pekaka'nın içimizi acıtan şehit haberlerine yol açan menfur alçaklıkları ortadoğu satranç masasındaki hamleleri daha da önemli kılmakta. 
Bir taraftandan iç politikada ki salvolar...
İyi parti çıkışı...
Kılıçdaroğlu mahallesindeki darkafalılık...Devletin başına yönelik "diktatör" ithamları...
Elbette Akparti Belediyelerindeki, görevden almalar, istifalar...
"Du bakali n'olcek" 
...
Hele bizim mahallede şapkalar düştükçe kelleler led ampül kıvamında. İslamcılık tabelası altında siyasal İslamcılık, Cihadist, Işidçi, radikal İslamcı” gibi tüm kavramlar, aslında “Pan-İslamizm” kavramının türevleri olmasına rağmen ve hepsi büyük Müslüman topluluğunu bölmek için kullanılırken bilumum meselelerin ele alınmasındaki sığlık içimizi acıtmakta. 

Bir yandan Diyanetin eblehliği...
Milli Eğitimin garabeti...
Siyasetin acziyeti, filan derken bir tuhaf gayya kuyusunda tıkılıverdik. Yusuf edebiyatı yapanlar bile ganimet hesabına düşmüşken...

Bu günleri 7 düvele karşı...
Ki 8 incisi cehaletimiz...
...
Sur elbette üflenecek. İtikadımız, amenna! Lakin fareli köyün kavalcıları öyle çoğaldılar ki!
Üfleyen üfleyene...
Bir de üfürükçüler mevzuu var ki...

Neyse, konu başlıklarımızla şimdilik bu kadar.
Rabbim nasip etsin; konuşacak o kadar çok konumuz var ki!


FEHMİ DEMİRBAĞ
Naim Süleymanoğlu öldü de sanki biz ölmeyeceğiz?
Mahallenin fakir garip çocuklarıydık. Umutlarımız vardı lakin. Hak gelecek batıl zail olacaktı. Dünyalık sevgisiyle imtihan olma korkumuz vardı. Bina ve zinanın çoğalacağı ahir zaman da korkuturdu bizi. Mal ve kadınla sınanacağımızı da biliyorduk aslında. Şimdilerde ise çokça belayla birlikte obezite ile de sınanıyoruz. Biliyorduk aslında yine efendimizin göbeği göğüs hizasını geçmezdi. Hatta en çok dilimizde olan şey efendimiz ve ashabının açlıktan karınlarına, açlıklarını bastırmak için taş bağladıklarıydı. İsraftan çekinirdik. Sofralarımızda ekmek kırıntılarını ıslattığımız parmaklarımızın ucuyla toparlamamız takva açısından en şık hamlelerimizdendi. İşçinin alınteri kurumadan haklarının verilmesi niyazlarımızdandı. Kapitalizmden nefret ederdik, diğer bütün beşeri ideolojilerle birlikte. Bizim adil düzen gelmesi için milli görüşümüz vardı.
Kadınlarımızda başörtüsü bizim üniformamızdı. Kadınlarımızda bu hassasiyeti en yiğit biçimlerde müdaafa ederlerdi. Birileri tesettüre füruat deyince çileden çıkmıştık. Henüz süslümanlaşmamıştık. Düğünlerde türban mağduru genç kızlarımız uluorta halay çekmezlerdi. Kadın ve erkeklerimiz namahremlerle tokalaşmazlardı. Zemzem suyuna banıpta nargile çeken hanımlarımızda yoktu o zamanlar. Ciplere binenlerimiz pek azdı.
Siyasal İslamcı abilerimizin ideallerinin attaya gideceklerine dair alametlerde henüz ortada yoktular.
2. eş, imam nikahı ve başakşehir de yoktu. İçki içmeye salık veren, vatana ihanet aşamasına müridlerini getirecek olan cia mehdisi selpak sponsorluğunda zırlamaktaydı henüz. Naim Süleymanoğlu henüz Türk vatandaşı olmamıştı. Yanmaz kefenler hayal ötesiydi o zamanlar. Ne face vardı ne de vara yoğa öten bir twit kuşumuz.
Hocalarımız da en az bizim kadar fakirdi. Adnanın kedileri belki de tasarım aşamasındaydılar; hem ailelerince hem de Mossad ve Amerikanın Ortadoğu Masasınca.
Haramlar haram...Helaller helaldi. Hayatlar getiri götürüye bağlı olarak kurgulanmıyordu.
Acunda yoktu, bu kadar acı da. Aleyna Tilki hangi tilkinin itliğiyle peydahlanacaktı nesli garabete çevirmek için, bilemezdik.
Yerde boş arsalar vardı. Göktede yıldızlar. Henüz betona bezenmemişti gökyüzü.
Nenemizin tarhanasına karışmamıştı gdo. Antibiyotik yerine bol sarımsaklı paça çorbası tercih ediliyordu halk arasında. İbne olarak bir zeki bir bülent...Lgbti diye bir orduya dönüşmemişti sapıklar. Ne 11 Eylül vardı görünürlerde ne de Arap Baharı.
Rüşvet alanında vereninde melun telakki edildiği günlerden sözediyorum.
Erbakanla dalga geçiliyordu, kadayıf meselesi yüzünden. Şimdinin starbucks içen, trileçe tatlı kaşıklayan veletleri bilemez bu dediklerimi. Hoş o günlerin çok mücahiti müteahhite dönüştükten sonra yine o günleri hatırlayan da pek kalmadı ya!
Siz beni ciddiye alıpta içerlemeyin. Biraz nostalji yapayım dedim.
Boşverin; yaşamaya devam edin. Nasılsa bir daha gelmeyeceğiz dünyaya.
FEHMİ DEMİRBAĞ