3 Ağustos 2017 Perşembe

TOKAT-TURHAL YOLCUSU KALMASIN!
Memleketim Tokat'ta geçirdiğim 10 günlük izlenim ve değerlendirme ile ilgili tuttuğum notlarımı uçakta gözden geçiriyorum.Ama önce bu aşamaya nasıl geldik, dilerseniz oradan başlayayım*
Bundan bir süre önce Sayın Reisim rica etmişti. Daha doğrusu kendisine ufak bir fikir beyan etmiştim.
"Reis" demiştim.
"Müsaedenle kızım sana söylüyorum, gelinim sen anla" projesini artık hayata geçirsek ne dersiniz?"
"O da ne ki?"
Hah! şöyle...Bende ki taktik oldum olası böyle işte.
Önce karşındakini meraklandıracaksın! Reiste olsa insan neticede; önce merak!
"Yine ne parlak fikir yumurtlayacaksın Fehmi?" dedi.
"Abi" dedim. Anlattım fikrimin detaylarını...
Sağolsun beni sever, itibar da eder. "Tamam, olur" dedi, sözümü kesmeksizin son noktasına kadar dinledikten sonra.
Şunu söylemiştim kendisine.
"Abi" demiştim. "Sayın Reisim; malum memleketin tek sivri akıllsı ben değilim. İller bazında...çok sayıda memleketin onca okumuş evladı var. Sanatçısı, aydını, akademisyeni...Malum ki biz hemşehrici bir toplumuz. Memleketçiyiz. Malum bende Tokat'lıyım. Hani beni vazifelendirseniz. Tokat'la ilgili ekstrem projelerim var. Size bir ara bahsetmiştim..."
Önce bütün illerin valilerini...ama kaymakamlarıyla beraber...ve belediye başkanlarıyla birlikte bir araya Ankara'da toplayalım. Projemin detaylarını da onlara ayrıca anlatayım. Sonra da örnekleme açısından memleketim Tokat'ta bir pilot uygulama gerçekleştirelim. Her il bazında bir temsilci de bizim uygulamalarıza müşahede açısından iştirak etsin.
Ufak ta bir ricam olacak. Bazı kimseler yapmak istediğim çalışmalarla ilgili Tokat yetkililerine kulis yapıyorlarmış. "Fehmi'yle ilgili teşrik-i mesaiye girmenizi istemiyoruz diye. İşte bu Bizans kulisçilerinin kulaklarını bi çekseniz. Biliyorsunuz böyle tipler Allah'tan korkmaz, ama sizden it gibi tırsarlar.(Burası hikayenin gerçek kısmı)
Reis talimatı verdi verdi ve kısa süre içinde istediğim toplantıyı gerçekleştirdim.
Hazirun'a dedim ki;
" Herkesten ricam, il bazında bir Şehir Konseyi çalışmasına başlayacağız. Bu komisyonda il bazlı olmak üzere...ama ilçelerle de, kasaba ya da beldelerde de alt komisyonları hazırlanılacak. Bu sistemin adı "Sivilizasyondur".
Şehir konseyinin doğal üyeleri;
1 Valilik makamı
2 Devleti temsilen orada bulunan (Her bir bakanlığın karşılığı olan birimler.) müdürlükler, birimler. Emniyet, adalet, eğitim, sağlık, tarım, müftülük,üniversite temsilcileri vs.
3 İl bazında yapılanmış Stk temsilcileri. Ancak stk lar kendi aralarında yapmış olacakları seçimle komisyonda temsil olunacaklar. Diyelim bir ilde 20 stk var. Bunların yöneticilerinin aralarında yapılacak olan seçimle...Seçimde ilk 3'ü alan kişiler bir başkan eşliğinde Konsey'in üyesi olabilirler. Seçimlere katılacak stk lardan en az 1000 üyesi olanlar bu fırsata dahil olabilirler.
4 Konsey başkanı tüm üyelerin seçimiyle belirlenir.
5 Belediye başkanı
6 Siyasi parti temsilcileri. Ancak mecliste grubu bulunan partilerden olacaktır. Meclis dışı partiler ise kendi aralarında yapacakları seçimle konsey'e bir üye verebilirler.
7 Bölge seçilmiş vekilleri
Konseyi temsilen seçilecek başkan tüm üyelerin eşit olarak seçecekleri kişi olacaktır. Seçim sıralamasında ki ilk yedi kişi genel istişare yönetimini oluşturur.
Bu konsey ilerleyen aşamalarda genel seçimler için il bazında milletvekili seçimlerinde kendi aralarından Türkiye Vekilliği adı altında siyasi partilere bağlı olmaksızın 3 aday gösterebileceklerdir. Seçimi ancak bir aday kazanabilir. Ancak Mevcut Meclis için kanun teklifi hazırlama görevleri olacaltır. Kanun onaylanmasında bir icraları olmayacaktır.
Şehir Konseyinin sorumluluk alanları o bölgenin eğitim, çevre, sağlık, kültür, ekonomi konularında ihtisasi çalışmalar yapmak şeklinde ana hatlardan ibaret olacaktır.
Neyse toplantı ve istişare sürecimiz bitti. İlk etapta Tokat ile ilgili çalışmalara başladık. Yakın zamanda da bu yazıyı yazmama sebep olan Tokat gözlemlerimiz için 10 günlük seyahat notlarımı toparlıyorum. Yarın sabah Reise taktim edeceğim; Tokat'ta yapılan çalışmaların raporunu.
Öncelikli olarak şehrin gelecekle ilgili bir vizyon programı ve envanter çalışması yapılmış.
Tokat'tan daha küçük Hollandanın neler yaptığını baz alarak çalışmaya başlamışlar. Bölge endüstriyel tarım ve hayvancılığı strateji olarak benimsemiş.
Bölgenin endemik bitki yapısı çıkartılmış. Bölgenin habitatı hesaplanmış. Coğrafi bütün ayrıntılar milimine kadar hesaplanmış.
1 Artova şehrin sanayi yapılaşmasına uygun yer seçilmiş.
2 Bütün ilçeler arasına demiryolu bağlantıları yapılmış.
3 Turhal'da Türkiye'nin ilk server'i açılmış. Adeta Şehrin altına ayrı bir şehir inşa olmuş.
4 Tokat'tan Samsun' a kadar Yeşilırmak genişletilmiş, su taşımacılığı ve balıkçılık işi profesyonelce yapılır olmuş.
5 Şehrin tarihi dokusu tarihi eserler gözetilerek yeniden biçimlendirilmiş. Amasyanın ırmak evleri güzel bir örnek olmuş.
6 Turhal kalesi başta olmak üzere bölgedeki bütün kaleler tarihsel dokusuna dokunulmaksızın restore edilmiş.
7 Gaziosmanpaşa üniversitesindeki 25.000 öğrenci kafeterya gençliği olmaktan kurtarılmış. 100 lü öğrenci gruplarıyla bütün öğrenciler Tokat'ın bütün köylerine salınmış. Hem halkla içiçe oluyor gençler, hem de bilgilerini hayatın içinde staja dönüştürüyorlar.
8 Aynı zaman da bütün okul öğrencileriyle birlikte bir ağaçlandırma faaliyeti başlamış Tokat'ta.
9 Diyanet görevlileri gençleri kötü alışkanlıklardan kurtarmak için hummalı bir çalışmaya girmişler, emniyet ve eğitim camiasıyla ortak olarak.
10 Bir kültür komisyonu kurulmuş bütün belediyelerce. Kültür bütçelerini çarçur etmiyorlarmış. Ortak çalışmalara imza atıyorlarmış. Özellikle sinema. Bölge tarihi üzerine hoş çalışmalar...Danişmentname'den tutun, Battal Gaziye, Kazıklı Voyvodaya...Gazi Osman Paşamıza...Hatta Sezara kadar çokça film, belgesel. Artık laylaylom işlerle iştigale son diyorlarmış...Uvertür şarkıcılara para akışını kesmişler...
11 Bölge sanatçılarına (sanatçı deyince hemen şarkıcı gelmesin aklınıza) yazarı, çizeri...Tokat dışında yaşayanları da dahil...Akıl ve Düşünce- Kültür ve sanat festivali adı altında 10 gün şehirde bir araya getirilerek Tokat'ın geleceği masaya yatırılıyormuş.
Yani Allah için verdiğimiz bütün talimatları tek tek yerine getirmeye başlamışlar.
Neyse uçağımız havalimanına inmek üzere. Hele değerlendirmeleri bir güzel yazıya dökeyim. Sonra sizlerle paylaşırım. Belki de benden önce bu gelişmeleri Reis açıklar.
Tabi adam onca derdi içinden fırsat bulabilirse.
Malum;
Fetöyle boğuş reis...
Merkel'i fırçala reis...Kudüse el at...Trump'a ağzının payını ver. Akparti içindeki Akplileri ayıkla reis...Reis hosteslerin etek boylarına müdehale et...Reis...Reis...
Ah be reis...Bu takayla nereye kadar?
Fehmi Demirbağ
SATILIK BÖBREK VE MEHMET GÖRMEZ
 
Vay babam vay. Biz organ mafyası mevzularına dokunupta ihtisasi çıkarımlar yapmaya çalışırken, memlekete ve hayata dair...Meğer gerçeklerden kopuk yaşıyormuşuz. 
Ajanslara bir haber düştü. Herşeyi işportaya düşüren halkımız meğer bu organ işini de işportalık yapmış, bir nev'i. Arama motorlarına, "satılık böbrek" yazdığınızda çok sayıda internet sayfası çıkıyor karşınıza. Fiatı, özelliği belirtilmiş böbrek, karaciğer ne ararsanız sayfalarda. Sakatat dükkanı maşaallah. Hadi alan razı satan razı...Onu anladık ta bu parçalar nerde modifiye oluyo? Hangi sağlık kuruluşunda? Hangi ahlaksız...memleketin okumuş çocuklarından olan tabibin marifetli elleri arasında?
"Ben sana doktor olamazsın demedim ki, adam olamazsın" hitabının muhatabı, yeminli adam bu organizasyonun-alışverişin kilt adamı.
İrdelersek...
Adam böbreğini, karaciğerini satacak hale geldiyse...
Bakın burda da irdelenmesi gereken başka hususlar var. 
Adam namuslu herşeyden öteye. Çalmıyor, çırpmıyor...çaresiz ancak. Kimbilir hangi bankanın hangi tuzağına düşmüş. Ya da hangi gereksiz bir alışverişin kurbanı olmuş. 3 al bir öde kampanyalarının mağdurlarından. Ya da bu bir çığlık, insanlar ekonomik olarak daralmışlar.
Behey mubarek kardeşim. Verdin böbreğini aldın parayı. Eee yarana merhem de oldu diyelim. Ama sen bu kafa da bu alışkanlıklarda olduğun sürece...Ey canım Mehmed'im...Güzel yurdumun canım insanı. Görmez'den gelirsen hakikatleri...Adeta istifa eder hale gelirsin hayattan. Şimdi böbreğinden...Ya yarın!
Alışmıştık, namusunu, iffetini satan profillerle karşılaşmaya.
Hatta vatanını satanlarla...
Ama iş kendi vücudunun parçalanması noktasına gelenler...dehşet verici. Bu bir çığlık.
Hoş böyyüklerimiz mimleketin çoookkk daha böyyül meseleleriyle iştigal ederlerken sanırım...yoğunluklarından bu sesleri duyamaz haldeler. Yepyeni aldanmışlıkları görmez'den gelmeye devam etmekteler.
Misal mi istiyorsunuz?
RAKAMLAR YILLARDIR DİNDAR VE AHLAKLI NESİL DİYEN BİZİ HAKLI ÇIKARIYOR! KÜLTÜREL ERAZYON YAVAŞ YAVAŞ ERİTİYOR BİZLERİ...Ne duyan, ne gören ne de işin acısını hisseden yok...Kimlerden; elbette yetkililer denilen güruhtan! Ama çığlık halktan!
Mak araştırma şirketi dindarlık araştırması yapar yakın zamanda, halkının % 99' unun Müslüman olduğu iddia olunan Türkiye'mde.
%78 Namaz kılmıyor.
%75 Kur'an okumuyor.
%45 Kadere inanmıyor.
%54 Kur'an okuyamıyor.
%55 Ramazanda oruç tutmuyor.
%65 Hiç Kur'an kursuna gitmemiş.
%65 Peygamberimizin hayatını okumamış.
%30 Hiç camiye gitmemiş.
%49 Evlenirken dindarlık çok önemli değil diyor.
%59 Selamlaşırken 'Selamun aleykum' demiyor.
%46 Halifelik istemiyor.
%35 Güsül abdesti almıyor.
Cenabet ülkede ne bet ne bereket kaldı vesselam.
Drama bağlamayın. Mehmet Görmez istifa etmişmiş...
Darısı bilumum koltuk sahiplerine. Allah'tan adam onurluymuş.
Diyanetin ne kadar etkisi oldu ki bu yukarıda ki tablonun bertaraf edilmesinde? Ya hu bu ülkenin hemen her mahallesinde camiler yok mu? Ne iş yapar bu imam (Öncü-önder) efendiler? Bu namaz kıldırma-cenaze kaldırma memurlarıyla nereye kadar? 657' ye tabiliği önceleyip 6666 ya tabiliği geri planda tutan anlayışla nereye kadar?
Hala yanmaz kefenciler, darvinizmi İslam akaidine eklemlemeye çalışanlar, sidikçiler-idrarcılar, yoğurtçular...şimdi isim versem hop oyurup-hop kalkacak müridanları olan çok sayıdaki the cimeat company'ciler. Zekatseverler, himmet severler...
Siz ulaşmazsanın insanımıza...
Ey Eğitimciler!
"Öğretmenler, yeni nesil sizlerin eseri olacaktır" demişti Atatürk. Bakın okullara ve görün yetişen neslin kimin eseri olduğunu Ey Müslüman Öğretmenler.
Sızıntı diye bir derginin etrafında toparlamıştı öğretmeni Fetoş. Yani 15 Temmuz'u bu ülkeye iteleyen bu öğretmenlerin yetiştirdiği askeri-polisi olmadı mı?
Ben bunları kime yazıyorum ki;
siz sağcıyım diyen kalabalıklar...siz okumazsınız ki? A4 sayfa hacmindeki yazıya bile "Fehmi abi, çok uzun yazıyon" diye serzenişte bulunmuyon mu kardeşim?
Vampirin sarımsaktan korktuğu gibi kormuyomusun...hele ki kalın kitap diye ifade ettiğin çalışmalardan?
Yok...yazımı fazla uzatmayacağım;
Gidişat iyi değil...Onu bilin istedim. Tabi kafanızı Fatih Terim'den...Kıyafetime Karışma saçmalıklarından! gibi gibi kaldıracak olursanız!
Vatandaş imanını satan, ahlakını satan, vatanını satan hoca efendilerin ektiğini biçiyor; böbreğini-karaciğerini satıyor.
Ciğersiz-merhametsiz...sadece cebini dolduran liyakatsiz yöneticiler yüzünden!
Çünkü onurlu...ama çaresiz...
Ancak satacak ciğeri kalmayınca vatandaşın...varın ötesini düşünmeyin!
Fehmi Demirbağ  

27 Temmuz 2017 Perşembe


Kasımpaşalı'yı Konuştuk
Televizyon Programcısı,Yazar Fehmi Demirbağ ile Cumhurbaşkanımızı anlattığı romanı Kasımpaşalı/Ben bu oyunu bozarım isimli Romanı ve diğer çalışmaları üzerine sohbet ettik.



    


 Talip AKSOY/Röpörtaj/Fehmi DEMİRBAĞ

Talip AKSOY: Televizyoncu, yazar, kalem erbabı kıymetli Fehmi Demirbağ ile beraberiz,USA'ndık Darbeye Hayır, Battal Gazi, Dünya Beş'ten Büyüktür, Kasımpaşalı ( Ben Bu Oyunu Bozarım), One Minute, Herotürk/ (6 ayrı roman, 4 ayrı çizgiroman), Uyursan Uyanamazsın, İyi insan olmanın Kodları, Dan Brown Müslüman mı oldu?, Dindar ve Ahlaklı Nesil, gibi  yayınlanmış-yayınlanmamış 50 ye yakın eserleriniz mevcuttur.
Yoğun geçen bir Ramazan ve  iftar programlarının akabinde ve Ramazan Bayramı tatilinden sonra, sıcak bir hava 'da Hicrethaber ailemizin Fenomen yazarlarından Sayın Demirağ'in daha önce kaleme aldığı  ve ciddi bir Roman olan KASIMPAŞALI'' Ben bu oyunu bozarım'' üzerinde konuşmak istedik.
Çünkü üstad toplumumuzun sorunları üzerinde ciddi projeleri olan ve özellikle gençler ile hasbihal eden biri, onlar için adeta yırtınan-didinen, projeler ortaya koyan biri.  Bunu yazılarında ve yaptığı programlarda canhıraş bir şekilde de dillendiriyor.
Üstadım Öncelikle size şöyle bir soru sormak istiyoruz Fehmi Demirbağ kimdir. Kendimizi kısaca beni tanıtır mısınız.
Fehmi DEMİRBAĞ: Evet biz "ömür takviminden gün kaybeden" bir bireyim. Hem kulluğumuzu ifa etmenin, hem de "yaşadığımız çağın sorunlarını" hem de "gelecek nesillerin mesuliyetini" omuzlamaya çalışıyoruz.Google amca bile yaptıklarımızla ilgili şerhler düşmüştür elbet diyoruz:))
 Neden Kasımpaşalı? Evet Kasımpaşalı bir duruşun adıdır. Daha doğrusu müesses nizam’a karşı dik duruşun, mazlum'dan yana zalime karşı durmanın adıdır. Haksızlıklara karşı işte bir dik duruşun ya da mazlum'dan yana tavır almanın adresidir. işte Kasımpaşa, Karagümrük gibi yerler külhanbeyi olmanın, racon kesmenin özellikle moderniteye karşı şuursuzca da olsa efelenmenin-dik durmanın adresleridir.  Kasımpaşa'da tabii olgusunda reisin de gençliğinin geçtiği yer olarak...oraya da özdeşleşmiş bir yer olduğu için böyle bir isimlendirdik. Ben bu oyunu bozarım Tatar Ramazan isimli bilinen bir eserin-filmin repliğine  ithafen kullandığımız bir slogan.
 Zaten Tayyip Erdoğan'ın kimliği, milli görüş kökenli olduğu için... milli görüşün anti emperyalist dokusu bu müesses nizam a karşı...ki bu görüşün refleksi, bu düzen değişecek duruşu tavrı düzleminde idi. Hak-batıl kavgasına işaret ediyordu.  Bunu işaret etmek istedik. Bir de şunu anlatmak istedik; tarihe yön veren, yaşarken önem arz eden kimi kişi ve kişiliklerin de gençler için rol model mukayesesinde tanıtılması   gerekiyor. Tayyip Erdoğan hikayesi bir başarının hikayesidir. One minute, Dünya 5'ten Büyüktür vurguları şimdi politize edilsede yakın zaman diliminde dünya gençliği içinde bir Che Quevera etkisi yapacaktır.
Tayyip Erdoğan in bir bizdeki karşılığı var, bir de dışarıda ki karşılığı var, Biz bunu 7 Haziran seçimlerinde gördük. İtalyan basını özellikle seçimlerdeki bu ani oy düşüşleri ile bir sevinç naraları atmışlardi ve bu şöyle ifade edilmişti:
"Son 1000 yılın Selahattin Eyyubisi durduruldu!"
Zaten İslam kelimesi batıyı ve batıl bütün yapıları oldum olası tedirgin etmiştir, bundan sonra da bu böyle devam edecektir. Özellikle 1300 lü yıllardan sonra, yani Haçlı savaşlarının bitiminde dönemin papazlarının söylemleri çok önemlidir.  "Bu kafir Türklerin Hristiyan olma gibi bir olasılığı yoktur. Onlara karşı yeni politikalar geliştirmemiz lazım. Diyalog ile hoşgörü ile davranmamız lazım. Burada önemli olan olay ise Müslümanların nasıl Hristiyanlar gibi bir yaşamalarını temin edebiliriz? Bu arayışları onların nasıl muasırlastıklarını, Osmanlı'nın yıkılış sürecini ve Cumhuriyet tarihi ile beraber gelen süreci itinayla  takip etmemiz gerektiğini tarihsel bir perspektifle ortaya koyar.
Tayyip Erdoğan oyunun sonlarına doğru sahaya çıkan golcü bir oyuncudur. Onu sahaya süren teknik kadroya rağmen kendi beceriyleriyle sahada yer almaktadır. Bizde bu kitapta Tayyip Erdoğan'a rağmen Tayyip Erdoğan'ı anlatmak istedik.

 Çünkü olaylar olup bittikten sonra biraz daha doğal olarak fotoğraf daha bariz açıklanabilir. Turgut Özal dönemini, Mustafa Kemal dönemini, hatta Abdülhamit dönemi, hatta Abdulaziz dönemini bir tarihsel misyonu ile beraber değerlendirmek, kırılma noktalarını tespit etmek gerekir diye düşünüyorum. Günümüzün Türkiyesine gelince, teknolojinin de modernitenin değiştirme ve dönüştürme gayretlerini...biraz da sokağın diline kadar, gündelik yaşamına kadar girdiği bir süreçte kavramların gelişiminin izini iyi takip etmek gerekir.  
Enformatik çağ bizi şöyle bir tehlikeyle karşı karşıya getirdi.Önceliklekalaylı bir cehalet getirdi. Yani bilgi kirliliği... Yani bu kadar kolay ulaşılabilen ve ve bu kadar da zehirlenmeye sebep olan bir kavramdan söz ediyoruz. Toplumlarda liderlerin karizmatik kimlikleri hem kendi toplumunun hem de yaşadıkları çağların belirleyici amil unsurları olmuşlardır. Dolayısıyla bilginin hoyratça üretildiği ve tüketildiği günümüzde liderlerin kimlikleri üzerinde rahatlıkla spakülatif yönlendirmeler rahatlıkla bir anlayış ve algı dizaynına rahatlıkla dönüştürülebilmektedir. Yakın zamandan bakalım. Afrikada kitlesel katliamların canisi
William Churchill bir anda İngiliz devlet adamı sıfatıyla eli kanlı lider kimliğinden sıyrılabilmektedir. Stalinin, Mao'nun ve hatta De Goulle'nin katliamları görmezden gelinebilmektedir. Demokrasi makyajı batılın kan düşkünü bu liderlerinin eylemlerini rahatlıkla kahramanlık pozuna indirgeyebilmiştir. Yakın zamanın ortadoğusu, özellikle de Müslüman coğrafyaların kan revan hali...hatta dezanformasyona tabi tutulup, oradaki özgürlük mücadelesi veren insanların duruşunu terörist olarak tarihi bir kayda dönüştürmektedir. Öyle bir tarih anlayışı inşa olunmuştur ki misal haçlı seferlerinin gaddarlığıyla bile yüzleşememektedir günümüzün hegemonlarının algısına bağlı tarih anlayışı.

Ancak bizim medeniyet algımız batının medeniyet algısından farklıdır. Hatta bizim bütün kavramlarımızın koordinatları batının hiçbir değer algısıyla aynı değildir. Biz liderlere bağlı hayat anlayışında olan bir topluluk değiliz. Dünyadaki varlığımızı imtihan olarak kabul etmişizdir. Liderlerinde imtihanda olduğunu biliriz. Musalla hepimizi eşitler. Bu anlayışımızda sapmalar olunca tarihsel hesaplaşmalar içinde bizlerde kaybetmeye başlarız. Batıl olan düşünce bir müslümana bulaşınca yani o da sırat-ı müstakinden sapınca sapıklık ve sapkınlık onu da zalimleştirir. Adaletten uzaklaştırır. Kibir merkezli bir hastalık liderin şahsı üzerinden toplumu bir salgın hastalıkla karşı karşıya getirir. Bu gibi durumlar cehaletin zirve olduğu dönemlere denk gelir. Kör cehalet ile ben çok biliyorum cehaletidir bu süreç.

Günümüzde de manevi hastalıkların yoğun olduğu bir dönemi yaşıyoruz. Doğru değerlendirmeler yapıp, doğru teşhislerde bulunmak zorundayız ki hastalıkların adını netleştirelim ve doğru tedavi yöntemlerine başvuralım. Yoksa ölümcül halde olduğumuzun farkına bile varamayız. Özellikle hastalıklı yetişkinlerin yetiştirdiği hastalıklı gençlerle bozularak yok olur gideriz. Senin acı akıbetini sabırla bekleyen akbabaların cesedinin üzerine canlı canlı hücumları artık an meselesidir.

Yani dönemimizi bir kişiye atfederek ve bütün yükümlülüklerimizi bir kişiye vererek biçimlendiremeyiz. Aynı kişiye bağlı olarak takılıp kalmamak lazım. Onun şahsında belki bugünlerin sıkıntılarının sancıları bir nevi belki ertelenebilinir. Ama yarın odaklıdır bugünler.  Yani Tayyip Erdoğan bugün var yarın yok. Her birey gibi, her nefes gibi o da neticede kulluk görevini icra edenlerden bir tanesi.
 Ama Türkiye'nin içinde bulunduğu durum itibariyle maalesef 80 milyon müslüman Tayyip Erdoğan'ın kimliğine takıldık ,kaldık. Onun ölümü (Allah gecinden versin) ve sonrasında nasıl bir Türkiye olacak şimdiden açıklayamıyoruz. Bu cevapsızlık sevenleri açısından da aynı, nefret edenleri açısından da.
Aslında sıkıntı da olan bu süreç işin aslı üç ayrı kimliğe odaklanmış. Türkiye siyaseti bir tarafta Abdullah Öcalan bir tarafta Tayyip Erdoğan bir tarafta Fethullah Gülen... bu üç kişinin ölümü dahi, yani sıkıntı ile beraber bir de kırılma ve yeni gebelik dönemini teşkil ediyor; belirsizlikler!
Yani Tayyip Erdoğan'ın doğru okunması gerekiyor. Yani ne putlaştırmanın bir anlamı var, Mabutlaştırmanın bir anlamı var, ne de görmezden gelme yani Övgü ile Sövgü arasına tıkıştırmanın. En azından aydın kesimin biraz daha mesafeli durması gerekiyor. Toplumun geneli de maalesef ki hertürlü abartıya müsait, ki maalesef okumayan cahil bir kesimimiz var. Malum toplum olarak da ziyadesiyle törpülenmişiz. İşte görüyorsunuz Eğitim, sağlık, adalet, güvenlik gibi kavramların nasıl  adeta paçavraya dönüştüğünü. Zaten uzun yıllardır korkunç travmalar yaşanmı bir toplumuz.
Aslında kıymetini bilirsek Tayyip Erdoğan'ın liderlik yaptığı bu zaman dilimi bu toplumda yaşadığımız bir sükunet zamanıdır. Mevcut liderlerle mukayese edecek olursak yaşanılan  olayları bir nevi ufak badirelerle  atlattığımızı da kabul edelim. Ki bana göre en ufak badiremiz 15 Temmuz'du. Varın ötesini siz düşünün.
Şimdi ise hastalığın ateşli olduğu bir döneme girdik. Bir hırsızlık müessesesi, rantiye müessesesi alabildiğine güçlendi. Akılsızlık, Allahsızlık ve ahlaksızlık hiç bu kadar güçlenmemişti. Türkiye bir ahlaksızlık batağına sürükleniyor. Mak araştırma şirketi dindarlık araştırması hakikatimizi ortaya koydu. Türkiye Müslüman toplumunda rakamlar endişe verici.  %78 Namaz kılmıyor, %75 Kur'an okumuyor.,%45 Kadere inanmıyor, %54 Kur'an okuyamıyor, %55 Ramazanda oruç tutmuyor, %65 Hiç Kur'an kursuna gitmemiş, %65 Peygamberimizin hayatını okumamış, %30 Hiç camiye gitmemiş, %49 Evlenirken dindarlık çok önemli değil diyor, %59 Selamlaşırke, 'Selamun aleykum' demiyor, %46 Halifelik istemiyor, %35 Güsül abdesti almıyor. Bütün bu işler aslında devletin kurumlarının bir iş yapmadığının da göstergesi. Hani diyanet, hani milli eğitim bakanlığı...İslamcılar yalnızca zekat parası toplamakla...ya da yandaşlarını devlet kurum ve kuruluşlarına işe yerleştirmekle meşguller. Bütün bunların yükünü bir kişeye yüklemek haksızlık. Herkes bulunduğu makamım Tayyip Erdoğanı olmak zorunda.
Bakın bir örnekleme yapayım; sandviç ekmeğinin arasına domuz sosunu koyuyorsunuz. Sonra üzerine alengirli soslar ve Besmele çekip yemeye başlıyorsunuz. Olmaz kardeşim! Yani bu örnekten yola çıkacak olursanız yediğiniz haltlara Besmele çekip meşrulaştıramazsınız.
Maalesef bir abdestli Kapitalizm sürecindeyiz. Ilımlı İslam tuzağının neticesindeyiz. Tayyip Erdoğan'ın ister istemez Müslüman kimlikli olması, milli görüş kökenli olması ister istemez her türlü konunun dine dayalı açıklanması ihtiyacı ve onun liderlik takvimi onun bu kırılma döneminde öne çıkmasını sağlıyor. Kadrosunun toplama bir kadro olması ise onun parotenerliğinde şimşekleri üzerine çekmesine sebep veriyor.
Bireysel yaşantılarımızın toplumsal hayatla parelelliği yaşayan tarihin çarpıklığını ortaya koyuyor. İşte biz Kasımpaşalı romanımızda Tayyip bey'in sıradan insan olan yönüyle lider olan kimliği arasındaki sorgulamayı anlatmak istedik. Aslında anlattığımız herbirimizin kendi hikayesiydi aynı zamanda. "Ben bu oyunu bozarım" Kasımpaşalı vurgumuzun açılımıydı.  Aslında herbirimiz bir Kasımpaşalı değil miyiz? Onun için sevmedik mi Kasımpaşalıyı? O bizden biri olduğu için! 

Talip AKSOY:Fehmi bey  Kasımpaşalı kitabından başka hangi eserlerimiz  mevcuttur?


Fehmi DEMİRBAĞ: Yine biz yine Reisimizden, Tayyip Erdoğan'dan esinlenerek "One Minute"yi  yazdık. "Dünya Beşten büyüktür"ü yazdık. "Dindar ve Ahlaklı Nesil" kitaplarını yazdık. 
 "Dünya beşten büyüktür" de biz de dünyaya anlatmak istedik;  Enerjiye, Uyuşturucuya,Silah, Tarım ve Gıda, İlaç sektörlerinden müteşekki dünyanın hegemonik yapısını. Bu sektörler üzerinden dünyanın 5 büyük sektörünün menfeatlerini dünya halklarından korumaya yönelik devlet adı altındaki çeteleri anlatmak istedik. Zalimler ve mazlumların inilti ve çığlıklarından ibarettir tarih. İşin aslı bundan sonrada bu noktada evrilip gidecektir zamanın kıyamete taşıyacağı insanlığın tarihi.  Bunların karşılığını anlatmaya çalıştık.
Mesela bugün Afganistan'ı dünyanın en fazla eroin üreten ülkesi olarak vurgulanır. Mesela Türkiye Cumhuriyeti de 1932 ye kadar dünya eroin ihtiyacının yüzde 65 'a kadar olanını karşılıyordu. Yani gavur önce uyuşturucuyla giriyor işgal edeceği coğrafyaya. Amerikalı, Kızılderilileri yok ederken ateşsuyu olan viskiden faydalanmadı mı? İnsanların beynini uyuşturarak arkasından bir de kültürel uyuşmalar...işte fiziki olarak organik ya da sentetik uyuşturuculara maruz bıraktığınızda hele ki gençliği...Dolayısıyla iradeyi insandan kaldırdığınız zaman, işkembe ile apış arası bir mahlukata dönüştürdüğünüzde toplumun bireylerini...Bu tür insanlardan da bir süre sonra vatan kutsallık,özgürlük gibi şeyler artık yitık değerlerdir. insanın kendi kudsiyetini bitirirsiniz önce. Sonra kutsal adlettiği değerlerini. Artık orası şeytanın at koşturacağı bir arenaya dönüşmüştür. O insanın ve insanların ruhunu aldığınızda aynı zamanda sahip olduğu herşey sizin olmuştur. Bir de başlarına kendilerinden yöneticiler bekçiler diktiğinizde sözünüzden asla çıkmayacak köleler edinnmişsiniz demektir.  
"One minute" da bir duruştur işte o efendilere karşı, Siyonist  bazlı bir yapıya karşı...Yani "bir dakika" diyerek, bir duruştur. Biz çocuk ve gençlerin gelecekleri ile ilgili olarak da batıya: Ey Batı "Sen daha düne kadar  insan eti dahi tüketen bir topluluktun," yamyamlık tarihinizi biliyoruz. (Google emmiye bi sorun batının yamyamlık tarihi diye)    Şimdi çıkmışsın bana medeniyet dersi vermeye çalışıyorsun. Tehareti bile beceremeyen, kıçını yıkamaktan aciz bir topluluksun. Biz bu çalışmamızda çocuklarımızı ve geleceğimizi nasıl yetiştirmamiz gerektiğini mukayeseli batı tarihiyle birlikte açıklıyoruz. Ne hatalar yaptığımızı ve bu hatalardan nasıl dönüleceğini ve yepyeni bakış açılarıyla geleceğe nasıl başarıyla yol alacağımızı...Başlı başına çocuk ve gençliğin yetişmesinde milli kodlarımızın ne olması gerektiğini anlattık.

Burada tekrar edeceğim özellikle;  Tayyipçi'lere seslenmek istiyorum. Hani kendinizi öyle pazarlıyorsunuz ya...Ki ilk fırsatta ortadan toz duman olup kaybolup gidecekleredir sözüm. Yani bu adam bir şey dediği zaman arkasında durmak lazım, yani bu adam Süpermen değil! Batman değil...Bir çizgi roman karakteri değil. Önem arzeden çok mevzuumuz var. Bu mevzularında muhatapları belli aslında.  Yani her yerde ıslak imza gönderemez. Tayyip'in temsil ettiği kimlik İslam ise eğer, bunu söylüyor iseniz ? Lütfen herkes hayatına İslam'a göre çeki düzen versin! Yani Reis  bizim imamımız değil, Tayyip bizim Peygamberimiz değil, Haşa şu noktada sadece mevcut Seküler düzende bir boşluk açmaya surda bir taş ,bir Gedik açmaya çalışan bir adam, bizden olan bir lider.
Büyük mesuliyetlerde  vermemek lazım kendisine. Bizim mesuliyetimizin kaynağı belli zaten, yani İnancımız, değerlerimiz, tarihsel mazimiz, geçmişimiz, yani bunlara işaret etmek gerekiyor. Ben özellikle ifade ediyorum ki, şu Cumhuriyet süreci denilen şey, müslümanlara zulüm süreci, yani fiili zulüm sürecine dönüşmüştür yürlü bahaneler altında. Bugün müslümanlar az buçuk nefes alıyorlarsa, camileri ahıra çevirme günlerinden  Çamlıca'ya Cami yapma aşamalarına gelindiyse...Tesettürlü hanımlara okullarda bulunma hakkı verildiyse bu günlerin hakkını vermek lazım.  O zorlu günlerin enkazının altından Bir Tayyip Erdoğan çıkartan bu millet artık çok sayıda dava şuurunda Tayyipleri yetiştirmek zorundadır.


Talip AKSOY:  Üstat! Bir de 15 Temmuz darbe girişimi oldu bu ülkede. Malum Temmuz ayındayız. Haftaya 15 Temmuz'unda yıldönümü gelmekte ve Türkiye millet olarak bu darbeyi destekleyen,planlıyan, Siyonizme,emperyalizme ve batıya karşı...işte birlik beraberlik içerisinde... sizinde kitabınızda büyük puntolarla yazdığınız ''Ben bu oyunu bozarım ''diyerek dik durmuştur. Namluları ters çevirmiştir işbirlik.i hainlere katşı. Bu uğurda şehit ve gazileri mevcuttur.  İmanın küfre ve zulme üstün geldiği bir süreçyoğun şekilde bütün ayrıntılarıyla irdelenmelidir. Bu konuda sizin düşüncelerinizi almak istiyoruz.

Fehmi DEMİRBAĞ: 15 Temmuz'la da artık "Usandik, Darbeye Hayır" diye bir kitap yazdık naçizane. Şimdi 15 Temmuz  olayının detaylarını henüz bilmiyoruz. Zaman olayın asıl etmenlerinin suretlerini belirsizlikten çıkaracaktır diye umuyoruz. Nasıl Menderes dönemiyle alakalı başka başka sonuçlara vardı isek. Nasıl Menemen olaylarını bugün biraz daha farklı yorumlayabiliyorsak. Hatta 28 Şubat süreciyle ilgili gün geçmiyor ki farklı gerçekleri yeni yeni görmeye çalışıyorsak. Bugünleri kontrollü darbe, tiyatro gibi kelimelerin arkasında göremeyiz. Bizi 15 Temmuz'a getiren sebepleri de failleri de ortada iken...Gerçeklerin olayın sıcaklığında sıcaklığı yitsin diye onca manipülasyonlar varken, kripto kavramı bu kadar etkin iken...Ki halk bu tür kavramları çok ta tınmaz...Vicdan arşivinde değerlendirir olan biteni. Toplum mühendislerinin çırpınışıyla halkın sessiz direnişi belirleyecektir aslında yaşanılagelenleri. Abdulhamit'ten beri yaşanılan batı baltasının koca bir çınarı budama hikayesidir bugüne kadar yaşadıklarımız. Batılılaşmanın kozasıdır her 10 yılda tekrarı olan bilumum kalkışmalar. 1900 dan bu zamana kadar yaşanan her 10 yıl bir fecaatin tarihidir aslında. Amansız bir mücadelenin. Örselenmişliğimizin izlerini barındırır bu 190 yıllar. Ama Maaşallahımız var. İyi dayandık. BÜtün yara berelerimize rağmen kuyruğumuz hep dik.
Yakın zaman kırılmamızda Marmara depremini bir Milat kabul etmek lazım. Bir de Dünyanın 11 Eylülünü. Tabi SSCB nin dağılımıda bugünlerin alacağı şekilde belirginleştiriyordu.
Bizde Zengin yatan adam sabah fakir uyandı depremle. Bugünün dinsel yapıları işte o bireysel ve sosyolojik travma ile faaliyetlerine ivme getirdiler. Çünkü din bir kurtuluştur. Yardımdı, hayrdı hasenattı derken...Bir kısım yapılar dinsizlik yapısından kurtulan kominist dünyanın mağdur ettiği insanlarımıza ulaşma adına...Bir kısmı kendini yalnız hisseden Avrupadaki Müslümanlar üzerine...11 Eylülün tezgahladığı teröre dönüşen coğrafları üzerine...Para ve vicdan merkezli operasyonları dizayn edecek yapılara dönüştü dünün klasik cemaat yapıları.
Bir de kanayan yaramız eğitim meseleside işe malzeme kılınınca...Çocuklarımızın mağduriyetleri ümmetin sonunu hazırlamaya yönelik kahpe planlarında tecelligahı oldu.
Cemaatler holdingleşme ve siyasallaşma yapısallığına yol aldılar. Hele bizdeki askeri yapının laiklik adı altındaki skolastik sertliği olayların gelişiminde baş amil sebepti. Fetö yapısı çıtayı daha da yükseltti. Aleni CIA ofislerine dönüştü.
İçerde de önce mevcut iktidarın paralel ortağı oldular. İktidar nimetinden nemalanan tek güruhtular. Aslında iktidar hiç muktedir değildi. Devlete sızıntılarının alametide sızıntı dergilerinin satır aralarındaydı. Din kavramı parsellenmişti, menfeaat yapılanmalarıyla. Diyanet ise bu hiyanet yapısının ayrı bir kuluçkasına dönüşmüştü. At izi it izine alabildiğince karışmıştı. Din bezirganları uluorta artık milletin bütün mukaddes değerlerini pazara dökmüştü. Zaten cahil olan halkta bu kavramlar üzerinden bu bezirganların müşterileri olmuştu. Mümin kavramı müşteri kavramıyla özdeşikti. Cennetler garantiye alınıyordu bir nevi ödenen sadaka, himmet, zekatlar karşılığında. Yanmaz kefenler argüman olarak işin ironisiydi, ya da işin şirazesinin iyice kaydığının. Şirk mefumu amentümüzü parçalıyordu. Efendimiz kamyon kasalarına kadar bindiriliyordu. İslam adı altında onlarca din peydahlanmıştı. Bir de yakın dönemin emperyalistlerinin ortadoğu üzerine proje çalışmaları...Türkiye üzerinden İslam coğrafyası köşeye sıkıştırılıyordu. İşte bu dönemin kritik kimliği olarak yer alan Tayyip Erdoğan bütün oligarklara karşı bir başına enteresan bir mücadeleninde adamı oluverdi. Halk bütün entrikalara karşı bu adamın yanında yer alıyordu.
Artık kılıçların fiili olarak kınlarından çıkarılma vakti gelmişti. Bununda tarihi 15 Temmuz'du. Ancak planlayıcılar yine Allah'ın planını atlamışlardı. Her zaman Rabbinden yana tavır almayı milli kimlik edinmiş halk...Darbe teşebbüsünü...Daha doğrusu işgal harekatını duyar duymaz şehirlerin meydalarına doluştular. Kimseden talimat almaksızın. Halkın bu coşkusu bir de liderlerinin talimatlarıyla birleşince tarihi bir halk darbesine sebep olmuştur. Darbeciler darbelenmiştir. "Vatan tehlikede" duygusu işte bu direncin özetidir.
Ancak olayların hemen arkasından kavram suistimalcileri yine devreye girerler. Yapılan direnişe "demokrasi nöbeti" şehid olanlara "demokrasi şehidi" gibi kavramlarla işin aslından uzak yakıştırmalarla manipüle edilen bir olgu vurgusu yapıyorlar. Demokrasinin bir şirk kavramı olduğunun idrakinde olmamız lazım.  
Ama bu bir demokrasi duruşu değildir. Halk bir kere içsellik noktasında bir "Comfortizim duygusu" ile de yüzleşmiştir, vatan duygusu kadar. Hani travma dedik ya...Halk bezgin, bedbindir aynı zamanda. Terördü, şuydu buydu derken aslında Ankara'ya da kırgındır. Cebindeki paranın hesabını...geçiminin hesabını...evlatlarının geleceğini an be an düşünmektedir. Bankalara olan borcunu...Borcun ki yükümlülük olduğunu bilir benim insanım. Ki hala bu ülkede ticaret açık hesap üzerinden dönmektedir. Bankalar mevzuuatında yoktur ama nasip, kısmet, el hafifliği,bereket...Huzur ise tek tesellisidir. Onun için sokağa yığılmıştır her görüşe mensup insanlar. Ne vatanlarını ne de huzurlarını riske atacak takatleri yoktur. Bu direnişte aslında Ankara'ya da bir mesaj vermiştir insanımız. Ey Ankara! Aileler tarumar edilmiş; işte boşanmadan tut şiddete varıncaya kadar gündelk yaşantımızın hali... Çoluğumuzu çocuğumuzu ahlaken yetiştiremiyoruz! Aklını başına al...Sen Reise dua et! O olmasaydı kim komutlandırırdı bizi? Artık herkes üzerine düşeni yapsın.

Talip AKSOY:  Fehmi bey doğru söylüyorsunuz; Şehadet kavramı, Vatan ve din anlamında söylenmesi gerekir burada halk demokrasi yahut laiklik... başka bir şey için çıkmadı meydanlara. Tamamen insanların iman ve vatanseverliğinden kaynaklanan bir duygu ile bir ruh ile alanlara meydanlara çıkıldı

Fehmi DEMİRBAĞ: Şehadet kavramı İslami bir kavramdır. Seküler düzen bir tek şehadet kavramını pek sevmiştir, İslam kavramları içerisinde. Zaten Şehitlik kavramı ve mertebesi başka da hiçbir dinde ve inançta olmayan bir kavramdır. Allahsız koministler bile bu kavrama müracat ederler" devrim şehitleri" diye. Lan oğlum, sen ölümden sonrasına inanmazsın ki neyin şehittliğinden dem vuruyorsun?
Ama dikkat edin devlet nezdinde şehitlik resmi görev altındayken ölüyorsun sahip olabiliyorsun. Bir bu olayda ölen insanlarımıza topluca şehit denildi. Yani devletin şehitlik anlayışının katında sivilin ölümü çok ta muteber değildir. Buna bile demokrasi şehidi gibi tuhaf bir isimlendirmede bulunuldu. Sıkıntı bu zaten; AK Parti'nin en büyük handikaplarından birisi muhafazakar demokrasi, diye böyle ne olduğu belli olmayan bir kavramla yol yürüdüler.O yolda bizi buralara getirdi.



Talip AKSOY:  Fehmi Bey, ağzınıza yüreğinize sağlık. Size son olarak şunu sormak istiyoruz. Gençliği ve toplumu tehdit altında tutan madde bağımlılığının olumsuz etkilerini görüyoruz. Ki uyuşturucuyla, bonzai ile ilgili sizinle birçok çalışmalarınız var takip ettiğimiz kadarıyla... Geçen hafta Taksim'de medyaya yansıdı bir bayanın Bonzai sonucu ne hale geldiği... Yani bu ülkenin insanları tuhaf ve acımasız ölümlerle de yüzyüzeler. Trafikten, teröre kadar acaip bahaneler heran ensemizde. Ne dersiniz?

Fehmi DEMİRBAĞ: Geniş açılım mı bir soru oldu bu. Ama "nasıl yaşarsanız, öyle ölürsünüz"ün de karşılığı olan bir soru.  Aslında Türkiye'de bu konuyu-soruyu derinlemesine gündeme taşıyan, konuşan hemen hemen tek kişi benim diyebilirim.
 Bakın Türkiye son 10 yıllık bir kader sürecinde. Bakınız 25 milyon evladımız var, yaşları 12'nin altında olan. Bir melaike yaş gurubu...Cevaplamamız gereken bir soru aslında bütün geleceğimiz de ifadelendirecek tek soru.
10 yıl içerisinde hangi değer ile yetiştireceğiz bu çocuklarımızı? Yani yüklemleme yaparken, bu çocuklara günah kavramını mı vereceğiz? Suç kavramını mı vereceğiz? Ya da ayıp kavramlarını mı vereceğiz? Burası çok mühim!
Türkiye toplumu kelime itibariyle düşüncelerini, hislerini ifade edebilecek yeterlilikte değil. Yani cahiliz! Enformatik cehalet dedik... bir de kör cehaleti ekleyerek olursak buna iki cehalet bizi ölümcül kuşatıyor. Yani bu durum bizi akılsızlığa, akılsızlık bizi Allah'sızlığa, Allah'sızlık ise bizi ahlaksızlığa götürüyor.
Formal eğitimimiz perişan. Zaten üniversite sistemimiz malum; test ile tost arasında geri zekalı, adı milli olup ta kendi lüzumsuz batı kafalı bir eğitim sistemi... bunun da karşılığında 2/3 intihalci hocalar dan müteşekkil üniversite yapısı! Kafeterya gençliği...Hele özel üniversiteler? Ağzımı açsam burda, inanın hafif kalır nitelendirmelerim. Hakaret denilir benim söyleyeceğim gerçeklerin adı...
Ya informaliteye ne demeli? Okuma alışkanlığı olmayan bu ülkeden Türkiye'den bahsediyoruz. Basılan kitaplarında yüzde 90 tercüme.Batı kafasıyla Müslüman yetiştirmeye çalışıyoruz ki, bu kitaplar %65i aşk ağırlıklı. Yani nesiller apış arası işkembe arasına mahkum edilmiş bir vaziyette. Liselilerde yüzde 23 enseste maruz bir gençlik var. 25 milyon öğrencisi olan bir ülkede eğitim arapsaçı. Her 5 öğrenciden bir tanesi yakını tarafından cinsel tacize uğruyor. Bu şu demek; çocuğun içine sen adeta atom bombası atıyorsun. Nereye sığınacak bu atom bombasına maruz genç insan? En yakın güvendiği amca, dayı, teyze, baba dediği kişiler tarafından taciz ediliyor, İçindeki güven duygusunu bitiriyorsun. Bu ne demek? Bu çocuğu otomatikman lgbt üyesi yapıyorsun. Bu çocuklar %40 i deist, liselerde üniversitelerde bu oran yükseliyor. Evet Tanrı var, Allah var, bunu inkar etmiyorlar ama din buysa ben Müslüman değilim noktasına geliniyor. Bir de islam eşittir yurt dışı algısıyla birlikte; terörizm! İslam'ı bir gömlek olarak düşünün. Bir mağazaya gittiniz. Bu gömleği alıp üzerine giyer misin kardeşim? Yani hiç cazip değil müslümanlık. Marka değerini paramparça ettik elbirliğiyle. Zaten yokluk, yobazlık bir bir tarafta...Bir de dindarlık adına koca koca profesörler... Madrabazlar.. İnsanların "ilim" adı altında biribirilerine çemkirmeleri ortadayken...
 Bir insan neden Müslüman olsun? Dolayısıyla ne yapacak genç? Burada kafanın sakinleşmesi için de araya uyuşturucu sektörü devreye giriyor. Bugün Bir Milyonu Aşkın bonzai kullanan gençler söz konusu. Uyuşturucu kullanım yaşı neredeyse 9 Yaşına düşmüş. Gençliğin sigara kullanım oranı% 86larda.  Alkol zaten haşa zemzeme dönüşmüş,
Dolayısıyla korkunç bir travma içerisinde ülkenin bütün meselesi işte. Bizse  köprü yaptık, milyon dolarlık binalar yaptıktan ibaret anlayışlarla...Ekmek adına şehirlere yığılmışiz. Köyün günahı buralarda örgütlü ahlaksızlıklara dönüşmüş durumda. Zina dahi öyle masumlaştı ki haşa... İşte bu işlenen ahlaksızlıkşar alenileşti ve afişe edilmeye başlandı cüratkarca..."Biz Lutun çocuklarıyız" diye feveran eden bir gençlik..."Zulüm 1453'te başladı" diyen... Uzun zamandır, senedir haziranın ilk haftası dünya üzerinde "Onur yürüyüşü" adı altında gayrı ahlaki cinsel temelli sapkınlar olarak geleceğimize yürüyorlar. Diyemiyoruz; "siz sapıklar üreyerek çoğalmıyorsunuz, bizden çaldığınız evlatlarımızla kalabalıklaşıyorsunuz".
Ama bir Belediye Başkanı "Freddie Mercurynün askerleriyiz" diye paylaşımda bulunabiliyor. Aidsten ölen bir sapık çocuklarımıza rol model olarak gösterilebiliyor. Eğitimsen diye bir sendika liselerde "cinsel pozitif ayrımcılık "adı altında, bir özgürlük hareketi olarak destekleniyorsa vay halimize! Dolayısıyla uyuşturucuya bulaşmış bir gence her yol mubah...Doğru okumalar yapmayan, okumayan cahil bir gencin... ahlaki açıdan zaafiyet içerisindeki bir gencin... terör yapılanmalarının elde etmesi çok da güç değil yani... Özellikle marksist-leninist gruplar... Hatta Işid vesaire bildiğimiz dinci gruplar ele alır, tabii ki kendi amaçları doğrultusunda kullanırlar.

Elhamdülillah bütün bu menfi tabloya rağmen bizim de çözüm önerilerimiz var.  Fiili anlamda da yaptıklarımız var zaten.  Bu çerçevede emsal teşkil edebilecek noktada Mihmandar gençlik çalışmamız var.  Liselerde irşad ve tebliğ bazlı çalışmalarımızı yapıyoruz.  Başbakanlık tarafından da ödüllendirildik kurduğumuz Genç Türkiye Platformu isimli gençlik yapımızla.  Biz bu çalışmalarımızın,  bütün Türkiye'ye mal edilmesini istiyoruz.
Çünkü iddiamız o ki; çocuğu ancak edebiyatla, çizgi filmler ve oyuncakla yakalarsınız. işte "Herotürk" ismini verdiğimiz projemiz ortada. Ancak devlet erkanına ve ricaline bu konunun önemini 15 yıldır bir türlü anlatamadık.  

Aslında bu noktada daralmış bir Türkiye ile de karşı karşıyayız. Her türden şeytan ve onun avanelerinin iştah açıcı hevesleriyle gereken ortam sağlanmış vaziyette. Bu çöküş süreci neden karşı bir hamleyle yeniden dirilişin de başlangıcı olmasın?
Gazımızı alan, şişkinliğimizi gideren limanlarımızdı aslında cemaat yada tarikat yapıları. Kontrol sağlanamayınca ticari ve siyasileşince yani...Çocuklarımızı teslim ettiğimiz bu yapılar güvenilirliklerini kaybedince çocuklara adres tarif edemez olduk. Pek az yapı kaldı elimizde. Dolayısıyla boşa çıktık. Çocukları yönlendireceğimiz sağlam adresler azalınca giriverdiler devreye; internet kafeler, avm ler...Hele internet...Cep telefonları!
Hasılı, vaziyetimiz o ki; "Allah sonumuzu hayretsin"... böyle bir dua ile karşı karşıyayız.

Talip AKSOY:  Fehmi Bey, siz "Kasımpaşalı" kitabını...ya da diğer kitapları yazdıktan sonra reisle, kendisiyle görüşebildiniz mi?

Fehmi DEMİRBAĞ: Kitapları bizatihi bir ortamda kendilerine takdim ettik. Biz bekliyorduk ki bizi arasınlar fırçalasınlar. Beklerdik ki, "yahu sana ne?" "Ne yani benden dolayı beslenen bir sürü kültür Bakanlığı'nda... Milli Eğitim'de... partide... bunca adam var da...onlar  dert edinmiyor da... Sana ne benim her sözümü kitaba dönüştürüyorsun?"diye bir fırça çekmesini bekliyordum açıkçası. İşin acı şakası bu. Akredite değilsen...Ki ortada müslümandan sanatçı, aydın olmaz diye bir de algı varken. Dikkat buyurun medyada bile sarhoşlar dava adı verilen şeyin savunucuları değil mi?
Bizim kendi yapılarımızın bile bu kaygıları yok. Çok sayıda Belediyelerimizn kültür müdürlüklerine ve faaliyetlerine bakın. Sanırsın ki CHP belediyesi. Güya iktidarız, kredi yurtlar kurumunda kalan öğrencilerden sizce bize bir teveccüh var mıdır? Bu görgüsüzlük bu yağma anlayışı...betona gömüyor da...mental yorgunluğu deyip yine işin sorgulamasını ıska geçiyoruz. Ahlak ve manevittaki çözülmenin görülmesi lazım. Gençlere yönelik faaliyetlere yönelmezse Akparti kendi sonunu hazırlıyor demektir.

Talip AKSOY:  Hicrethaber ailesine, sevenlerine, takipçileriyle en son ne demek istiyorsunuz?

Fehmi DEMİRBAĞ: Hicrethaber ya şunu söyleyeyim... Vazifeniz çok önemli, çok mühim.Çünkü "bir fasıktan haber geldiği zaman haberin aslı'nın araştırın" ilahi kuralı Müslüman için vazgeçilmez şiarlardan bir tanesidir.
Müslümanların iletişim ile ilgili yapılanmalarını artırarak sürdürmeleri lazım. Hani yandaş basın deniliyor ya.. Hani bir kısım medya diye deniliyor ya.. Oralarda profesyonellerin olduğu gerçeğini bilelim. Oralarda kaşarları görürüz. Arpalarını kimden alıyorlarsa, onlara hizmet edenlerden bahsediyorum.
Bugün sizde yazanlar, yarın başkasına da yazabiliyorlar... yerinde durmadıklarını zaten görüyoruz. Kendi kadrolarımızı...milli kafaları...milli sanatçılarımızı yetiştirmek durumundayız. Sizin gibi amatör ruhlu oluşumların desteklenmesi gereğini düşünüyorum. Rabbime emanet kalınız...


19 Haziran 2017 Pazartesi

ŞEKER VE GLIKOZ BAYRAMINA RAMAK KALA!

Nasıl da tıkandık? Nasıl da bulandı bütün sular? Nasıl da kirlendik?
Tarih evrilirken ömür seyrinde fay hatları kırılıyor bütün inandığımız değerlerin. Künde üstüne künde!
Bilim ve teknoloji rahmet ve merhamete değil, şeytani bütün desiselere hizmetle mukim.
Ramazandayız...Son günlerinde...Bayram beklentimiz bile yeis barındırmakta.
Ortadoğu...Hala 100 yıllık ahmaklığın zakkumdan meyveleriyle beslemekte çocuklarını.
Müşrik ve küfür orduları ümmet-i Muhammedi bu kez ama son kez bitirmenin derdinde!
Sünni, şia ve kürt oldu cehaletimiz...
Sarı çiyan cüretkar! Ama illa ki kâr!
Eyyamcılar har vurup harman savurmanın...Pensilvanya kuduruğu olmadık ihanetlerin...Kurum ve kuruluşlar, topyekün yıkımın...ibneler legalleşmenin ve çoğalmanın derdinde.
Derdinde olan yok, nafile...Rabbine hesap verecek olanlar suskun!
Aymazlık...Haramilerin bahanesi!
Elbirliğyle bitiriyoruz geleceğimizi, büyük hayaller hevesiyle!

Ankara Valisi Topaca: Sivil araçla kontrol amacıyla sokakları geziyorum. Bana bile uyuşturucu satmaya çalıştılar.Satıcı olduğunu düşündüğümüz bir kişi, bize el işaretleriyle 'Mal istiyor musunuz?' diye sordu.
Ve sen sayın vali utanmadan bunu demeç yapıyorsun. Sormazlar mı adama, makamın mazeret makamı mı, çözüm makamı mı?
Hatırlar mısın, ziyaretine gelmiştim sen Kocaeli valisiyken. 2 saate yakın brif vermiştim, memleket-çocuklarımız elden gidiyor diye. Sen de diğer benzeri tarzda konuşma yaptığım anlı-şanlı makam sahipleri gibi nazikçe dinlemiştiniz, yüzüme bön bön bakarak. Şimdi timsah gözyaşları sergilemenin...ağlamanın...sızlanmanın ne alemi var?! Allah şahit, hepinizin kapısını çaldım-çalmaya da devam ediyorum. ve iddia da ediyorum, çocuklarımızı bu badirelerden kurtaracak tek gerçek proje ve eylem sahibi benim!
Din uluları...
Eğitim camiası...
Üniversiteler...
Siyaset erkanı...
Aydın müsveddeleri...
Adalet...
Emniyet makamları...Gittiğiniz yol yol değil! Ülkeyi elbirliğiyle bir felakete sürüklüyorsunuz.

Hemen...şimdi...topyekün çocuk ve gemçlerimize yönelmeliyiz...
Uyuşturucu, sapkın ve sapık organizasyonlar, imansızlık ve ahlaksızlık çeteleri çocuklarımızı bizden çalmadan-ülkenin geleceği çalınmadan!
Bu yozlaşma bitirecek bizi küffarın mermisinden önce!
Kurduğunuz betondan kabuslar ruhsuz bedenlerimizin mezarı olacak.
Attığınız o şen kahkahaların ardından tufanlar kopacak gözyaşlarıyla!
Banka hesaplarınız hesaba durduğumuzda mahşerde inanın çer-çöp faslında!
Dakika dakika çürüyoruz...Abdestli kapitalizm sonumuzun sebebi olacak!
***
Birileri bizi cehenneme sürüklemek için yürüyor!
Birileri beddualarıyla Kelime-i Tevhidimizi araklıyor...
Birileri aldanmışlıklarının muhasebesini bile yapamıyor!
Birileri alabildiğince ibne!
***
Hakimler ve savcılar...Bizim davalarımıza bakmıyor! Üstünlerin hukuku Adaleti adavete ve atalete devşiriyor!
***
Biz sefil halk ise soru sormasını bile unuttuk!
"Cehalet imanı bozar mı hocam?"

FEHMİ DEMİRBAĞ



18 Haziran 2017 Pazar

REİSE MEKTUP!
 SELAMUN ALEYKUM REİSİM!
İnanın konunun önemine inanmamış olsam kıymetli vaktinizi meşgul etmem. İstirhamım mektubumuzu sonuna kadar okumanız.
Hassaten sağlık ve afiyet....muvaafakiyetler diliyorum. Dualarımdasınız!
...
1965 doğumluyum.
17 yaşındaydım. İstanbul'a okumaya gelmiştim. Okuyup adam olacaktım yani. Turhal Endüstri Meslek / Elektrik Bölümünü bitirmiştim ama üniversite maceram İstanbul Üniversitesi Hukuk Fak. AYO da olacaktı.
Hastalanmıştım.
Bu hastalık teşhisiyle birlikte doktorlar yakın zamanda öleceğimi de söylemişlerdi.
Hayda!!!
Halbuki ben dünyaya kazık çakmaya gelenlerdendim. Meğersem ölüm denilen hakikat beni de sarıp sarmalayacaktı.
Okulumu bitiremeden, okulu bitirip adam olamadan; ölecektim!
Neydi peki ölmek?
Ya ölümden sonrası...
Sorular sorular...
Çocukluk günlerinde okulların yaz tatil dönemlerinde gittiğim camili günlerin ettehiyyatülü birikimlerim işte bu soruyu cevaplamaya yetmiyordu.
Kafam da allak bullak olmuştu hastalığımla birlikte; neden yaşıyoruz? Nihayetinde ölümlü dünyada bunca didinmeye ne hacet?
Sorunun cevabını nerelerde aramadım ki? Yüksek oranda septisizm beni olmadık kapılara yönlendiriyordu.
Önce ateizm...olmadı, yahudi mi olmalıyım, budist mi? Ya Hristiyanlığa ne dersin Fehmi?
İslam gündemimde asla yer edinmiyordu. Folklorik geçmişim bu dine rağbet ettirmiyordu beni. Nerede yozluk, yobazlık...gericilik var, orada Müslümanlar! Neden Müslümanlığı tercih edeyim ki?
Gençlik hali cabası...hastalık...çaresizlik gırla!
Nihayet İstiklal caddesindeki İtalyan kilisesini mesken edindim. Orası benim için adeta bir Hira Mağarasıydı. İnzivaya orada çekiliyor, beynimi çatlatırcasına düşünüyordum ve soruyordum; neden?
Olmadık kitapları okudum...Kutsal metinlerin hepsini...Batının filozoflarını...
Ve nihayet...kısa keseceğim; Kelime-i Şehadetimi...Rabbimin hidayetiyle İtalyan kilisesinde getirdim...Bir Müslüman olarak doğduğum hayata bir Müslüman olarak devam etme kararı aldım. Sıra gelmişti dinimi öğrenmeye.
Ben imansızlık batağında çırpınırken ortalıkta olmayan din bezirganları, sonrasında temasa geçtiğimde kendileriyle, beni kendilerinden kılmaya alabildiğince gayret içine girmişlerdi.
Bu süre içinde temasa geçmediğim dini bir cemaat kalmamıştı.
Kendime yakın olarak İskenderpaşa cemaatini yakın görmüştüm. Aslında herkese eşit mesafedeydim. Herkesin doğrusunu gözlemliyerek kendi tespitlerimde bulunuyordum.
Özetle, ehl-i sünnet bir çizgisi bana yakın gelmişti. İmam Maturidiyi akaidim açısından imamım olarak benimsemiş-kabullenmiştim. Peygamberin mezhebi mi vardı sorusunu aptalca buluyordum. Çünkü mezhep olayı bir din değildi ki. Meseleye bir yakınlaşma gayretiydi. Dinin geleneği bence mühimdi.
Tarikatler...olmalıydılar...onlar halk okuluydular. Ancak Kur'an ve sünnet çizgisinde olmalıydılar. Bid'at gibi, israliyat gibi konular dinin geleneğinden sapma hususunda tehlike arzedebilirdi. Hele ki seküler yapının ve dış mihraklarin iradesi-sevki dikkate alınmalıydı.
Tasavvuf...önemliydi. Ancak Şeriatin gözetiminde olmalıydı. İthal mistik felsefeler kafa karıştırabilirdi.
Cemaatlerde mühimdi. Lakin öncüleri kutsanmamalıydı. Onlar ruhban, din ulu'su hükmüne sokulunmamalıydı. Din baronları üretilmemesi noktasında şer'i denetim esastı. Yoksa şer odakları yapıları manüpüle edebilirlerdi.
Hatta her 7 Müslüman bir araya gelip dernekleşmeli de. STK lara önem verilmeli.
Hani benzetecek olursak; birey insandaki hücre gibidir. Hücreler birleşince organları oluşturur. Organlar da birleşince vücudu. Vücutlarda birleşince toplumu. Ancak bilinçli birey-bilinçli toplum hedeflenmelidir.
O günlerden bugünlere her zaman tavrım ve safım İslamdan ve Müslümanlardan yana olmuştur. Ne aklımı ne imanımı kimselere emanet etmedim. Dinin tebliği hususundaki isimleri bir öğretmen edasında kabullendim. Doğruları yol haritamı belirledi, yanlışlarına kendimce itirazlar ettim-şerhler düştüm.
Kimsenin adamı olmadım yani. Mesafemi hep muhafaza ettim.
Hastalık kısmına gelince...Eee bu satırları yazdığıma göre doktorların o anki yanlış teşhisi benim imanımın-hidayetimin sebebi olmuştur.
Siyasal duruşuma gelince...Rejimi bir küfür sistemi olarak görmüşümdür, sistemi de bir şirk sistemi. İşte bu gidişatı tersine çevirmek isteyen müslüman kafaların arayışlarının bulundukları ortamlarda hep te görev almışımdır. Ancak masa başlarında değil, sokaklarda.
Bir de batıya ve batının bütün değerlerine karşı mesafeliyimdir. Uzak durmayı tercih ederim. Domuzdan post olmayacağı gibi gavurdan da dost olmayacağı inancındayım.
İşte bütün bu yaşam serüvenim şunca mücadele dolu bir ömrü ortaya koydu.
Yazdık, çizdik...söyledik, söyleştik...dertlendikte çoğu...yılmadık ta şükür...
Ben karanlığın ne olduğunu gördüm be Reisim!
***
Güzel sanatlarda öğrenciyim. Yeni hidayete eripte kelime-i şehadet getirdiğim günler. İtalyan kilisesinde Müslüman olmaya karar verdiğim; yavaş yavaş hayatıma "müslümanlar" üst başlığında giren, değişik grup ve cemaatlere mensup kişilerle tanıştığım günler. Refah Partisinin kurulduğu o günlerde tanışıklıklarım gereği islamın siyasi yelpazesine sıcak baktığım, argüman toparladığım netameli günler. Meğer seküler refleks hiç sevmezmiş bu Müslümanları da bihabermişim olan bitenlerden. Timurtaş hoca, Fethullah hoca gibi kasetçi hocaların vaazları Ferdi ve Orhan babaların kasetlerinin arasında işporta arabalarında bir hit yarışında...Milli Gazete hem çalıştığım hem de dilini öğrenmeye çalıştığım müslümanları etüd etmeye çalıştığım yerdi. Sigortasız çalışıyordum, ama  duymaya başladığım vatan-millet-sakarya edebiyatının ilk nağmeleri bu durumu fazla da önemsetmiyordu bana. Hoş sonradan çalıştığım bütün islami kuruluşlarda emek hususunda ne islam hukuku ne de beşeri hukukun ilkeleri geçerliydi. Sloganlar rafineydi lakin. Genel geçer kurallar gidişata göre kolaylıkla revize edilebiliyordu. Bütün İslami kurallar bütün İslami gruplar arasında oldukça tezat teşkil edebilecek şekilde biçimlenebiliyordu. Ateist sürecimde kavram kargaşam halet-i ruhiyemde derin tahribat yaparken bir kurtuluş kapısı olarak gördüğüm dinimin inananları arasında çelişkiler ve tutarsızlıklar çok daha fazla acımı acıtıyordu. Allah'tan yalnızca Kur'anı okuyarak İslamı kendime yol olarak seçmiştim. Elbette ki Rabbimin hidayetiyle.

Ne çok isim girdi hayatıma...Ne çok olaylara müşahede ettim.
"Kişinin namazı ve orucu sizi aldatmasın. Onu büyük-küçük menfeatler karşısında dene" diyen sevgilim, peygamberim beni sakinleştiriyordu.
Neyse, buradaki ayrıntılar alabildiğince uzun ve karmaşık. Zaman zaman bu konuyu yine deşmeye çalışacağım. Asıl gelmek istediğim konuya temas edeyim.
İşte o süreçte "Nurculuk" üst başlığında değişik gruplarla tanıştım. Zafer grubu, Adnan Hoca, Kutlular...Bir de Fethullahçılar. Ağlak bir ihtiyarın belagat dolu hitabetine dayalı fanatikler. Bu grup bizimle (Biz radikal islamcıydık. Siyasi İslamdı bizim yolumuz, öyle diyorlardı bize) camide bile bizimle aynı safta olmazdı. Sanırım bizi kafir olarak görmekteydiler. Hazindir ki, ben kafirliği bırakıp müslüman olmuştum ama bu grup ısrarla benim kafir kalmamda ısrarcıydı yani.
Çok ta ehli takva durmaktaydılar. Kola içmezlerdi. Peyniri bile mayasından dolayı yemezlerdi. Zeytin bile... Şüpheli herşeyden çekinirlerdi. Mustafa Kemal deccaldi. Türkiyeye pak İslam'ı hocaefendi getirecekti.  
Dedim ya güzel sanatlarda öğrenciydim. Resim çizenlerin/yapanların kafir olduğunu söylemekteydiler. Hatta çıkardıkları Sızıntı dergisinde kullandıkları fotoğraflarda suretlerin kellelerinde boyunlarından çizik atarlardı. Ki ahirette bunlara ruh üfleyipte onları yarattık dememek için.

Bu arada Kasımpaşa'da geçtiği için bir müddet öğrencilik yıllarım, Reis dediğimiz Tayyip Erdoğan'ı benimserdik. Refah Partisinin ihtiyarları gıcık ederdi bizi. Pasif bulurduk onları.

Derken...
Erdemliler Hareketiyle Erbakan Hocanın talebelerinin bir kısmı yol ayrımına geldiler. Bosna savaşı bizleri bir kırılmaya yöneltmişti. Mercimek olayı işin mihengindeydi. 28 şubat filan...Avrupadaki işçilerimizin birikimlerini de İslami Holding furyasıyla çarçur ettiğimiz kırılma dönemi...
İzmir'de ki Yamanlar koleji eğitimin önemini vurgulamıştı müslüman camiada. Fethullahın kolejler macerası da böylelikle başlamıştı. Dağılan SSCB coğrafyası "Türk Okulları" fikriyatıyla içerde bir heyecan dalgası uyandırmıştı. Yavaş yavaş CIA ofislerine dönen Türk Okulları...Bir de Türkçe Olimpiyatları adında sos!
Müslüman abiler parayla tanışmaya başlamıştı, nihayet. Makamla bir de...Değişik dokudaki islami gruplar ince ipler olarak birbirlerine keneplenip kocaman bir urgana dönüşmeye başlamıştı. Şişiyorduk adeta ama biz büyüdüğümüzü zannediyorduk. ZAMAN güya lehimize çalışıyordu. Hürriyet arayışımız, Milliyetimizi belirginleştiriyor, Cumhuriyet ortak dilimiz oluyordu.
Yani zokayı yutmuştuk aslında. Çünkü devir islamizasyon devriydi. Ama lighgtinden. Ilımlısından.
Cemaat artık "THE" takısı almıştı.
İşin tuzu biberi o kadar yavşamıştı ki herşey, akaidde revizyon dönemi başlıyordu. Kelime-i Şehadet bölünüyor, "Muhammedür Resulullah" bir kenara alınıyordu. Aldatıldığımızdan habersiz beraber yürüyorduk biz bu yollarda...Birkısım belediyelerce beraber  yürütüyorduk...Bilemiyorduk İslamı bölenin vatanı bölmekte tereddüt etmeyeceğini.
15 Temmuz işte bize bunu düşündürttü. Hocaefendi aslında bize efendi, efendilerine köle bir şahsiyetti. Nihayetinde Teröristbaşılarından biriydi.
Genişletilmiş Ortadoğu Projesi oldukça alangirli bir albeni sunuyordu erkanımıza.
Derken...
Arap baharı! Ya da Facebook devrimi. Ki biz bu Facebookla evliliklerimizi bile bitirir hale geldik. Farmvilla oyununda müslümanlar domuz besliyorlardı.  Müslüman doku çürüyordu. Evlatlarını kendi değerleriyle yetiştirmeyip, moderniteyi yeni bir din olarak benimsemiştik hasılı. İthal ikame islam heryerdeydi; ama yüreklerde değil...Ama hayatımız da hiç değil!

Saddamın hazin sonu...
Kaddafinin...Baltacının kızı Esmanın Şehadeti gözümüzü açmaya başlamıştı. Asıl sorgulamayı zaten 11 Eylülle yapmaya başlamıştık aslında. Öyle ya, Afganistanın işgaliyle mücahit kardeşlerimiz dünya eroin imalatının %94 ünü gerçekleştirmeye başlamıştı.
İslami terör furyası artık dünyanın da gündemiydi. Boko haramdan Deaş'a...
40 yıldır ülkemizin nadide terör örgütü PEKKAKA artık yalnız değildi.
Bir de suflilik...Yanmaz kefenler, kendi babasını görmezden gelip ademe baba bulanlar...New age İslamizasyon...Süslümanlar devri yani!

***
Herşeye rağmen Recep Tayyip Erdoğan...İçimizdeki arayışın adresi olmuştu. Lakin unuttuğumuz birşey vardı...RTE süperman değildi. Heryere onun yetişmesi mümkün değildi. Allah ona ömür versin ki en azından istikrar sürsün. Ki aklımızı başımıza biran önce devşirelim.
Reisim, aşağıdaki satırlar nezdinde-hükmünde şehadetimden beri bir mücadeleyi sürdürüyorum ki gençler benim yaşadıklarımı yaşamasınlar diye;
ÜLKEMİZ NÜFUSUNUN 25 MİLYONU 12 YAŞIN ALTINDA...
CİZVİT PAPAZLARI DİYORLAR Kİ, "ÇOCUKLARINIZI 7 YAŞINA KADAR BİZE VERİN SONRASI SİZİN OLSUN."

ÇOCUK EDEBİYATIMIZ YOK!
MİLLİ ÇİZGİFİLMLERİMİZ/İNTERNET OYUNLARIMIZ YOK!
MİLLİ OYUNDA ÜRETEMİYORUZ!

İNFORMAL EĞİTİMDE/HAYAT BOYU ÖĞRENME DE DEĞERLERİMİZE UYGUN KODLAMAMIZ YOK ÇOCUKLARIMIZA. BATININ ALIŞKANLIKLARINCA-MARKALARINCA KUŞATILDIK.
1864 TE İNGİLİZ SÖMÜRGE BAKANI GLAGSTONE DEMİŞTİ Kİ; KAFİR TÜRKLERİ ANCAK, DİYALOG-HOŞGÖRÜ METODUYLA ALTEDEBİLİRİZ. ONLARI HRİSTİYANLAR GİBİ YAŞAR HALE DÖNÜŞTÜRMELİYİZ.
YANİ...ÖNÜMÜZDEKİ 10 YILI ŞİMDİDEN PROGRAMLIYAMAZ İSEK:

DEİSTLİK,ENSEST, LGBTİ, UYUŞTURUCU GİBİ AŞAĞILIK DAVRANIŞLAR/ALIŞKANLIKLAR TOPLUMUMUZU FELAKETE SÜRÜKLEYECEKTİR. AKILSIZLIK ve ALLAHSIZLIK AHLAKSIZLIĞA ORTAM SUNAR.
GÜNDEMLERİMİZ MAGAZİNLE, LAYLAYLOMLA, POLİTİZE LAKLAKLARLA VE SAHTE DİN BEZİRGANLARIYLA İYİCE İĞDİŞ EDİLMEKTEDİR.
BÜTÜN BUNLARLA İLGİLİ ELHAMDÜLİLLAH ÇÖZÜM ÖNERİLERİMİZ SOMUT OLARAK MEVCUTTUR. LAKİN KİMSE OLAN BİTENİN FARKINDA OLMADIĞI İÇİN DE FEVERANIMIZA KULAK VERMEMEKTEDİR. BİREYSEL TEVECCÜHLER EYVALLAH BİZLERİ ZİYADE ETMEKTEDİR.
ÜNİVERSİTELERİMİZ BAŞTA OLMAK ÜZERE HİÇBİR DEVLET KURUMUNA İŞİN ÖNEMİNİ 15 SENEDİR ANLATAMIYORUM
MAKAM-MEVKİ-İKBAL İHTİRASI İÇİNDEKİ MÜSSESELERİMİZİ TEMSİL EDEN ZEVATLAR BU MESELEYİ ÖNEMSİYEMEMEKTE/KAVRAYAMAMAKTADIRLAR.
ŞİMDİKİ YOZLAŞMAYI GÖRMEZDEN GELMEK GELECEĞİN KARANLIĞINDA GÖZLERİMİZİ AÇMAMIZ DEMEKTİR Kİ...BU DA İŞ İŞTEN GEÇMİŞ DEMEKTİR.

İLİM, KÜLTÜR, SANAT, EDEBİYAT VE AHLAK İLE DONATILMIŞ MİLLİ VE YERLİ DEĞERLERE HAİZ DİNDAR BİR NESİL İÇİN;
1- MANYETİK ALAN
2- FREKANS
3- MOLEKÜLER YAPI
İŞTE BU 3 KONU İÇİN...HAYDİ MÜSLÜMANLAR LABORATUVARLARA DİYEBİLMELİYİZ!
YOKSA! YAŞAYANLAR İÇİN...DOĞACAK ÇOCUKLARIMIZ İÇİN...TORUNLARIMIZ İÇİN "GELECEK YOK!"
HA BU ARADA ALLAH NURUNU BİZSİZ DE TAMAMLAR. GEREKTİĞİNDE BİR BAŞKA TOPLULUĞU HİDAYETLENDİRİR.
BİZ KENDİ KULLUĞUNUZUN DERDİNE DÜŞELİM.
BAKINIZ, EVLATLARINIZDAN BİR KISMI "ZULÜM 1453 TE BAŞLADI" DİYOR.
DÜŞMAN ARTIK KENDİ EVLATLARIMIZDAN TEŞEKKÜL ETMEYE BAŞLADI. NAMAZINDA NİYAZINDA VATAN HAİNLERİMİZ BİLE OLUŞMAYA BAŞLADI. PENSİLVANYALI KUDURUKLAR BİZLERE İBRET OLMALI.
EYYAMCI BAŞKA YAPILARDA ALACAKLARI 3-5 KURUŞ KOMİSYON İÇİN BİLUMUM ŞAKLABANLIKTA HERKESLE İŞBİRLİĞİNE HAZIRLAR.
4-İLİM
5- KÜLTÜR
6- SANAT
7-EDEBİYAT
8- AHLAK KONUSUNDA İSE AHVALİMİZ MALUM; PÜR MELAL!
ÖYLE EBRU SANATIYDI, KARPUZ KABUĞU FESTİVALİYDİ GİBİ CACIKTAN MEVZULARLA GERÇEĞİ ÖRTEMEYİZ.
9- MİLLİ ÇOCUK EDEBİYATI
10- MİLLİ ÇİZGİ FİLMLER
11- MİLLİ OYUNCAK İLE ÇOCUKLARIMIZA ULAŞAMAZSAK...KENDİ İNANÇ VE DEĞERLERİMİZLE KODLAYAMAZSAK...HER YERİ İMAM HATİP YAPSAKTA...HERKESİ HAFIZ YAPSAKTA NAFİLE.
REİSİM; VAZİYET CİDDEN KÖTÜ...İYİ GİBİ GÖSTERENLERSE...TUZLARI KURULAR! YA DA MAKSATLARI BAŞKA MAHFİLLERİN ADAMLARI OLANLAR!
12- UYUŞTURUCU
13- ENSEST
14- LGBTİ
15- DEİSTLİK
16- TERÖR
17- CEHALET
18- BİLUMUM AHLAKSIZLIK ÇÜRÜTÜYOR BÜTÜN TOPLUM KATMANLARINI.
BUYURDUĞUNUZ GİBİ, ÇARE TOPYEKÜN SEFERBERLİK...
LEŞİ, DOMUZ ETİNİ BESMELE İLE YEMEK ONU HELALLEŞTİRMEZ. KEMALİST ŞİRK DÜZENİ İSLAM SOSUYLA MEŞRULAŞAMAZ.
19- AKILSIZLIK
20- ALLAHSIZLIK
21- AHLAKSIZLIK...
SONUMUZU GETİRECEK...
BELKİ SAVAŞLAR GÖRMEYECEĞİZ. SOLUK ALIP VERMELERİMİZ SÜRECEK. LAKİN BAŞKALAŞARAK BİTECEĞİZ. İSTAVROZLAR ÇIKARTACAK NESLİMİZ. İNANMAZLIK EDEMEYİZ BU TESPİTLERİMİZE, REİSİM!
NOEL KUTLAYAN, CADILAR BAYRAMLARINI EDA EDENLER SARIVERDİ SOSYAL ÇEVRELERİMİZİ DE.
SERESERPE SAHİLLERE UZANAN NENE HATUNLARIN KIZLARI, HEM DE ÇANAKKALE SAHİLLERİNDE...NASIL BİR NESLİN ANNELERİ OLACAKLAR?
Kadın toplumun, cemiyetin mayası- şifresi hükmündedir. O bozuldumu toplum da bozulur!
OKULLAR...SOKAKLARI ŞEHİRLERİMİZİN, BİZDEN AZAR AZAR KOPARTILAN AZGINLAŞMIŞ NEFİSLERİYLE AZGINLIK YAPAN ÇOCUKLARIMIZLA DOLDU.
DÜŞMANA NE HACET? YENİ DÜŞMANLARIMIZ, 15 LİK ÇANAKKALEDE ŞEHİT OLANLARIN, ÇANAK ANTENLERİN ETKİSİYLE İNGİLİZLEŞEN 15 LİK TORUNLARI...
***
Mehmet Akif, Babanzade...Bir de Bediüzzamanın adı geçer, müterake yıllarını yaşayan İstanbul'un ilk İngilizleşme ameliyesini yaşadığı günlerde Galata Limanındaki sohbetin aktörlerinden olarak. Çanakkaleyi geçmiştir İngiliz. Geride yüzbinlerce şehidimize mal olarak. Yıkılan yuvalar, sönen ocakların adı yoktur yiten vatanın karşısında. 
İngiliz İstanbul'dadır. Sinema salonlarıyla, plaj kültürüyle...Hem de ilk Nataşa salgınıyla. Gençlerimiz fuhuş, uyuşturucu ve alkolün tehdidindedir. Onun içindir ki tedirgin aydınlarımız Yeşilay derler, mücadele adına. 
5 yıl sonrasında  geçip giderken afetleriyle İstanbuldan...aslında Konstantinipolleşmenin tohumlarını atmışlardır. Artık Hristiyanlar gibi yaşayacak Müslümanlar devri başlamıştır. İnkılaplar, devrimler...derken; suflileşmenin, müptezelleşmenin...hadi bir nev-i islamizasyonun ilk evreleridir yaşanılan günler. 
Bizse izmlere odaklanmışızdır...
Mustafa Kamal, İnönü...Takrir-i sükun filan...Muasırlaşıyoruzdur gayrı...
Tırtıldan, kozaya ordan kelebeğe dönüşeceğimizi umar dururuz yıllardır...
 Bıdı bıdıyla kavgayla geçen onca yıl...dedeleri, babaları, çocukları, torunları öğüten berbat yıllar!
Akılsızlık ve hazımsızlık yılları.
Ardından Allahsızlık...Elbette ki kaçınılmaz sonuç; ahlaksızlık...Biraz solcu, biraz muhafazakar, gerekirse islamcı ama...illa ki harami yıllar!
Asker, aydın, siyasetçi...batının işbirlikçileri içine ederler memleketin...hem yaşanılan yılların...ve dahi o günlerin uzantısı bugünlerin...bu kafaylada elbette yarınların...Bir de din bezirganları!
...
Netice:
Çocuk ve gençlik edebiyatında yokuz...Ülkemizde basılan kitapların %90 ı tercüme...telif eser ortaya koyamıyoruz Çünkü 250 kelimeyle mezunlar üretiyor, test ile tost arasındaki eğitim sistemimiz. Ha bir de Fetö'yü üretti gezizekalı eğitim anlayışımız. Üniversitelerimizde ki intihalli hocalar mevcudun 3/2 si. Halkın okuduğu gazetesinin adı bile, bağışlayın... AMK!
...
22 ayrı çocuklara yönelik yayın yapan tv kanallarının hepsi kanalizasyon; pagan kültürü pompalanmakta...Akaidleri talan edilmekte Asımın neslinin...
Yetişkin kanalları...Millete yengesine nasıl göz koyacağıyla ilgili taktikler öğretmekte. Efendi görünümlü batının distribütör uşakları apış aralı survivorlarla dezenformasyonun vazgeçilmez markası; Var mısın-yok musun Türkiyem?
Renginin yeşil olduğu iddiasındaki sermaye ingilizce isimli siteler üretiyor yüzme havuzlu.
Helal ile Haram kavramları hikaye...yasal olsun yeter diyen bir kafa...Kilise kafalı nesillere odaklanmış kişisel gelişim azmanları. 
...
Barby bebek, adları Fatıma konulmuş kızlarımızın rol modelleri...Kutlu Doğum ile legalleşen doğum günü kavramının tezahürü; bütün liseliler doğum günleri için Mervelerde toplanmışlar. Sex partileri memleketin 93 partisinden daha evla şimdiki gençlik için.
...
Liselerde ensest mağduru gençliğin oranı % 23...
Sigara içenler %86...
Uyuşturucu peynir- ekmek!
Deistlik % 44...
Çinden getirdiğimiz tabletleri Fatih projesi adı altında veletlere dağıtmakla dindar ve ahlaklı nesil yetiştiremeyiz, Reisim. İmam hatip açtık demekle sadece müteahhitlik vazifesi icra etmiş oluruz.
...
Zulüm 1453 te başladı diyen çapulcu gençliğin çığlığını duymak zorundayız. 
***
"Bir kimsenin hidayetine vesile olmak, dünya ve içindeki nimetlerden evladır" diye buyurmuştur; tek önder ve tek liderimiz-efendimiz aleyhisselatü vesselam!
Bunun içindir ki emr-i bil maruf demişizdir, nehy-i anil münker! Yani iyiliğin tavsiyesi ve kötülükle mücadele imani meselemizdir. Elimizle, dilimizle...olmadı kalben buğz ederek kötülüğün reddi temel hassasiyetimizdir. Ki aynı zamanda haksızlığa karşı susmayışımız dilsiz şeytan olmamak içindir.
Bu inanç manzumemiz bizi "İlay-ı Kelimetullah" kapsamlı bir milli mefkurenin kapısına sevketmişizdir ki bu uğurdaki mücadelenizin adı Cihad'dır.
Asr suresidir iman coğrafyamızın sınırlarını belirleyen ilkemiz.
Şimdi... ise...
Ümmetin topraklarında şeytani organizasyonlar cirit atmakta. Evlatlarımız...yani Fatihin nesli...okullarımızda "Zulüm 1453'te başladı" diyecek kadar bizans nesline dönüşmekte. Lut kavmini lanetleyen bizlerin nesli LGBTİ isimli gayrı ahlaki bir terör örgütünün elamanlarına dönüşmekteler.
Ensest utancımız... Çocuk tacizleri yüz karamız...
"Recep'le Şaban'ın aşkına Ramazan ne karışır" diyen soysuz müptelalıkların-alışkanlıkların arenası oldu neslimizin günlük yaşamı...
Uyuşturucunun her türü türlü türlü!
Uyuştu kanımız... Takatsiz kaldı imanımız...
...Müşrik yapının nimetleri Allah'ın nimetlerinin önüne geçti. Makam, mevki...Servet, şöhret müptelalığı da cabası...Afetimiz akıbetimiz!
...İslam zaafiyetlerimizin sosu...
Dil alışkanlığı hükmünde şehadetimiz...
...Hristiyanlar gibi yaşar olduk...Çünkü inandığımız şekilde yaşamayınca, yaşadığımız gibi inanır olduk...
...Evlatlarımızla vuruluyoruz...Onlara yüklemlediğimiz batı alışkanlıkları onların yeni amentüsü...
...Neden diyemiyoruz? Sorgulamaktan bile bizarız! Eleştiri getirenlere bile tahammülümüz kalmadı. Allah'ı ve Resulunu hatırlatmak ise malum; gericilik!
...Sustukça, susturulduk! Sustukça yorulduk!
...Tarihin biteviye sahnesinde son 10 yılımız...
25 milyon nüfusumuz 12 yaşının altında.
Bu çocukları kendi değerlerimizle yetiştirdik ne ala!
...Milli Çocuk Edebiyatı...Çizgi filmler-İnternet oyunları-Milli Sinema...Milli oyuncak... Yani informal eğitim!
...
Kızının adını Fatıma koymak bizi kurtarmayacak, Müslüman. Çünkü onun eline Barby bebeği tutuşturan senin. Ona biçtiğin rol model Barby Bebek! 90-60-90 ölçüleri yeterli onun için? Sakın Hz. Meryem'den bahsetme ona. Çünkü o haşa, eskilerin hikayeleri!
Oğlunun adını Muhammed koymakla hiçbirşeyi halledemeyeceğini akletmiyor musun? Onun rol modeli Mus'ab Bin Umeyr değil ki? O nerden bilsin Tarık Bin Ziyad'ı? Sen başka diyarları cennet eylemişsin, gemiler yakıyorsun o diyarlar uğruna kendin farkında değilken, o masum neylesin? Evladını yakıyorsun desem kızar mısın bana? Olsun, Batman bizi kurtarır mı diyorsun? Süperman süper nefesiyle söndürür mü sanıyorsun, ateşi insanlar ve taşlar olan cehennem ateşini?
Aynen gıybet yaparak kardeşinin de etini yiyorsun desem tuhaf bakışlar da atar mısın bana?
Bizi vuran İngilizin kültür kurşunu...Ruhlarımız, akıllarımızı, imanımızı delik deşik ettiler...Ortalıkta salınarak dolaşan yalnızca genç bedenler...Zombileşmiş...
Bak Endülüs'e...Bişi olmaz dediler...Yok oldular...800 yıllık uygarlıktan sonra...Hristiyanları ve Yahudileri dost tutmuşlardı çünkü. Çöküşünü hatırla deden Osmanlının...Onu da kendi değerlerine yabancılaşmış kendi evlatları bitirmediler mi? Kafkasya sürgün ve soykırım gerçekliğinin de arkasında aynı gaflet var.
Neyine güvenirsin genç cumhuriyetinin? Askeri, siyasi, ekonomik açıdan...kıskıvrak batıya bağlı çömezin...Bak nasılda tıkalı/kapalı değişime?
Hoş...
Bir topluluk kendini değiştirmeden Allah onları değiştirmez/dönüştürmez!
Yani:
Ey iman edenler! Bir kez daha iman ediniz!
...Dünyevileşerek yok mu olacağız? Dünyayı da talan ederek...
Ahiret yolunun yolcuları olarak dünyayı ahiretin bir tarlası olarak ekip biçecek miyiz?
Allah'ın herbir atomunun huzur bulmasını gaye edinerek...
***
BUGÜNLERE NASIL GELDİYSEK YARINLARA DA ÖYLE GİDECEĞİZ BU GİDİŞLE...
“Victor Hugo: ’Bir okul açan bin hapishane kapatır’ demiş. Bizde okullar çoğaldıkça hapishanelere ihtiyaç artıyor. Çünkü manevi temeller üstünde yükselen bir terbiye sistemimiz yok. Yalnız bilgi vermekle ahlaki itiyatlar kazandırılamayacağını düşünmüyoruz. Bütün yükü maarifin zaten çökmüş omuzlarına da yüklemeyelim. Memleketin manevi havasını tazelemek lazım. Pencereleri ardına kadar açalım. Zehirleniyoruz. Kendimizi kaybetmek üzereyiz.” 
 (Peyami Safa, Tercüman, 4 Eylül 1959)
***
Reisim...
Bu mektubumu, notlarımı...sizlere ulaştırmamdaki maksadım;
Sizlerden makam, mevkii talebim yoktur. Yalnızca fırsatlar istiyorum. Ya da kapılar artık yüzümüze çarpılmasın. Bizi dinleyecek muhataplarımız olsun. Çocuk ve Gençlik yapımızın rehabilitasyonu için tek ve gerçekçi çalışmalar tarafımıza aittir. HEROTÜRK isminde bir çalışmamız sözkonusudur. Arzolunduğu taktirde en ince ayrıntısına kadar bu çalışmayı milletime hediye etmeye hazırım.
Rabbime emanet olunuz.
Dualarımızdasınız!
***

KISACA;

SELAMUN ALEYKUM REİSİM,

İsmim Fehmi Demirbağ. 1965 Tokat/ Zile doğumluyum. İlk-orta- lise öğretimimi Turhal'da yaptım. Liseyi Endüstri Meslek/ Elektrik bölümünde birincilikle bitirdikten sonra üniversite tahsilim için İstanbul Hukuk Fakültesi AYO na kaydımı yaptırdım. Son sınıfta tek dersten okulu bırakıp bu kez Marmara Güzel Sanatlar/ Grafik bölümünü bitirdim.

Öğrencilik yıllarımla birlikte çalışma hayatına da adım attım.
Kasımpaşa'da kaldığım öğrenci evinde Akif Çalışkan isimli abimin referansıyla Milli Gazete'de-Yeni Devir- Musahhih, Muhabir, karikatürist olarak çalışmaya başladım. 1983 te Refah Partisi kurulduğunda Fatih'te cürmümüzce hizmet etmeye çalışıyorduk.  
İslam mecmuası, icmal-öğüt gibi dergilerde sürekli olarak muhabir ve grafiker olarak çalıştım.
Pek çok İslami Yayına (Mektup-Girişim vb) ve yayınevine (Bir yayıncılık, İnsan Yayınları-TGRT vb) personel olarak veya faaliyet olarak katkıda bulundum. Sonraları ekranlara çıkıp (Akittv, Kanal T) memlekete dair programcılıkta yaptık, sunuculukta...
Bu arada öğrencilik yıllarımda kendi arkadaşlarım arasında öğrenci liderliği de yaptık, Elhamdulillah.  Hatta zat-ı alinize ilk sekretarya hizmetleriniz için Alaaddin Aydın isimli arkadaşımızı da biz yönlerdirmiştik.
Sonra...
Rahmetli Hasan Nail Canat'la...Ulvi Alacakaptan'ın hidayeti sonrası birlikte tiyatro mücadelemiz başladı. "Tebliğde sanat elzemdir"; bu düşünce bizi bundan sonrası hayatımız için başka evrelere yönlendirecekti.

Reklam ajansı kurduk okul sonrası. Laleli'deki firmalara hizmet vermeye başladık. Oranın işadamlarını organize etmek maksatlı LASİAD-Laleli sanayici ve işadamları derneği-ni kurduk nacizane. Müsiad'da danışmanlık yapmaya başladık.  TekstilTürkiye isimli akademik dergi çıkarttık. Birçok sektörel dergide ayrıca kalem oynatırken radyo programları da yapmaya başladık.
AKPARTİ kuruluyordu. Bizden çalışma raporu için özellikle tekstil üzerine bir sunum istendi. Değerlendirmelerimiz, sonrasında kamuoyuna Türkiye'nin kurtuluş formülü 5T olarak lanse edildi. İlk dönem bizde adayadaylığı ile yetindik.  "Kamuoyuna hediye çeki" gibi projelerimizle sonrasında ekstre fikir desteklerimiz ile Reisimizin safında yer tutmaya çalıştık.
Özellikle 2. tezkere zamanı "BİR KAHRAMAN ARANIYORDU VE ARTIK O İŞBAŞINDA" başlığı ile bir gazetemize ilan vererek Kamuoyunda "pamuk eller cebe" diye bilinen kampanyayı başlattık. Elhamdulillah Amerika'ya ilk ciddi tokatını vurmuş olduk böylelikle.
Ancak...
Bir müslüman olarak hayatın "iman ve cihad" dan ibaret olduğunu unutmaksızın...Çocuk ve gençlerimiz üzerine çalışmalara yoğunlaştım. Ülke nüfusumuzun 1/3 ü 12 yaşın altında olduğu gerçeğini gözönüne alarak. Kültür-sanat faaliyetlerine yönlendim iyiden iyiye.
Romanlar yazdım, hikayeler, tiyatro oyunları...Edebiyatın her kolunda kalem oynatmaya çalıştım. Hatta zat-alinizle alakalı 3 ayrı kitapta yazdım. (Kasımpaşalı-Ben bu oyunu bozarım, Dünya 5'ten Büyüktür ve One Minute)
Çizgi film yaptım...
Bütün bunları tek başımıza üstlendik, kimseden destek almaksızın. Hem de onca kösteğe rağmen.
...
Mücadelemize devam ettik-ediyoruz da.
* GENÇ TÜRKİYE PLATFORMU kurucu ve onursal başkanı olarak (Başbakanlığımızca 2016 yılın sosyal sorumluluk husunda yılın stk sı seçildi.)
* İSAYAD'ı kurdum.(İstanbul ve Anadolu Sağlıklı Yaşam Derneği) Gençlerin akıl-ruh-beden sağlıklarını muhafaza hususunda çalışmalar hedeflemekteyiz.
* Esenler Belediyesi desteği ile (Başbakanlıkça ödüllendirilmiş bulunan) Mihmandar Genç / Erdemli Gençlik Seminerlerini başlattım nacizane.
Yine liseli çocuklarla Alternatif Tarih Söyleşileri düzenlemekteyiz.
*Bir stk'ya destek vererek halka projem olan "BENİM ANAYASAM" isimli boş kitap dağıttık; sizce anayasa nasıl olmalı diye?
*Senaryo yazım eğitmenliği yaptık/yapıyoruz.
*Tuzla belediyemizle halkla buluşarak "kıraathane sohbetleri" yapıyoruz.
* Toplam 47 kitabımız bulunmaktadır. Bir kısmı basılan bir kısmı basılmayı bekleyen...
(Diriliş- Ertuğrul Roman 3 cilt, Mihmandar Genç -Çizgiroman 4 cilt, Dünya 5'ten Büyüktür, One Minute, İyi İnsan olmanın Kodları, Kasımpaşalı, Usa'ndık Darbeye Hayır vb.)
* En önemlisi HEROTÜRK isminde çizgifilm ve kapsamlı gençlik projesimiz bulunmaktadır.

Hasılı Reisim;
YAKLAŞIK 100 AYRI PROJEMİZ İLE DE MEMLEKETİMİZE DAİR, EĞİTİMDEN SPORA, EKONOMİDEN GENELE...HEMEN HER SIKINTILI KONUSUNDA BİİZNİLLAH...TEKLİFLERİMİZ VE SOMUT ÇÖZÜM ÖNERİLERİMİZ ÜZERİNE ÇALIŞMALARIMIZ SÖZKONUSUDUR.

Hasseten Gençlere yönelik çalışmalarımıza...Fırsat verilmesini...Destek verilmesini arzediyorum. Liselerde çalışmalarımı yoğunlaştırmak istiyorum. Bu kesim aynı zamanda yakın vadede bizler için oy alınabilinecek yerler.

(Reisim; belirtmeden de geçemeyeceğim. Belediyelerimizin kültür-sanat faaliyetleri lehimize işlemiyor. Bütün belediyelerimiz ortak amaç doğrultusunda projelerini birleştirmeliler. Kaynak israfı had safhada.)

Nacizane...somut olarak gençlerimize yönelik kapsamlı ve icracı olarak (kibirden Rabbime sığınarak)tek teklif sahibiyim.

Bu doğrultuda hizmetinize amadeyim.

Dualarımla arzederim...

Fehmi Demirbağ
Gazeteci/yazar