25 Haziran 2015 Perşembe

KASIMPAŞALI /FEHMİ DEMİRBAĞ / BEN BU OYUNU BOZARIM




KASIMPAŞALI 1
Kasımpaşa’da, Fatih’in gemileri indirdiği yamaçta,
Hayaller kurardık.
Bakıp da Haliç’in, katran sularına;
Nefesimizi tutar, pis kokusunda, cenneti arzulardık.
Oyunlar oynardık...
Sen Fatih olurdun, Akşemsettinse hocamız!
Bense, Ulubatlı!
Dayanırdık şehrin surlarına, Bizans’ın İstanbul’una.
Ayasofya’yı açardık önce,
Ferman buyururdun, kırardık zincirlerini.
Tekbirler getirirdik sevinçten.
Sen çaktırmazdın;
bakışlarını saklar, gizlice ağlardın.
Bacılarımız derdin, örtünmeli, yetimlerse sevinmeli
Adil düzen, gömleğimizin rengi
Oysa yamalı giyinen, mahallenin garip, fakir çocuklarıydık
Gazetemiz bile milli,
Zaman ötesiydik o zamanlar
Başkalarından farkımız, zengin hayallerimizdi
Sen ki mahallemizin abisi, teşkilatın reisi
Biz kırk kişi iken, içimizden biri
Şimdi kimine asrın lideri, kiminin dilinde ise asın lideri!
Oysa mahallede, kimse ciddiye almazdı bizi;
Dürüst çocuklardık, o kadar!
Bir sen, içimizdeki büyümüş çocuk,
Kocaman laflar ederdin...
Belki biz bile oyun derdik, sana gülerdik.
Öyle ya Hak gelecek, batıl zail olacak;
Hayali cihan değer
Kasımpaşa yamaçlarında, hayatın yamaçlarında,
Yürütülmesi gereken onca gemi.
Haliç’in sularına döşeli;
Tarihten ve cehaletten mamul kocaman bir zincir!
Kırılması gereken onca da put!..
Uzanan eller İbrahim;
Sabır, içimizdeki ateş!
Bizse oyun peşinde, 39 sergüzeşt!
Surda açılan gedik,
Hep peşindeydik!
‘Zaman’la, oyundan dönenler oldu.
Yar göğsüne baş komadan, ölenlerde...
Savrulup sönenlerde!
Derken,
One minute! One minute, One minute!

Biz, oyun oynadığımızı sanırken,
Boş gezi’ntilerde;
Sen oyunu ciddiye almışsın
Bir bakmışız, cidden Fatih olmuşsun
Şimdinin Bizansı ise hepten ciddi
Pensilvanya’dan Çandarlı, Telaviv’den ayarlı
Obama oyunbozan
Bilumum nifak-ı cedid
Hocamın deyişiyle
Bremen mızıkacıları çok şedid!
Şimdi anladım seni abi;
Oynanan oyunu.
O zamanlar oynadığımız; oyun!
Oyunun da son versiyonu buymuş
Sen ki şimdi cidden Fatih olmuş,
Bense, asıl şimdi, cidden Ulubatlı!
Rüzgar tenimizi savurdu
Şimdi biz ihtiyar çocuklar
Çocukken oynadığımız oyunu
Yeniden oynayacak!
Yeni nesil,
Asımın eskimeyen nesli!
“İstanbul yeniden feth olunacaktır
O’nu feth eden komutan
Ne büyük komutan
Feth eden asker
Ne büyük asker!”
Tarih bu, yeniden tekerrür eder
Kasımpaşa yamaçlarında,
Yeniden tekbir sesleri!
Artık 40 çocuk değiliz lakin;
Milyonlar çoktan Kudüs hayalinde
Bir kısmı da Endülüs!
Abi, Selahaddin Eyyubi de olur musun?
Tarık Bin Ziyad?
Yakarız değil mi, gemileri?
Demek isterdim!
Alkışlar, iltifatlar, övgüler,
Ya da lanetler, sövgüler
Arasında bırakıldın ya...
Ne desem?
Olsun!
Ya devlet başa,
Ya kuzgun leşe!
Yezid gibi yaşayıp da,
Hüseyin gibi anılmak isteyenler
Anlamaz ki beni!
En çok da 17 yaşındaki, masum kızın şehadeti,
Mısır meydanından,
Seni bize geri getirdi...
Bilirim; yüreğin, Gazze!

Abi, haddime değil belki;
Bu kez büyük oyuna,
Oyun bozanları alma!
Yiğit görünümlü ve soyluda olsa,
Alma aramıza mızıkçıları
Adı soyadında olsa, misal
Her yüze gül’en’e aldanma!
Hocamız derdi ya,
Önce ahlak ve maneviyat!
İşte öyle yani...
İkinci yarı başlıyorken elzem,
İtikat ve fikriyat!
Kimse aldanmasın
kravatlı halimize...
Üniforma kefen,
Rütbe şehadet
Sen bize işaret et!
Dilimiz öfkeliyse;
Uğradığımız haksızlıklara,
Ümmetin perişanlığına!
Rabbim!
Sen yine de zikrimize
Beddua değil, dualar nasip et!
Kardeşlerimize de, bize de, tövbeler kapısı,
Cümle kapısı!
Bakanların değil, görenlerin ordusu

Ak neferler ki, hakkın yolcusu!
Bilmez miyim abi, sende ısrarımın sebebini?
Modernite, teknoloji ile hemhal olup
Kapitalizmi bu topraklara ram edince,
Altınboynuz namlı bir cennet bölgesi
İnsan ve makina gübresi bir çukur oldu.
Haliç pisliğin rumuzu,
Haliç kaybedilen insanlığın ruhu,
Ümmetin vesikası,
Pislik deposu!
Umutların kesildiği anda Haliç’ten
Netekim paşadan icazetli, dalan efendi
Haliç’in kıyılarını bir çırpıda yıkıverdi
Arkasından, kıyılarında büyüyen çocuk...
Haliç’in
Kasımpaşa’nın reisi
Temizlenmeli dedi,
Bu utanç abidesi...
Balıklar doluşuverdi tekrardan,
Haliç’in mazisinin ardından
Karadeniz’in suyu can olarak verilince,
Bir Karadenizli tarafından...
Haliç bizim hikayemiz, biziz biz!
Yani insanlığımız kirlendi, kirletildi, batı kültürü ile.
Kokuştuk, yozlaştık
Yıkın dedi Bediüzzaman,
Gönüllerin putlarını!
Ardından Süleyman Hilmi Tunahan,
Mehmet Zahid ve Erbakan

Nice gönül Halicimizi
İşgal eden, çokça yapıyı.
Ve Erdoğan temizledi
Gönül pasımızı.
Neden olmasın demeyi öğreterek
Haliçimizi temizler gibi içimizi!
Şimdi, suyumuza su gerek, temizlenmek!
Pislik akmaya devam ederken,
Aklımızın, gönlümüzün damarlarına;
Bir dur demek!
Şimdi, çocuklarımızı,
Kendi değerlerimizle
Yetiştirme zamanı!
Haliç gibi, Sadabadlı günlere...
2071’e var mısınız?
Emsal dedim, misal verdim Haliç’le
Halimiz çöpten, Haliçimiz gibi
Lakin bir çöpçü gerek, pisliğimizi temizleyecek
Bu neden sen olmayasın, Tayyip abi?
Haliç’i temizlediğin gibi, temizle gönülleri de
Sonunda ‘gülen’ biz olalım
Ya da oyalanalım
Oynayalım eski günlerdeki gibi
Yapabilir misin abi?
Yap artık, yap abi!
KASIMPAŞALI 2

tütünü ilk orada kağıda sarıpta içmiştik,
kırımda...
ilk ciddi kıyıma uğradığımız yerde,
kurşunlar dökülmüştü tepemize de,
biz nazar değmesin deyip,
gülüp geçmiştik...
kanayan yerlerimize ilk tütün basmayı da,
orada öğrenmiştik...
...
pahalıya maloldu sonra öğrenmelerimiz,
kara kapkara oluvermişti karadeniz,
yüzbinlerimiz soykırıma uğradığında,
kafkasya da!
...
çatısı çöküverdi cihan şümul devletin,
çerkezler ölü ya da diri kopunca yurdundan,
o gün bugün,
çığlıklar yükselir kafkasyanın dağlarından!
...
rus harbi denildi 1878'e...
Plevnede bir yiğit adam, hemşehrim...
diren babam diren...
...
ardından, balkan harbi denildi,
payitahtan uzaklaştırılınca ulu hakan,
ittihatın itleri parçalamadalar,
ölmeden ölen cesedi!
...
1914...nasıl örtersen ört,
Sarıkamıştaki ayıbı!
19 a kadar bir derin sessizlik...
Çanakkale'de top sesleri arasında,
millet kıskaç altında...
...
kuşçubaşı, zenci musa,
mehmet akif,
fahrettin paşa...
cık olmadı;
yaşa mustafa kemal paşa!
hıck!
...
devrim...
silsile,
ne de çok,
daraçları boyu...
susturuldu nihayet kayı boyu!
...
gelenin gideni arattığı yıllar,
ve biteviye yılgınlık!
...
yakın tarih,
ateizm,
ve bilumum sapkınlık!
...
ŞİMDİ;
2015 haziranı;
ecdada yatkınlık!
...
kasımpaşadan istanbulun fethi için,
gemilerin karadan yürütülmesi,
ah gemiler, gemiler!
fonda uzun uzun korna sesi!
...
kasımpaşadan bir uzun adam,
uzun hikayenin,
yeni kahramanı!
...
bir sandığa kilitli,
milletin makus talihi!
...
kod adı pensilvanya,
zehirli sarmaşık eğitim kurumlarında!
...
Çanakkale 2;
illa ki geçilecek!
new age anzaklar,
bu kez kürtten,
yine ingiliz destekli...
ittihadın artıkları,
hürriyet ve itilaf fırkası,
cilalı cumhuriyet muhafızları,
enver paşa müdavimleri,
yani turancılar,
ham kaba softa yobazlar bir de,
bilumum bremen mızıkacıları,
ınınınınnnnn!
kasımpaşalıya karşı;
...
hoşt!
millette size!
...
Tanrı uludur, tanrı uludur,
hocam otoritenin bir kuludur!
...
ululadıklarımız,
uluyanlarımız!
...
bu kez cık!
...
tarih tekerrür etmeyecek!
...
Ertuğrul yine içimizde!

YİNE PES ETMEYECEK!

fehmi demirbağ



"SON BİNYILIN SELAHADDİN EYYUBİ' Sİ"



https://www.youtube.com/watch?v=0Bcu5j-JrZ4




Selahaddin Eyyubi dedi...

Kim dedi?

İtalyan basını!

Ne dedi?

"Bin yılın Selahaddin Eyyubisi durduruldu!"

 Kim tarafından?

Kürtler tarafından...

Bir Müslüman Kürt olan Selahattin Eyyubi,

Müslümanlık tedirginlikleri azalan bir kısım Kürtler tarafından durduruldu;

işte bu da kaderin hüzünlü ve garip cilvesi!

Ve dahi siyonist İsrail sevinç çığlıkları atıverdi...Faşist Almanların ve diyar-ı küfrün anonim mutluluklarına diyecek söz kalmamıştı.

Ve gafiller,

ve delalet içinde olanlar,

kim bilir ihanet içindeki yerli ve yersiz işbirlikçilerince kutlandı sendelenmen, Reis!

...

Eyvallah!

Sen de bizler gibi bu çağın insanı, bu çağın Müslümanısın! Hatalarla, günahlarla dolu fani ömür yolcularından biri işte!

Hayatlarımız kesişti hayatlarımızı yönetme ve yönlendirme arzun ile talebin ile. Belediye başkanı oldun. Az çok hizmetin oldu. Başbakan oldun...Şimdi de Reis-i Cumhur. Sevenin de oldu, sevmeyenin de. Gönüller kazandığın gibi gönüllerde yıktın. İsteyerek, istemeyerek. Netice de kulsun sende hepimiz gibi. Hepimiz gibi imtihandasın yani.

Ancak...

Canı tenine yükleyen Rabbim, sana mesuliyetler yükleyen milletim... Bunlar bildiğimiz şeylerdi de... Ümmetin ve dahi sana yüklediği misyon apayrıydı da...

Ancak...
Ehli salib'in seni nitelendirmesi "Selahaddin Eyyubi" olarak...
İşte bu bizi çok onurlandırdı be reis!

Demek ki yolun doğru...

One minute demen de,

Dünya beş'ten Büyüktür...

Ve dahi dindar ve ahlaklı bir nesli özlemen de, hedeflemen de!
Gurur, kibir, riya, enaniyet çemberine seni almak isteyenlere aldanma! Dava arkadaşın gibi gözüküp te siyasetinden adaleti gözetemeyip te yalnızca kalkınmayı hedefleyenleri de es geç! Son seçimde alınan oyların hepside senin alın terin, senin samimiyetinin karşılığı!

Biz dualarımızla seni onaylıyoruz reis!

Tıpkı küffarın seni bu ümmetin medarı iftiharı olduğunu onayladıkları gibi!


KAYI BOYUNUN ÇOCUKLARININ DİKKATİNE!


Bütün hikaye 1908 le başladı.

Ülkeyi iyi yönetmiyorsun, hürriyet istiyoruz itirazı ile... İttihatçı diye isimlendiyorlardı kendilerini. İttihad ve terakki!

Devletin toprakları herşeye rağmen 23 milyon kilometrekareydi. Üç kıtada idik. Üç paşa, isyancıların elebaşı olarak başı çekmekteydiler. Enver, Cemal, Talat... Bilmiyorlardı ki "cehenneme giden yol, iyiniyet taşlarıyla bezeliydi!"

Abdulhamid Han derdest edilir gayrımüslim temsilcilerle...

Arkasından yaşanan onca facia!

Balkanları kaybederiz önce...Ardı sıra Trablusgarp, Yemen, Sarıkamış ve Çanakkale! 780 bin kilometre kare toprak Sevr, Mondros ve Lozan anlaşmaları neticesi Kuvva-i Milliyenin destansı direnişiyle kalakalır elimizde.

10 yılda 700 yıllık birikim kül olur yitip gider elimizden.

Onlar hürriyet istemişlerdi.

Hürriyet sahibi oldu, başkaları!

Sonra ne mi oldu?


Neler olmadı ki? Alfabe devrimi yaptık, cahil halkımızı okur yazar yaptık. Kılık kıyafette muasırlaştık. Otomobiller, uçaklar yaptık. Fotoğraf makinaları, kameralar ürettiğimiz gibi milli içerikli sinema filmleri, çizgi filmler de yaptık. Üniversitelerimiz dünyaya bilim ihracı yaptı. Eğitimin millisi de bizdeydi, dershanelerinde. İhracatta neler satmıyorduk ki dış dünyaya...Beyin göçü de bizdeydi, memleketi her on yılda revize etmekte. Ne mutlu Türküm diyorduk ta anlam veremiyorduk bu nankör halkın mutsuzluğuna. Oyuncak mağazalarımızda çocuklarımızı yetiştirmeye yönelik oyuncaklar mı ararsın, çocuk edebiyatında dünyaca ünlü yazarlar mı??? Yok yoktu artık! Para değerimiz bile öyle zengin gösteriyordu ki kendini bol sıfırlıydı. İmamlarımız çalışkan, polislerimiz dürüst, askerlerimiz paşaydı paşa. Vatandaşlarımız nasıl çalışkandılar bir bilseniz. Dedikodu, gıybet, iftira bilmezlerdi. Tarımda, hayvancılıkta "köylü milletin efendisiydi."

İlim, kültür, sanat, edebiyat ve ahlak muhtaç olduğumuz kudretle birlikte damarlarımızdaydı. Her günün bize bayram olması yetmezmiş gibi noel, cadılar, hamursuz bayramı gibi ayrı etkinlikler bile edinmiştik. Terör denilen organizasyonlarla birbirlerimize şakalar bile yapıyorduk. Aya bile gidecektik te bir ara köhne geleneğimizi temsilen başörtüsüne takılmıştı füzemizin ucu. Hasılı biz "Paralel" düzlemde aritmatik oyunları oynamaya bayılıyorduk.

Uzatmak istemem yakın tarihe kadar yaşadıklarımızı.

Ta ki Kasımpaşalı biri karşımıza çıkana dek.

Huysuzdu, huzursuz ediyordu.

Çok konuşuyordu;

One minute diyordu, misal.

Dünyanın beşten büyük olduğunu da söylüyordu.

Dindar ve ahlaklı nesil hedefi hele...

Çokta özentiliydi ve hatta!

Son bin yılın Selahaddin Eyyubisi olamaya özeniyordu. Tarık bin ziyad olmaya... Belki de Fatih...Mazaallah İstanbul'daki meşhur bir müzeyi camiye çevirme ihtimali de vardı. Ama yakın çevresindeki bir kısım insanlar öyle kibirliydiler ki, taahhütleştikleri yol ve yöntemleri unutmuşlardı ki bütün olan bitenin farkına vardı millet.

Kardeşim adam olmadık hayaller sokuyordu milletin aklına...

Hedefler gösterip duruyordu.

2071 diyordu!

Yahu o tarihe kim öle kim kala!

Nihayet 7 haziranda millet Kasımpaşalı'ya dur dedi. New age İttihatçılar yine sahneye çıkmışlardı.

Hürriyet istediklerini söylediler yine.

"Hürriyet" bu işin yine "Sözcü"sü olmuştu yani. "Zaman" tekerrür ediyordu. "Milliyet"çiler, "Saadet" peşinde olanlar hep birlikte "Cumhuriyet"in kazanımlarını kaybetmek istemiyorlardı. 5 "Kandil"den nasipsizler, müşrikler, münafıklar, fasıklar, kafirler tayfası demokrasi gemisinde tekmili birden ""ampül söndürme" seansları düzenlediler fırtınalı tarih denizinde.

BİRİ OLAN BİTENİ GÖRDÜ VE YAZDI, KAYIT DÜŞTÜ KAYI BOYUNUN ÇOCUKLARINA BELKİ OKURLAR DEYU!



YEİS SENİN, YEİS BİZİM İŞİMİZ OLAMAZ, REİS!

1492
Emirliklerden oluşan ve Avrupa'nın göbeğinde 800 yıl hükümranlık süren Endülüs Uygarlığı ve Devleti, Hristiyanların aralarına soktuğu fitnelere aldanarak, birbirleriyle girdikleri çatışmalar neticesinde zayıf düşmüş ve nihayetinde tarihin "vazgeçilmezler mezarlığındaki" yerini almıştı.
Son kalan Gırnata Emiri, şehrin anahtarını işgalci güçlere verip te şehrinden uzaklaşırken yüksek bir tepeden son kez ecdadının mazisinin olduğu topraklara baktı. Gözyaşları içerisindeydi. Yanında bulunan annesi oğluna seslendi; "Ağla oğlum ağla! ERKEKLER GİBİ MÜCADELE ETMEDİN, ŞİMDİ KADINLAR GİBİ AĞLA!"

1839; İngilizlerle ticaret anlaşması yaptık.

1864; İngiliz Sömürge Bakanı Glagstone dedi ki, "Müslümanları Hristiyanlar gibi yaşar hale getirmeliyiz!"

1864; Çerkez kavimlerinin birbirleriyle didişmeleri neticesi, soykırım ve  sürgünü ile de Kafkasya'yı Ruslara teslim ettik. Osmanlının çatısının yıkılışını izledik.

1876; Tanzimat fermanı ile Fransızlarla yakınlaştık.

1908; Dört ayrı gayrı müslimin Sultan Abdülhamid'i görevinden azlini seyrettik. İT' lerin (İttihat ve Terakki) hareketi Türk siyasi hayatına ilerici-gerici kavramlarını hediye ederlerken 23 milyon kilometrekare vatan toprağını 780 bin kilometrekareye dönüştürdüklerinin acı hikayeleri artık tarih olarak yazılıyordu.

1914; Birinci Dünya Savaşının artık kazanarak kaybedeniydik. Müttefikimiz Almanlardı ve biz yine unutmuştuk domuzdan postun, gavurdan da dostun olmayacağını...
Sarıkamışta donduk,
Yemende kavrulduk!
Çanakkale'de vurulduk can evimizden!

İstanbul işgal altındayken kültürel işgalimizin de temelleri atılmıştı aynı zamanda!
İstiklal Savaşı ayrı hikaye, İstiklal Mahkemeleri ayrı! İstiklal Caddesi apayrı!
Bir başbakan sallandı demoklesin iki kılıcı arasına kurulan salıncakta!
İlim, kültür, sanat, edebiyat ve ahlakta yozlaştık!
Millet "mefkure" ye hasret...

Yokluk ve yoksulluk makus talihimiz oldu...Cehalet yavan ekmeğimize katık kıldığımız sentetik gıdamız!
Ulu önderlerimiz oldu da Allah'ın ezanını bile uzun süre "Ulu" ladık! Olanları "Normal" sandık!
Sandıklarda çeyizlerini sakladı gelinlik kızlarımız, millet olarak ta bizler kaderimizi!
Elimizden kitabımız alınmıştı. Okuyamadık, anlayamadık...Duvarlarımıza astık, bizi çarpmasından hep korktuk.
Evlatlarımızı kendi değerlerimize göre yetiştiremedik bile...
Aile kavramı, kavga alanlarımız oldu.

Yeryüzü coğrafyası kandan ve gözyaşından sınırlar çizdi bize. Çok dayak yedik emperyal abilerden; Afganistan, Filistin, Keşmir, Doğu Türkistan, Myanmar, Sudan, Nijerya, Libya...Saymakla bitmez acının haritası! Bizde emsal bildik çağdaş yaşamı da karılarımızı dövdük, çocuklarımızı...asker dövdü, polis, öğretmen...sokakta dövdük birbirimizi vatan uğruna; yurtseverler ve milliyetçiler olarak!

SONRA; 
"O şarkıya özenip söylenecek mısralar vardır
Sakın kader deme kaderin üstünde bir kader vardır
Ne yapsalar boş göklerden gelen bir karar vardır
Gün batsa ne olur geceyi onaran bir mimar vardır
Yanmışsam külümden yapılan bir hisar vardır
Yenilgi yenilgi büyüyen bir zafer vardır
Sırların sırrına ermek için sende anahtar vardır
Göğsünde sürgününü geri çağıran bir damar vardır
Senden umut kesmem kalbinde merhamet adlı bir çınar vardır!", dedin ya REİS!
Dedin ya;
One minute,
Dünya beş'ten büyüktür,
Dindar ve ahlaklı nesil!
Yüreğimizin yağlarını erittin!
2071 dedin de son 300 yılın mefkuresini hatırlattın ya!
Rahmetli validen vefat ettiğinde dudaklarınızdan dökülen Kur'an-ı Kerim'in tilaveti bize Endülüs'ü, Kudüs'ü, Ayasofya'yı ve unuttuğumuz GERÇEK AŞK' ı hatırlattı be reis!
Esma bacımızın şehadetine döktüğünüz gözyaşlarınız "Ağlayın su yükselsin belki kurtulur gemi, anne seccadem gelsin bize dua et emi?" dedirtti!
"Bizim sevdamız, bu milletin selametini garanti altına almak,  ecdadın emanetini gelecek nesillere teslim etmektir." dedin ya...
Sakın müteessir olma Reis...
Alfabenin bütün harfleri bir araya KARMAN-ÇORMAN olarak gelseler de; CHPMHPHDPFETÖCIAMOSSADUSAENGLANDGERMANYFALANDAFİLAN olarak misal, hiç biri bizim için bir RTE edemezler bunu bilsinler.
Hele ki 7 Haziran KUTSAL KİRLİ İTTİFAK tuzağı sonrası, hani İtalyan basını "Son bin yılın Selahaddin Eyyubisi durduruldu" diye manşet attı ya...
Hani Alman basını sevinçten kudurdu...
İsrail hakeza! Yerli ve yersiz bilumum müşrik, münafık, kafir ve fasık!...
SAKIN ÜZÜLME! YEİS SENİN, YEİS BİZİM İŞİMİZ OLAMAZ, REİS!
Bizim iktidar anlayışımız ancak musalla taşında "İYİLERDEN" olmaktır.
DURMAK YOK, SON NEFESİMİZE KADAR YOLA DA, DAVA'YA DA DEVAM!
fehmi demirbağ

13 Haziran 2015 Cumartesi

HEROTURK ÇİZGİFİLM PİLOT BÖLÜM







NEDEN HEROTÜRK?

Projenizin Türk Edebiyatının Gelişimine Yönelik Sağlayacağı Katkılar Nelerdir :*

Öncelikli olarak "Çocuk ve Gençlik" edebiyatımıza batılı bir anlayış ile komple edebiyat ve sanat eserleri ortaya koymak maksadındayız. Artık çocuk ve gençlerimizi salt batının sanal kültür kahramanları ile yetiştirmeyelim. Kendi çocuklarımızı kendi kültürel kodlarımızla yüklemleyelim. En büyük katkı sanırım bu doğrultumuz hususunda olacaktır. Aynen Hacı Bayram-ı Veli'nin dediği gibi; "Çocuklarını kendi değerleri ile yetiştirmeyip onlara kıyan toplumlar, kendi çocuklarını kendileri gibi yetiştiren toplumların kölesi olurlar!"

Projenin Amacı :*

Tarihten aldığı referansla büyük ve merhametli bir medeniyetin müdavimi olan toplumumuza, hedeflerini ve varlık alemindeki gerekçesini hatırlatmak ve unutturmamak için; hassatende millet olmanın yolunun "kendi çocuk ve gençliğine" sahip çıkmaktan ibaret olduğunu edebi bir dil ile aktarımından üzerimize düşen sorumluluk ve misyon ile bir duruş sergilemektir.


Projenin Hedefi :*

Çocuk ve gençlik edebiyatındaki mahzun duruşumuza karşı oluşturulan bir maceralar dizisi oluşturmaktır. Özellikle üstbaşlığı "Herotürk" olan, rol model eğilimli bu çalışma ile ülkemiz adına dünya sanal kahramanlarının arasına bizden de bir "kahraman" çıkartmak hedeflidir.


Konu Tanımı :*

Kahramanımız Ertuğrul'un (HEROTÜRK) arkadaşları olan İtalyan Esta, Çinli Chen, Nijeryalı İbosanjo, İngiliz Widmark ve Yunanlı Niko ile yaşadıkları maceralar örgüsü ile hem fantestik noktada tarihin dehlizlerine girmekteler hem de günümüzün gündem konulu hikayelerine temas etmektedirler. "Kahramanlar, Yeniden Osmanlı" isimli maceramız da bu kalıpla oluşturulmuş, serinin 5. romanıdır.



Projenin Çalışma Yöntemi :*

Çocuklarımız ve gençlerimiz için bir rol model kimliği ile yazdığımız "Herotürk" maceraları önce temel hikayelerini roman ile kurgulamakta, aynı zamanda aynı hikayenin de çizgi romanı üretilmektedir. Konu ayrıca tiyatro oyunları ile zenginleştirilmektedir. Ayrıca hedefte Çizgi Film üretimi de amaçlanmaktadır. Batılı tarzdaki sunum ve çalışma yöntemleri ilkerimizi oluşturmaktadır.


Projenin Neden Desteklenmesi Gerektiği :*

 İlim, kültür, sanat, edebiyat ve ahlak ile kuşatamadığımız milli kimliğimiz kısa sürede toplumumuz üzerinde hevesleri olan emperyal iştahların mezesi olacaktır. Formal eğitim kadar, informal organizasyonunda artık "evlat ve nesil" yetiştirmede önem arzettiğini algılamamız gerekmektedir. İş bu nedenle bütün bu hedefler noktasında yapmış olduğumuz çalışmalarda devletimizin ve kurumlarının da bu uğurdaki mücadelemizde yalnız olmadığımızı göstermesi açısından hertürlü maddi ve manevi desteği hakettiğimizi düşünüyoruz.




TÜRKİYE'Yİ YÖNETEN 
GÜL(!) VE HAÇ ŞÖVALYELERİ 


 Fahrettin Kerim Gökay'dan İhsan Sabri Çağlayangil'e kadar pekçok Gül ve Haç Şövalyesi ve mason, Manevi Cihazlanma Derneği adlı örgütü kurup Türkiye'nin kaderinde rol oynamışlardı.
Yıllardır Türkiye ve Avrupa Birliği ilişkileri konusunda çok önemli ve ilginç iddialarda bulunuyorsun. Kısaca özetlemek gerekirse Avrupa Birliği'nin kökeninde aslında sadece Hristiyanlık değil gnostik-okültik ve masonik bir yapılanma olduğunu söylüyorsun! Yani kabaca söylersek mason ağırlıklı... Dinle de karar ver.. Bugünkü Avrupa Birliği'ni kuran Almanya ve Fransa, biliyorsun II. Dünya Savaşı sonrasında düşman kardeşlerdi. Onları yan yana getiren, barıştıran ve AB'nin temellerini atan da böyle bir örgüttür. Adı; Moral Rearmament... Kısaca MRA yani.

Sorması ayıp ama ne demek bu? Manevi Cihazlanma... Aynı Türkçe isimle İstanbul'da da faaliyet göstermişlerdi...

Avrupa Birliği ile bağlantısı ne? Örgütün kurucusu Amerikalı Lüteryan papazı Frank Bushman'dı. Bu örgü, ilk önce 1929'da I. Dünya Savaşı sonrasında İngiltere'de, 'Oxford Grubu' adıyla kurulmuştu. Daha sonra II. Dünya Savaşı patladı. Bunlar savaş yıllarında Almanya'da bazı Hitler karşıtı Nazilerle çok gizli ilişkiler kurmuşlar. Nazi askerleri de MRA üyesiydi, tabii bazıları. Bunlardan Von Tott diye biri, Hitler'e düzenlediği başarısız bir suikast sonunda idam edilmişti. Savaştan sonra Almanya ve Fransa'yı barıştırmak isteyen bu örgüt olmuştur.

Bu barıştırma Avrupa Birliği'ne mi yol açtı diyorsun? Dahasını söylüyorum. Örgütün ana felsefesi perde arkasında kalmaktı. Avrupa Birliği'nin temelleri, 1950'li yıllarda örgütün İsviçre'nin Caux kentindeki şatosunda atıldı. Bu gizli toplantıya Almanya ve Fransa tarafından çok önemli devlet adamları katılmıştı. İşin ilginci bunların ikisinin, bu iki ülkenin başbakanı olacaklarının daha önceden bilinmesi ve gerçekten de onlar seçildi.

Kimdi onlar? Bildiğin isimler... Biri genç François Mitterand. Diğeri ise, sonradan Alman devlet başkanı olacak olan Konrad Adenauer. Fransız tarafına da, daha sonra Avrupa Birliği'nin manevi babası bayılan Robert Schuman ve AB'nin baş mimarı olarak bilinen Jean Monnet başkanlık ediyordu. Biliyorsun Mitterand, başbakan olduktan sonra AB ruhunu yaymaya çalıştı.

Peki bu adamlar, Mitterand ve Adenauer'ın daha sonra devletin başına geçeceklerini neye dayanarak öngörüyorlar ve buradaki hesap ne?İşte işin bağlantı noktası da burada... Her ikisi de Gül ve Haç bağlantılı Mason localarının üyeleri! Fikir babası Robert Schuman da öyle... Güçlerini düşünebiliyor musun? AB aslında, Kilise Hristiyanlığı birliği değil, Gnostik-Masonik Hristiyanlığı Birliği... Robert Schuman o toplantıda, Fransa-Almanya kömür ve çelik ortaklığının kurulmasını önermiş. Böylece Ortak Pazar'ın da fikir babası olmuş.

Bu masonikgnostik örgütün Türkiye ayağına gelirsek, bildiğimiz isimler var mı?Olmaz mı? Derneğin kurucularından biri, eski İstanbul Valisi Prof. Fahrettin Kerim Gökay mesela.

Gökay mı? 'Mini mini valimiz ne olacak halimiz' diye tekerlemelere konu olmuştu... Kısacık boyu var ama müthiş bir adam. Elinin uzanmadığı yer yok... Örgütün ismini de aynen almışlar; Manevi Cihazlanma. Beyoğlu Asmalımescit Sokağı'nda bir apartmanın üst katında faaliyet gösteriyorlardı.

Fahrettin Kerim de masondu değil mi?Hem de 33. dereceden. Derneğin en gizli ve özel toplantıları onun Kadıköy, Göztepe'deki köşkünde yapılırdı. Derneğin tüm üyeleri masondu ve hepsi de aynı zamanda Circle d' Orient (Büyük Kulüp) üyeleriydi...

Peki bunların ne tür faaliyetleri olmuştu?
1960'daki 27 Mayıs askeri darbesinden önce Adnan Menderes hükümetine ilginç bir proje götürmüşlerdi. Projeye göre, İstanbul 'Dünya Dinler Başkenti' yapılacaktı. Fener Patrikhanesi'ni de, Vatikan gibi ayrı bir devlet yapmayı önermişlerdi. 

Uçmuşlar abi bunlar!Devamı da var... Kariye Camii, bir çeşit Hilafet merkezi haline getirilecek, Ayasofya'da da Ortodoks ibadetine açılacaktı...

Menderes idam edildikten sonra her şey rafa kalktı herhalde! Ya da mantıksız bulundu.
Bunlar gerçekleşmedi ama 1963'den sonra örgüt, 'Dünya dinler arası diyalog ve hoşgörü' toplantılarına resmen başladı. 

Son yıllarda da buna benzer şeyler moda oldu... Evet, işte 'Üç dinbirliği' yani 'İbrani dinler' denen proje ilk kez bu mason derneği tarafından ortaya atılmıştır.

Manevi Cihazlanma'nın başka baba isimleri kimlerdi? Türkiye tarihinde çok önemli rol oynayan ama adı az bilinen Prof. Hazım Atıf Kuyucak vardı. Cumhurbaşkanı Celal Bayar'a en yakın isimlerden biriydi ve masonların en etkili locası olan Nur Loca'sının Maşrık-ı Azamı'ydı. Türkiye'nin bütün petrol tasarımları ve anlaşmalarından sorumluydu. Aynı zamanda 1964 yılına kadar da Gül ve Haç kardeşliği örgütünün başkanlığını yürütmüştü. Ünlü Bilderberg toplantılarının, 1959'da İstanbul'da yapılan gizli oturumunda Türkiye'yi o temsil etmişti.

O zaman örgütün toplantıları da Teşvikiye'deki Gül ve Haç binasında, yani İzmir Palas'ta mı yapılıyordu?Bir kısmı orada, bir kısmı İzmir'de. 1964 yılında Gül ve Haç şövalyeliğine yeni bir isim getirildi; 17. dereceden mason olan Cemal Birik. Birik'i önce 17. dereceden hemen Tapınak Şövalyeliğine, oradan da 33. dereceye atlatıp Gül ve Haç şövalyesi tayin eden, yukarıda sözünü ettiğimiz işte bu Profesör Kuyucak. Ve yanında da çok ilginç bir isim; Dışişleri Bakanı ve Cumhurbaşkanı vekili İhsan Sabri Çağlayangil olmuştur.

O da sıkı masonmuş değil mi?Çok enteresan bir adamdı. 33. derecedeki mason siyasetçilerden biriydi. Aynı zamanda istihbaratçıydı. 'Manevi Cihazlanma' teşkilatının Türkiye'deki en güçlü isimlerinden biriydi. Biliyorsun bir ara Humeyni Türkiye'ye geldi ve Bursa'da zorunlu oturmaya tabii tutuldu. Ayetullah Humeyni ile ilgili gizli bilgilerin hepsi onda toplanıyordu.

Bir de Karaköy'de Ziraat Bankası üzerindeki mason heykellerinin hikayesini dinleyelim senden! Ziraat Bankası'nın kurucusu Mithat Paşa da büyük mason üstadı. Bankacılık da para alışverişi demek. Bu, mason prensiplerine çok uygundur. Çünkü tarihte bankacılık dediğimiz zaman görürüz ki hadise 11. yüzyıldan itibaren şövalye tarikatları tarafından keşfedilmiş bir para alış veriş yöntemi. Bu adamlar Kudüs'e hacca gidiyorlar atlar üzerinde, tabii yolda hırsızı uğursuzu var...

Kim bu Kudüs yolcuları?Dönemin Tapınak Şövalyeleri. Hacca gidecekler atlar üzerinde. Yolda malum eşkıyalar var. Adam gitmeden önce İtalya'da birine 500 altın veriyor, 'ben bu parayı Kudüs'ten alayım' diyor. Bir kağıt veriyorlar. İlk kredi kartı kullanımı buradan çıkıyor. Yolda beş kuruş yok üzerinde. Ama elindeki kağıtla, yolda her türlü alışverişini yapıyor. Yolculuk edebiliyor.

Bugün takside geçmiyor, o atlıdeveli dönemde geçiyormuş demek... Geçmez mi? Sonra kağıdı Kudüs'teki adama götürüyor. Kaç para harcadıysa hesaptan düşüyorlar, kalan parasını alıyor.

Mithat Paşa'ya dönelim mi?Mithat Paşa'ya... Mason olduğu için o binanın üzerine yaptırdığı heykellere 'dul kadın kesesi' deniyor. Diyelim ki bir mason öldü. Karısı, çocukları güç durumda kaldılar. Bütün masonlar para toplamak için bir kase dolaştırıyorlar aralarında. Toplanan parayı kadına veriyorlar. İşte bunun adı 'dul kadın kesesi.' Mithat Paşa da bunun sembolü olan heykelleri, Ziraat Bankası'nın üzerine diktirmiş. Bu arada altını çizelim, yine yer yerinden oynamasın; Mithat Paşa, Gül ve Haç üyesi değil, sadece mason.

TÜRKİYE'YE YÖN VEREN 'ŞÖVALYELER'SON yüzyılın Türkiye'sine damgasını vurmuş olan siyasilerin en elit çekirdeği, hep mason ve Gül ve Haç şövalyesi unvanlı kişilerdi. İlk 20 kişiyi sayalım: Prens Halim Paşa, Prens Aziz Hasan Paşa, Yargıtay Başkanı Fuat Hulusi Demirelli, Dr. Mim Kemal Öke, Prof. Hazım Atıf Kuyucak, DP Milletvekili ve Manevi Cihazlanma Derneği Başkanı Dr. Ekrem Tok, Mukbil Gökdoğan, Prof. Sahir Erman, Dr. Enver Necdet Egeran, İçişleri Bakanı Şükrü Kaya, Dışişleri Bakanı Tevfik Rüştü Aras, Ankara Valisi Nevzat Tandoğan, İstanbul Valisi Prof. Fahrettin Kerim Gökay, Meclis Başkanı Kazım Özalp, Celal Bayar, Ali Kemren, Şeyh Ataullah Efendi, Amiral Mehmet Ali Paşa, Servet Yesari, Başvekil Hasan Saka, Devlet Şurası Başkanı Mustafa Reşit Mimaroğlu, Muhip Nihat Kuran.

'VER BİR FAHRETTİN KERİM..'
1900'de Eskişehir'de doğan Fahrettin Kerim Gökay, İstanbul Tıp Fakültesi'ni bitirdi. Münih, Hamburg ve Viyana'da uzmanlık eğitimi gördü. 1933'te profesör, 1942'de ise ordinaryus profesör oldu. 1949'da CHP iktidarınca İstanbul Valiliği ve Belediye Başkanlığına getirilen Gökay bu görevini 1957'ye değin, yani DP iktidarı döneminde de sürdürdü. Bern büyükelçiliği (1957-1960), YTP İstanbul milletvekilliği (1961- 1965), Sağlık ve Sosyal Yardım Bakanlığı (1963) görevlerinde bulundu. Gökay, İstanbul'a klakson yasağı getirdi. Beyoğlu'nda sarhoşları toplayarak Bakırköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesi'ne yatırdı. Bu yönüyle Gökay mizaha da bolca malzeme olmuş, o dönemde küçük rakı isteyenler bunu "Ver Bir Fahrettin Kerim" diye dile getirir olmuştu. Küçük rakı - Gökay benzetmesi onun kısa boylu olmasından kaynaklanıyordu. Ve halk tarafından çok sevilirdi.

10 Haziran 2015 Çarşamba

"SON BİNYILIN SELAHADDİN EYYUBİ' Sİ"

https://www.youtube.com/watch?v=0Bcu5j-JrZ4


Selahaddin Eyyubi dedi...
Kim dedi?
İtalyan basını!
Ne dedi?
"Bin yılın Selahaddin Eyyubisi durduruldu!"
 Kim tarafından?
Kürtler tarafından...
Bir Müslüman Kürt olan Selahattin Eyyubi,
Müslümanlık tedirginlikleri azalan bir kısım Kürtler tarafından durduruldu;
işte bu da kaderin hüzünlü ve garip cilvesi!
Ve dahi siyonist İsrail sevinç çığlıkları atıverdi...Faşist Almanların ve diyar-ı küfrün anonim mutluluklarına diyecek söz kalmamıştı.
Ve gafiller,
ve delalet içinde olanlar,
kim bilir ihanet içindeki yerli ve yersiz işbirlikçilerince kutlandı sendelenmen, Reis!
...
Eyvallah!
Sen de bizler gibi bu çağın insanı, bu çağın Müslümanısın! Hatalarla, günahlarla dolu fani ömür yolcularından biri işte!
Hayatlarımız kesişti hayatlarımızı yönetme ve yönlendirme arzun ile talebin ile. Belediye başkanı oldun. Az çok hizmetin oldu. Başbakan oldun...Şimdi de Reis-i Cumhur. Sevenin de oldu, sevmeyenin de. Gönüller kazandığın gibi gönüllerde yıktın. İsteyerek, istemeyerek. Netice de kulsun sende hepimiz gibi. Hepimiz gibi imtihandasın yani.
Ancak...
Canı tenine yükleyen Rabbim,
sana mesuliyetler yükleyen milletim... Bunlar bildiğimiz şeylerdi de... Ümmetin ve dahi sana yüklediği misyon apayrıydı da...
Ancak...
Ehli salib'in seni nitelindirmesi "Selahaddin Eyyubi" olarak...

İşte bu bizi çok onurlandırdı be reis!
Demek ki yolun doğru...

One minute demen de,
Dünya beş'ten Büyüktür...
Ve dahi dindar ve ahlaklı bir nesli özlemen de, hedeflemen de!

Gurur, kibir, riya, enaniyet çemberine seni almak isteyenlere aldanma! Dava arkadaşın gibi gözüküp te siyasetinden adaleti gözetemeyip te yalnızca kalkınmayı hedefleyenleri de es geç! Son seçimde alınan oyların hepside senin alın terin, senin samimiyetinin karşılığı!

Biz dualarımızla seni onaylıyoruz reis!
Tıpkı küffarın seni bu ümmetin medarı iftiharı olduğunu onayladıkları gibi!

KAYI BOYUNUN ÇOCUKLARININ DİKKATİNE!

Bütün hikaye 1908 le başladı.
Ülkeyi iyi yönetmiyorsun, hürriyet istiyoruz itirazı ile... İttihatçı diye isimlendiyorlardı kendilerini. İttihad ve terakki!
Devletin toprakları herşeye rağmen 23 milyon kilometrekareydi. Üç kıtada idik. Üç paşa, isyancıların elebaşı olarak başı çekmekteydiler. Enver, Cemal, Talat... Bilmiyorlardı ki "cehenneme giden yol, iyiniyet taşlarıyla bezeliydi!"
Abdulhamid Han derdest edilir gayrımüslim temsilcilerle...
Arkasından yaşanan onca facia!
Balkanları kaybederiz önce...Ardı sıra Trablusgarp, Yemen, Sarıkamış ve Çanakkale! 780 bin kilometre kare toprak Sevr, Mondros ve Lozan anlaşmaları neticesi Kuvva-i Milliyenin destansı direnişiyle kalakalır elimizde.
10 yılda 700 yıllık birikim kül olur yitip gider elimizden.

Onlar hürriyet istemişlerdi.
Hürriyet sahibi oldu, başkaları!

Sonra ne mi oldu?

Neler olmadı ki? Alfabe devrimi yaptık, cahil halkımızı okur yazar yaptık. Kılık kıyafette muasırlaştık. Otomobiller, uçaklar yaptık. Fotoğraf makinaları, kameralar ürettiğimiz gibi milli içerikli sinema filmleri, çizgi filmler de yaptık. Üniversitelerimiz dünyaya bilim ihracı yaptı. Eğitimin millisi de bizdeydi, dershanelerinde. İhracatta neler satmıyorduk ki dış dünyaya...Beyin göçü de bizdeydi, memleketi her on yılda revize etmekte. Ne mutlu Türküm diyorduk ta anlam veremiyorduk bu nankör halkın mutsuzluğuna. Oyuncak mağazalarımızda çocuklarımızı yetiştirmeye yönelik oyuncaklar mı ararsın, çocuk edebiyatında dünyaca ünlü yazarlar mı??? Yok yoktu artık! Para değerimiz bile öyle zengin gösteriyordu ki kendini bol sıfırlıydı. İmamlarımız çalışkan, polislerimiz dürüst, askerlerimiz paşaydı paşa. Vatandaşlarımız nasıl çalışkandılar bir bilseniz. Dedikodu, gıybet, iftira bilmezlerdi. Tarımda, hayvancılıkta "köylü milletin efendisiydi."
İlim, kültür, sanat, edebiyat ve ahlak muhtaç olduğumuz kudretle birlikte damarlarımızdaydı. Her günün bize bayram olması yetmezmiş gibi noel, cadılar, hamursuz bayramı gibi ayrı etkinlikler bile edinmiştik. Terör denilen organizasyonlarla birbirlerimize şakalar bile yapıyorduk. Aya bile gidecektik te bir ara köhne geleneğimizi temsilen başörtüsüne takılmıştı füzemizin ucu. Hasılı biz "Paralel" düzlemde aritmatik oyunları oynamaya bayılıyorduk.

Uzatmak istemem yakın tarihe kadar yaşadıklarımızı.
Ta ki Kasımpaşalı biri karşımıza çıkana dek.
Huysuzdu, huzursuz ediyordu.
Çok konuşuyordu;
One minute diyordu, misal.
Dünyanın beşten büyük olduğunu da söylüyordu.
Dindar ve ahlaklı nesil hedefi hele...
Çokta özentiliydi ve hatta!
Son bin yılın Selahaddin Eyyubisi olamaya özeniyordu. Tarık bin ziyad olmaya... Belki de Fatih...Mazaallah İstanbul'daki meşhur bir müzeyi camiye çevirme ihtimali de vardı. Ama yakın çevresindeki bir kısım insanlar öyle kibirliydiler ki, taahhütleştikleri yol ve yöntemleri unutmuşlardı ki bütün olan bitenin farkına vardı millet.
Kardeşim adam olmadık hayaller sokuyordu milletin aklına...
Hedefler gösterip duruyordu.
2071 diyordu!
Yahu o tarihe kim öle kim kala!
Nihayet 7 haziranda millet Kasımpaşalı'ya dur dedi. New age İttihatçılar yine sahneye çıkmışlardı.
Hürriyet istediklerini söylediler yine.
"Hürriyet" bu işin yine "Sözcü"sü olmuştu yani. "Zaman" tekerrür ediyordu. "Milliyet"çiler, "Saadet" peşinde olanlar hep birlikte "Cumhuriyet"in kazanımlarını kaybetmek istemiyorlardı. 5 "Kandil"den nasipsizler, müşrikler, münafıklar, fasıklar, kafirler tayfası demokrasi gemisinde tekmili birden ""ampül söndürme" seansları düzenlediler fırtınalı tarih denizinde.

BİRİ OLAN BİTENİ GÖRDÜ VE YAZDI, KAYIT DÜŞTÜ KAYI BOYUNUN ÇOCUKLARINA BELKİ OKURLAR DEYU!

YEİS SENİN, YEİS BİZİM İŞİMİZ OLAMAZ, REİS!

1492
Emirliklerden oluşan ve Avrupa'nın göbeğinde 800 yıl hükümranlık süren Endülüs Uygarlığı ve Devleti, Hristiyanların aralarına soktuğu fitnelere aldanarak, birbirleriyle girdikleri çatışmalar neticesinde zayıf düşmüş ve nihayetinde tarihin "vazgeçilmezler mezarlığındaki" yerini almıştı.
Son kalan Gırnata Emiri, şehrin anahtarını işgalci güçlere verip te şehrinden uzaklaşırken yüksek bir tepeden son kez ecdadının mazisinin olduğu topraklara baktı. Gözyaşları içerisindeydi. Yanında bulunan annesi oğluna seslendi; "Ağla oğlum ağla! ERKEKLER GİBİ MÜCADELE ETMEDİN, ŞİMDİ KADINLAR GİBİ AĞLA!"

1839; İngilizlerle ticaret anlaşması yaptık.

1864; İngiliz Sömürge Bakanı Glagstone dedi ki, "Müslümanları Hristiyanlar gibi yaşar hale getirmeliyiz!"

1864; Çerkez kavimlerinin birbirleriyle didişmeleri neticesi, soykırım ve  sürgünü ile de Kafkasya'yı Ruslara teslim ettik. Osmanlının çatısının yıkılışını izledik.

1876; Tanzimat fermanı ile Fransızlarla yakınlaştık.

1908; Dört ayrı gayrı müslimin Sultan Abdülhamid'i görevinden azlini seyrettik. İT' lerin (İttihat ve Terakki) hareketi Türk siyasi hayatına ilerici-gerici kavramlarını hediye ederlerken 23 milyon kilometrekare vatan toprağını 780 bin kilometrekareye dönüştürdüklerinin acı hikayeleri artık tarih olarak yazılıyordu.

1914; Birinci Dünya Savaşının artık kazanarak kaybedeniydik. Müttefikimiz Almanlardı ve biz yine unutmuştuk domuzdan postun, gavurdan da dostun olmayacağını...
Sarıkamışta donduk,
Yemende kavrulduk!
Çanakkale'de vurulduk can evimizden!

İstanbul işgal altındayken kültürel işgalimizin de temelleri atılmıştı aynı zamanda!

İstiklal Savaşı ayrı hikaye, İstiklal Mahkemeleri ayrı! İstiklal Caddesi apayrı!

Bir başbakan sallandı demoklesin iki kılıcı arasına kurulan salıncakta!

İlim, kültür, sanat, edebiyat ve ahlakta yozlaştık!

Millet "mefkure" ye hasret...

Yokluk ve yoksulluk makus talihimiz oldu...Cehalet yavan ekmeğimize katık kıldığımız sentetik gıdamız!

Ulu önderlerimiz oldu da Allah'ın ezanını bile uzun süre "Ulu" ladık! Olanları "Normal" sandık!

Sandıklarda çeyizlerini sakladı gelinlik kızlarımız, millet olarak ta bizler kaderimizi!

Elimizden kitabımız alınmıştı. Okuyamadık, anlayamadık...Duvarlarımıza astık, bizi çarpmasından hep korktuk.

Evlatlarımızı kendi değerlerimize göre yetiştiremedik bile...

Aile kavramı, kavga alanlarımız oldu.

Yeryüzü coğrafyası kandan ve gözyaşından sınırlar çizdi bize. Çok dayak yedik emperyal abilerden; Afganistan, Filistin, Keşmir, Doğu Türkistan, Myanmar, Sudan, Nijerya, Libya...Saymakla bitmez acının haritası! Bizde emsal bildik çağdaş yaşamı da karılarımızı dövdük, çocuklarımızı...asker dövdü, polis, öğretmen...sokakta dövdük birbirimizi vatan uğruna; yurtseverler ve milliyetçiler olarak!

SONRA; 

"O şarkıya özenip söylenecek mısralar vardır
Sakın kader deme kaderin üstünde bir kader vardır
Ne yapsalar boş göklerden gelen bir karar vardır
Gün batsa ne olur geceyi onaran bir mimar vardır
Yanmışsam külümden yapılan bir hisar vardır
Yenilgi yenilgi büyüyen bir zafer vardır
Sırların sırrına ermek için sende anahtar vardır
Göğsünde sürgününü geri çağıran bir damar vardır
Senden umut kesmem kalbinde merhamet adlı bir çınar vardır!", dedin ya REİS!

Dedin ya;

One minute,
Dünya beş'ten büyüktür,
Dindar ve ahlaklı nesil!

Yüreğimizin yağlarını erittin!

2071 dedin de son 300 yılın mefkuresini hatırlattın ya!

Rahmetli validen vefat ettiğinde dudaklarınızdan dökülen Kur'an-ı Kerim'in tilaveti bize Endülüs'ü, Kudüs'ü, Ayasofya'yı ve unuttuğumuz GERÇEK AŞK' ı hatırlattı be reis!

Esma bacımızın şehadetine döktüğünüz gözyaşlarınız "Ağlayın su yükselsin belki kurtulur gemi, anne seccadem gelsin bize dua et emi?" dedirtti!

"Bizim sevdamız, bu milletin selametini garanti altına almak,  ecdadın emanetini gelecek nesillere teslim etmektir." dedin ya...
Sakın müteessir olma Reis...
Alfabenin bütün harfleri bir araya KARMAN-ÇORMAN olarak gelseler de; CHPMHPHDPFETÖCIAMOSSADUSAENGLANDGERMANYFALANDAFİLAN olarak misal, hiç biri bizim için bir RTE edemezler bunu bilsinler.
Hele ki 7 Haziran KUTSAL KİRLİ İTTİFAK tuzağı sonrası, hani İtalyan basını "Son bin yılın Selahaddin Eyyubisi durduruldu" diye manşet attı ya...
Hani Alman basını sevinçten kudurdu...
İsrail hakeza! Yerli ve yersiz bilumum müşrik, münafık, kafir ve fasık!...
SAKIN ÜZÜLME!
YEİS SENİN, YEİS BİZİM İŞİMİZ OLAMAZ, REİS!
Bizim iktidar anlayışımız ancak musalla taşında "İYİLERDEN" olmaktır.
DURMAK YOK, SON NEFESİMİZE KADAR YOLA DA, DAVA'YA DA DEVAM!
fehmi demirbağ