16 Şubat 2018 Cuma

NUMAN KURTULMUŞ BEY'LE GÖRÜŞTÜM
"Zorunlu olmadan sorumlu olmayı öğretmeliyiz nesillerimize!"
Bu başlık altında bir konuşma yaptı Kültür bakanımız.
Bu sene içerisinde çekilecek diğer film projelerimizin imza törenini "Kudüs ve Endülüs" isimli 3d animation filmimizin galası sonrasında gerçekleştirdik. Elhamdulillah Amerikan Hollywood'unun kalitesinde yaptığımız sinema filmimiz pek beğenildi.
Bu sene içerisinde ise 5 ayrı projeyi hayata geçireceğiz. Malazgirt Destanını anlatacağımız Alparslan filmi, Tarık Bin Ziyad'tan, Beni Ahmer Emirliğiyle birlikte yıkılacak olan "Endülüs" filmi, Plevne Savunması, Zenci Musa ve Nuri Demirağ'la ilgili "İstikbal Göklerdedir" filmi ilk planda yapacağımız işler. Hamdolsun biz de hikaye çok. Onun için Amerika gibi uyduruk hikayelere ihtiyacımız yok. Al Türk-İslam tarihinden sıradan bir kişiyi onun hikayesi gavurun Süperman' ına beş basar.
Kültür Bakanımız Numan Bey'in morali bozuktu. "Hayrdır abi" dedim, bir ara bir boşluk yakaladığımda. "Afrin' mi abi" dedim moralini bozan şeyin ne olduğunu öğrenmek için.
"Yok be Fehmicim" dedi. "Elhamdulillah Peygamber Ocağı ordumuz vazifesini başarıyla gerçekleştiriyor. Benim moralimi bozan basına da yansıdığı kadarıyla görüyoruz ki çocuklara yapılan tecavüz ve ensest olayları midemi bulandırıyor. Sorumluluğumuz çok ağır. Cahil bırakılmaya çalışılan gençlerimiz arasında deistlik sapkınlığına karşı da, lgbt' ye de, uyuşturucu müptelalığına da savaş açmalıyız. Dindar ve ahlaklı bir nesil yetiştirmek zorundayız. İnsanımızı laboratuarlara sokmalıyız. Bizi yok etmeyi hedeflemiş yapıların farkına varmamız lazım. İlkesiz siyasetin, vicdanı örtbas eden eğlence kültürünün ve hazcılığın, çalışmadan-emeksiz zengin olma düşkünlüğünün, bilgi yüklü ama karaktersiz ve kişiliksiz kimliklerin, ahlaktan yoksun iş dünyasının...hassaten abdestli kapitalizmin, insan ve hakikat şuurunu alt etmiş merhametsiz ve aldatan bilimin, özveriden yoksun şirke dayalı bir din anlayışının bertaraf edilmesi gerektiği düşüncesindeyim.
Bu konu en az askeri meseleler kadar önemli. Beka sorunumuzun en önemli kısmını yozlaşan insan kalitemiz ve eksikliğini hissettiğimiz gençliğimizin sorunları ve bu hususta alınması gereken tedbirler oluşturuyor."
Bakanımıza hak vermemek mümkün mü? Din bezirganları kafaları karıştırıyor; kimi şehidlik makamını hafife indirgiyor, kimi namaza bile gerek yok diyor...Çıplaklığı normalleştirerek Allah'ın ayetlerini havada uçuşturan Mr. Adnan'a varıncaya dek bir sürü nifak adamlar arz-ı endam etmekteler.
"Bakanım müsterih olun. Diriliş başladı. Misal, biz nacizane Sancaktepe belediyesiyle mütedeyyin sanatçı yetiştirmek için, Türkiye' de bir ilk...Çizgiroman okulu açıyoruz. www.cizgiromanokulu.com dan ilgililer bize ulaşabilirler. Çocuk Edebiyatı açısından önemli bir adım attık. Hakeza dindar ve ahlaklı nesil için tam 19 kitaplık bir gençlik seti hazırladık. En ufak fırsatta gençlerle buluşuyor, "Erdemli Gençlik" seminerleri veriyoruz. www.eforyayinevi.com sitesinden çok komik fiata kitaplarımızı okurlarla buluşturuyoruz. Bakın bizim, Herotürk projemiz var. Gençlerimizi kendi değerlerimizle yetiştirmenin gerekliliğine işaret ediyoruz. Afrinde sıcak savaşı yaşarken ekonomik, bilimsel ve kültürel savaşın önemine dikkat çekmek için makaleler bile kaleme alıyoruz.
Sayenizde, bir halk okulu olan sinemaya verdiğiniz destekle inanın milli kültüre çok önemli bir ivme kazandıracağız."
Bakanın Reis'in bana verdiği "Kültür Kuvvetleri Komutanlığı" makamının ülkede büyük bir boşluğu doldurduğunu bir kez daha teyid ederek nefsimi okşadı.
Kara, Deniz, Hava Kuvvetleri kadar önem arzeden Kültür Kuvvetleri Komutanlığının bana yüklediği sorumluluğun bilincinde olduğumu ben de kensine deklare ettim.
"Bakanım ülke nüfusunun 25 milyonu 12 yaş altında çocuklarımızdan oluşuyor. Genç bir ülkeyiz. Çocuk ve genç merkezli düşünceler üretmek zorundayız. Malum gençlik varsa, gelecek var! Gençliğimizi kendi değerlerimizle yetiştirmediğimiz için parazit yapılanmalar toplum vücudumuzu işgal etmekte. Fetö, Pekaka, Dhkpc, İşid gibi yapılar bu boşluğu bundan dolayı değerlendirmekteler. Hele ki kültürel işgalimizin buna zemin hazırlaması tehlikenin boyutunu daha da artırmakta.
Numan abi, müsaade ederseniz...Siz, Reis, Aile Bakanımız, Eğitim Bakanımız ve Diyanet İşleri Başkanlığımızla önümüzdeki hafta bir toplantı yapalım. Bir neşter vuralım artık bu kanserli yapıya. Bu gidişle hem sizin hem bizim daha çoook moralimiz bozulur, daha çok çocuk tacizi olaylarına şahid olur dururuz."
Numan abi Karunlaşmanın, Belamlaşmanın, Firavunlaşmanın, Nemrutlaşmanın üzerine bir senaryo hazırlasan da filmini çeksek diye bir tembihte bulundu.
"Abi bu görüşmemizi yazıya dökeyim mi" dedim. "Paylaşayım mı sevgili halkımızla!?"
"Ah be Fehmicim! Hiç bir şeyin gizli kalmayacağı aşikar değil mi? Paylaş... Hem bilirsin ki mutluluklar paylaştıkça çoğalır, acılar da paylaştıkça azalır!"
FEHMİ DEMİRBAĞ

13 Şubat 2018 Salı

DOĞUMUMDAN ÖNCE:
Annemle babamın yedikleri, genetiği değiştirilmiş ve fruktozlu besinler yüzünden, benim ve kardeşimin dünyaya gelmesi için "Tüp Bebek Tedavisi" aldıklarını sonradan öğrenecektim. Annemin, babamın hatta dede ve ninelerimin hikayelerinin benim ve kardeşimin hikayeme karışacağından da henüz haberim yoktu. Nasıl bir dünyaya geleceğimden de haberim yoktu. Annemin karnında iki kardeş gül gibi geçinip gidiyorduk. Yer biraz dardı ama bizim kıpraşmalarımızdan ailemin mutluluğundan da haberdardık.
Biz doğmazdan önce ailem önce odamızın tefrişat işlemlerine başladılar. Odayı iki ayrı renge boyadılar. Benim bölümüm maviye, kardeşimin ki pembeye boyandı. Ayrıca odanın duvarlarına çizgifilm karakterlerinin resimleri bezendi. Henüz doğmadığım için soramadım; anne neden odamın süslemesini Mickey Mause kahramanlarının resimleriyle doldurdunuz ki? Zıbınım, battaniyem, ağzıma tıkıştırılacak emziğim de hep aynı farenin çizimleri vardı. Akrabalar bize hediye getirmek için yarış halindeydiler. Odamıza doldurulan bütün hediyelerde aynı farenin ve arkadaşlarının resimleri vardı. Hatta odanın tavanında bile onlar...
Bir de hatırladığım, aile büyüklerimizin bizlere koyacakları isimler hususunda yaptıkları tartışmalardı.
Uzun tartışmalar neticesinde benim ismimin Muhammed, kardeşimin isminin de Meryem olmasına karar kıldılar.
Muhammed ismi peygamberimizin ismiymiş. Onun ismi geçtiğinde salavat getirmeliymişiz. İkinci isim olarakta Fehmi ismini koydular. Yani anlayışlı olmakmış bu ismin manası da. Yani bir müslüman kendisini başkasının yerine koymalıymış bir fiil yaptığında. İsimler çocuğun anne babası üzerinde bir hakmış. Meryem de bir başka peygamber olan İsa'nın annesinin ismiymiş.
Ben annemin karnının dışındaki dünyayı çok merak ediyordum. Meryem ise buradan ayrılmayı pek istemiyordu. Burada meleklerle olan arkadaşlıktan çok hoşlanıyordu. Bu konuda kardeşimle pek anlaşamıyorduk.
"Meryem duymadın galiba öğretmen meleğin bize söylediklerini. Biz yaratılmışların en şereflileriyiz. Çünkü Rabbim bizi ancak kendisine ibadet yapalım, ona kul olalım diye yarattı. Buradan çıktığımızda bize ömür denilen bir nimet verilecek. Sonrasında da bizler Rabbimize kavuşacağız. Eğer O'nun rızasına uygun bir ömür sürersek Rabbimiz bizi ödüllendirecek. Ben ona bir an evvel kavuşmak için hemen doğmak istiyorum."
O ise dünyadan endişe ediyordu. Annemizin bize verdiği güveni dışarda bulamayacağımızdan dolayı korkuyordu.
"Saçmalama" diye ona çıkıştığımı hatırlıyorum. "Biz Rabbimizin talimatlarıyla hareket edersek korkmamıza gerek yok. Esirgeyen ve bağışlayan rabbimizin adıyla hareket edersek neden korkalım ki?"
“Andolsun, Biz insanı, süzme bir çamurdan yarattık. Sonra onu bir su damlası olarak, savunması sağlam bir karar yerine yerleştirdik. Sonra o su damlasını bir alak (embriyo) olarak yarattık; ardından o alak’ı (hücre topluluğu) bir çiğnem et parçası olarak yarattık; daha sonra o çiğnem et parçasını kemik olarak yarattık; böylece kemiklere de et giydirdik; sonra bir başka yaratışla onu inşa ettik. Yaratıcıların en güzeli olan Allah, ne Yücedir.” Müminun Suresi'nde belirtildiği gibi anne karnında da bir süre için bulunacaktık. Burada fiziksel gelişimimiz tamamlanacaktı. Ayrıca ruhsal gelişimimizde, kişisel özelliklerimizde önemli oranda burada geçireceğimiz süre içerisinde bir şekil alacaktı. İnsanın gelişiminde anne babaya ait olan genetik özellikler varlığımızın % 30'luk bölümünü oluşturuyordu. Bir diğer % 30'luk bölümü de annemizin halet-i ruhiyesi ile ilgiliydi.
Hatırlıyorum da bir gün babam bir nedenden dolayı anneme fena halde sinirlenmiş, uzun süren tartışmadan sonra bir de şiddet uygulamıştı. Sanırım bir tokat atmıştı. Olan biteni endişe içinde takip eden ben ve kardeşim oldukça korkmuştuk. Şükür bir daha tekrarlanmadı bu durum ama kardeşim hep bir korku içinde yaşayan, kaygılı bir hale dönmüştü . "Ya babam annemi bir daha döverse?"
Kimliğimizin % 30'luk kısmını da doğumumuzdan 6 yaşına kadar ki yaşayacağımız olaylar belirleyecek. Geriye kalan % 10' luk kısmını ise hayat içerisinde tamamlayacağız. Okul hayatımız, alacağımız talim-terbiye bu kısmın belirlenmesinde rol oynayacaklar.
Doğumumuza henüz bir ay var. Buradaki ömrümüzün 9 ay 10 gün olduğunu söyledi melekler.
Hatırlıyorum da ne kadar da uzun bir süredir buradayız. Ruhumuz üflenmeden önce cenin halindeydik. Tıpkı bitkide olduğu gibi gelişme ve beslenme hareketimiz vardı. Bu gelişme ve beslenme hareketi, irademize dayalı değildi. Ruh üflenince ancak, bu gelişme ve beslenme hareketimize, hissetme ve irade hareketi de eklendi.
Bırakın döllenmiş hücre halimizi, sperm halimizde bile hayat vardı. Şu kadar var ki yumurta ile birleşme olmaksızın onda hayatını sürdürme ve gelişme yeteneği yoktu. Aynı şekilde yumurtada da hayat vardır. Ancak o da döllenme olmaksızın varlığını sürdürme yeteneğine sahip değildir. Döllenme tamamlandığı zaman ise, varlığını sürdürmeye ve gelişmeye elverişli ilk insan hücresi olarak ortaya çıktık.
Meleklerin söylediğine göre ruh üflenmeden önce nasıl ki ceninde hayat varsa, ruh çıktıktan sonra da cesette hayat kalır. Bu organdan organa değişir. Bazısında hayat, ölümden sonra yalnızca dakikalarla ifade edilebilecek kadar bir süre devam ederken, bazısında saatlerce sürebilir. Bu organlar bitkin düşüp duruncaya kadar görevlerini yapmaya devam eder. Hatta böbrek, kalp ve başka organ nakillerinde olduğu gibi, insan organlarından bir çoğunu, hayatını muhafaza ederek insandan ayırmak, sonra da onu bir başka bedene nakletmek mümkün hale gelmiştir.
Uyku halindeki kişi de, hiç şüphesiz hayattadır. Vücudunun sistemleri çalışmaktadır. Solunum yapar, kalbi atar ve diğer hayat belirtileri kendini gösterir. Fakat onda ruh var mıdır?
"Allah (ölen) insanların ruhlarını öldüklerinde, ölmeyenlerinkini de uykularında alır. Ölümüne hükmettiklerinin ruhlarını tutar, diğerlerini belli bir süreye (ömürlerinin sonuna) kadar bırakır. Şüphesiz bunda düşünen bir toplum için elbette ibretler vardır." diyen Rabbime Hamd ederim.
Buna göre Allah ölüm esnasında ve uyku esnasında ruhları alıyor; ölümüne hükmedilmiş olanların ruhları tekrar cesetlerine gönderilmiyor, ölümüne hükmedilmemiş olanların cesetleri ise uykuda alındıktan sonra tekrar bedenlerine gönderiliyor.Unutmayalım ki uyku ölümün kardeşidir.
Annemle babamın birlikteliğinden sonra bir parça olan su olan bana...Annemin rahminde bekleyişimin üzerinden kırk-kırkbeş gün geçtikten sonra Allah bana bir melek gönderdi. Melek bana şekil verdi; kulağımı, gözümü, cildimi, etimi ve kemiklerimi yarattı. Sonra Melek benim için:'Ya Rabbi, erkek mi olacak, dişi mi?' diye sordu. Rabbim dilediğince hükmedince, melek de yazdı. Sonra: 'Ya Rabbi eceli?' diye sordu. Rabbim dilediğini söyledi. Melek yine yazdı. Sonra: 'Rızkı?' dedi. Rabbin yine dilediğince hükmetti. Melek yine yazdı. Sonra melek, yazılan sayfa elinde olduğu halde çıktı. O melek ki emrolunduğunun üzerine hiçbir ekleme yapamaz ve ondan hiçbir şey eksiltemez.
Dünya yılına göre sene 1978' di. Aylardan Şubat. Sanırım 1 mart gibi dünyaya teşrif edeceğiz.
Dışarda ne olup bittiğinin farkındayız. Anneme sevgi dolu yaklaşınca babam biz iki kardeş teskin oluyoruz. Kuran tilaveti dinlediğinde de güzel bir müzik parçası dinlediğinde de yine aynı sakinliğe ve huzura kavuşuyoruz. Hele bir de babam bizle konuşmaya başlayınca değmeyin keyfimize.
"Benim oğlum büyüyecek doktor olacak!"
"Ya kızımız" diye kardeşim Meryem'i işaret ettiğinde annem babam nedense kem küm etmeye başlıyor.
Kardeşimin hüzünlenmesi ise benimde moralimi bozmuyor değil. Bir gün babam yanağını annemin karnına dayamıştı. Yanağı tam kardeşimin ayakları hizasındaydı. Bir tekme savurduğunu hatırlıyorum kardeşimin. Dışardan gelen babamın sesi bana komik gelmişti:
"Tekmeledi hatun tekmeledi!"
DEVAM EDECEK
FEHMİ DEMİRBAĞ

12 Şubat 2018 Pazartesi

GENEL KURMAY BAŞKANIMIZLA GÖRÜŞTÜM!


"Bir hayal kur" der Malcolm X. Ya da hidayet sonrası ismiyle Malik El Şahbaz.
Hayalin bir diğer adıdır bizim için Kızıl Elma. İlay-ı Kelimetullah tır işin aslı.
Mefkuresiz birey ve toplum hayata tutunamaz, işte bu hayatın en net gerçeğidir.
Bir Müslüman için Rabbinin rızasını kazanmak hayattaki en büyük hayalidir. Bunun için gününü Allah'ın rızasını kazanmak üzere tüketir. Rızayı ise insanlara karşı en faydalı olmakla kazanır. İnsanlığın hidayetine sebep olmak için kendisine mescid kılınan yerküreyi vatan bilerek her an bir cehd içerisinde bulunur. İyiliği yaymak şiarıdır. Aynı minvalde de kötülükle de mücadele eder. Bir müslüman gibi yaşamak ve ölürken de müslümanlardan olarak son nefesini vermek gerçekleştimesi gereken bir hayaldir.
Bütün bunları neden anlattım? Yazım için neden böyle bir giriş yapma gereği duydum?
Yine mış gibi yaparak anlatacağım. Hayali bir yazı yazacağım yine...
Hafta sonu Hulusi Bey aradı. "Buluşalım" dedi. "Ama siz çok yoğunsunuz" dedim. "Önemli olmasa elbette bu hengamede görüşemezdik" dedi.
Güney illerimizden birisinde vermiş olduğu adreste de buluştuk. Merak içerisindeydim. Öyle ya şu savaş ortamında koskoca Genelkurmay Başkanı ne diye benimle görüşmek istesin ki?"
Lafı uzatmayayım. Hulusi Paşam konuşmaya başladı.
"Bak Fehmicim. Senden özür diliyoruz. Seni dinlemedik. Sen yıllardır İmanlı ve Ahlaklı nesil yetiştirilmesi gerektiği üzerine tek başına yırtındın durdun. Fetullah'ın ayak oyunlarına, altın nesil adı altındaki mankurtlaştırma ameliyelerine karşı uyardın durdun. Eyyamcı yapının ülkeyi ve değerlerini suistimal etmesini de sürekli vurguladın. Belki istihza da yaptın. Ne kara, ne deniz, ne hava kuvvetleri dedin; illa ki kültür kuvvetleri komutanlığını oluşturmalıyız dedin. Bunun içinde bir mücadelenin içine girdin. Çocuklarımıza kendi rol modelimizi oluşturmak için "Herotürk" isminde bir çizgiroman kahramanı oluşturdun. Bunun romanlarını, çizgiromanlarını, tiyatro oyunlarını, aylık çocuk dergisini, çizgi filmini yaptın. İstedin ki feodalitenin ve cehaletin kıskacına alınan, ateist bir terör örgütünün etkisinden kurtarmak için Müslüman Kürt çocuklarına nasıl bir milletin mensupları olduklarını öğretmek için kültürel eğitimler yapalım. Biliyorum kapıların suratına nasıl kapandığını. Kimse seni ciddiye almadı. Çapsızlıklarından anlayamadılar da...Herotürk dediğin için çözüm sürecinde konjoktüre aykırı hareket ediyorsun diye tehdit aldığını da biliyorum. Ancak Afrin Operasyonuyla görüyoruz ki biz bu günleri gençlerimizi ıskaladığımız için yaşıyoruz. Genel manada gençliğimizi de ahlaksız yapıların (deist, ensest, lgbt, uyuşturucu, terörize yapılar) ve kültürel yozlaşmanın insafına terkettik. Okullarımızdaki eğitim sisteminin çürümüşlüğünden bahsetmeye gerek yok. Batı bizi bütün müesseseleriyle kuşattı. Bu konuda ciddi ve fiili olarak mücadele eden bir sen varsın. Artık seninle işbirliği yapmak istiyoruz. Devlet büyüklerimiz sana kulak vermek istiyorlar.
Kötülükle silahlı mücadeleyi yaparız evvelAllah. Hele bu milletin mayasında olan şehadet arzusu ve vatan sevgisi oldukça bize kimsenin diz çöktüremeyeceği de aşikardır. Bayrak sevgimiz, ezan sevgimiz ve inancımız bizi zaferlere ulaştıracaktır, biiznillah!
Ancak lağım akmaya devam ettiği sürece bütün pür-ü pak kaynaklarımızı zehirlemeye devam etmektedir. Bir füzenin maliyetince sen bütün bu sıkıntıları aşacak bir çalışmayı nihayetlendirirsin. Sana artık inanıyoruz."
Sonra biran durakladı. Gözleri buğulandı. Bakışlarını saklamak için başını yere eğdi. Yutkunarak konuşmaya başladı. Sesindeki titremeyi engelliyemiyordu.
"Ah be Fehmi kardeşim. Gencecik Mehmetlerimizi tabutlar içinde ailelerine teslim etmek ne zor bilir misin? Bir nebze tesellimiz var ki o da o aslan parçalarının güle oynaya şehadete koşmaları. Bu kahpe savaşın kurbanı olmasın artık evlatlarımız. Bütün ümmet coğrafyası içimizi dağlamakta. Türkistan'ın dramı, Filistin'in, Irak'ın, Suriye'nin, Libya'nın, Arakan'ın...İçimizi kanatmakta. Hatta Amerika ve Avrupa'da ki evsiz, mazlum insanlar. Sokaklarda kedi-köpek mamasıyla beslenmek durumunda bırakılanlar. Bütün bir dünya bizim merhamet nazarımıza muhtaç. Askeri açıdan bir yere kadar...Ancak bütün dünya insanlarını uyandırmak için senin Herotürk'e ihtiyaç var. "İttihatçılar, İstanbul üzerine yürüyüşlerinden cesaret alarak bu devleti birtakım kötü serüvenlere sürükleyecekler, belki de Turancılık gayretiyle veya İslamcılık siyasetiyle korkarım ki hem Çarlık Rusya’sı, hem de Büyük Britanya İmparatorluğu ile aynı zamanda savaşa sokacaklardır..." demişti Abdulhamit Han. İşte bu İttihatçılar batı kültürüyle yetiştiler. Aman artık çocuklarımızı bu batı kültürünün yıkıcı faaliyetlerinden kurtaralım. Bakın bu milletin çocukları "zulüm 1453'te başladı" demeye başladılar. Bir kısmı sapkınlaşarak "Lut kavminin çocuklarıyız" demeye başladılar."
Kısa bir süre sonra paşamızla görüşmemiz duygusal bir ortamla nihayetlendi. Vedalaştık, ayrıldık. Ben dönüş yolundayken benim bu mücadelemde bana destek verebilecek isimleri bir bir düşünmeye başladım;
Zengin işadamları,
Siyasiler,
Belediye Başkanları,
Milli Eğitim, Aile Bakanlığı, Kültür Bakanlığı...
Hep aynı isimlerde yine kilitlendim kaldım. "Tüh" dedim. "Keşke deseydim" diye de hayıflandım. "Paşam emret bunlara, emret!"
Yolda radyodan 11 şehidimizin haberini dinlerken cehalet terörü ile nasıl mücadele edileceğine dair çareler düşünmeye çalışıyordum.

FEHMİ DEMİRBAĞ

8 Şubat 2018 Perşembe



ACUN ILICALI GERÇEĞİ




Efendimiz bir ikindi namazını ashabına alalacele kıldırır. Evine geçer. Sonrasında ashab acelesinin sebebini sorarlar efendimiz'e. "Evde bir miktar altın ve gümüş vardı. Onları ihtiyaç sahiplerine bir an önce ulaştırmalıydım" diye acelesinin gerekçesini açıklar.
Haydi gelin efendimizin bu uygulamasını hayata geçirelim desem başta nefsim olmak üzere hepimiz bin dereden su getirmez miyiz?
Zamanımızın gereği ve gerçeklerinden birine dönüşmü bulunan sosyal medyada fırsat buldukça paylaşımlar yapıyorum. İnancım o ki yanlışa meylettiğinde sosyal medya milyonların akaidini, ahlakını bozmaya muktedirdir. Algı için aidiyet duygusu için müthiş bir kozdur.
Dün twitter'de bir paylaşım yaptım "Yakında başlayacak Survivor'a göndereceğiniz SMS'leri TSK DAYANIŞMA-GÜÇLENDİRME VAKFINA gönderin.
Acun keyf içinde yaşayacağına, Şeyma 20 bin dolara cüzdan alıp instagramda hava atacağına bir YERLİ TANKIMIZ olsun, MEHMETLERİMİZ yaşasın, bir evladımız BABASIZ kalmasın, bir eş dul kalmasın, ana baba yanmasın." diye...
Kendi açımdan bir tıklanma rekortmeni muamelesi gördüm. Twitter, instagram ve facede arkadaşlık istekleri tavan yaptı.
Şunca zaman o kadar can alıcı meseleye değinmemize rağmen fukara balıkçının sepeti gibiydi beğenilerim.
Sebebini kendimce sorguladığımda olmadık enteresan sonuçlarla yüzleşmek durumunda kaldım.
Önce Acun Ilıcalı ismi üzerinde durmaya çalıştım. Kimdi bu Acun Ilıcalı ki hatta bu yazıyı yazmama sebep olan?
Biz millet olarak onun ofis boyluktan kader seyriyle medya patronu oluş hikayesine şahit olduk. Kader diyorduk ama Banu Avar onun bir proje olduğundan bahsediyordu. İsmi Adnan Hocayla da anıldı, Fethullah Gülen'le de. Ama 15 Temmuz vatan nöbetlerinde Kısıklı'da salladığı bayrakla bir vatan evladı olduğuna dair pozlarını da gördük.
İlk başlarda firardaydı. Güzel kızların sahillerini doldurduğu diyarlarda gezinirken gıpta edilen, gençlerin yutkunmaktan gırtlak kanseri riski taşıdığı dönemlerdi. Her genç kızın rüyasına kayınvalide adaylarınında dualarına karışıyordu ismi. Sevimli bir veletti. Adeta evin oğluydu. Hele ailesini kaybettiği dramatik hikayesi kimin içini acıtmamıştı ki?
Maliye Bakanlığının Gençlik Spor Bakanlığıyla birlikte şans oyunlarının caziplendirilmesi adına çalışmalar yürüttüğü dönemlerde şansa dayalı "Var mısın, Yok musun" isimli yarışma programı en az Kurtlar Vadisi kadar idoldü.
Hayatımız tv yıldızlarıyla şekilleniyor; Cem Yılmaz, Okan Bayülgen, Beyazıt Öztürk gibi isimlerle renkleniyorduk. Bütün bu isimler halkın içinden çıkarttığı isimlerdi. Bir gün siz de Acun Ilıcalı olabirsiniz mantığında fırsatlar ülkesi olmanın göstergesinde gelişiyordu herşey.
Sonra...TV8 ve buçuklu 8 gibi iki ayrı kanalın patronu olarak karşımıza çıktı Acun. Yetenek Sizsiniz, O Ses Türkiye Ve Survivor gibi yabancı menşeeli programların uyarlamasıyla ekranların en takip edilen isimlendirilen biri oluverdi. Valla işin aslı Acun işinin hakkını da vermiyor değildi. Erzurumluluğunu sık sık vurgulaması Anadolu'nun bu Karaoğlanının herkeste yer edinmesini de sağlıyordu. Mütevazi bir kişilik sergiliyordu. Hatta bazı programlarda yardım toplaması gönüllerdeki yerini pekiştiriyordu. Ancak öylesi şaşaalı hayata kim karşı durabilirdi ki? Ailesinde çatırdamalar olmuştu. Yeni eşi ise eski yarışmacılarından birisiydi. Buraya kadar eyvallah...
Belki kıskançlığın mihenk isimlerinden birydi Acun, kim bilir. Kızına 900 bin liraya cip alması...Eşinin 20 bin liralık çantasını instagramda paylaşması gibi naif olaylar dikkatleri üzerinde topluyordu.
Bir de Afrin olaylarının milli hisleri açığa çıkardığı bu günlerde biz de bu konu üzerinden genel manada yozlaşma kültürü üzerine dikkat çekmek istedik.
Acun'un yarışma programlarının formatında SMS ile iştirak konusu malum. Duyarlılık adına dedik ki Acun'a gösterdiğiniz ilgi ve desteği milli duyarlılık hususuna da evriltelim.
Acun kim ne derse desin işini iyi yapan bir adam. İslami duyarlılığı bizim kadar olmayabilir. Seküler bir ülkede kendisini bu konuda kınayamazsınız. Survivor'da apışarası görüntülere itiraz edebilirsiniz. Diğerlerinde yarı çıplak çocukların dans gösterilerine de itiraz edebilirsiniz. Psikolojik, sosyolojik, teolojik hertürlü yorumda bulunabilirsiniz.
İyi de sormazlar mı adama;
Beşiktaş Kültür Merkezi ülkenin kültürel yapılanmasını yönlendirirken...Bir de üstüne para kazanırken...Ey muhafazakar belediyeler siz ne yapıyorsunuz diye?
Acun'a laf söylerken TGRT; Kanal7 ve hatta TRT...Ya siz ne yaptınız milli şuur adına?
Adnan Hoca denilen vatandaşa kızalım da...Ya siz yüzlerce din pazarlaması yapan abudik-gubudik tv'ler?
Acundaki fırsat siz de olsa...Siz ne yapamazdınız ki? Esenyurt diyecem arkasını getirmeksizin.
Acun Ilıcalı çok sevilen çok ta kıskanılan bir adam işin gerçeği bu.
Ki bir zamanlar ben de "Türkiyem'in 7 Bölgesine 7 Çocuk Hastanesi" projemi yapmaya çalışırken düşündüğüm isimlerden biriydi Acun.
Kendisine herhangi bir gıcığım yok şahsen. Keşke irşad ehli bu kardeşimize hakikatleri hatırlatsa. Onun kumaşı diğer medya maymunlarıyla kıyaslanacak olduğunda fazlasıyla milli. Milli Piyango kadar milli hemi de.
Neyse biraz uzattım. Sosyal medyada dolaşan bir alıntı yazıyla nihayetlendirelim konuyu.
"Yedinci kez umreye gitmenin telaşında ve heyecanında olan bir arkadaşımla biraz hasbihal ettik bugün dostlar !!!
Eşi kızı ve küçük torunuyla birlikte gideceklerinden falan bahsederken,"maliyet olarak ne kadar tutuyor bu umre ziyaretin" diye sordum..
Tur şirketine ödenen miktar ile ordaki harcamalarıyla birlikte 60 bin lira gibi bir rakamdan bahsetti..(Kendisi löküs hacılardandır.)
Gel dedim sana nafile umre sevabının elli katında sevap kazandıracak bir öneri de bulunayım hacı kardeşim!
Nedir dedi..
Çıkalım senle birlikte..
Divanlı, kayabaşı, duraklı, çiçekli, haydarlı,kuyucak, şekerli, ekmekçi mahallelerini gezelim..
Hani bu mahallelerde küçük küçük bakkalar olur ya..Bu bakkalların hepsinin de veresiye defterleri olur ya..
O mahallelerde yaşayan garib gurebanın borçlarının kabardığı,o borçlarını ödiyemedikleri için ekmek bile almakta zorlanan fakir fukaranın borçlu olduğu veresiye defterleri var ya..Hadi gidelim bu bakkallardan veresiye defterlerini satın alalım..Aynen Ecdadının yaptığı Zimmen Defteri uygulamasını yapalım.
Hem o fakirlerin borçları bitsin..
Hem o bakkalların bükülen belleri doğrulsun..
Hem ekonomiye katkı sağlansın..
Hem o garib gurebanın yüzleri gülsün..
Bak bu parayla rahat 15-20 bakkalın veresiye defterini alabiliriz...
Düşün ki evinde pirinci şekeri bitmiş ama borcu olduğu için bakkaldan veresiye istemeye cesaret edemiyen bir annenin, bakkala girdiğinde bakkal amcanın "Kızım..borcunuzu bir hacı bey kapattı..Borcunuz yok..ne istiyorsan alabilirsin" dediğindeki o annenin heyecan ve sevincini..
Şu kış gününde ne büyük bir hayr etmiş olursun ki elli umre değil beşyüz umre sevabı kazanırsın...Ne dersin....
Cevab veremedi hacı efendi.
Düşündü taşındı ofladı pufladı...
Mırın kırın..kem küm...hıg mıg...
İkram ettiği çayı bile yarım bırakıp çıktım gittim yanından..
Aaahhhhh Müslümalık aaahhhh...
Garib gurebanın gönlünü feth etmenin sevabını unutan Müslümanlık aahhhh..Acun'un SMS lerine göz diken ben hele!
Bir yetimin yüzünü güldürmenin Allah katındaki ecrini unutan Müslümanlık...
Daha bu müslümanlar niye iflah olmuyor diye yakınıp duralım bizler...
İnsanlara dinin direği, şekil ve biçimler değil, salat etmek gönüllere girmektir diye öğretilseydi daha güzel bir toplumun içinde yaşıyor olacaktık..."
Millete Allah'ın soracağı soruları yönelteceğimize...Namaz kılıyor musun, Oruç tutuyor musun diye...Sorabilseydik aç mısın kardeşim diye!

Bir topluluk kendisini değiştirmeden Allah onları değiştirmez ilahi düsturunu hatırlatarak kalın selam ile...

FEHMİ DEMİRBAĞ







2 Şubat 2018 Cuma

FEHMİ DEMİRBAĞDAN DİNDAR VE AHLAKLI BİR NESİL İÇİN GENÇLİK SETİ



O RAB Kİ KALEMLE YAZMAYI ÖĞRETTİ!
Yaradılış suresinde böyle buyurur rabbimiz. "Yaratan Rabbinin adıyla oku! İnsanı bir kan pıhtısından yarattı! Oku! Rabbin sonsuz kerem sahibidir."

Yazmak...
Ne ilkbahar... Ne de son...Hele kış hiç değil...Herşeyin olgunlaştığı mevsime işaret eder yazmak.
Yazmak...yaradılışa şahid olmaktır. Sırrını aramaktır hikmetin ve idrakin.
Kilin, taşın, tabletin, parşömenin, papirusun, kağıdın...şimdilerde digital ekranların yüzünü tırmalamaktır. Bazen resimle bazen olmadık desenlerle. Sesin portresini yapmak fikrin eşkalini vermektir. Hececik larvalarını kelebekten kelimelere dönüştürmektir.
Yazmak...
Şeytanın isyanını ve Ademin koğuluşunu bildirmektir tarih kitaplarına. Mürekkep nehrinde zamanla birlikte akıp gitmektir. Kabilin zulmüne rıza göstermemek Habil'in safında yer tutmaktır. Kargayı anlatmaktır yazmak...Suhuf suhuf gelenleri ve sonra kitaplara dönüşecekleri kayıt altına almaktır. Kiramen Katibinle meslektaş olmaktır. Kıyamete evrak hazırlamaktır.
Eyüb'ün sabrı olmaktır. İdris'in iğnesinden dikiş tutmaktır. Salih'i Hud'u ve diğer 124.000 elçiye arka durmaktır.
Rabbin sözünü insanlarla paylaşmaktır yazmak.
İbrahimin baltasından okka yapmaktır, Süleymaniyenin islerine banarak.
Çölün kumuna Kabenin ilk çizimini yapmaktır. İsmailin teslimiyetini anlatmaktır daha sonra gelecek kendi yaşıtlarına. Nemrutun İlahlık iddiasının olmazlığının formülünü çıkartmaktır. Ateşlere girmektir İbrahim'le. Aynen Firavunun olağanüstü yapılan piramitlerinin sırrını ifşa etmek gibidir
yazmak...Kekeme Musayı bir akışkanlıkta konuşturmaktır. 10 emri kazırken taştan tablete sonradan izini takip edecek olanlara Talmud'un Tor'un ilahi mesajla bir ilgisinin kalmadığına...Ferisileri ifşa etmektir.
Atlas üzerinde gelmiş geçmiş insanların hikayelerini kaleme almaktır.
Asurlardan, Medlerden, Frigyalılardan, Truvalılardan, Lidyalılardan bahsetmektir. Yazmak Çine uzanmaktır. Gobi çölünde at koşturmak Cengiz olmak, Attila olmaktır.
Kartacalıları unutturmamaktır. Roma arenalarında can çekişen gladyatörlerin yumruğu olmaktır. Sezara lanet okumaktır, Brütüs' e "ben de" diyebilmektir.
İsa ile göğe yükselmektir yazmak. Sabırla beklemektir Bahira'yla alemlerin efendisini. Ebrehe'nin fillerini durdurmak, Ebabil kuşlarının gagasında taş olmaktır.
Yetim Muhammed'in çocukluğunda oyun arkadaşı olmak, onunla Hira'ya çekilmektir. Ona ilk inananlardan olmak onunla Hicret'i tatmaktır.
Bedir'de bulunmak, Uhud'da...Hendek'te kendi kanını her bir sahabeyle birlikte akıtmaktır.
Leheb'e ellerin kurusun diye nida etmektir. Kabe'nin fethinde bulunmak ama veda haccında için için gözyaşı dökmektir.
Ebubekir, Ömer, Osman olmak...Ama illa ki Ali olmaktır yazmak. Kerbelada mürekkebinin de kurumasıdır. Söylenecek sözün bittiği yerlerde yeni başlangıçlar için Besmele olmaktır yazmak.
Tarık Bin Ziyad yakarken gemileri elinde kalem uzanmak Endülüse...İlim, irfan, kültür, sanat ve ahlak olarak tarihe altın harflerle dokunmak...Hele yok olurken Endülüs, milyonlarca kitap yok olduğunda nefesinin kesildiğini hissetmektir.
Ortaçağ Avrupasında didik didik dolaşmaktır Vatikan'ın sarayının dehlizlerinde. Ateşe atılan kadınlara kulak vermektir.
Aslan yürekli Richard'ın, Exalibur'un Zülfikar'ın üzerine galebe çalmazına itiraz etmektir. Haçlı savaşlarında işlenen cinayetleri kayıt altına almaktır. Haşhaşilerden dem vurup Opus Dei yapılanması olan hizmet hareketinin bir kovboy mahsulü olduğunu bütün ajanslara haber olarak geçmektir yazmak.
Alparslan'ın atının kuyruğunu kesmektir. Anadoluya bir daha çıkmamak üzere girmektir yazmak.
Bizans ve Moğolların zulmüne karşı Ertuğrulla başlayan dirilişin hikayesidir yazmak.
Osman'dı, Orhan'dı derken Fatih olup dayanmaktır Konstantinapolun kapısına dayanmak.
Kanuni'den...yani haktan, hukuktan, adaletten bahsetmektir. Yavuz bir hükümdar olup İslam'ın sancağını Müslüman Türk'e Hilafet makamıyla nakşetmektir yazmak.
"Ne zaman ki iyiliği emredip kötülükten vazgeçirmekten vazgeçerseniz...Allah içinizden kötülülerinizi başınıza musallat eder de...İyilerin duası dahi geçmez" diyen Allahın Resulune olan iteatsizliğimizin bizi perişanlığa götüreceği günleri yazmak.
Yazmak...Kalem olup kağıdın üzerinde inilemektir.
Kalem olup dans etmektir üzerinde, pürüzsüz kağıdın.
Barbaros'u unutturmamaktır yazmak. Akdeniz'i Türk gölüne çeviren büyük denizciyi. Piri Reis'i bütün dünya biliyorken eğer ümmetin gençliği kaptan olarak Jack Sparrow' u biliyorsa kahırlanmaktır.
Bir bir vatan topraklarını kaybedişimizin hüzünlü hikayesiyle de yüzleşmektir yazmak. Mürekkepten kan damlamasıdır gayrısı...
Osmanlıya veda zamanıdır, zaman. Fırtınalar kopmaktadır yüreklerde. Çaresizlik...En kötüsü. Ölüp gitmek bile bazen kurtuluş.
Bir bebeğin nefesini kaleme alan, ümitlerini, hayallerini...Şimdi nasıl yazacaksın bu hazan mevsimini?
Yazdık ta kanla da olsa sonrasını.
Plevne'yi...Trablusgarp'ı...Sarıkamış'ı...Çanakkale'yi...Kut'ul Amere'yi...Yemen'i...Kaybedeşimizi Filistin'i...
Heyhat...Ne çok anlatılması gereken şey var, ne çok yazılıp ta dillendirilmesi gereken kişi, olay var!
Lozan'ı yazmak gerek...Sarı Paşa' yı...Elbette İttihat Terakki' yi...Bir taraftan Sam Amcanın doğuş, büyüyüş hikayesini. Güney Amerikanın pamuk tarlalarındaki köle zencileri. Zenci Musa'yı özellikle yazmak gerek.
Devrimleri. Tanrı'yı ululadığımız günleri. Biraz da siroz'dan bahsetmek gerek. Şef ile şerif'in Full brigh'inden...
2. Dünya savaşı ve gelişmekte olan bilim dünyasının atom bombasından...Koministleri de yazmak gerek. Nazım'ca olmasa da akıntılarda kısa küreklerle de olsa dolaşmak gerek.
Menderesi sallandırırlarken göğsüne yazılan idam fermanında ki yazıya isyan etmek gerek amma!
Darbeleri...yazılan yasaları yazmak gerek. Nuri Demirağ'dan da, Devrim otomobillerinden de bahsederek.
Artık yeniden yeni bir tarih yazmak gerek.
Bediüzzaman, Hilmi Tunahan, Erbakan...Zahid Kotku ve Erdoğan...
Ne çok yazılması gereken şey var. Bir o kadar da doğru okumalar yapmalıyız.
Yazmak gerek Okuması gereken ümmet için...
Kitaplı dinin kitapsızları için...
Kendi çocuklarını kendi değerleriyle yetiştiremeyen, dünyevileşmeyi matah bir şey zannedenler için. Malcom ne diyordu? "Uyuyan milyonları uyandırmak için bir kişi yeterli!"
Kalem Suresinden habersizleri...
Allah'ın bilumum ayetlerini okutmak için yazmak gerekir. Bir işaret bırakmak için geleceğe.
Okumak malum, Rabbimizle ve ölen bütün insanlarla konuşmaktır. Yazmak ise doğmamış nesillerle.
Okur yazar olmalı insan. Yoksa nasıl eşref-i mahluk olabilir ki?
...
Bu yazıyı yazdım. Yazmanın önemine işaret etmek için. Umarım sonuna kadar okumuşsunuzdur.

FEHMİ DEMİRBAĞ




BİR CAHİLLİK ETTİM!


Bireyin ve toplumun organları ve bunların işlevselliği açısından benzeş olduğundan bahseder. Toynbee,"Herhangi bir zamanda, herhangi bir ülkede, herhangi bir zihin tarafından ortaya konulmuş en büyük tarih felsefesinin sahibi"dir der onun için. Arjantinli topçu Messi'nin top koşturduğu ülkede 700 yıl insanlık tarihinin en muhteşem medeniyetini ihdas etmiş Endülüs'ün önemli yıldızlarından birisinden bahsediyorum; İbni Haldun'dan. Unuttuğumuz Endülüs'ün...
Birey diye ifadelendirdiğimiz insan ise malum, etten, kemikten...hassaten de ruhtan mülhem.
İnancımıza göre Rabbine kul olmakla mükellef. Ömür süresi içerisinde bir biçimleniş ile seyir halinde kabre kadar süren yolcunun adıdır birey. Bireylerin çokluğu ise toplumu oluşturur.
Mukayeseye başlayalım. Birey hücre misali gibidir. Sağlıklı birey sağlıklı toplum yani. Topluluklar küçük yapılandırmalardan başlayarak insanlık alemine kadar bir açılımı da barındırır. Birey Toplum vücudunun hücresel karşılığıdır.
...
Geçtiğimiz günlerde sosyal medyada bir paylaşıma rastladım. 82 yaşında bir ihtiyar...bir köpeği pantolonunun kemeriyle bağlamış...tecavüz ediyor! Yakalanınca da "bir cahillik ettim" diyor.
Buna benzeyen kusmuk olayları özellikle sosyal medya hayatımıza boca etmekte. Yapılan fiil ne kadar iğrençse de bunun paylaşılarak yaygınlaştırılması da bence sıkıntılı bir durum.
Gün geçmiyor ki benzeri tarzda aşağılık olaylarla karşılaşmayalım. Çocuk tecavüzlerinden, vahşice işlenen cinayetlere kadar kuşatılıyoruz. Özellikle kadınlar ve çocuklar bu saldırganlığın kurbanları. Bireylerimizin cehalete dayalı kudurganlıkları, ahlaksızlık tablolarını maalesef gözlerimizin önünde teşhir edip duruyor. Psikolojisi bozulmuş bireyler toplumu da yaşanmaz hale getiriyor. Teknolojinin albenili imkanları teskin etmiyor cinnete meyletmiş insanları.
Bu iğrençlikler adeta kusturmak üzere bu çirkefliklere tahammül edemeyen insanımızı. Güven duygumuzu yitiriyoruz. Tedirginliklerimizin yol açtığı psikolojik rahatsızlıklarımıza psikologlar çare üretemiyor. Manevi dinamikliğin kaleleri olan cemaatlerimizin ise içleri boşaltılmış durumda. Çaresizlik hissiyle kuşaltıldık.
...
İnsan sağlıklı yaşamalıdır. Sağlığını ise dışardan vücuduna bilerek ya da bilmeyerek aldığı mikroplar olumsuz etkiler. Tabii vücut sağlığının yanı sıra akıl ve ruh sağlığına da ayrıca değinmek gerekir.
Mikropların (Bunları küçük günahlara benzetebiliriz.) hücreler üzerinden etkisi arttığında önce o hücrelerin yer aldığı bölgede huzursuzluk başlar. Uzuv da yani, organlar da kaşıntı, uyuşma, sızı gibi emareler gözükür. Organların içindeki iyiler rahatsız olurlar mikropların işgalinden ve ağrı-sızı alarmını çalarlar. Mikropların çokluğu (günahların) bir süre sonra ahlaksızlıkla ifade edeceğimiz dayanılmaz ağrılara-rahatsızlıklara yol açar.
Hücreyi doğru ve doğal yöntemlerle beslemeli ve canlı tutmalıyız.
İnsanı da doğru ve doğal yöntemlerle maddi ve manevi yönünü beslemeli ve zinde tutmalıyız.
Birey ve toplum özellikleri itibariyle aynıdır.
...
Temiz fikirlerle doyurmalıyız ruhumuzu da. Malayani şeyler ruhumuzu zehirler. Bilgiye olan açlığımızı saglıklı gıdalarla gidermeliyiz. Atıştırmalık malumat hükmündeki bilgiler bir süre sonra ruhumuzun direncini kırar. Vücudun obezliği gibi enformatik cehalet şişkin nefisli insanları oluşturur. Nasıl elimizi yıkamak durumundaysak yemek yemezden önce besmele ile de temiz tutmalıyız ruhumuzu ziyafet sofrasına oturturken. Dini duygularımızı kafa karışıklığı ile, dogmatizm ile, skolastik ve hurafeci yaklaşımlarla bezedik.
Toplum bireylerden başlamak üzere hastalıklı. İlaç niyetine çare diye başvurduğumuz beşeri ideolojiler daha bir zehirlemekte bizleri.
Toplum kusuyor artık. Günahlar artık ahlaksızlık zaviyesinde.
...
Gelecek ve gençlik denklemine odaklanmalıyız. Bu konuda karar etkisi oluşturabilecek mekanizmalar oluşturmalı ve harekete geçirmeliyiz. Eğer bu hususun ciddiyetini görmezden gelirsek toplum olarak komaya gireceğiz. Zehirlendi artık toplum.
Zehirli fikir cereyanları berbat rol modelleriyle iğdişlerine devam etmekteler.
Boş beleş avuntu ve gündemlerle kendimizi tüketiyoruz.
...
Hastalığımızın belirtileri ortada; yozlaşma, ensest, lgbt, deistlik, ateistlik, agnostiklik, terörize oluşumlar, genel manada cehalet, hazcılık, madde bağımlılığı, şiddet, batıl inançlar, bencillik, savurganlık, huzursuzluk, başarısızlık, mutsuzluk...say babam say!

Hastalığımızın nedenleri; tarihsel süreç, endüstriyel bilim, şirk ideolojiler, akaid bozukluğu, ihlas ve amel eksikliği, batılılaşma, öz kültürden uzaklaşma-milli benlik ve kimliği yitirme, fakirlik, illaki cehalet, aile müessesesinin bozulması, çocuk ve gençlerimizi kodlayamama, eğitim sistemindeki çapsızlık-yetersizlik, din anlayışının deforme olması, batıya karşı eziklik, teknoloji ve modernite arasında illiyet bağını ıskalamak, say babam say!

Hastalığımızın tedavisi hususunda ise yapılması gerekenler ise bellidir. Önce hasta olduğumuzu kabul edeceğiz. Hamasetten uzaklaşacağız. İlme, kültüre, sanata, edebiyata doğru tanımlamalar getirip bu kavramları müesseleştireceğiz. Özellikle çocuk edebiyatını güçlendireceğiz. Çizgi filmler, sinema, internet dünyasını millileştireceğiz. Dinin algısında reform yapacağız. Dikkat dinde reform demiyorum. Kuran, sünnet, icma ve kıyas ekseninde algı yenilenmesi yapmalıyız. İmam Maturidi, Farabi, Gazali, İbni Haldun, İbni Rüşt gibi alimlerimizin işaret ettiği hususları ciddiye alacağız. Laboratuarlara manyetik alan, moleküler yapı ve frekans hususlarında çalışmalar yapmak için yoğunlaşacağız. Adaleti, emniyeti, siyaseti yeniden tanımlayacağız. Ekonomiyi ve parayı helal ve haram dairesinde biçimlendireceğiz. Din ve ahlak ilişkisini yeni bir ifadeyle algılamamız lazım. Vicdan, hürriyet, namus gibi kavramları baştacı edineceğiz. Yüzleşmekten ve sorgulamaktan korkmayacağız. Müslüman ve insan temelli kurgular ihdas edeceğiz. Herşeyden öteye bu hususu toplumun gündemine alacağız. Bugün devletimizin bir beka sorunu yaşadığı şu günlerde samimiyetle sorunlarımızla yüzleşmek durumundayız...
Bir özet ile durumumuzu ifadelendirmeye çalıştık. Bahsettiğimiz herbir kelimeyi mislince açıklayabiliriz. Detaylandırabiliriz anlatmaya çalıştıklarımızı. Arzu edenler işte bu yapmaya çalıştığımız şeyin genel tafsilatını merak ediyorlarsa www.eforyayinevi.com'dan kitaplarımıza ulaşabilirler.

Tavrımızı koymak adına konuşmaya, yazmaya devam edeceğiz.

Rabbime bu uğurda bizlere kolaylıklar bahşetmesini niyaz ederim.

FEHMİ DEMİRBAĞ

1 Şubat 2018 Perşembe

AMAN NE İSLAMCIYIZ AMMA...


Diriliş'i izliyoruz. Ertuğrul Gaziyi oynayan oyuncu Engin Altan Düzyatan (Evli ve mutlu bir aile babası) hatunu Halime Hatunu oynayan oyuncu (Yakınlarda topçu Gökhan Töre ile Allah'ın emri Peygamberin kavli ile izdivaç eylediler) Esra Bilgiç bir yakınlaşma sahnesiyle bize ecdadımızın yaşadığı halet-i ruhiyeyi fevkalede hissettirdiler. Oyuncu bunlar ya hu oyuncu!
Ama Artuk Efendinin Maria Hatunla olan izdivacı evde kalmış çokça islamcı hatunu kudurtmaya yetti de arttı bile.
Sakallarını kesmiş İbn-i Rüşt'ün Cuma Namazı hutbesi manidardı da dizinin kostüm sorumlusu neden cemaatten kimsenin başına sarık takmamıştı ki. Bütün kelleler cascavlaktı.
Dizinin yapımcıları TRT yi parsellediler. Kut'ül Amare, Yunus Emre, Aliya bla bla...Biz diğer sanatçılar ise kanlı pazarda malımızı satamaz olduk. Tekfur zaten Afrin'de...
Biz bu İslamcılığı çok sevdik. Zahmetsiz nesiz Cennet bir tık ötemizde.
Sanki kiramen katibin bir davranışımızı beğenmişçesine seviniyoruz facede paylaştığımız arkadaşlarla ziflendiğimiz yemek paylaşımlarının onaylanmasını. Emojinler işbaşında, bizim yerimize kahkaha patlatıyor, bizim gibi çatıyor kaşlarını. Hele o dilini sarkıtan olanı var ya...Tut dilini çek kopart arkadaş.
"Babam hasta...dua edin...ateşler içinde...dua edin...can çekişiyor...dua edin...ecel terleri döküyor...dua edin...son nefes anı...dua edin...yıkıyoruz...dua edin...gömüyoruz....dua edin...gömdük...dua edin..." Be hey mubarek beni tanımaz etmezsin. Öz kardeşinle, öz evladınla küssün, benimle iletişime geçmeye çalışman niye? Neden benim duamı önemsiyorsun. Biri benim evliya olduğumu mu söyledi sana. Hoş zaten öyleyim.)) Dualarımı hak etmek istiyorsan ilgili banka hesabıma şu kadar bağış yapmalısın!
Rabbim 365 gün bahşetmiş kendisine kul olmamız için. 114 te sure indirmiş. Her gün bir sureyi okusak senede üç kez hatmetmiş oluruz yüce Kuranı. Ama lütfen Türkçe mealini. Ama ne mümkün? O kadar çok bahanemiz var ki altetmemiz gereken!
Müslümanlık yoğunluk kazandı şükür. Her yerdeyiz. İktidar bile olduk ki. Nerde parmağında gümüş yüzüklü bir devlet erkanı göremediğimiz günler? Kişi başına 3 Umre 2 Kudüs seyahati düşmekte.
Avm leri hınca hınç doldurduk, şükür. Paralı adamlarımız da bir çoğaldı ki sormayın. Soramıyorum Artuk efendiyi kıskanacağınıza hatunlar, ikişer üçer alınan hatunlar yüzünden "içinizden bekar olanları evlendirin" ilahi emrine rağmen boşa çıkan bekarları.
200.000 genelev kadınına neden özgürlüklerini vermez zengin Müslüman işadamlarımız? Hani köle azad etmek efdaldi?
200.000 i aşkın sokak çocuklarını neden görmeyiz. Hey Ertuğrul görmez misin tekfurun yediği melanetleri?
Ebleh, a-sosyal, eyyamcı bir gençlik konusu neden içimizi acıtmaz?
Katrilyonlarca sorulması gereken soru varken, neden düşünmek abestir bizde?
Sorgulamanın farz olduğunu bilmez misin? Akletmenin?!
Bak şu yazımı okurken ikindi namazın geçip gidiverdi. Namzı kazaya bıraktık ta...Hayatın kazasını nasıl telafi edeceğiz?
Bir Diriliş dizisi çekiliyor ülkemde. Herkes oyuncu. Senaryo bol entrikalı, vurdulu-kırdılı. Beylik laflar cabası. Bekle beni Ares...ben senin taa...koycam...!
Üf yıkılsın kahpe bizansın sarayları...
Bahadır Han tıpkı Ke-mal...
Abi bu tarihimizde tıpkı günümüz gibiymiş yaa...
Sadettin Köpek!...tam köpek lan bu dırttırdığımın adamı...
Afrindeyiz...
Yarın Münbiç'te...İtlib'te...Saddamın memleketinde....Belki Erbil...İnşaallah Selanik...Bekle beni Kudüs...Londra, Viyana, Berlin, paris...Çoook yoruldum...Moskova, washington, Pekin...
Her yer Bizans laaannn! Bizans makı faceden söylüyorum bu hakikati!
Çok İslamcıyız çokk. Zikirmatiklerimiz Çin'den...Dijital seccadelerimiz, pusulalı. Allah'ım beni affet içerikli ne çok dua var googlede. Kes, kopyala paylaş cumalarda...
Ver mehteri verrr!
Bekle bizi Türkistan!
Diriliş zamanlarındayız. Yaldızlı sözler revaçta. Pervasızlık had safhada...
Hülasa...
Üç kişiye acı der Efendimiz. Hadistir. İnsanlığın manevi mimarları olan mübarek zatlar, nasihatlerini Kur'an ve hadislerden alarak yaparlar. Bu nedenle Şeyh Edebâli de ilgili nasihatında bu hadisi mealen aktarmıştır.
• Cahiller arasında âlime.
• Zenginken fakir düşene.
• Hayırlı iken itibarını kaybedene.
Haklı olduğunda mücadeleden korkma. Bilesin ki, atın iyisine doru, yiğidin iyisine deli derler.

Edebali kim mi? Orhun Gazi'nin (Osman Gazi) kayınpederi. Osman Gazi'de Ertuğrul Gazi'nin oğlu.
Ama zinhar Ertuğrul Gazi Hülya Koçyiğit'in'ın kızı Gülşah'ın damadı Engin Altan Düzyatan değildir.
Yatan Müslümanlara tebliğimdir!

FEHMİ DEMİRBAĞ