14 Mart 2017 Salı

15 TEMMUZ GECESİ 
TRT DE NELER OLDU?

Bundan bir süre önce bir mektup ulaştırıldı tarafıma. Enteresan bilgiler, iddialar vardı bu mektupta. Hani Reisin insanlarımızı meydanlara davet hususunda TRT ekranlarında kendisine yer bulamayıpta CNN ekranlarından arz-ı endam ettiği darbeye teşebbüs gecesiyle alakalı. AA ajansının hakeza. 
TRT maalesef ki gayya kuyusu. Bir diriliş dizisi günahlarına ne kadar kefaret eder bilemem ama, mektupta yazılanlar yenilir yutulur cinsinden değil. Umarım o geceye dair kamuoyunu tatmin eder açıklamalar verilir, yetkililer tarafından. 


Ankara İl Emniyet Müdürlüğü Kaçakçılık ve Organize Suçlarla Mücadele Büroya verdiğimiz ilk bilgilendirme ifadesinde adı geçen  TRT eski Yapım Koordinatörü , Özbekistan temsilcisi Osman Gökmen’in TRT de Paralel yapılanmada gerek sınav komisyonlarında görev alarak gerekse Yapım koordinatörü olduğu dönemde yaptığı görevlendirmelerle bu yapıya ciddi anlamda katkısı olan biridir. Adı geçenin geçmişte yaptığı pek çok usulsüzlük ve evrakta sahtecilik  yaparak Paralel Yapının vazgeçemediği bir yönetici olmuş ve gayrı ahlaki tutum ve davranışlarına rağmen TRT üst yönetimi tarafından her zaman korunup kollanmıştır. Nitekim TRT  de yapılan FETÖ soruşturması kapsamında görevden elçektirilmesine rağmen 1 gün sonra Mecliste kurduğu tartışmalı bağlantılarla soruşturmayı etkilemiş ve tekrar göreve iade edilmiştir. Adı  geçenin yönetici olduğu dönemlerde yaptığı usulsüz uygulamalarla   ve düzenlediği sahte evraklarla TRT de pek çok kişiye haksız  paye ve devlet imkanlarının kullandırılması konusunda suç teşkil eden uygulamalar yapmıştır. Bu iddialara en güzel örnek ise ekte sunduğum devletin resmi evrakları üzerinden yapılan sahte evrak düzenlenmesiyle ilgili olan resmi belgedir.

Osman Gökmen TRT kurumunda çalışan ve mevcut kadroları itibarıyla Sarı Basın Kartı alması imkansız olan personele, sahte evrak düzenleyerek Basın Kartı verilmesini sağlamıştır. Ekte sunduğum resmi belgeden de anlaşılacağı üzere kadro itibarıyla Sarı Basın Karı alması imkansız olan ve bir dönem sekreterliğini yapan Serpil  Atalay Tork ve Mehmet Yıldırım’a BYEGM’nin matbu formunda “ Yayın Yapım Elemanı ve Yönetmenlik yapar”  diye yalan beyanda bulunarak bu kişilerin haksız yere Sarı Basın Kartı almasını sağlamıştır. TRT Kurumunda yapılacak basit bir sorgulamayla bu bilgilerin doğruluğu teyit edilebilir. İşin başka bir boyutu da BYEGM ile ilgilidir. Osman Gökmen’in sahte evrakla yaptığı ve 2 kişiye Sarı Basın Kartı verilmesine ilişkin resmi yazı BYEGM tarafından reddedilmiş ve adı geçen kişilerin Sarı Basın Kartı alamayacağı bu kişilerin uygun olmadığı resmi yazıyla belirtilmiştir. Ancak FETÖ yapılanmasının kamu kurumlarındaki sızmalarının her kuruluşta olduğunun kanıtı sayılabilecek skandal bir uygulamayla, adı geçen kişilerin Sarı Basın Kartı almasına ilişkin talebin uygun olmadığına ve reddine karar veren BYEGM, daha sonra bir yazıyla bu red yazısının sehven yazıldığını söylemiş ve adı geçen kişilere Sarı Basın Kartı verilmesini sağlamıştır. (Ek 1 )
 2 kişinin haksız yere Sarı Basın Kartı almasına ilişkin sahte resmi evrak düzenleyen Osman Gökmen’in FETÖ yapılanması için ne kadar önemli bir rol üstlendiğini gösteren çarpıcı bir örnektir. Adı geçenin resmi evrak üstünde sahtecilik eyleminin soruşturularak, gerekli cezanın verilmesi vatan borcudur.
 İlk verdiğim ilk  bilgilendirme ifadesinde  15 temmuz darbe ve işgal girişiminde TRT de okutulan Darbe bildirisinin ve TRT nin darbecilerce ele geçirilmesinin mercek altına alınarak her türlü detayın titizlikle incelenmesi gerektiğini belirtmiştim. Bu bağlamda TRT Genel Müdür Yardımcısı İbrahim Eren’in  izaha muhtaç “ darbe girişiminden 1.5 saat” önce devamlılık stüdyoları ve yayın rejiye yaptığı garip ziyaretin üstündeki sır belgesi mutlaka kaldırılmalıdır. Şöyle ki Program ve Haberden sorumlu Genel Müdür Yardımcısı olan İbrahim Eren’in teknikten sorumlu Genel Müdür Yardımcısının görevine soyunup darbe gecesi TRT nin Darbecilerce işgal edilmesinden dakikalar öncesi  yayın rejilerini teftiş etmesi ve görevli personele yayınla ilgili herhangi bir sorun olup olmadığını sorması, görev tanımı itibarıyla normal bir durum değildir.
Yine darbe gecesi yaşanan ve TRT Genel müdürü ve Yardımcılarının nedense hiç bahsetmediği bir olay da mutlaka mercek altına alınıp soruşturulmalı ve adı geçenlerin konuyla ilgili ifadelerine başvurulmalıdır.

TRT Genel Müdürlüğü tarafından düzenlenen  ve TRT Okul kanalında canlı olarak yayınlanan “Geleceğin iletişimcileri  Yarışması Ödül töreni ” programının ısrarla 15 Temmuz gecesi yapılması için bizzat Genel Müdür ve Yardımcıları tarafından Programın Yönetmenine dikte edilerek kabul ettirilmesi de yine izaha muhtaçtır. Programın içeriği itibarıyla hedef kitlenin gençler olması ve tüm okulların yaz dönemi nedeniyle tatilde ve öğrencilerin memleketlerinde olmaları durumu gözönüne alındığında 15 temmuz tarihinde Ankara Arı Stüdyosunda canlı yayın olarak gerçekleştirilen Programın darbe gecesine denk getirilmesi konusu ciddi olarak soruşturulup gerçeklerin ortaya çıkartılması Darbe girişiminde şehit olanlar ve gaziler için namus borcudur. Televizyon yayıncılığı için böylesi bir programın 15 Temmuzda yayınlanmasını istemek televizyonculuk için skandal bir uygulamadır. İzahı mümkün değildir.  Ayrıca bu sene ikincisi yapılan ve geleneksel olduğu söylenen programın  geçen seneki ilk yayın tarihi incelendiğinde çarpıcı bir gerçek çıkacaktır ortaya.  2015 yılında ilki gerçekleştirilen “Geleceğin iletişimcileri yarışması ödül töreni” programı 28 Mayıs 2015 tarihinde  yayınlanmıştır. Yani üniversitelerin açık, öğrencilerin okullarında olduğu çok uygun bir tarih seçilmiştir. Bu yıl ikincisi düzenlenen yarışmanın neden yine 28 Mayısta değil de, Temmuz 15 tarihinde yapıldığının cevabını TRT  Genel Müdürü, yardımcıları ve Eğitim Dairesi  Başkanı Adnan Arıkanlı vermelidir. Adı geçen Programın, okulların açık olduğu dönemde yapılmayıp aylardır yayınına izin verilmemesi ve yayın tarihinin TRT Eğitim Dairesi Başkanlığı ve TRT Genel Müdür ve Yardımcıları tarafından bizzat tespit edilmesi  de yine Darbe gecesi yaşanan gariplikler de dikkate alındığında ciddiyetle üzerinde durulması gereken bir durum olduğu açık bir gerçektir.Adı geçen programa  TRT Genel Müdürü Şenol Göka, Genel Müdür Yardımcısı İbrahim Eren, Genel Müdür Yardımcısı Erkan Durdu, Genel Müdür Yardımcısı Hüseyin İşler, TRT Yönetim Kurulu üyesi Recep Şahin ve Feridun Keşir’in bizzat katılıp ödül kazanan öğrencilere ödül vermesi ve programın 21. 09 da başlayıp 23.20 de bitmesi üzerinde düşünülmesi gereken bir durumdur. TRT nin neredeyse tüm üst düzey yöneticilerinin bir arada olması ve Programın canlı yayını devam ederken Arı Srüdyosu üstünde uçan uçakların net bir şekilde hissedilmesi ve  bu program bitmeden TRT nin darbeciler tarafından işgal edilmesi değerlendirildiğinde TRT Genel Müdürü, yardımcıları ve Yönetim Kurulu Üyelerinin darbecilerin TRT yi işgalini önlemeye yönelik ya da Darbe bildirisinin okutulmaması için alınacak tedbirler konusunda  hiçbir girişimde bulunmamaları ve vatandaşın TRT ye girip darbecileri derdest ettikten sonra sahneye çıkmaları kesinlikle cevabının bulunması gereken hayati sorulardır.
Yine aynı geceye TRT Eğitim Dairesi Başkanı Adnan Arıkanlı, Haber Dairesi Başkan Yardımcısı Kudret Doğandemir ve Spor yorumcusu Ersin Düzen de katılmıştır.

TRTnin neredeyse tüm üst düzey yöneticilerinin katıldığı ve 15 Temmuza ısrarla denk getirilen bu programla ilgili akıllarda başka soru işaretleri de bulunmaktadır. Darbecilerin TRT yi ele geçirdikten sonra TRT Kanallarının yayınını kesmesi ve darbe bildirisinin yayınlatılması konusunda da bazı gariplikler vardır.
.
TRT WORLD

22.43.38 de ABD Başkanı Barack Obama konuşurken yayın donuyor. Obama nın resmi ekranda görüntü donuk ama alttan altyazılar akmaya devam ediyor.
22.43.40 da Başbakan Binali Yıldırım’ın donuk görüntüsü geliyor ekrana
22.51.48 de Başbakanın görüntüsünün üstüne “ Barack Obama Us. President” yazısı bindiriliyor. Bu arada ekranın altında dünyadaki gelişmelerin haber verildiği alt yazı bandı akmaya devam ediyor
22.59.49 da yayın kesiliyor sinyal yok
TRT World Bizzat Cumhurbaşkanımızın emriyle Türkiye deki olay ve haberlerin milletimizin bakış açısıyla dünyaya anlatılması amacıyla kurulmuş resmi bir kanaldır. TRT nin bütçesinin yarıdan fazlasının bu kanala harcandığı dikkate alınırsa Darbe gecesi yaşanan tüm soru işaretlerinin titizlikle açıklanması gerekmektedir. Şöyle ki saat 23.00 da yayını kesilen TRT World kanalında darbe bildirisi yayınlanmamıştır. (Yayın merkezi İstanbul’da olduğu için )  TRT kanallarında 02.49 da ”Halk TRT ye sahip çıktı” alt yazısıyla ortak yayına başlanırken, dünyaya TRT de neler olup bittiğini anlatmak amacıyla kurulan TRT world kanalı saat 03.21.59  da yayına başlamıştır.
03.21.59 da sinyal geliyor. Darbe girişimi sonrası ortak yayına bağlanılıyor. Ancak İngilizce dilinde yayın yapan TRT World İngilizce çeviriyle olayları dünyaya anlatmak yerine diğer TRT kanalları gibi Türkçe yayınla devam eriyor.
04.40.08 de ortak yayından çıkıp İngiltere ye  bağlanılıyor.
04.43.31 de İngiltere’deki stüdyodan yapılan yayın kesiliyor ve tekrar TRT ortak yayınına bağlanılıyor.
04.50 sunucu Tijen Karakaş darbe girişimi sonrası ortak yayında anons yapıyor.:” Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan geçtiğimiz dakikalarda , bu yeni bir açıklama sevgili seyirciler geçtiğimiz dakikalarda sıcak bir açıklama yaptı. İstanbul Atatürk Havalimanında dinleyelim izleyelim” dedikten sonra Cumhurbaşkanımızın açıklaması geliyor  TRT World ekranına. Cumhurbaşkanının konuşması devam ederken,
04.52.15 de  , ortak yayından çıkıp Cumhurbaşkanımızın konuşması kesilip İngiltere’ ye bağlantı yapılıyor.( Yani konuşmanın bitmesine 10 dakika daha varken Cumhurbaşkanının konuşması  2.dakikasında kesiliyor )
04.52.15de İngiltere’ye bağlanılıp TRT World İngiltere stüdyosunda İngiliz spikerin giriş anonsundan sonra yorumcu Endrew  Steele’nin darbe girişimi ile ilgili yorumlarını aktarıyorlar.
06.31.45 e kadar İngiltere den yayın devam ediyor ve bu dakikada tekrar ortak yayına bağlanılarak Cumhurbaşkanının Havalimanı önünde vatandaşlara hitap ettiği konuşma  canlı olarak yayınlanmaya başlıyor. Ancak bu kez de görüntü var ses yok. Yani Cumhurbaşkanın konuşması sessiz olarak yayınlanıyor.
06.42 de ortak yayına bağlantı devam ederken yayını İngilizce olarak çeviren sunucunun  sesi duyulmaya başlıyor. (Bu saate kadar Türkiyedeki darbe girişimi ile ilgili olayları, Cumhurbaşkanının açıklamalarını İngilizce anlatacak bir spiker ya da yorumcunun olmaması manidardır. Ayrıca İngilizce  altyazı olarak bile verilmemesi skandal bir durumdur. Kesinlikle soruşturulmalıdır. )
Darbe girişimi savuşturulduktan “onbir buçuk” saat sonra saat 12.19.10 da ilk İngilizce alt yazıyla darbe girişimi ile ilgili haberlerin ekranda görülmesinin savunulacak ya da izah edilecek bir durumu yoktur.
06.56.10 da tekrar İngiltere’ye bağlanılıp TRT World stüdyosundan spiker ve bir yorumcuyla olaylar değerlendiriliyor
12.49.00 da ilk defa İstanbul stüdyosundan  yayın yapmaya başlanıyor.
12.50.10 da ilk bağlantı Ankara’daki muhabir Hasan Abdullah’la yapılıyor
12.56.17 de Türkiye den ikinci  canlı bağlantı ilginçtir  Gaziantep’le yapılıyor. Yerel muhabirin darbe gecesinde yaşadıkları aktarılıyor.
13.00 da Türkiye deki stüdyodan yorumcularla konu işleniyor.
.
Darbe gecesi yaşanan bir başka gariplikte bu noktada başlamıştır. İngilizce yayın yapan TRT World kanalı TRT nin ortak yayınına bağlanmış ve yayınını Türkçe olarak devam etmiştir. Tamamen İngilizce diliyle yayın yapan bir kanalın sat 04.53 e kadar Türkçe yayın yapması ve tam Cumhurbaşkanımızın  darbeyle ilgili yaptığı açıklama yayınlanırken 04. 53 de Cumhurbaşkanının konuşması kesilerek İngiltere’ye bağlanılarak TRT World kanalının İngiltere stüdyosundan yorumcu Endrew Steele’ a darbe yorumu yaptırılarak ingilizce yayına başlaması kesinlikle soruşturulması gereken ciddi bir durumdur. İngilizce dilinde yayın yapan bir haber kanalının 04. 53 e kadar Türkiye den dünyaya tek bir İngilizce haber yapmaması ve darbe girişiminde yaşananları dünyaya anlatmamasının sebebi mutlaka sorulmalıdır. Darbe gecesi  TRT de yaşanan  tüm gariplikler dikkate alındığında bu durumun mutlaka aydınlatılması gerekmektedir. Tüm bu garipliklerin TRT nin ilgili tüm birimlerindeki güvenlik kameralarının titizlikle incelenerek teyit edilmesi  gerekmekte ve şüpheli durumların mercek altına alınması zaruridir.
Bu yayında dikkat çekilmesi gereken en önemli husus, Türkiye saatiyle 04.40 da yani İngiltere saatiyle 02.40 da İngiltere de TRT World Stüdyosunun spikeri, yorumcusu, kameramanı, sesçisi ve tüm ekibiyle hazır bulunması, normal yayıncılık refleksiyle açıklanacak bir durum değildir. Merkezi Türkiye olan ve ülkenin en pahalı stüdyosu ve en gelişmiş teknik donanımına sahip TRT World kanalında darbe girişimi savuşturulduktan sonra saatlerce konuyu dünyaya ingilizce anlatacak bir spikerin, ya da TRT Ortak yayınındaki gelişmeleri ingilizceye çevirecek bir kanal çalışanının bulunmayışı manidardır. Darbe girişimi sonrası ilk ve tek merkez olarak İngiltere nin seçilmesi ve İngiltere bürosunun tam kadro görev yapması kafalarda ciddi soru işaretleri uyandırmaktadır.  TRT World kanalının darbe girişimi sonrası öğlen saat 13.00 e kadar İngiltere bağlantılı değil adeta İngiltere den yayın yapması bu kanalın kurucusu ve tüm personelin ve yurt dışı bürolarının belirlenmesinde tek yetkili isim olan Genel Müdür Yardımcısı İbrahim Eren tarafından açıklanması gereken garip ve yayıncılık kurallarına aykırı bir durumdur.
Yine TRT World kanalında darbe girişimi sonrası yapılan yayında atılan bazı başlıklar da ciddi olarak mercek altına alınmalıdır. Saaat 12.52 de (yani darbe girişiminden sonra tekrar yayına başlamasının üstünden 11 saat sonra)  İngilizce olarak atılan 2. Manşetle  “20 darbeci asker öldürüldü” (20 soldiers attempting coup were killed) altyazısıyla  tüm dünyaya duyurulan haberin önceliği, atılan başlık ve neden şehit edilen ve yaralanan insanların haberinin ön plana çıkartılmaması sorgulanmalıdır.
TRT World kanalında darbe girişimi gecesi yaşanan ve ihmal,beceriksizlik ya da  umursamazlık sonucu oluşan skandal yayının tarafsız medya uzmanları tarafından incelenmesi gerekmektedir.
 Yine TRT Müzik kanalında şahit olduğumuz bir başka gariplik de yaşananların tesadüfle izah edilemeyecek kadar vahim olduğunu göstermektedir.
TRT Müzik Kanalı tarafından bastırılıp, promosyon amaçlı her yere dağıtılan 2016 takviminde temmuz ayı ile ilgili yapılan bir hatanın FETÖ örgütünün benzer sübliminal mesajlarından birinin daha, TRT üzerinden verilmesine işaret ediyor demek abartılı bir tespit olmaz. 12 ayda hiçbir yanlışlığa rastlanmazken 2016 takviminde temmuz ayının 15 inin kırmızıyla tatil olarak gösterilmesi, masumane bir hatadan ziyade bilinçli bir mesaj olabilme gerçeğine işaret etmektedir. Keza bu takvimi bizzat hazırlayan TRT Müzik Kanalı Müdürlerinden Nuh Mete Deniz’in eski görevinin yayın şefliği olması ve FETÖ soruşturması kapsamında işten el çektirilen ve gözaltına alınan eski  Yayın Dairesi Başkanı ve Yapım Koordinatörü Sezai Karataş’ın ekibinden olması, konunun titizlikle soruşturulup kasıtlı bir uygulama mı yoksa sehven yapılmış bir hata mı olduğu mutlaka açıklığa kavuşturulmalıdır. Sezai Karataş ın daha önceki görevleri ise, Yayın Yönetim Müdürü, Arşiv Daire Başkanı ve Yapım Koordinatörlüğü dür.
Hayatın doğal akışına uymayan tüm bu garipliklerin titizlikle incelenip gerçeklerin ortaya çıkartılması, darbe gecesinin üstündeki özellikle TRT kurumunun üzerindeki şüphe bulutlarını dağıtılması bakımından hayatiyet arz etmektedir. Darbe gecesi Akıncılar hava üssünün önemi ne ise TRT nin öneminin de aynı olduğu gerçeğini hatırlayarak, bu darbe girişiminde aktif olarak ya da gizli olarak destek veren tüm kişilerin belirlenmesi vicdani bir borçtur. Bu nedenle TRT nin tüm güvenlik kamera görüntülerinin sadece TRT Genel Müdürlüğü olarak değil, ARI ve Orkut Stüdyoları, TRT İstanbul Ulus  Stüdyoları olarak tek tek incelenmesi gerçeğin açığa çıkartılması bakımından çok önemlidir. Yine darbe gecesi TRT de yapılan tüm görevlendirmelerin ve görev değişikliklerinin ciddiyetle soruşturulması gerekmektedir. Özellikle 15 temmuzda TRT de görev yapan,  TRT Genel Müdürlüğüne giriş çıkış yapan ve görev değişiklikleriyle özel olarak darbe gecesinde görev yapan tüm personelin titizlikle soruşturulması gerekmektedir.
TRT Genel Müdürü ve Yardımcılarını ve Yönetim Kurulu üyelerinin 15 Temmuzda darbeciler TRT yi işgal ederken Arı Stüdyosunda bu işgali önlemek için ne gibi önlemler aldıkları sorgulanmalıdır. Ayrıca adı geçen tüm yöneticilerin Arı Stüdyosundan çıkış saatleri belirlenmeli ve güvenlik kameraları titizlikle incelenmelidir
Yine TRT kanallarında yayınlanan darbe bildirisinin önüne montajlanan hava durumu bandı, darbecilerin akıl edebileceği bir durum değil, TRT içinden darbecilere alenen destek verenlerin önerip gerçekleştirdiği profesyonel bir davranıştır ve bunu yapan personelin tespit edilmesi gerekmektedir.

Yine darbe gecesi sorgulanması gereken en önemli kanal, FETÖ yapılanmasının  özel bir önem verdiği TRT Haber kanalıdır.
Saat 23.06- 23.11 arası yaklaşık 5 dakika yayının kesilmesi ve daha sonra darbe bildirisinin okunduğu saate kadar yaklaşık 48 dakika hava durumu bandının yayınlanması ve bu olağanüstü garipliğin TRT yöneticileri ve  TRT Haber kanalı personeli tarafından cevaplandırılması gereken muammadır. Darbecilerin TRT yi işgal ettiği saat ve Devamlılık stüdyosuna ve rejilere müdahale ettiği saatler tespit edilerek bu garip durumun açıklığa kavuşturulması şarttır. Darbeciler devamlılık stüdyosunda rejiye müdahale etmeden, TRT içinden bir destekle darbecilerle iş birliği mi yapıldı sorusu cevap beklemektedir.


Yukarıda detaylı olarak darbe gecesi TRT nin tüm kanallarındaki yayın akışındaki gariplikleri ve olağan dışı durumları verdiğim çizelgeden de anlaşılacağı üzere pek çok soru işareti ve gariplikler vardır.
-Darbecilerin darbe bildirisini için kullandıkları TRT 1 kanalında 23.59.17 e kadar yani darbe bildirisi okunana kadar yayına müdahale edilmemesi
-TRT Haber’de 23.06.10-23.11.30 saatleri arası yayının kesilmesi ekranın kararması ve 48 dakika hava durumu yayınının verilmesi
-TRT Avaz’da 23.10.26-23.11.09 arası yayının kesilmesi ekranın kararması ve 23.52.51 den itibaren hava durumu bandının yayına girmesi
-TRT Türk’de 23.06.11-23.1138 arası yayının kesilmesi ekranın kararması
-TRT Okul’da 23.08.51-23.14.13 arası yayının kesilmesi ekranın kararması
Güvenlik kameraları izlenerek ve darbecilerin yayına müdahale ettiği saatle karşılaştırılarak bu kesintilerin sebebi bulunmalıdır.Yukarıda ayrıntılı olarak verdiğim  detaylar incelendiğinde darbenin askeri ayağı kadar, sivil ayağının da ne kadar hayati olduğunu göstermektedir. TRT Kanallarının izlenirlik oranlarının düşük olmasına rağmen, hafızalarda kalan “Darbe bildirisi TRT de yayınlanıyorsa darbe başarılı olmuştur” algısı 15 Temmuzda da tekrarlanmıştır. Darbe bildirisinin 1 saat daha yayınlanması durumunda olabilecekleri düşünmek bile korkutucu. O nedenle, F16 lardan,helikopterlerden,tanklardan,tüfeklerden ölüm kusan bomba ve kurşunlar kadar, TRT de okunan darbe bildirisinin etkisi de yıkıcı olmuştur.
Bu sebeple  saat,dakika ve saniyesine kadar verilen detayların, izaha muhtaç olayların,cevap bekleyen soruların açıklığa kavuşturulması  şarttır.
Yine TRT Kürdi Kanalı’nın geçmişine yönelik yapılan teftişin bizzat TRT Genel Müdürü Şenol Göka tarafından önce sözlü sonra yazılı olarak teftişi yürüten başmüfettiş Hüseyin Günay’a  resmi olarak bildirilerek TRT Kürdi’nin teftişinin bitirilmesi de  ciddiyetle soruşturulması gereken bir husustur. TRT Kürdi Kanalında yapılan nilyonlarca liralık yolsuzluk ve usulsüzlüğün üstünün örtülmek istenmesi  şüpheli bir durum olup TRT Genel Müdürüne tamamen kendi insiyatifiyle yaptığı bu teftişi  sonlandıran emirin sebeplerinin sorulması lazımdır.Bu bağlamda  FETÖ soruşturması kapsamında TRT den ilişiği kesilen eski  TRT Kürdi Kanal Kordinatörü Fethullah Kırşan’ın  geçmişteki şaibeli uygulamalarının ortaya çıkartılıp sorumluların cezalandırılması  zaruridir.
Tamamen sorumlu ve ülkesini seven bir vatandaş olarak hiçbir maddi ve manevi bir beklenti olmaksızın yaptığımız mücadelenin bizzat TRT üst yönetimi tarafından sekteye uğratılması ve bu konuda yaşadığımız mağduriyetin Türkiye Cumhuriyetinde örneği olmadığını söylemek abartılı olmaz.
15 Temmuz darbe ve işgal girişiminin gerçekleştirilmesinden aylar öncesi  Ankara İl Emniyet Müdürlüğü KOM  Şubesine yaptığımız bilgilendirmeler ve ifadelerin  daha  Savcılık tarfından uygulamaya sokulmadan  verdiğimiz ifadelerin TRT yönetminin eline geçmesi ve bu konuda ifade veren 3 TRT cinin Emniyet  KOM Şube Müdürlüğü ve savcılığın dışında kimsenin bilmesinin mümkün olmadığı   teknik detayların , ifademizde adı geçen kişilerin, verdiğimiz ifadelerdeki detaylara haiz olarak ifadede adını verdiğimiz tanıkları gayrı resmi olarak soruşturmaya tabii tutup göz dağı vermesi  ve  adeta yürütülecek dava öncesi önlem alması skandal bir durumdur.

 İl Emniyet Müdürlüğü KOM şubede  16 Ağustos tarihinde yaptığımız görüşmeden sonra bize verilen randevu tarihinde 18 ağustosta ifade vermek üzere gittiğim  KOM Şubede yaşadıklarımız  da yine skandal bir uygulamadır.Zira ek ifade vermek üzere gittiğim tarihten 1 gün sonra TRT Genel Müdürlüğü tarafından  hakkımda yürütülen hiçbir soruşurma olmamasına rağmen açığa alınarak, FETÖ cü teröristlerle aynı uygulamaya maruz bırakılarak açığa alındım.
Soruşturmayı yürüten savcının emriyle TRT dosyasının KOM şubeden alınıp KOM Müdürlüğe verilemesi üzerine ek ifade vermek üzere gittiğim KOM Müdürlüğünde 1 saatı aşkın beklediğim halde ifadem alınmamış ve akabinde 18 Ağustosta TRT Üst yönetimi tarfından tamamen yönetimi kötüye kullanan bir uygulamayla açığa alınıp adete FETÖ soruşturması kapsamında açığa alınan personelle aynı listede ve aynı muamelelere tani tutulmamız da skandal bir uygulamadır. TRT Üst yönetiminin yaptığı bu uygulamanın, Savcılıkca yürütülen FETÖ soruşturmasına  ifadelerimizle verdiğimiz destekten duyduğu rahatsızlıkla bizi açığa alması ve adeta cezalandırılarak bu konuda hayati riskleri de gözönüne alarak bu ifadeleri verenleri  sindirip, korkutup,cezalandırmaya yönelik bir uygulama olduğu açık olup bu konudaki mağduriyetimiz de halen sürmektedir.

(Mektubu kaleme alan kardeşimizin ismi bizde saklıdır.)



11 Şubat 2017 Cumartesi

Bugün hayranı olduğum onca şey kültürümüze, yaşantımıza ithal olarak gelmişken. Bize, kendime, gerekliğe inanmamı sağlayan yüzde yüz yerli, yüzde yüz gerçek, yüzde yüz sanatçı biriyle yakından tanışma, konuşma ve bunları sizlerle paylaşma fırsatına sahip oldum…
SANATLA GEÇEN BİR ÖMÜR…
FEHMİ DEMİRBAĞ KİMDİR?

Bize kendinizden bahseder misiniz?
Fehmi Demirbağ, Tokatlıyım. İşçi bir babanın, oğluyum. Makinistlik yapmaktaydı babam şeker fabrikasında. Liseye kadar eğitimimi Tokat’ın Turhal ilçesinde yaptım. Endüstri Meslek Lisesi’nde Elektrik Bölümünü bitirdim. Sonra İstanbul’a geldim. Hukuk Fakültesi, peşinden Güzel Sanatlar Fakültesi okudum. Daha sonra Reklam ajanslarında çalıştım. Kendi Reklam Ajansımı kurdum. Radyo, televizyonlarda çıktım, tiyatrolarda oynadım. Daha sonra yazmaya çizmeye başladım, yaklaşık 47 tane kitaba dönüştü bu geçmiş birikimlerim. Nihayetinde liselerde söyleşi yapmaktayım. Halen devam eden bir televizyon kanalında haftalık olarak program yapmaktayım. Yakın bir zamanda Türkiye bir ilk olan bir çalışmaya imza atmak üzereyiz, bir çizgi roman okulu açıyoruz. 1 Mart’ta açacağız Allah’ın izniyle. Bütün çalışmalarımız mümkün mertebe çocuk ve gençlik edebiyatı üzerine yoğunlaşmış vaziyette. Çizgi film yaptık, Türkiye’nin en kaliteli çizgi filmi oldu, TRT kanalından cevaplar bekliyoruz. Kısacası sanatla geçen bir ömür…
HeroTürk adı altında roman yazdınız. Bize HeroTürk’ten bahseder misiniz? HeroTürk kimdir?
Türkiye’de çocuklarımızı bizler maalesef batının değerlerine göre yetiştiriyoruz. Çocuk deyip geçmeyin, bu ülke nüfusunun yirmi beş milyonu, on iki yaş altında. Yani Türkiye’nin gelecekten bahsedebilmesi adına çocuklarını kendi değerleriyle yetiştirmesi lazım. Olay sadece bir aitlik duygusu değil. Çünkü olayın bir sonra ki aşaması kültür ekonomisi söz konusu. Bizler kendi kazanımlarımızı, maddi manada, batının değerlerine bu ölçüde absorbe etmekteyiz. Nihayetinde de bu maddi ve manevi noktada da bir ölçüde tükenmişliğimizi de ortaya koymakta. HeroTürk neden ortaya çıktı? İşte dedik ki, çocuk edebiyatında yüzde doksan tercüme eserlerle varız. Sadece çocuk edebiyatı noktasında yoksunluğumuz yok, aynı zamanda çizgi film, internet oyunları vb. bunlarda da yokuz. Daha da önemlisi oyuncak sanayisinde yokuz. Kendi çocuklarımıza batının kahramanlarıyla, karakterleriyle özdeşik hale getirdik. Şartlar bu konuda kültürel erozyona sebebiyet verdi ki, misal veriyorum İstanbul. Özellikle alışveriş merkezleriyle yeni yapılan sitelerle adeta konstantinopole dönmek üzere. Yani bütün yaşam alanlarımız İngilizce isimlere terk edilmiş vaziyette. Yani gakkoşu, dadaşı, Anadolu’nun bağrından kopup gelmiş insanlar İstanbul’da, bir keyfiyet içerisinde iken, birbirlerine adres verirken ‘’My World sitesinde oturuyorum.’’ Diyor. Biz mahalle kültürüyle büyüyen insanlardık, ma halle yani hal birlikteliği. Şimdi onu siteye çevirdik. Yani Yunan Polis Devleti. Yani her açıdan kuşatılmış bir Türkiye gerçeği var. İşte buna itiraz etme maksatlı, HeroTürk diye bir rol model ortaya koyalım dedik. Bununla ilgili yaklaşık altı tane roman yazdık. Dört cilt çizgi roman ortaya çıkardık, tiyatro oyunları yaptık, çocuk dergisi çıkardık, niyetimiz çizgi sinema filmi. Bir üst perdeden de asıl niyet, nasıl Hollywood’un Walt Disney’i varsa, artık bizim de kendi çocuk ve gençliğe yönelik bir enstitüye dönüşmemiz lazım. HeroTürk’ün asıl maksadı bu. Çocuk edebiyatına bu ölçüde teşvik etmek.


AHLAKİ DEĞERLERE SAHİPSEN, SEN ZATEN KAHRAMANSIN !
HeroTürk bizden biri ve geçmişimizi anlatan bir kahraman. Neden Hero? Neden Kahraman Türk değil?
Hikayenin başlangıcı şu, aslında bu çok karşılaştığım bir soru. Yani Türk ve Hero’yu insanlar ister istemez itiraz ediyor. ‘’Madem Türk kahramanı, neden HeroTürk?’’ ilk karşılaştığımız soru bu. Bizde diyoruz ki, bu soruyu soran insanlar. Madem bu kadar samimisiniz, neden Renault, neden Marlboro, neden Show TV, neden bu soruları sormuyorsunuz da ortaya yeni çıkartmaya çalıştığımız bir çalışmaya itiraz ediyorsunuz? Eyvallah koyduk bir köşeye artık. Karakterimizin aslında ismi Ertuğrul. Henüz bu Diriliş Ertuğrul dizisi başlamadan önce başladığımız bir çalışma. Ertuğrul mühim bir isim Türk Tarihi açısından. Bakın Osmanlı kurucusu Ertuğrul Gazi. Osmanlı batarken de Ertuğrul karakteri var. Nasıl? İşte Ertuğrul fırkateyni ile biz Japonya’ya, ki biz bugün robotun rol teknolojisinin önemli cazibe merkezi olan Japonya’ya atfen, bizler Alameti Farika isimli ilk robot çalışmasını gönderdik Abdülhamit’le. Ne ile, Ertuğrul fırkateyni ile birlikte. Yine bizim bitişimizde Ertuğrul ismi çok önemli. Neden? Kaz dağlarında arıza yapmış bir uçak tamir edilir ki toplam iki tane uçağımız vardır. Bu Ertuğrul uçağı ile biz, Çanakkale’de Ertuğrul körfezinde, Nusret mayın gemisi ile mayınlar döşeriz ki İngiliz fırkateynilerini denize gömelim diye. Yani Ertuğrul bu açıdan sembolik bir isim. Türkiye’nin kendi değerleri ve kendi içinde yaşadığı süreç ile alakalı da Ertuğrul’un annesi Bitlis’li bir kürt. Babası ise Tokat’lı bir çerkez. Dolayısıyla biz burada hamasi bir ırkçılıktan yana değiliz. Bir millet tavrı ortaya koymaya çalışıyoruz. Hikaye aslında 1280’ler de Marco Polo’nun Çin’i ziyaretiyle başlıyor. Çin’in de başında o zamanlar Moğol bir Türk hükümdarı olan Kubilay Han bulunmakta. Onu ziyaretiyle başlar, Kubilay Han Marco Polo’ya 17 yıllık ziyaretinden sonra teşekkür etmek için bir kısım hediyeler veriyor. Vermiş olduğu hediyelerin bir tanesinden Alaaddin Sihirli Lambası çıkıyor. Malum 1001 Gece Masalları Hikayesi vardır. 1001 Gece Masalları Hikayesinin en meşhuru ise Alaaddin ve Sihirli Lambasıdır. İnsanlık hep bunu okumuştur. Alaaddin’in bir lambası vardır. Lamba ovuşturulduğunda içinde Cin çıkar. Hiç kimse şunu sormamıştır, ilk kez biz sorduk. Bu cini, bu lambaya kim hapsetti? İşte biz burada hikayemizi yazarız, kötü kalpli bir kraliçe vardır Isabel, cine kötülük yapmak maksatlı lambaya hapsetmiştir. Çünkü; sihir ve büyü Hristiyan mitolojisinde çok yoğundur. Meşhur tapınak şövalyeleri, kutsal kaseler vb. bunlara da atıfla. Nihayetinde cin Alaaddin tarafından kurtarıldığında, lambadan çıkartıldığında Alaaddin’e teşekkür etmek maksatlı, bir yelek hediye eder. Aynı yelekten bir de kendi oğlu Şems’e hediye eder. İki yelek tılsımlıdır, bakınız sihirli değil tılsımlı! Bunu günümüzdeki moleküler yapı itibariyle maddenin bugün envai türdeki, bütün Dünya’yı manyetik alan, frekans ve moleküler yapı üzerinde bu noktalara aslında değinmeye çalıştık. İki yelek hediye edilir, bir tanesi Alaaddin tarafından İslam medeniyetine sunulur. Bir diğer yelekte, Marco Polo ile birlikte Venedik’e gelir. Venedik üzerinden Reformlar, Rönesanslar batının aydınlanmacılarına, bilim adamlarına, sanatçılarına dönüşür. Alaaddin’in tılsımlı yeleği kayıptır. Yelek neden mühim? İnsanlık tarihinin, en ergonomik kıyafeti yelektir. Yani Amerika’nın çöllerinde gördüğünüz kızıldereliler de yelek giyer, bedevide yelek giyer, çocuklara karşıda klimatik bir kıyafettir. Yani sıcak ve soğuk dengesini koruması adına. Biz aslında buradan, anne ve babalara da sesleniyoruz. Diyoruz ki, çocuklarınıza yelek giydirin, sırtlarına havlu tıkıştırmayınız. Nihayetinde yelek kahraman yeleğini kendisi bulur, kahramandan kastımız ise biz diyoruz ki kahraman olmak için pelerine gerek yok. Uçmaya da gerek yok. Normal ahlaki değerlere sahipsen, sen zaten kahramansın. Mesajımız budur. Günümüze geldiğimizde bir antika çarşısındadır Alaaddin’in yeleği. Bu yeleği nihayetinde bir Roma Büyükelçisinin oğlu olan Ertuğrul, bir Pazar günü gezisinde yelekle karşılaşır. Yeleğinde bir özelliği vardır, yelek sahibini bulur. Yani Ertuğrul’u bulur. Ertuğrul’un yelekle tanışmasıyla o anda bir olay gerçekleşir. Olay şudur; Venedik Belediye Başkanının kızı Esta, bir gondol gezisi sırasında bir de astım hastası olduğu için, çocuk suya düşer ve boğulmak üzeredir. İşte o anda kahramanımız Ertuğrul çıkar ortaya, atlar suya kurtarırız Esta’yı. Dolayısıyla, Venedik Belediye Başkanı kızı, Ertuğrul’da Türkiye Büyük Elçisinin oğludur. Nitekim bir bürokratın çocuğu, bir bürokratın çocuğunu kurtarmıştır. Bu gazetelere ne diye yansıması lazım? Mesela benzer olaylarda kahraman polis, kahraman itfaiyeci, kahraman Türk. Hero Türk. Aslında HeroTürk’ten kastımız budur. Niyetimiz nedir? Aslında ben bunu Türkiye üzerine değil, Türkiye üzerinden Batı’ya da, Batı’nın çocuklarının da artık bu saçma sapan Hansel ve Gretel hikayeleriyle büyümesin istiyoruz. Daha sonra maceraları başlar, İstanbul ve Venedik kardeş kenttir. Niyetimiz bunu bütün dünyaya yaymak, lansmanını çıkarmak, yayımını yapmak.
HeroTürk’ün yapımına neyden etkilenerek başladınız?
İşin aslı o zamanlar benim ikinci oğlum, bir gün sabah kahvaltısındayız bir Müslüman anne – baba olarak nasıl yetiştirirsiniz? Geleneklerle vb. besmele ile başla, sofraya geçmeden ellerini yıka, dişini fırçala gibi. Ama ben şunu fark ettim ki, çocuklarımız bizim değil. Biz yurdum kahvaltısı yaparken, çocukların Tanrıları televizyonlar. Ben domates, biberi masaya koyduğumda, onun yemek tercihi mısır gevreği oluyor. Bir de anneler – babalar, çocuklarının maymunudur, şaklabanlık yaparlar ağızlarını açsınlar diye. Ben maymunlukta biraz aşırıya gittim, resimli, cicili biçili tabaklar aldım. Yemeğin bir aşamasındayken çocuk dedi ki, baba yemeğim bitti. Gözüm gayri ihtiyari tabağa takıldı, bir baktım ki fare! Fare vardı deyince midemiz bulanıyorken, korkuyorken ama korkmayınız Mickey Mouse o! Mickey Mouse gülümsemeye sebebiyet veriyor, Türkiye gerçeğinde şu var bizler çocuklarımızın adlarını geçmiş isimler veriyoruz. Muhammed koyuyoruz, üzülmeyiniz ki Michael olacak. Çünkü bizler kendi değerlerimize göre evlatlar yetiştirmiyoruz. Ne milli nede manevi.
HeroTürk çizgi romanının ‘’çocuk ve gençlik’’ edebiyatımıza katkıları nelerdir?
Çocuk ve gençlik edebiyatında yokuz, biraz öncede belirttiğim gibi. Şuan da ‘en’ diyebildiğimiz kitap dağıtım firmalarına gidin bakın çocuk edebiyatının, normal yayıncılıkta bile yüzde doksan tercüme eserlerle dolu. Dünya nüfusunun yüzde otuzu yedi milyar kitap tüketmekte. Bilgiye kim sahipse dolasıyla hakim güç o oluyor. Şimdi çocuk edebiyatında zaten hiç yokuz, mevcut olanı Türkçeye çevirmek bu çocuk edebiyatı demek değildir. Dış dünya kültürünüde tamamen dışlıyoruz noktasında değil ama bizim her şeyden öte kendi çocuklarımıza, kendi şarkılarımızı, kendi masallarımızı, kendi hikayelerimizi kurgulamamız lazım.
Herotürk’ün, Marvel vb. Dünya çapında bilinen çizgi romanlardan farkı nedir?
Milli olmasıdır, tamamen bu ülkenin gerçekleriyle ortaya çıkmıştır. Biz istiyoruz ki artık Batman Gotham’a dönsün, Superman artık Metropolis’e geri dönsün, biz istiyoruz ki Ben Ten Tokyo’ya geri dönsün. Artık bu ülkelerde kahramanlık yapmalarını gerektirecek bir şey kalmadı. Diğerlerinin özelliği nedir? DC. Comics, Marvel vb. bunlar endüstriyel kuruluşlar. Sürekli sinemayla da özdeş haldeler ve bütün lisanslı ürünler noktasında öndeler. Türkiye’de bir anne baba evlendiklerinde çocuklarının olacağının haberini alınca hemen akrabayla taarruza başlarlar. Pembe ya da mavi kuvvetler hazırlığa kalkışır. Çocuğun cinsiyeti, erkek ya da kız fark etmez. Hemen akrabalar, çocuğun odasını yaparlar. Duvarlar boyanır, pembedir ya da mavidir. Dikkat edin, odanın dizaynı Mickey Mouse ya da Hollywood kahramanlarınca donanır. Çocuk doğdu kundağa yatırıldı, yatağı Mickey Mouse, çocuk ağladı kafasını sağa çevirdi duvarda resim, masada oyuncaklar Mickey Mouse, tavana bakınca avize Mickey Mouse, ağladı ağzına tıkıştırılan emzik Mickey Mouse, kıyafetleri vb. Mickey Mouse. Mickey Mouse bir fare ve bu farede bizi kemiriyor ama kimse bunun farkında değil. Hem de bunu paracıklarımızla yapıyoruz.

HeroTürk sadece çocuk kitlesine mi hitap ediyor?
Hayır, ülkemizde lise üniversite 25 milyon öğrenci kesimi var. Yani 20 milyon civarında ilk okul, orta okul, lise, lisans, yüksek lisans, öğrenci vb. yaklaşık 25 milyon öğrenci kesimi olan bir ülkeyiz. Ama dikkat edin bu ülkede okuma alışkanlığı %3. Yani 2 milyon 400 kişi, bu dünya anket uygulamasıyla da örtüşüyor hemen hemen. 2 milyon 400 kişi kitap okuma alışkanlığı içerisinde. Kitap okumuyorsa bir şeylerin canına okuyor demektir. Martaval okuyacak demektir, partal okuyacak demektir. Dolayısıyla eğitimin millileşmesi lazım, müfredatın kesinlikle değişmesi lazım. Laboratuvar hayatımıza girmesi lazım.
HeroTürk sadece çizgi film ve çizgi roman olarak mı kalacak?
Hayır, sadece bir başlangıç noktasında bu işin bir çocuk edebiyatı açısından özellikle ve gençlik edebiyatı açısından bir start noktası lazım. Ki komik bakın konuşurken start diyorum. Biz bir defa dilimizi kaybettik, 1894 senesinde Red House ilk İngilizce Türkçe sözlük hazırlarken, yaklaşık 90 – 100 bin civarında Türkçenin zenginliğiyle karşılaşıyor. Kelime dağarcığı ile. Biz allem kalem bunu 5 bin kelimeye düşürdük, yaşadığımız süreçlerle birlikte. Bugün üniversite mezunlarımız bile 250 kelime ile mezun oluyor. Halk sokakta 50 kelime ile düşünüyor, yaşıyor. 50 kelime ile Tanrıyı kavramaya çalışıyor, yine 50 kelime ile kainatın sırrına vakıf olmaya çalışıyor, 50 kelime ile aşık olmaya çalışıyor, 50 kelime ile ticaret yapmaya çalışıyor. Ki düşün bugün okuduğu gazetenin adı bile A M K. Bunun için HeroTürk’ün kültürel yapıda bir devrim bir dönüşüm olması gerektiği kanaatindeyiz. Sadece sinema filmi değil, bunun lisanslı ürünlere dönüşmesi, yani batının nasıl Superman, Batman’ı varsa artık HeroTürk’ün de Dünya’ya ulaşma, destan yazma niyeti budur.

Son olarak, yazar olmak dışında şu alana yönelsem kesin başarılı olurdum dediğiniz bir meslek dalı var mıdır?
Başarılı olurdum, oldum da. Reklam ajansım vardı, tekstil işine girdim vb. bu iş benim yapmak istediğim tek iş. Çünkü; ben hayatta bu konuda samimi olmak lazım, ben televizyon izlediğim de, ki bir televizyon programcısı olarak söylüyorum. Şu an, şu dakika bakılsa yaklaşık Türkiye’de 300’ün üzerinde kanal var ve yoğun bir şekilde tartışma programları var. Yani memleketimiz de bir sürü, memleketin gidişatını beğenmeyen kafalar, dudaklar, ağızlar konuşmakta. Ama memleketin hali ortada. Çünkü; samimi şeyler konuşmuyoruz, işin aslına yönelik şeyler konuşmuyoruz. Misal veriyorum, bugün üniversiteler 133.500 öğretim üyemiz var, 3/2’si intihalci. 45 binde açığımız var. Üniversitelerin hali bu iken, Milli Eğitim’in hali bu iken, yani adaleti nerede bulacaksın, emniyeti nereden bulacaksın. Yani sürekli böyle bir kaotik bir cehalet ortamındayız. Cehaletin olduğu yerde de her türlü fitne, fücur, fesat olacaktır. Fakirlik olacaktır. Biz başka yerlerde suçlu aramayalım. Ne olmak isterdim? Ben bu işi bilerek yapıyorum, ben bu işi biraz kendime ideolojide edindim. Çünkü; çocukların dürtülüp uyandırılması, Harry Pother kuşağı dediğimiz özellikle liseli gençlerin yakalanması lazım. Çünkü; bu çocuklar bir zaman sonra uzay filmlerinde olduğu gibi olacak. Bu benim kendi hayatımın gayesi. Ben Rabbim’e bir şeyler yapmaya çalıştım diyebilmeliyim.
Sizce şuan günümüzde olan yazarlardan kalemini en çok beğendiğiniz yazar kimdir?
Her şeyden öte, kalemini satmayan yazarlara bayılırım. İsim ver deseniz, veremem. Ama çok bilindik yazarların, maalesef sipariş olduğu kanaatindeyim. Sunum, bir proje olduğu kanaatindeyim. Asıl 1950’ler de İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra, George Orwell’un sponsorluğunda, yani bunlar sadece Türkiye’de değil, Dünya’da da bu şekilde. Meşhurlar denilen şey, biraz o meşhur olmanın bedelini ödeyerek geliyorlar. Çünkü meşhurluğu ne sağlıyor, siyaset sağlıyor, medya sağlıyor. Medya sahibinin sesi, Hakk’ın sesi değil ki. Dolasıyla en meşhuru, Nobel edebiyat ödülü almış yazarımız var. Ama adam ecdadına küfür ettiği için geçmişte Ermeni soykırımı var dediği için ödüllendiriliyor. Ben nasıl bunlara karşı hoşgörüyle yaklaşırım ki? Milli değerlerim daha ağır basıyor. Kalem eğer sahibine bağlı, konjonktüre bağlı, fiyatına bağlı, etiketine bağlı değişiyorsa zaten ortada yazarlık falan yok demektir. Her halde eskilerde kaldı, yani iyi yazarlar eskiler kaldı. Şimdi sadece proje adamları var.
SENA AKDAĞ

3 Şubat 2017 Cuma

KURUCUSU BULUNDUĞUM VE ONURSAL BAŞKANLIĞINI YAPTIĞIM 
GENÇ TÜRKİYE PLATFORMU 
Yılın Sivil Toplum Ödül Töreninde "Sosyal Sorumluluk" Dalında Birincilik Ödülünü Başbakanımız Sayın BİNALİ YILDIRIM dan aldı.
Projelerimi titizlikle hayatiyete geçiren Platformumuzun Başkanı Muhammed Ali Karakaş ve özverili ekibine teşekkür ediyorum.

Dedik ki; GENÇLİK VARSA GELECEK VAR!