3 Aralık 2019 Salı

TÜRK'ÜN ANAYASASI
Şu an için Moğolistan sınırları içerisinde bulunan bir nevi ilelebet sürecek olan Türk anayasasına bir göz atalım hele. Orhun Irmağı yakınlarında bulunan Bilge Kağan Yazıtı'ndan bahsediyorum.
1. Tengri (yaratan) Tektir.
2. Her kim ki Tengri'den kut almak dilerse, başkasına yakarmasın.
3. Bir İl, bir Kağan, bir Tengri
4. Bir kına iki kılıç girmez. Bir hatun iki er alamaz ve bir budunda iki töre olmaz. Töre tektir. Töre kesin ve keskindir. Kim ki töreye uya kutlanır. Kim ki töreye. Kıya katlanır
5. Kimse töreden üstün değildir. Dirlik ve birlik için töre budur.
6. Bir çoban sürüsünden, bir er ailesinden, bir Kağan budunundan sorulur.
7. Her er eşine, atına, pusatına sahip çıkacak.
8. Ana babaya ve ataya tazim durulacak.
9. Hısmına sarılacak, komşusunu gözetecek.
10. Er kişi yalan söylemeyecek.
11. Mal çalan, mülk çalan misliyle ödeyecek. Hesabı ya malıyla ya canıyla sorulacak.
12. Kim ki bir ırza musallat olursa, canından olacak.
13. Her kim olursa olsun haksız, aldatıcı iş tutarsa hesabı hemen sorulacak.
14. Cenkten beri duran ya da kaçan tamuya(cehennem) uçacak.
15. Aman dileyene kılıç üşürülmeyecek, sığınana arka dönülmeyecek.
16. Baş kaldıranın başı alınacak, hak isteyenin hakkı verilecek.
17. Kimse kimseye üstünlük taslamayacak. Ne ak etin karadan, ne karanın kızıldan, ne kızılın sarıdan farkı olmayacak.
18. Kin ve gururdan uzak olunacak.
19. Mazluma merhamet, zalime azap duyulacak.
20. Zayıfa, yaralıya, çocuğa ve kadına el kaldırılmayacak.
21. Kızı isteyen kağan da olsa, bey de olsa kız istediğine verilecek.
22. Gereksiz yere ağaç kesmeyeceksin, suyu kirletmeyeceksin.
23. Bilmeyip de bildim demeyeceksin, bilene danışacaksın.
24. Bugünün işini yarına bırakmayacaksın.
25. Kusur görmeyecek, kusur aramayacaksın.
26. Güçlüyken affet, zayıfken sabret.
27. Yazgına asi olma.
28. Yaptığın iyiliği unut, yapılan iyiliği unutma.
29. Herkes adaletle iş görecek.
30. Her ne edersen et, yargılanacağını her daim akılda tut.
31. Milletine yaban kalma. İpeğin iyisine, sözün güzeline kanma, onlara boyanma.
32. Kağan odur ki adaleti üstün tutsun, töreyi yaşatsın. Töre yok olursa İl yok olur. İl olmazsa budun kul olur.
33. Ey Türk Oğuz beyleri, ey milletim işitin !!!
" Üstte mavi gök çökmedikçe, altta yağız yer delinmedikçe senin ilini ve töreni kim bozabilir "
İŞİ SULANDIRMALAYIM LÜTFEN!
Dışarısı buz gibi. Aralık ayındayız. Yağmur dökülüyor bulutların kirpiklerinden. Ağlıyor gökyüzü Yemen'e. Doğu Türkistan'a. Arakan'a ağlıyor gökyüzü kan çanağı olmuş gözleriyle. Hıçkırarak ağlıyor gaflet içindeki Müslüman'a.
Gökten düşen bir yağmur tanesinin ağırlığınca bir cisim bıraksan damlanın düştüğü 1.2 km. mesafeden aşağıya doğru, yeryüzüne saniyede 558 km hızla iner. Ne var ne yoksa ağaşıda bir lanet gibi iner. Kurşun gibi...
Oysa yağmuru yaratan damlaya talimatını vermiştir; yeryüzüne 8-10 km hızla ineceksin demiştir saniyede.
100 trilyon hücreden mürekkep insan çoktan unutmuştur oysa varlığının tek bir hücreyle başladığını.
Ondandır unutması kardeşlerini...Ondandır bu kadar zalimleşmesi.
Bilmez ki insan üst derisinin her iki tarafının da su geçirmez olduğunu. Vücudundaki su kontrolü bu şekilde sağlanır oysa. Yüzü kızarmaz insan, cehaletinin pişkinliğindedir. Derisi olmadan hayatta kalabilmesi mümkün değildir halbuki. Basit gibi gözüken insan derisi aslında bir çok tabakadan ibaret yaratılmıştır. İçinde algılayıcı sinirler, dolaşım kanalları, havalandırma sistemleri, hava ve nem ayarlayıcıları olan kompleks bir yapıdır. Güneşe karşı kalkan vazifesi de yapmaktadır.
Haydi kaldır da bak kafanı yağmur yüklü bulutlara.
Haydi kaldır da bak kafanı sır dolu aynada yansıyan sıfatına!
"Biliniz ki dünya hayatı bir oyun, bir eğlence, bir süs ve kendi aranızda övünme, mal ve evlat çoğaltma yarışından ibarettir. Bu, tıpkı bir yağmura benzer ki; bitirdiği ot, ekincilerin hoşuna gider, sonra kurur, onu sapsarı görürsün, sonra çer çöp olur. Ahirette ise çetin bir azab; Allah'tan mağfiret ve rıza vardır. Dünya hayatı, aldatıcı bir zevkten başka bir şey değildir."(57:20)
Kümülünombis türü bulutta 300 bin tona ulaşan miktarda su birikmektedir. Gökyüzünde bu miktarda bir su kütlesinin varlığı...Sonra da bu suyun damla damla yeryüzüne inmesi...Hayranlık uyandırmalı değil mi insanda?
Gözleri yaşarmalı bu hakikatle insanın. Sonra da gözyaşlarına bir bakmalı: Gözyaşının içindeki "Lizazom" sayesinde gözlerimizin enfeksiyondan korunduğunu da bilmeliyiz. Ki madde binaları mikroplardan koruyan dezenfekten olan Fenik Asit'ten bile daha etkilidir. Bu kadar güçlü etkisi olan Lilazom'un gözümüze zarar vermemesindeki hikmeti ne zaman idrak edeceğiz? Belki iki damla gözyaşı dökeriz o zaman Yemen'e de...diğer mazlum coğrafyalara da!
Kemiklerimizin sürtünmeden dolayı etkilenmesinin önüne geçen eklem sıvısı na ne demeli?
Her ciddi konuyu sulandırmayı çok seviyoruz da daha kendi içimizdeki sulardan haberimiz yok.
Kan, idrar, tükürük...
Azottan bahsedeyim mi azıcık? Ki Elementleri biz zannediyoruz ki okullarda sorulan sorulardan...
Azot, canlıların var oluşunda temel bileşenlerdendir. Havada %78 oranında bulunan azot'un (Azot ya da nitrojen, Periyodik cetvelde N simgesi ile gösterilen bir element olup atom numarası 7'dir. Renksiz, kokusuz, tatsız ve atıl bir gazdır.) yağmur, yıldırımlar ve azot bakterileri ile çözümlenmesi gerekir. Yani göğü yırtarcasına çakan şimşeklerin, yıldırımların amacını artık anlamamız lazım.
Hani siyaseten çok kullanılan bir tabirdir ya; üst akıl! Hah işte üst aklın ta kendisi yüce yaradıcımızdır. Hiç bir şey yoktur ki varlık aleminde bir gayesi olmasın.
Suyun donmuş hali diğer sıvıların aksine daha az yoğundur. Bu nedenle oluşan buz kütlesi suyun yüzeyine çıkar. Üst kısmı donan denizlere bir baksanıza; eğer suyun bu özelliği olmasaydı denizlerde canlılık nasıl devam edebilirdi?
İnsan vücud ısısı yaklaşık 37 derecedir. Bu ısının korunması ise hayatidir. Vücudumuzun ise yaklaşık %70 i sudan ibarettir. Bu oran dünya ile eşdeğerdir. Dünyanın kara ve su oranı tıpkı insan gibidir.
Suyun termal kapasitesi yüksektir. Yani vücudumuzdaki suyu ısıtmak için daha fazla kalori yakmamız gereklidir. Bu sayede vücudun günlük aktivitelerdeki yoğunluğunun getireceği ısıya karşı su ısı dengemizin korunması için özel olarak yaratılmıştır.
Canlılık için çok özel vasıflarla yaratılmış olan su yeryüzüne yağmur olarak düştükten sonra toprağın üst katmanlarından altına doğru inerken de filitrelenir. Yer altındaki sert katmanlarda biriktiğinde ise belirli bir basınca ulaşınca yeryüzüne tekrar ulaşır. Tertemiz bu suyu besmeleyle içmek kalır insanoğluna.
Ama yeryüzünü kirleten insan suyu da kirletmiştir. Endüstriyel bir pazara dönüştürmüştür. Hele ki plastik dolumlarla kanserojen bir etkiye bürünür su. Bir de yabancı sermaye markalaşma kültürüyle Allah'ın suyunu Allah'ın kullarına kakalar.
Su molekülü oldukça hassas değerde yaratılmıştır. Suyun akışkanlık değeri biraz daha hafif olsaydı, yani su biraz daha yoğun olsaydı bitki gövdesindeki kıldan ince borulardan kolayca akıp yol almayacak bu yüzden bitkilerin varlığı sözkonusu olmayacaktı.
Bugün suyumuza bile sahip çıkan emperyalist güçler elbette bizim cehaletimizden istifa edecektir. Yemen'de, Doğu Türkistan'da, Arakan'da kan ağlamaya devam edecektir. Ümmetin mazlumlarının ne akan kanları ne de gözyaşları duracaktır.
Ki bizim merhametten sadır gözyaşlarımızda kuruyalı çok oldu!
Fehmi Demirbağ

2 Aralık 2019 Pazartesi

ŞÜKRETMEYİ BİLMİYORUZ!
1. Düşünceyi, fikri ifade etmek için hani kafada ampül işareti yapılır ya...Hah, işte o doğru bir ifade. Çünkü beynimiz çalışma performansı açısından 10 wat'lık enerji harcamaktadır. merak etmeyin uyku esnasında da bu enerji sarfiyatı yapılmaktadır. Allah'tan elektrik sayaçlarını okuyan firmaların bundan haberleri yok. Yoksa okuma bedeline bunu da yansıtırlardı.
Ha bir de ampül dedim diye işin içine siyaseti karıştırmak isteyenlere bir mesajım olacak. Grafen teknolojisi ile ampül kullanımı evlerde tarih olacak. Duvar kağıtları bu işi görecek.
2. Yukarıdaki yazıda kaç cümle var, saydınız mı? Siz her bir cümleyi okurken siz farketmeden gözünüzde 100 milyar işlem yapıldı. Şu bilgisayarlardaki işletim sistemine şaşıran insan...Hatta işletim sisteminin mühendislerini dünyanın en zenginleri yapan bizler bizi göz nimetine bahşeden Rabbimize neden teşekkür etmeyiz ki? (Burada şükürler olsun sana Rabbim denilecek.)
İnsan gözü yaklaşık 40 ayrı parçanın birbirleriyle uyumlu bir şekilde çalışmasıyla görme fiilini gerçekleştirir. Bu 40 ayrı parça kendi içlerinde mucize olarak ifadelendirilecek şekilde bir yapıya sahiptir.
Gözümüzün hemen arkasındaki "Retina" tabakası 11 ayrı katmandan oluşur. Bu katmanlardan biri kan damarı ağıdır. Vücudun en yoğun damar ağını oluşturur. Işığı yorumlayan retina hücrelerinin oksijen ihtiyacını karşılar.
3. Ampül dedik te...Normal bir ampül elektrik enerjisinin 3/4 ünü ancak ışığa dönüştürür. Geriye kalanını da ısıya...Ateş böcekleri ise %100 ünü ışığa dönüştürür. Yani firesiz. Aydınlatma teknolojisi bu aşamaya gelmek adına ne gayretler yapıyorlar ki inanamazsınız. Hele bir de okyanusların dibine ininde bir bakın led ampüllü balıklara, denizanalarına...Hala şükretmeyecek miyiz?
4. Peki buraya kadar şunca okuma yaptınız da, bu arada kaç kez soluk alıverdiniz, farkettiniz mi? Akciğerlerimizde 300 milyon adet kılcal damar var. Bunları ard arda birbirine bağlasak 2400 km.lik bir uzunluk elde ederdik. Yani ülkemizin kara sınırlarının uzunluğu kadar. Vay be dediğinizi duyar gibiyim; ben neymişim be!
5. Bütün bunları yalnızca çekirdeğinde her saniyede 100 milyar nükleer bomba üretebilecek bir enerjiye sahip güneşin yörüngesindeki dünya isimli gezegende yaşayan 700 bin çeşit canlıdan birisi olarak farkedememek ne kötü değil mi? Ne kadar az şükrediyoruz, kainattaki bütün zerre yaradanına secde etmişken ve onu tesbih ederken!
Tüm gezegenleri, galaksileri (Bunların adetlerini saymaya bildiğimiz rakamlar yetmiyor)...Hasılı tüm varlık alemini deyip geçiştireyim: Mevcudatı oluşturan atomların %99.95'i boşluktan ibarettir. Geriye kalanı da enerjidir. Varlığın ham maddesi yokluk yani. Bizi yoktan var edene şükürler olsun. Kün yani...Bilim de Big Bang diyor bu şükür manzumesine.
6. İnsanız ya...Hani en küçük yapı taşımız hücredir... Tarif etmem gerekirse; Hücrelerimiz pillere benzerler. Enerji üretmek için karmaşık reaksiyon içerisindedirler. Malum, oksijen enerji elde edilmesinde kilit moleküldür. Bir araba motorunda havadaki oksijen kıvılcımı ile birleşmesi sonucu yanan benzinden enerji oluşması gibi, hücrelerimizde özel enzimler kullanarak oksijen ile şeker molekülünü yakarlar. Bütün bu işlemler için senin bir iraden, tercihin, kontrolün var mıdır ey insan?
(Deizme karşı bir kitap hazırlığı içerisindeyim. Biliyorum ki siz yine okumayacaksınız. Olsun ben rabbime 51. mektubumu yazmış olayım.)
Fehmi Demirbağ
AMERİKA'DAN MEKTUP VAR!
Haddini bileceksin Türkiye! Ne çabuk unuttun aslın Osmanlı İmparatorluğunu paramparça edişimizi? Bilmez misin Ortadoğuyu yeniden dizayn etmek için nasıl çabaladığımızı? Hele Muammedsiz İslam, İslamsız Allah başlığındaki ılıman din anlayışımızı? Hadsizlik yapmayacaksın! Dünyanın patronu biziz. İçinizde bize has kıldığımız nice adamınınızın adamımız olduğunu son olaylarla göstermedik mi? Ya içerden ya dışardan sizi ham yapabileceğimizden korkun artık. Köpeklerimizle parşalarız sizi de.
Hadsizlik etmeyin. Son kez uyarıyoruz. Eski günlerinize dönünüz. Biz size neyi bahşediyorsak onu alın ve size biçtiğimiz yaşam modelimizle mutlu olun. Öncelikle kitabınızla ilişkinizi kesin. Mezarlıklarda okumanıza gıkımız çıkıyor mu? Namazda kılın, oruçta tutun! Ama cihad kavramından uzak duracaksınız. Bütün dünya sizi terörist biliyor, barbar biliyor. Hoş tarihinizi bile bizim yazdığımızı nasıl unutursunuz. Okullarınızda neyi nasıl öğreneceksiniz bu konuda da adresiniz biziz. Bizimle muasır medeniyet seviyesine erebilirsiniz. Yemek yemenizi bile biz belirliyoruz. Bıçak sağ elle çatal sol elle tutulur, bizden öğrenmediniz mi? Giyim tarzınız bizim homo modacılarımızla belirlenmiyor mu? Çocuklarınızın rol modellleri bizim artizlerimiz değil mi? Topçularımız, popçularımız imrendiğiniz tanrılarınızdır, unutmayın! Paramızla iş tutarsınız. Ya dolar, ya boşalırsınız.
Size uygun bir lider belirlemedik mi, paralarınızın üstüne resmini bastığınız kişiyi...Azmayın, kudurmayın kendinizce içinizden birini lider bellemeyin. Gizli kardinalimizle ona itham ettiğimiz ithamları ciddiye alın. Sizi filmlerimizden, marlboromuzdan, colamızdan, hamburgerimizden, pizzamızdan, nescafenizden, facebookmuzdan, twitırımızdan, cep telefonlarımızdan, navigasyonumuzdan mahrum bırakıorsak hayatınızın nasıl da anlamsızlaşacağı tehlikesini farkedemiyor musunuz?
Hemen, acilen...S-400 Anlaşmasını iptal etmelisiniz. İpek Yolu projesini dondurmalısınız...Yerli tank-Yerli arabadan vazgeçiniz, yersiz hayallere kapılmayınız. Biz sizi bu kıvama getirmek için ne badireler atlattık biliyor musunuz? Ne tuzaklar kurduk, ne sermayeler harcadık. Nükleer Santral işini erteleyiniz. Doğal gaz projesini askıya alıp, Kanal istanbulun adını ağzınıza almayınız.3. havalimanı işinide bir şekilde iptal ediniz.
Aynen bugünkü rahatınızda yaşayın. Biz sizin hertürlü ihtiyacınızı karşılamaya devam ederiz. Yok one minuteymiş, yok dünya 5'ten büyükmüş gibi ezber dışı söylemleriniz sizin sonunuzu getirecek.
Sizi sizle vururuz. Arap, Kürt, Türk filan derken Alevi, Sünni diye ayrıştırdığımız özelliklerinizi kışkırtırız. İçinizde üç günlük dünya için, üç paralık ikbal için şunca emekle yetiştirdiğimiz...bayrak, vatan, millet, devlet düşmanı nice yiğitler var ki bir talimatımıza bakmaktalar. Bu şerefsizlerinizle şereflerinizi iki para edeceğimizden emin olabilirsiniz.
Biz alışık değiliz, tak emrettiğimizde şak bu emirleri yerine getiren aydın, siyasetçi, din adamı tiplere. Nedir bu Tam Bağımsız Müslüman Türkiye söylemleri? Neymiş, ey ümmet uyan naraları?
Bakın isimleriniz dışında herşeyi kutsal dilimiz ingilizce ile ifade ediyorsunuz. Buna müsaade ettiğimiz için bize teşekkür etmelisiniz. Thank you demelisiniz.
Veletleriniz bizim edebiyat eserlerimizle yetişmiyorlar mı?
Bizim çizgi filmlerimiz olmasa sizin veletleri Herotürk mü kurtaracak? Oyunları ve oyuncakları bizim değil mi, veletlerinizin? Daha 2 yaşındayken ellerine tutuşturduğunuz akıllı telefonlarla aptallık yapmamaları gerektiğini öğretmelerimiz...boşuna mı gitsin yani? Mısır gevreği milli yemekleriniz arasına girmedi mi televizyon tanrılarının çocuklarınız verdiği talimatla? Yerli ve milli olmak tabirini de kullanmayın artık. Amerikan yerlilerinin başına ne geldiğini Teksa, Tombikslerle öğretmedik mi?
Biz stratejik müttefikiz. Sizi Natoya almadık mı? Bakın bayrağınıza, orada da yıldız var. Bizim bayramızda da yıldızlar var. Siz bizim yıldızlarımızdan birisiniz. Bundan ala ortak özellik mi olur?
Biz de ne varsa siz de de o var. Sizi neyden eksik bıraktık ki? İçki dersen alası sizde...Kumar...Bir Las Vegasınız yok. Şu karapara trafiğini bir halledelim, siz de de açacağız o müesseseleri. Yutkunmanıza gerek yok. Sizin ibneleriniz bizimkilerden beter. Zina dersen çok mahirsiniz. Düşünün 9 aylık hamile bir kadına tecavüz edip başını taşla ezen çağdaş insanlarınız var artık. Yanında bebesiyle beraber...
Faiz hususunda da hertürlü müesseselerinizle bizim ayarımızdasınız.
Bakın liseli çocuklarınıza. Tıpkı kiliseli...
Ensest, deistlik, uyuşturucu gibi kavramlar sizinde gündeminizde artık. Neye ihtiyacınız varsa onları yerine getirmek için harfiyyen çalışıyoruz.
Bizi sıcak işgale mecbur etmeyin. Yeterince işgal altında olduğunuzu hatırlatmamıza gerek yok. Elinizdeki ile yetinin. Eski günlerin özlemini unutun.
Bakın şu Kasımpalının defterini siz dürün. İşi bize bırakmayın. Biz işimizi biliriz, her türlü kahpelikle gereğini yaparız. Siz de alkış tutmak zorunda kalırsınız. Siz Türkler ne diyordunuz bu konuda; ya seve seve...Saddam'ı hatırlatırım...Kaddafi'yi...
Tıpış tıpış demokrasimizle idare edin. Büyük İsrail için Kürdistan projemize takoz olmayın.
YAŞASIN YENİ DÜNYA DÜZENİ...Siz slogan atmayı seversiniz.Bu da bizden size gelsin!
FEHMİ DEMİRBAĞ
HIZLI YAŞA GENÇ ÖL, CESEDİN YAKIŞIKLI OLSUN!
Ey kalbi güzel insanlar...Ya da güzel kalbli insanlar! Kalbinizi iyi dinleyin. Kulak verirseniz size neler söyler, neler?
Kalbimiz her gün bir kamyonu 32 km. götürecek kadar enerji üretir. Ömür boyu ürettiği enerji ile dünyamızın uydusu Ay'a gider geliriz.
Ama siz siz olun yine de Amerika'nın aya yolculuk palavrasına inanmayın.
Kalbinizi dinleyin. Aklınızı da bilgi ile besleyin.
Sorsanıza kalbinizi bir ritm ile çalıştıran ne?
Kainat kitabını hele bir okumaya başlayın, sizi şaşkınlıklara götürecek nice gerçeklikle karşılaşacaksınız.
İnin bakın misal, okyanusun diplerine.
Elektrik üreten balıklardan Torpil Balığı'na bir bakın. Sorun kendisine, "Hey birader...1000 voltluk elektriği nasıl üretiyorsun. Bu güç bir evi bir gün süresince aydınlatabilecek bir enerjidir."
Tabi sen bu soruyu soramazsın.
Çünkü ülkendeki elektrik santrallerini doğal gazla çalışır hale getirdin. Dünyanın en pahalı doğalgazını kullanıyorsun hemi de. Ayrıca ülkende bulunan Toryum kaynaklarından bile habersizsin. Bir çuvalıyla bir şehrin tüm enerji ihtiyacını karşılayacak faydalı nükleer yakıttan...
Bütün bu soruları soramazsın. Çünkü henüz dünyanı bile tanımıyorsun. Saatte kendi etrafında 1670 km hızla dönen bir gezegende yaşıyor ama neden savrulmuyoruz diye sormuyorsun bile. Yerçekimi deyip geçiştirme lütfen. Dünyanın magmasındaki bir ateş kütlesinde yüzdüğünü bile unutuyorsun di mi?
Aynı dünyanın güneşin etrafında dönüş hızı ise 1670 km nin 60 katı; saatte 108 bin km.
Ama sen bu aralar çok meşgulsün. Rakamlarla aran pek iyi değil. Patates, soğan ve döviz fiatlarına kilitlenmişsin. Bir de yılbaşında ki büyük ikramiyeye. Oh ye!
Hoş senin içindeki süratten de haberin yoktur ey Adem'in oğlu-Havva'nın kızı!
Ey atomlardan ibaret olup, yaradılmışların en şereflisi olan...Seni bu şerefe düçar kılan idrak mekanizmandır. Tefekkür etsene. Düşünsene hikmeti.
Her atom bir çekirdek ve etrafında dönen elektronlardan ibarettir. Elektronlar saniyede 1000 km hıza sahiptirler. Yani bir saniyede İstanbul'dan Antalya'ya yolculuk mesafesi kadar.
Şimdi düşünmeni istiyorum: Dünyamıza 6500 km uzaklıkta bulunan Yengeç Pulsarı (Pulsar, içinde bulundukları nebulaların çekirdeği ve kalbi hükmünde oldukları kadar, kalp atışları gibi harika fasıllarla (ritimlerle) uzaya radyo dalgaları gönderen nötron yıldızlarıdır.) bize biraz daha yakın olsaydı şiddetli radyasyona tabi kalırdık.
Pulsarın yaydığı X ve Gamma ışınları çok yüksek frekansta olacağından hücrelerimizin materyali olan DNA larımız parçalanırdı. DNA ların parçalanacak raddede olması ise tüm canlılığın yok olması demektir.
Kainatta tesadüfe yer yok dostum.
Tesadüfsüzlüğü var eden Rabbimize hala şükretmeyecek miyiz?
Secdeler bizi bekliyor birader!
Bütün insan ırkını bir küp şeker boyutuna sıkıştırabileceğimiz
bilgisi size inandırıcı gelir mi? Eğer gelmediyse yanıldınız. Evrende böyle
cisimler vardır, bunlar Nötron yıldızı olarak bilinen yıldız mezarlarıdır.
Güneşimizden 1.35 ila 2 katı ağırlıkta kütleye sahip yıldızlar ömürlerinin
sonlarına doğru kendi içlerine çökmeye başlarlar. İçlerinde yerçekimi o kadar
güçlüdür ki, atomu bile yerle bir edip elektronla protonları nötrona
dönüştürür. (Nötron yıldızlarında yerçekimi o kadar güçlüdür ki 1 metreden yere bırakacağınız cisim yere çarptığında 7.2
milyon kilometre/saat hıza sahip olacaktır.) Atomun %99.9999999999999 boştur, atom içine çökünce doğal olarak bu boşluk kaybolur. Çok yoğun, sadece nötronlardan oluşan bir madde yığını kalır ortada. Bu kadar sıkıştırılmış bir ortamda
bütün insan ırkının işkâl edeceği hacim bir küp şekere eştir. İşte bu cisimlere Nötron yıldızı denir. Nötron yıldızlarından alacağınız bir çay kaşığı maddenin ağırlığı 900 Büyük Gize piramidi ağırlığında olacaktır. Eğer dünyayı bir Nötron
yıldızına dönüştürseydik, Beyoğlu kadar bir büyüklüğe sahip olacaktı.
Yıldızlar da kayar durmaz yerinde
solar güzelliğin kalmaz yüzünde
sensiz can verirken son nefesimde
bir yudum su vermeye gelemez misin?
Not: İlk Pulsar yıldızı, 1967 yılında Cambridge’te bir kız öğrenci Susan Jocelyn Bell tarafından radyo teleskopu aracılığı ile “görüldü”. Bell o zamanlar 24 yaşındaydı. Pulsar yıldızları ile ilgili 3 tane nobel ödülü verilmesine karşın (ki bunlardan biri Bell’in hocası Anthony Hewish’e verildi), Bell’e nobel ödülü verilmedi. Büyük astrofizikçi Fred Hoyle dahil çoğu bilim adamına göre bu bilim tarihinde yapılan en büyük haksızlıklardan biridir. Bell buluşu yapan radyo teleskopunu inşa etmek için tam 2 yıl çalışmıştı. Hocası Hewish gözlemin hata olduğunu iddia etmiş, Bell ısrarla gözlemini savunmuştu. Hocaları bu radyo dalgalarının uzaylılardan gelen mesaj olduğunu savundukları zamanda, aynı türde radyo dalgaların evrenin çeşitli yerlerinden geldiğini görüp bu iddialarını çürüten gene Bell’di. Bilim dünyası insanların sandığı kadar adil değildir!
FEHMİ DEMİRBAĞ
DAVA!

İSLAMİ MÜCADELENİN ADIYDI BİZİM İÇİN DAVA DEDİĞİMİZ ŞEYİN ADI.
ALLAH' TAN BAŞKA HİÇBİR GÜÇ İLAH OLAMAZDI.
PEYGAMBERİMIZDEN GAYRISINI DA ÖNDER EDİNEMEZDİK.
BİZ MÜSLÜMANDIK.
MÜCADELE EDILMESİ GEREKIYORDU ZULÜM DÜZENİYLE, ŞER GÜÇLERLE.
HARAMLARDAN KAÇINMALI VE INSANLARI HARAMLARDAN NEDEN UZAK DURULMASI GEREKTİĞİNE IKNA ETMELİYDİK.
HELAL OLANA ÖZENDIRMELIYDİK YİNE İNSANLIĞI.
BAŞTA KENDİMİZ YAŞAYARAK GÖSTERMELIYDİK BUNU.
BİZE AİT KAVRAMLARIMIZ VARDI.
FIRAVUN DÜZENIYDİ BEŞERİ SİSTEMLER.
MODERNİTENİN KÜLTUR EMPERYALİZMİNE KARŞI ONURLU BİR MÜCADELE VERİYORDUK KENDİMİZCE.
HAK GELECEK BATIL ZAYİ OLACAKTI...
DERKEN...
HÜLYALI GÜNLERMİŞ MEĞER O GUNLER, ŞİMDİLERDE KABUSLARINA UYANDIĞIMIZ.
BİZ O GUNLERDE VERDİĞİMİZ MÜCADELELERDE MAZLUMLAR ADINA HAYKIRIYORDUK.
ŞİMDİLERDE ÖLÜMSÜ SESSİZLİĞİMİZ VAR KOCAMAN HAYAL KIRIKLIKLARIMIZLA.
BİRİLERİNİN GANİMET VE YAĞMASININ ADI OLDU DAVANIN ADI.
MAKAMINA SIĞINMIŞ CUCE ADAMLARLA KALABALIK GÖZÜKTÜK O KADAR.
İTİRAZ EDECEK OLDUK SUFLİLİĞE, ENTERESAN ŞEKİLDE BIZ İCBAR EDİLDİK.
TÜKÜRDÜĞÜMÜZ NE VARSA YALAR BULDUK DİLİMİZİ; HANİ O HAKSIZLIĞA KARŞI SUSAN DİLİN SESSİZ ŞEYTAN OLDUĞUNU ISRAR EDENİ...
REİS BİLE YALNIZ KALDIĞİNI CARESİZCE HAYKIRIRKEN BIZ...KALABALIĞIMIZDA KAYBOLDUK...
YANİ...
FARKINA VARALIM BARİ ALDANMIŞLIĞIMIZI...
HAZIR OLMADIĞIMIZI EN AZINDAN KENDIMIZLE BİLE YÜZLEŞMEYİ BECEREMEDİĞİMİZİ...
VE;
BİZ YAŞARKEN OLDU HER ŞEY!
GÖZ GÖRE GÖRE!

...
1000 YILA İHTİYACI VAR DER, İBN HALDUN; BİR MEDENİYETİN KENDİ DİLİNİ OLUŞTURMASI İÇİN.
BİZ İSE 100 YILDA ÇARÇUR ETTİK DİLİMİZİ.
DİL BİLGİMİZ YOK OLUNCA, DİN BİLGİMİZ DE GİTTİ ELİMİZDEN, DÜN BİLGİMİZ DE!
BİR AİLE MÜESSESEMİZ KALMIŞTI ELİMİZDE.
ONU DA CİNSİYET EŞİTLİĞİ TUZAĞINA YEM ETTİK.
BÜTÜN BUNLAR BİZLERDEN BİRİLERİNİN ÜÇ KURUŞLUK MENFAATLERİNE HARCANDI.
DÖNÜŞÜ OLMAYAN YOLUN YOLCULARIYIZ ARTIK.
BİLETİMİZ MODERNİTENİN TESİSLERİNDE DİJİTAL OLARAK KESİLDİ.
HOMO SAPİENSLİK SERÜVENİNDE HOMO SAPIKÜS OLARAK...
BİLİM TANRISI TRANSHÜMANİZMAYA KURBAN EYLEDİ YIĞINLARI...
BİZ DE KENDİ KENDİMİZE SÖYLENMEKLE GÜN TÜKETİYORUZ, NACİZANE..

...
BEN PAYLAŞIMLARIMDA GENEL DEĞERLENDİRMELER ÜZERİNDEN YORUMLARDA BULUNUYORUM. MESELE PARTİ PIRTI MESELESİ DEĞİL. ÇOCUKLAR VE GENÇLER DERKEN HEPİMIZIN EVLATLARI ADINA ENDİŞELERİMİ DİLE GETİRİYORUM. CEHALET DERKEN HEPİMİZİ KASTEDİYORUM. ÜLKEMİN VE İNSANLIĞIN GELECEĞİNDEN BAHSEDİYORUM.
POLİTİKA BENİM İŞİM DEĞİL.
ELBETTE SANDIĞA GİTTİĞİMDE BİR TERCİHİM VAR.
DEVLETİMİN GÜÇLÜ OLMASINI ARZULUYORUM.
MEVCUT SİYASİ LIDERLER ARASINDAN BENİMLE AYNI MAHALLEDEN OLANA TABIİDIR Kİ TEVECCÜHUM OLACAKTIR.
ANCAK DİN, BILIM, GELENEK KARİNEDİR BENİM İÇİN. KÜLTÜR VE SANATIN DİLİNE DE İNANIYORUM. VESSELAM...


fehmi demirbağ

25 Kasım 2019 Pazartesi

PALYAÇOLUK YAPIYORUZ
Sinema sanatınin etkisi satir aralarina boraktığı notlarla devam ediyor. Potemkin zırhlısı, Yurttaş Kane, We for Vendetta derken aslinda hesaplasmalara sahne oluyor beyaz perde. Bir yanda hegemonlar ve diger yanda çaresiz insan yığınları. Uzun uzun sinemayı konuşmak lazım aslinda. Ya da sanatı. Kitleler uzerindeki etkileri irdelemek lazım.
Bizim mahalle anlamaz boyle şeylerden. Köylüdurler, koylü kurnazlikları barizdir ama. Bunun içindir ki çağı okuyamazlar ve asrin idrakine soyletemezler İslamı.
Görgüsuzlüğe yapışıp kaliverirler o kadar. Okumayı sevmezler. Düşünmeyi de sevmezler. Kalaylamaya bayılirlar amma. Slogancılik bariz reflekslerindendir.
Ha bizim mahalle böyle de sehrin diger mahalleleri farklı mı? Al birini vur ötekine.
Biri dincilik uzerine egzersizlidir diğerleri de dinsizlik. Akıl ya yoktur olan da tutulmustur. Hasıli cehalet batağinda çırpinır dururuz mutemadiyen, hep birlikte.
Vesselam...Kelamimıza gelisek...Bir filmden soz edeceğim. Joker filminde, yalnızlık ve alaycılık çağında, kendine özgü yol seçmek isteyen herhangi bir ruhun ne kadar örselendiğini de mesaj olarak okumak mümkün. “İnsanlar kaba !!” diye isyan edişiyle zaten Joker’in durumu sloganlaştırdığını görüyoruz ama azılı bir seri katile dönüşü, seyirciyi şoke etmiyor değil. Notre Dame’ın Kamburu gibi izlediğimiz yakın plan sırt çekimlerinde aklıma Wim Wenders’in ”Million Dollar Hotel” filminde dedektif Mel Gibson’un kamburu ve oteldeki bütün marjinal karakterlerin, habere susamış gazetecilerden daha hümanist olduğu temayı akla getiriyor. Robert De Niro’nun talk show sunucusu rolünde oynaması bir tesadüf değil elbet, ”Taxi Driver” filmine göz kırpıyor yönetmen. Film, anarşik ve düzen yıkıcı sistem eleştirisini, bir sosyopatın hastalığı ve kasvetli çizgiromanvari duruşunun etkisiyle dengeliyor, her tür yoruma açıyor. ”Fight Club” filmindeki Tyler Durden gibi zamanla özgüveni yüksek hatta narsizm sınırlarını aşan bir alter-ego yaratıyor. Sadece güçlülerin ayakta kalabildiği acımasız kapitalist düzende, yalnızca gülümseyip insanları güldürmenin geçerliliğini yitirdiğini düşünmesine ve acımasız olması gerektiğine inanıp raydan çıkmasına dehşetle şahit oluyoruz. İlginçtir ki Joker karakteri, seyircinin empatisini de üzerinde tutmayı filmin ilk yarısına kadar başarıyor. En kanlı cinayeti işlerken bile kendisine iyi davranmış olan cüce’yi sağ bırakarak kendi orman kanunlarını koyan ve sosyopatlığının ardındaki ince duyarlılığı gösteren karmaşık bir karakter izliyoruz. Bu durum filmi daha derinlikli, karakteri daha katmanlı kılıyor. Zenginler ile fakirlerin acımasızlaşan savaşı, kapitalist düzenin her daim süregelen bir gerçeği olarak evrensel bir tema ve geçerliliğini koruyacak bir senaryo. Arthur (Joker)’un hayattaki tek varlığı annesine değişen tavrı ve şiddeti, gözümde karakteri yaralı bir ruhtan öte bir psikopata çevirdi. Joaquin Phoenix'in performansı oldukça etkileyici... Filmin görkemli rock müzikleri ve coşkulu Frank Sinatra klasikleri seyirciye şahane bir soundtrack sunuyor. Send in the Clowns ve That’s Life, Smile olarak şarkı seçimlerini ayakta alkışlamak gerekir...
Bu arada vizyonda olan Recep İvedik filminin 6. sından nasıl bahsedeyim ki? O da ayrı bir sosyolojik trawma!
Milli vE İslami filmlerden de bahsetmek isterdim. Lakin bosa nefes tuketmiş olurum.
Fehmi Demirbağ