22 Ekim 2018 Pazartesi

Fehmi Demirbağ MİLLİ EĞİTİME BİR TEKLİFİMİZ VAR!

EŞCİNSELLİK EN BÜYÜK AHLAKSIZLIK TERÖR ÖRGÜTÜDÜR.
Birleşmiş milletler 5 yıl kadar önce eşcinselliği...önceleri tüm dünyada sapıklık veya sapkınlık olarak ifade edilen bu durumu...cinsel yönelim ya da cinsel tercih olarak tanımladı. Hatta insanlığın en mukaddes nizamı aile kavramını da bu kavramlar nezdinde eşcinsel evliliği gibi yaklaşımlarla normalleştirdi.
Milat Gazetesinden Ufuk Coşkun'un makalesini paylaşacağım sizlerle.
Olayın vehametinin şimdilik hangi boyutlarda olduğunu görelim. Biliyorsunuz biz Müslümanlar için zina büyük günahlardan. Ama gelişen bu tür olaylarla bunlar zina günahına bile rahmet okutacaklar. Bu sapkınlık önce aşle müesseselerini...tüm dünyada ama...yok edecek, sonra da küresel hegemonların köleleri haline dönüşterecekler.
İnsanlık için bir tehdit ve tehlike olan bu sapıklığı insani kavramlarla hoş göstermeye çalışıyorlar.
Hele ki Türk toplumunun kadim reflekslerini koruması gereken kurum ve kuruluşlarda bu alçaklığa alet edilmekteler.
Cinsel pozitif ayrımcılık diye özellikle gençlerimize karşı kurulan bu tuzağa dikkatinizi çekmek istiyorum.
MEB farkında olarak ya da olmadan nelere alet oluyor?
Nötr cinsiyet, üç ebeveynli çocuklar ve MEB
MEB ve AB ortaklığıyla yürütülen ETCEP(Eğitimde Toplumsal Cinsiyet Eşitliğinin Geliştirilmesi) neye hizmet ediyor?
Geçenlerde Türkçe öğretmeni olan eşim ders kitabından bir karikatür gösterdi. Karikatürde anne olarak gösterilen kişi, bilgisayar başındaki çocuğuna “Hava harika, dışarı çıkıp oynasana” diyor. İlginç olan karikatürdeki bu kişinin erkek mi yoksa kadın mı olduğunu bir türlü anlayamıyorsunuz. Başka bir Türkçe ders kitabında da anne ve baba olarak gösterilen kişiler takım elbiseli, kravatlı olarak resmedilmiş.
Bunların basit, masum çizimler olduğunu düşünüyorsanız yanılıyorsunuz. Avrupa menşeli küresel bir proje ile karşı karşıyayız. Bireyin fıtratına ve geleneksel aile yapısına ciddi bir müdahale söz konusu...
Vogue dergisi Ocak 2016 sayısında “nötr cinsiyetler kuşağını” konu edindi. Dergi; “Son zamanlarda çiçek desenleri, şifon ve dantel gibi kumaşlar da erkek giyiminde görülmeye başlandı. Nötr cinsiyet artık bir aykırılık değil modadır” diyerek vaziyeti normalleştiriyordu.
Devam edelim, Time Dergisi, Mart 2017’de “Beyond He or She “ kapağıyla çıktı. Ardından National Geographic Ocak 2017 yılında Gender Revelution( Cinsiyet Devrimi) başlığıyla çıktı. Kapağına da kız gibi giydirilmiş bir erkek çocuğunun resmini koydu.
Angelina Jolie ve Brad Pitt de evlat edindiği Shiloh adındaki kız çocuğunu erkek elbiseleri giydirerek büyütüyor. Keza yine ünlü oyunculardan Charlize Theron da evlat edindiği Jackson adındaki erkek çocuğuna kız elbiseleri giydirerek bir kız çocuğu gibi büyütüyor. Türkiye’de de özellikle magazin dünyası üzerinden yoğun algı çalışmaları yapılıyor!
2010 yılında yayınlanan bir habere göre İngiltere’de yaşayan Lisa-Marie Taylor da oğlu Sammy’i nötr cinsiyetli yetiştiriyordu. Sammy, barbie bebekleri ve peri kıyafetleri ile büyüdü.
Huffington Post’ta yayınlanan bir haberde; “Bilim adamları toplumsal cinsiyet kimliğine katkıda bulunan biyolojik faktörleri henüz anlamaya başlıyor. Cinsiyete bakışı artık değiştirebiliriz” deniliyor.
2015 yılında Fransa’da bir mahkeme daha önce erkek olan bir vatandaşın kimliğine ilk defa nötr cinsiyet yazılmasına karar verdi. Belçika’nın Flaman Parlamentosu’ndaki tüm tuvaletlerin ortak kullanıma açıldığını duymuşsunuzdur. ODTÜ’deki “cinsiyetsiz tuvalet” kampanyalarını da hatırlayalım.
Diğer taraftan dünyada ilk kez denenen bir teknikle üç kişinin DNA’sına sahip yani üç anneli çocukların doğumlarına tanıklık ediyoruz. Stratejist Abdullah Çifti’ye göre Embrio’ya DNA müdahalesi ile iki anneli bir babalı veya üç anneli bir babalı çocuklar artık yeni bir aile kavramı! Meksika'da biyolojik olarak iki anneli bir babalı çocuk dünyaya geldi. İngiltere'de nüfusa kaydedildi.
Yine Ukrayna'da üç ebeveynli bir çocuk dünyaya geldi. Çiftçi, bu korkunç projenin Türkiye’de hala kadın erkek eşitliği şeklinde anlaşıldığını dile getiriyor. Oysa yaratılışa çok ciddi bir müdahale var. Aile ve toplumu kökünden sarsacak büyük bir sorunla karşı karşıyayız.
Türkiye’de AB desteğiyle LGBT ve irili ufaklı sol-sosyalist muhalif yapılar üzerinden toplumsal cinsiyet eşitliği adı altında topluma empoze edilmeye çalışılan “nötr cinsiyet projesine” ne yazık ki bazı muhafazakar kuruluşlar ve MEB de dahil olmuş görünüyor.
Örneğin, MEB ve AB ortaklığıyla yürütülen ETCEP(Eğitimde Toplumsal Cinsiyet Eşitliğinin Geliştirilmesi) adındaki proje bunlardan biri. MEB’in verdiği bilgilere göre; “ Bu programla binden fazla maarif müfettişi, idareci ve öğretmen toplumsal cinsiyet eşitliği ile ilgili eğitim aldı. Ayrıca, 542 kadın idareci ve öğretmene yönelik de liderlik eğitimleri gerçekleştirildi.
296 uzmanın katkı verdiği projeye, 10 proje ilindeki pilot okullardan yaklaşık 6000 öğretmen ve 12 binden fazla öğrenci katıldı. Projenin amacı; Eğitim öğretim programlarını ve ders kitaplarını gözden geçirerek, toplumsal cinsiyet eşitliğine yönelik tavsiyeler oluşturmak ve bunları yetkililere iletmek… Ders kitabındaki karikatürü hatırlayınız.
İmam hatip okullarının da yer aldığı pilot okullarda karma futbol maçlarından, erkeklerin ip atlamayı kızların da futbol oynamayı sevdiğine varana kadar bir yığın etkinlik, seminer vs düzenlenmiş.
MEB yetkilileri, Türkiye’de ilk uygulama örneği olan bu projenin hayata geçirilmesine öncü olmaktan gurur duyduklarını ifade ediyorlar. Oysa biraz araştırsalar durumun vahametini görecekler. Çünkü kadın erkek eşitliği mevzusu değildir bu. Onca olan bitenden sonra ülkemizin aile ve toplum yapısına yönelik bir planlarının olmadığını mı düşünüyorsunuz?
***
Ensest, deist, lgbt, uyuşturucu, teknoloji bağımlılığı, terör her taraftan kuşatıyor bizi. Anlık menfeatlerimiz adına bu gidişatı görmezden gelir isek ortak bir gelecekten...aydınlık yarınlardan bahsetmemiz mümkün değil.
Bu çöküntüde hepimizin payı olacaktır.
Demedi demeyin!
FEHMİ DEMİRBAĞ
YALAN SÖYLEDİĞİMİZİN BİLE FARKINDA DEĞİLİZ
GELECEĞİMİZİ KAYBEDİYORUZ!
BU CEHALET SONUMUZU GETİRECEK!
Bu köylülükle bu cehaletle ve bu azgınlıkla nereye kadar?
Hadi siyaseti anladik. Hamasetle besleniyor.
Ya bilim adamı kıliklı adamlara ne demeli?
Hele İslam adina ahkam kesen din adamları?
Bu cehaletle bu kuduruklukla bu hadsizlikle nereye kadar?
Dökülüyoruz.
Bunun bile farkinda değiliz.
Boş beleş gündemlerle bir yok oluşa gidiyoruz.
Ahlaksızlığın her türü kuşatıyorken butün uzuvlarımızı otorite ve hegemonlar utanmaz bir iştahla izlemekteler çöküşümüzü.
Gün geçmiyor ki bir başka rezaletle boğuşmayalım.
Ben yoruldum bunları anlatmaktan.
Usandım insan kisveli muhterislerle boğuşmaktan.
Allahuekber!
15 yaşında liseye başladığımdan beri (~45 yıldır) bu ülkede sağcısı, solcusu, milliyetçisi, islamcısı, Atatürkçüsu, iktidarı, muhalefeti vs herkes gençlik de gençlik diyor. Yaklaşık yarım yüzyıldır aynı şeyleri duyuyorum hala hep. Bir adım ileri gidemedik. Muhalefette iken şikayet edip söylediklerini tekrar ediyor herkes, iktidarda iken de...
[Bakın adamlar neler konuşuyor. Biz hala neler?
Bizim coğrafyamız, ideoloji bataklığında şehvetle debelenip dururken, adamlar eşyayının ne idüğünü tecessüsle tetkik edip, onu kontrol ederek (muhtemelen sanatını önemseyip, tetkik edeni Sani-i Azam (CC) da memnun oluyor ve ödüllendiriyor böyle yapanları!) bizi de kontrol ediyor; parmak şaklatmak kolaylığında... Yönetenlerimiz ister aydınlanmacı, solcu (gerçi 50 yıldır onlar yönetmediler bu ülkeyi) olsun, ister milliyetçi, islamcı sağcı olsun; farketmez onlar için. Zaten son 50 yıldır onların isteği doğrultusunda yönetenler veya yönetenlere ortak olanlar hep sağcı, milliyetçi veya islamcı oldular.
Bu sağcı, islamcı ve milliyetçiler yaklaşık yüz yıldır aynı masalı geveleyip duruyorlar.
Maalesef...
Bu yalnızca insanımsı robotlara örnek, sadece ABD den. Diğer süper güçleri ve insanımsı olmayan robotları da unutmayalım.
İş, üretim, hizmet vs gibi ekonomide kullanıldığında harika.
Ama bir de buna “yapay zeka” ekle... Eline de silah ver. Al sana “akıllı silahlar”. Önünde kim durabilir.
“Smart weapons” yazarak You tube gir bir bak bakalım. Neler neler var. Dehşet verici!!
Allah korusun insanlığın, öncelikle de herşeyin en doğrusunu ve iyisini bilen(!) bizlerin geleceğini.
Neyse lüzumsuz konulara girdim yine.
Hadi Andımız' ı aşk ve şevkle söyleyelim.
Bir de ilahi patlattık mı arkasından. Hele gavura da okkalı bir sinkaf...Chp zihniyetini de telin edelim...
Filan...
Yaş 53 oldu bu arada...
Fehmi Demirbağ

20 Ekim 2018 Cumartesi

32 MART KAPIDA!

"Yerel seçimlerde sandığa gidecek misiniz?"
Bu soruyu kendinize ve uygun gördüğünüz insanlara sorun...
İstanbul'un tekrar CHP zihniyetine geçebilecek olmasını düşündüğüm zaman bile tüylerim diken diken oluyor.
Fakat gidişat bu kâbusun adım adım yaklaştığını gösteriyor.
Çünkü biz kaybettik.
İnançlı insanların helal ve harama dikkat ederek ve devlet malına/ yetim hakkına sahip çıkarak iş yapabilecekleri inancını son dönemde maalesef yerle bir ettik.
Fethullah haindir. Onun ayakkabı kutusu hikayesi bu ihanetin bir senaryosudur. Darbe bal gibi darbe, milletin direnişi şanlı, duruşumuz doğrudur.
Ama bu durum, akçeli işlerde liyakatli adamlarla ve hak hukuk gözeterek yürüdüğümüze milletin inandığını göstermez.
Özeleştirileri yaptığımız zaman bile propaganda vasıtası olarak kullandık. Gereğini yerine getirmedik.
Biz kaybettik.
Köprü yaptık, tünel yaptık, baraj yaptık ama yaşadığımız malikanelerin, bindiğimiz araçların ve sürdüğümüz hayatın sarhoşluğunda milletten ne kadar uzaklaştığımızı, "Siz hiç elektrik faturası ödediniz mi" diye feryat eden vatandaştan ne kadar koptuğumuzu fark edemedik.
Kaybettik.
Aklımızı, mantığımızı, vicdanımızı kaybettik.
Popülist tavırlarla ekmeği 25 kuruş daha ucuza yediriyoruz mücadelesi verdiğimiz halkın aslında 25 kuruşluk farkı gözetecek kadar fakirleştiğini hesap edemedik. Ve o halka bu durumdayken üçüncü havalimanı hamasetinin bir işe yaramayacağını da göremedik.
İmar, inşaat, beton, ihale, mercedes, jeep motifli nargile sohbetlerinde sürekli "biz"den önceki döneme atıf yaptık ama krizden çok "güven"i kaybettiğimiz için yara aldığımızı anlayamadık.
Sevemediğimiz Ahmet Necdet Sezer nerede oturuyor? Nasıl yaşıyor?
Bir zamanlar çok sevdiğimiz Abdullah Gül'ün çalışma ofisi neresi? İkametgahı nerede? Ayazağa Kasrı kime tahsisli? Gül'e devletin verdiği araç sayısı kaç?
Reis'i bırak, geçerken Reis'in veya aile efradının eteğine sürtünmüş olanların hayatları nasıl ilerliyor?
Bu manzarayı/ saltanatı milletin görüp hesap ettiğini biz görüp hesap edemedik.
Değişim diyerek yola çıkan ve doğduğu bünyeyi terk eden bir yapının, nihayetinde “değişim”e kapalı ve kendi statükosunu “mutlak doğru” olarak dikte ettiğini ve bu şekilde de yaşayamayacağını öngöremedik.
Sorun hadi...
Yerel seçimde sandığa gidecek misiniz?
Kadir Topbaş'ın, Melih Gökçek'in, Necmi Kadıoğlu'nun vs. neden görevden el çektirildiğini anlamadan bize dayatılan herhangi bir isme oy vermek içinize sinecek mi?
Kadınların evinden çıkmaya, çalışmaya, siyasete velhasıl erkeklerle bir arada camiye özendirilip, iman sempozyumu, maturidi çalıştayı ve benzeri aktivitelerle modernist, mealist, felsefeci mezhepsizlerin okşandığı vasatta...
Seçim mi kazanacağız?
Ve artık, kazansak ne olur?
Müslüman deyince akla neden ihale geliyor? Neden rant geliyor? Neden eş- dost- akraba kayırmacılığı geliyor. Başkalarının kötülüğünü önceleyerek kendi hatalarımızı yok edemeyiz.
İstediğiniz kadar kızın.
Biz çoktan kaybettik.
"Şeyh uçmaz mürit uçurur" diyerek şeyhlerle dalga geçilen vasatta, Reis'e ve tayin ettiklerine "hatasızlık" atfettiğimizi de göremedik.
Şeyhlerle beraber Reis’i de, Reis’in paçasına yapışanları da uçurduk..
"Ama" diyen kim varsa hizaya çekip haddini bildirdik...
Niye mi yazıyorum?
Yerel seçimlerde İstanbul giderse...
Türkiye gider...
Biz kaybettiğimiz gibi evlatlarımız da kaybeder.
O gün yaklaşıyor ve fena yaklaşıyor.
İnşallah yanılıyorumdur.
İnşallah o seçimin sabahı "Seni felaket tellalı... Seni moral bozucu. Seni fesat herif... Bak aslanlar gibi kazandık!" diye dalga geçersiniz benimle...
İNŞAALLAH...
Murat Başaran kardeşimin hülasası bu. Ezcümle biz de bu günleri işaret ederek yırtındık durduk, işin vehametini ifade edemedik nedense.
Abdestli Kapitalizmin Ilımlı İslamla...flörtü bizi bu noktaya getirdi.
Kibrin sonu felakettir. Aha da ispatı kapıda!
Umarım ben yanılırım. Murat yanılır.
Ama biz yanılmaz isek millet yamulur. Tüm yamuklar bu işin vebalini nasıl verirler bilemem.
Ne me gerek! Onlar küplerini doldurdular mı?
hayır kardeşim! Cehenneme kendi yakacaklarını hazırladılar!
Fehmi Demirbağ
EŞCİNSELLİK EN BÜYÜK AHLAKSIZLIK TERÖR ÖRGÜTÜDÜR.
Birleşmiş milletler 5 yıl kadar önce eşcinselliği...önceleri tüm dünyada sapıklık veya sapkınlık olarak ifade edilen bu durumu...cinsel yönelim ya da cinsel tercih olarak tanımladı. Hatta insanlığın en mukaddes nizamı aile kavramını da bu kavramlar nezdinde eşcinsel evliliği gibi yaklaşımlarla normalleştirdi.
Milat Gazetesinden Ufuk Coşkun'un makalesini paylaşacağım sizlerle.
Olayın vehametinin şimdilik hangi boyutlarda olduğunu görelim. Biliyorsunuz biz Müslümanlar için zina büyük günahlardan. Ama gelişen bu tür olaylarla bunlar zina günahına bile rahmet okutacaklar. Bu sapkınlık önce aşle müesseselerini...tüm dünyada ama...yok edecek, sonra da küresel hegemonların köleleri haline dönüşterecekler.
İnsanlık için bir tehdit ve tehlike olan bu sapıklığı insani kavramlarla hoş göstermeye çalışıyorlar.
Hele ki Türk toplumunun kadim reflekslerini koruması gereken kurum ve kuruluşlarda bu alçaklığa alet edilmekteler.
Cinsel pozitif ayrımcılık diye özellikle gençlerimize karşı kurulan bu tuzağa dikkatinizi çekmek istiyorum.
MEB farkında olarak ya da olmadan nelere alet oluyor?
Nötr cinsiyet, üç ebeveynli çocuklar ve MEB
MEB ve AB ortaklığıyla yürütülen ETCEP(Eğitimde Toplumsal Cinsiyet Eşitliğinin Geliştirilmesi) neye hizmet ediyor?
Geçenlerde Türkçe öğretmeni olan eşim ders kitabından bir karikatür gösterdi. Karikatürde anne olarak gösterilen kişi, bilgisayar başındaki çocuğuna “Hava harika, dışarı çıkıp oynasana” diyor. İlginç olan karikatürdeki bu kişinin erkek mi yoksa kadın mı olduğunu bir türlü anlayamıyorsunuz. Başka bir Türkçe ders kitabında da anne ve baba olarak gösterilen kişiler takım elbiseli, kravatlı olarak resmedilmiş.
Bunların basit, masum çizimler olduğunu düşünüyorsanız yanılıyorsunuz. Avrupa menşeli küresel bir proje ile karşı karşıyayız. Bireyin fıtratına ve geleneksel aile yapısına ciddi bir müdahale söz konusu...
Vogue dergisi Ocak 2016 sayısında “nötr cinsiyetler kuşağını” konu edindi. Dergi; “Son zamanlarda çiçek desenleri, şifon ve dantel gibi kumaşlar da erkek giyiminde görülmeye başlandı. Nötr cinsiyet artık bir aykırılık değil modadır” diyerek vaziyeti normalleştiriyordu.
Devam edelim, Time Dergisi, Mart 2017’de “Beyond He or She “ kapağıyla çıktı. Ardından National Geographic Ocak 2017 yılında Gender Revelution( Cinsiyet Devrimi) başlığıyla çıktı. Kapağına da kız gibi giydirilmiş bir erkek çocuğunun resmini koydu.
Angelina Jolie ve Brad Pitt de evlat edindiği Shiloh adındaki kız çocuğunu erkek elbiseleri giydirerek büyütüyor. Keza yine ünlü oyunculardan Charlize Theron da evlat edindiği Jackson adındaki erkek çocuğuna kız elbiseleri giydirerek bir kız çocuğu gibi büyütüyor. Türkiye’de de özellikle magazin dünyası üzerinden yoğun algı çalışmaları yapılıyor!
2010 yılında yayınlanan bir habere göre İngiltere’de yaşayan Lisa-Marie Taylor da oğlu Sammy’i nötr cinsiyetli yetiştiriyordu. Sammy, barbie bebekleri ve peri kıyafetleri ile büyüdü.
Huffington Post’ta yayınlanan bir haberde; “Bilim adamları toplumsal cinsiyet kimliğine katkıda bulunan biyolojik faktörleri henüz anlamaya başlıyor. Cinsiyete bakışı artık değiştirebiliriz” deniliyor.
2015 yılında Fransa’da bir mahkeme daha önce erkek olan bir vatandaşın kimliğine ilk defa nötr cinsiyet yazılmasına karar verdi. Belçika’nın Flaman Parlamentosu’ndaki tüm tuvaletlerin ortak kullanıma açıldığını duymuşsunuzdur. ODTÜ’deki “cinsiyetsiz tuvalet” kampanyalarını da hatırlayalım.
Diğer taraftan dünyada ilk kez denenen bir teknikle üç kişinin DNA’sına sahip yani üç anneli çocukların doğumlarına tanıklık ediyoruz. Stratejist Abdullah Çifti’ye göre Embrio’ya DNA müdahalesi ile iki anneli bir babalı veya üç anneli bir babalı çocuklar artık yeni bir aile kavramı! Meksika'da biyolojik olarak iki anneli bir babalı çocuk dünyaya geldi. İngiltere'de nüfusa kaydedildi.
Yine Ukrayna'da üç ebeveynli bir çocuk dünyaya geldi. Çiftçi, bu korkunç projenin Türkiye’de hala kadın erkek eşitliği şeklinde anlaşıldığını dile getiriyor. Oysa yaratılışa çok ciddi bir müdahale var. Aile ve toplumu kökünden sarsacak büyük bir sorunla karşı karşıyayız.
Türkiye’de AB desteğiyle LGBT ve irili ufaklı sol-sosyalist muhalif yapılar üzerinden toplumsal cinsiyet eşitliği adı altında topluma empoze edilmeye çalışılan “nötr cinsiyet projesine” ne yazık ki bazı muhafazakar kuruluşlar ve MEB de dahil olmuş görünüyor.
Örneğin, MEB ve AB ortaklığıyla yürütülen ETCEP(Eğitimde Toplumsal Cinsiyet Eşitliğinin Geliştirilmesi) adındaki proje bunlardan biri. MEB’in verdiği bilgilere göre; “ Bu programla binden fazla maarif müfettişi, idareci ve öğretmen toplumsal cinsiyet eşitliği ile ilgili eğitim aldı. Ayrıca, 542 kadın idareci ve öğretmene yönelik de liderlik eğitimleri gerçekleştirildi.
296 uzmanın katkı verdiği projeye, 10 proje ilindeki pilot okullardan yaklaşık 6000 öğretmen ve 12 binden fazla öğrenci katıldı. Projenin amacı; Eğitim öğretim programlarını ve ders kitaplarını gözden geçirerek, toplumsal cinsiyet eşitliğine yönelik tavsiyeler oluşturmak ve bunları yetkililere iletmek… Ders kitabındaki karikatürü hatırlayınız.
İmam hatip okullarının da yer aldığı pilot okullarda karma futbol maçlarından, erkeklerin ip atlamayı kızların da futbol oynamayı sevdiğine varana kadar bir yığın etkinlik, seminer vs düzenlenmiş.
MEB yetkilileri, Türkiye’de ilk uygulama örneği olan bu projenin hayata geçirilmesine öncü olmaktan gurur duyduklarını ifade ediyorlar. Oysa biraz araştırsalar durumun vahametini görecekler. Çünkü kadın erkek eşitliği mevzusu değildir bu. Onca olan bitenden sonra ülkemizin aile ve toplum yapısına yönelik bir planlarının olmadığını mı düşünüyorsunuz?
***
Ensest, deist, lgbt, uyuşturucu, teknoloji bağımlılığı, terör her taraftan kuşatıyor bizi. Anlık menfeatlerimiz adına bu gidişatı görmezden gelir isek ortak bir gelecekten...aydınlık yarınlardan bahsetmemiz mümkün değil.
Bu çöküntüde hepimizin payı olacaktır.
Demedi demeyin!
FEHMİ DEMİRBAĞ

19 Ekim 2018 Cuma

NE HAPY TÜRKÜM DİYENE, AYOL!

Çocuklar nerden bilsinler korkmayı, nefret etmeyi?
-Ay hamamböceği ne korkunç-tiksinç!
Böyle dersen çocuk korkunç-tiksinç olarak bilir o muhteşem yaratığı. Onun haşera olduğunu öğret, amenna! Hastalık yayabileceğini...Ama onu yok edilmesi gereken bir varlık olarak tanımlama be adam-kadın!
Her çocuk bize göre İslam fıtratı üzerine doğar. Onları anneleri-babaları yahudi, hristiyan, mecusi yaparlar.
Çocuklar misal nerden bilsinler doktordan korkmayı. Ama Allah'ın cühalası sen onu terbiye adına "bak seni doktora veracem. İğne yapacak" dersen...Yarın tedavilik durumda avazı çıktığınca zırlayan bir veletle karşılaşırsın.
Bana göre yaramaz çocuk yoktur. Yaramaz büyükler vardır. Çocuk haytalık ya da haylazlık yapar. Yapması da gerekir, o çocuktur. Zaten haylazlık yapmayan çocuk dengesiz anne-babaya sahip çocuktur.
Bırakın artık çocukları suçlamayı!
Kendisi aliyyül ala olmuşta sanki...kusurdan münezzehte...sıkıntılı büyüklerin bütün ömürleri çocuklarından şikayetle geçer.
Ulan dengesiz, azgelişmiş, hödük...Çocuk yapmak biyolojik varlık üretmek değildir. Onu bütün varlık alemi beceriyor. Sen merhametli ve vicdanlı, sorumluluk sahibi, empati kurabilen, paylaşmacı bir evlat yetiştirebiliyor musun ona bak.
-Benim vaktim yok. Çok çalışıyorum!
Çalış çalış...O ilgiden mahrum bıraktığın evladın bir ömürde biriktirdiklerini bir çırpıda yer. Bir de ardından küfür yersin. "Moruk ne bıraktı ki bana?"
Niye söylüyorum bunları? Elbette şu gündemdeki "Andımız" konusuna gelmek için.
Çocuklar var ya...sadece deneyimsiz ve bilgisi yetersiz insanlar. Yoksa her biri maaşallah anasının gözü. Herbiri herbir yetişkini suya götürür susuz getirirler.
Sadece bir ağlama dilleri var ki yetişkinlerin anasını ağlatırlar.
Sen de onu susturmak için Rahip Brunson'u Arjantin istesin onlara bile verirsin.
Bizim çocukluğumuz yaz-kış her sabah okul önlerinde Andımız'ı okumakla geçti. Sonuç; bizim nesle bir bakın hele? Kaç tane doğru, çalışkan Türk göreceksin?! Kaç tane ilkeli adamla karşılaşacaksın?
Geçen sene bir anket yapılmıştı. Türkiye'de her 100 kişiden ancak 2'si birbirine güveniyormuş? Hani küçüklerini koruyan, büyüklerini sayan, yurdunu, milletini özünden çok sevenler?
Eee nolcek?
Andımız okununca her sabah okul bahçelerinde, geleceğin nesli...Pedofilik olmayacak...Çalmayacak, çırpmayacak...Bilimsel buluşlar yapacak...filan mı?
Kafayı mı buluyorsunuz ya hu?
Andımızın tek bir amacı var.
Yerla yeksan olmuş Kemalizme iman tazeletmek!
Bu gün ortalıkta esamesi bile kalmamış devletçilik, halkçılık, devrimcilik, cumhuriyetçilik, milliyetçilik...ve herşeyden önemlisi laiklik! gibi ezberden öte hiç bir anlamı olmayan şeyleri temcit pilavı olarak yeniden servis yapmak.
Ey büyük Atatürk!
Yine birileri arkana geçecekler; güya açtığın yolda, gösterdiğin hedefe durmadan yürüyeceğime ant içirecekler masum veletlere.
Salağa bir kez daha bağlayacaklar milleti. Gelecek sömürü neslini garantiye almak istiyorlar halbuki!
Hem varlıkları Türk varlığına armağan olacakmış? Kaç dolar-kaç euro onu da söyleseler de bilsek bari, armağanın bedelini.
Kişi başı gayri safi milli hasılanın tüketim toplumu olmuş myığının saftirik bireyleri.
Ha bir de şu Türklük meselesi var.
Irkçılık diyemeyeceğim, ırklar belli zaten; beyaz, sarı, siyah ırk var bildiğim kadarıyla. Bir de tortusu kalmış azıcak kızılderili.
Bir de insanlar zaten kan gruplarıyla ayrışırlar; A, B, O ve artı eksi haliyle...
Ha bir de kavimler vardır, ona da amenna.
Bir de milletler vardır. Aynı mefkurenin peşinde koşup aynı payda da buluşanlar.
Türk milleti tabirini gavur alemi İslam ile özdeşik kılmıştır.
Mevcut kurulu düzenin Türk anlayışı ile benim Türk anlayışım da aynı değildir misal.
İş hamasete evrildiğinde emperyalistler bu durumdan vazife çıkartırlar ve ırkçılık konusuna getirirler.
Sonra da gelsin Türk, Kürt, Çerkes, Arap meselesi.
Ya hu!
Bu coğrafya da Ne mutlu Türküm deyipte hüznü ve kahrı kendine kader bilmiş nice kalabalıklar bulunmakta.
Bir türlü mutlu olamıyoruz oysa.
Milli consessüs'ümüz tarumar olmuş durumda.
Misal...beni dinsizlik, donsuzluk ve ırkçılk tuzağına düşen gençler daha çok ilgilendiriyor.
Lut kavminin çocuklarıyız diyen kalabalıkların soy-sop olarak Türk-Kürt olması beni pek bağlamıyor. Ama sapkınlıktan alabildiğince rahatsızım.
Zulüm 1453 te başladı diyorsa bir gencim...Kahroluyorum. Biliyorum ki bu veledin de ecdadı Alparslan'a dayanmakta. Diyojenin çocukları değil ya bunlar?
Beni Kültür emperyalizmi daha çok ilgilendiriyor. Nike'nin ya da Adidas'ın ürünlerini aynı çılgın iştahla arzulayan ha Türk veledi olmuş, ha Arap!
Andımız lazım mı? Lazım elbette! Bizim kadim geleneğimizin adı belli!
"La ilahe illallah, Muhammedur Resulullah!"
Hatta bu ant bir İngiliz Müslümanı da bağlamakta, bir Malezyalıyı da!
Ama bu ülkede yaşayan herkesin kendisini Türk Milletinden görmesini de isterim. Dikkat edin Türk kavmi demiyorum.
Burası Türkiye.
Bir çerkes olarak söylüyorum; burada yaşayan herkes Türk Milletinin bir mensubudur. Hatta yakın zamanda kaybettiğimiz Ermeni asıllı Türk fotoğraf sanatçısı Ara Güler gibi.
Ne demişti Reis için; "Bugüne kadar kaç cumhurbaşkanı geçti bizden, 20 tane, 30 tane geçti. Bir tanesi de kafa tutmadı ya kimseye. Yani onun o tarafı hoşuma gidiyor. Niye çekinsin ki biz devletiz be, Osmanlı'dan geliyoruz biz. Uygur yazılarını Moğolistan'da çektim. Bütün bunlar var. Onların nesi var? Zavallı Amerika'nın nesi var?"
Mesele Emperyalizme "One Minute" diyebilmekte.
Kaç tane Ara Güler yürekli Türk var aramızda?
Ya da illa bir andımız okunacaksa...Şöyle olsun mu?

Türk'üm, doğru ve çalışkan olacağım.
Ecdadımın yolunda yılmadan gideceğim.
Yalan söylemeyeceğim.
Allah'ın hiçbir yarattığına zarar vermeyeceğim.
Adaletten sapmayacağım.
Kul hakkına uyacağım!
Cehaletle mücadele edeceğim.

İlkem: küçüklerimi korumak, büyüklerimi saymak, yurdumu, milletimi özümden çok sevmektir. İyiliği emredeceğim, kötülükle mücadele edeceğim.

Ülküm: yükselmek, ileri gitmektir. Allah'ın rızasını kazanmaktır.

Ey Büyük Ecdadım!

Açtığınız yolda, gösterdiğiniz hedefe durmadan merhametle ve vicdanlı bir şekilde, Erdemli bir genç olarak yürüyeceğime ant içerim.

Varlığım kulluk vazifesini yapmaya yöneliktir. Şehidlerimizin emanetine sahip çıkacağım.

Ne mutlu Cennet yolcusu olan insana!


FEHMİ DEMİRBAĞ