27 Mart 2020 Cuma


ÇOCUK EDEBİYATININ ÖNEMİ!

“Bir milleti yok etmek isterseniz askerî istilâya lüzum yoktur. Ona tarihini unutturmak, dilini bozmak, dininden soğutmak ve dolayısıyla mânevî değerlerini, ahlâkını soysuzlaştırmak kâfîdir.”
Peyami Safa

Acemi insan diye tanımlamak istiyorum, çocuk nedir sorusunu. Malumdur ki  insanın mizacı, düşünce yapısı, tutum ve davranışları çocuklukta şekillenir. Bir yanda batı dünyası merhametten uzak nesiller sorunuyla uğraşırken, öte yanda Ahiret odaklı, helal ile haram dairesi arasında, yaradılış gayesine uygun nesiller yetiştirmek İslam coğrafyasında nedense muazzam bir sorundur; sorunların da temel sebebidir.
Aile, sosyal çevre, okul, televizyon, arkadaşlar, internet ve küresel kültür gibi bir takım unsurlar çocuğun maddî, manevî eğitimini belirleyen en önemli etkenlerdir. Burada gördükleriyle ve edindiği alışkanlıklarla kendine bir hayat anlayışı biçen çocuklar, hayat çizgilerini çizmeye başlarlar. Bu çizgi İslam’ın hedef kıldığı sırat-ı müstakim çizgisinin dışında olmaya daha meyillidir.
Elbette sınırlarda sapmaların olmaması için aileler çocuklarını eğitirken dikkatli, bilinçli olmalıdır. Tabii burada ilk ele alınması gereken husus “Nasıl bir aile?” sorusunun cevabına bağlıdır. Çocuğun ihtiyacı olan, ruhunu doyuracak bilgiler için kendini eğitmelidir her şeyden önce. Eğer kendisi bu bilgilerden yoksun ise çocuğuna verebileceği hiçbir şey olmaz.
Eğer çocuklarımızı mânen, ruhen doyuramazsak aç canavara dönüşürler.
Formal eğitim denilen metodla yani kurulu düzenin ilkeleriyle örtüşecek vatandaş profili okullarda şekillenir. Kurulu düzenlerin keyfiyetinde doğru ya da yanlış esas değildir. Kazanmak veya kaybetmek üzerine kuruludur bütün değerler. Tektipleşme müfredatın ta kendisidir. İnformal dediğimiz hayat boyu eğitimin temel ilkeleri ise ninniyle başlayan, çocuk edebiyatıyla biçimlenen, çizgifilmlerle taçlanan, oyun ve oyuncaklarla şekillenen bir insan tanımı ortaya koyar.
Hz. Ali  “Çocuklarınızı yaşayacakları zamana göre yetiştirin” derken, çok önemli bir noktaya işaret verir. Zaman hızla geçiyor, değişiyor. Hele son yıllarda yaşanan teknolojik ve bilişsel gelişmeler sosyal hayatımızı direkt etkilemektedir. Nesil farkı ibaresini bilmeyenimiz yoktur. Yetişen her yeni nesille beraber bir önceki nesil arasında dağlar kadar fark vardır. Tarihin değişmeyen seyri ise bu şekildedir. Ancak İslam medeniyetinin ifadelendirdiği insan tanımında nesiller arası kopukluk fazla yaşanmaz. Ta ki başka kültürlerin etkisiyle oluşabilecek yozlaşmalar söz konusu değilse.  İşte ilmin kapısı Hz. Ali, nesil farkının doğuracağı sıkıntıları işaret  ederek bu tavsiyede bulunmuştur.
Çocuk eğitiminde manevî değerler önemlidir. Allah inancı, ibadet algısı ve ahlâkî hasletler çocuğa şiddet ve zorlama ile değil yumuşaklıkla kazandırılmalıdır. Oynayarak eğitim çocuğun temel dilidir.Tatlı bir üslûp ile verilen her bilgiyi çocuk adeta içecektir. Baskı ile öğretilmeye çalışılan her ne olursa olsun bir kulağından girip diğerinden çıkacaktır.
Bilhassa 4-5 yaşlarında zihnen işlenmeye hazır olan çocuklarımızı bir san'at eserini süsler gibi itinayla, özenle süsleyelim. Sevgi harcıyla (ama şımartmadan!) onları şekillendirelim.
“Merak ilmin hocasıdır” der Bediüzzaman. Merak, çocukluk döneminde zirvededir. Her şeyi merak eder ve sorar. Sorularını sabırla cevaplayalım, duymamazlık hastalığına kapılmayalım. Meraklarını malumatla giderelim.
Çocuklar terbiye edilmeli, rencide değil. Eğer sözümüzü dinlemiyor, sürekli haylazlık peşinde koşuyor, hatalı davranıyorlarsa, önce kendimize bir bakalım. Hesaba çekelim nefsimizi. Tavsiye ettiklerimizi yaşamıyorsak, çocuğumuz için söylediğimiz onca güzel sözün işlevi, değeri yoktur. Biz uygulamadığımız sürece gerçekçi olmaz dudaklarımızdan çıkan tavsiyeler.
Unutmayalım ki, sadece güzel, hayırlı bir evlât yetiştirmekle kalmıyoruz. Aynı zamanda iyi bir insan, iyi bir eş ve her şeyden önemlisi iyi, hayırlı bir kul yetiştirme gayemiz var.
Çocuklarımıza şu vecizeyi ezberletebiliriz: Gerçek aydınlık, güneşin şafakta değil, İslâm güneşi kalbinde doğduğunda başlar!
Allah’ın rızasını kazanmak gayesinde olan nesilleri yetiştirmeyi hedeflemeliyiz ki yeryüzü cehennem olmaktan uzaklaşsın.
“Çocuklarımız geleceğe fırlatılan canlı oklardır. Bu okların hedefini bulabilmesi onların iyi yetiştirilmesiyle sağlanabilir.
Çocuklarımız yalnızca bizim çocuklarınız değildir. Onlar yaşamın yaratıcı iradesinin kullarıdırlar. Onlar sizden değil, sizin aracılığınızla doğmuşlar. Sizlerle birliktedirler ama sizin değillerdir. Onlara sevginizi verebilirsiniz ama düşüncelerinizi değil. Çünkü onların kendi düşünceleri vardır. Onlar da imtihan için yaratılmış apayrı bireylerdir. Bedenlerini barındırabilirsiniz ama ruhlarını değil. Çünkü onlar, sizin düşlerinizde bile gidemeyeceğiniz Geleceğin evinde otururlar. Onlar gibi olmaya çalışabilirsiniz ama onları kendinize benzetemezsiniz. Çünkü yaşam durmaz; geriye değil, ileriye akar. Sizler birer yay, çocuklarınız da geleceğe fırlattığınız canlı oklardır.” Halil Cibran’ın dizelerinde böyle tanımlanıyordu çocuklar ve biz!
Çocuksuz bir dünya düşünülebilinir mi hiç? Biran için çocuksuz bir dünya düşünelim ne kadar gayesiz, ne kadar ilkesiz bir dünya değil mi? Dünyanın ışığı, umudu, en güzel, en değerli varlıklarıdır çocuklar. Bu değerli varlıklar insanlığın geleceğidir. Onlar geleceğin evinde otururlar. Beylik deyimle "Bugünün çocukları yarının büyükleridir."
Geleceklerini imha eden toplumlar bilin ki vakti zamanında gençlerini ihmal etmiş olanlardır. Erdemli bir gençliğin üzerine geleceğini inşa eden toplumlar ise geleceğin huzurlu toplumları olacaklardır.
Çocukları geleceğin bireyleri, güzel insanları olarak yetiştirirken edebiyattan yararlanmayı düşünmemek olmaz. Yani eline, diline, beline sahip çıkılan bir düşünce ve yaşam şeklinin üstüruplu ve ahlaklı bir ahenkle aktarımından bahsediyoruz.
Edebiyat, çocuğu geleceğe, yaşama hazırlarken, eğlendiren, düşündüren, öğreten bir ana unsurdur aynı zamanda.
Çocuğun kulağına okunan ezan ile başlayan yolculuğu iyi tanımlamamız gerekiyor. Ses ile, frekans ile kodlarsınız onu.  Ardından gelen ninnilerle aidiyetini oluşturursunuz bir nevi. Ninniler, annelerin veya diğer yakınların genellikle bebeği uyuturken bazen de onu sevip oyalarken, kendilerine has ezgi ile söyledikleri, çoğu kere söyleyenin çocuk hakkında dilek ve umutlarını yansıtan, ayrıca çocuğun ve söyleyenin o andaki durumlarını yansıtan, genellikle dörtlüklerden oluşan, başlarında ve sonlarında ahengi tamamlayan, dolgu ve klişe sözler ihtiva eden halk edebiyatı mahsulleridir. Ninniler çoğunlukla ortak (anonim) olmakla birlikte, söyleyici o anda kendi duygularını yansıtan ninniler de oluşturup söyleyebilir. Bu nedenle ninniye “anne şarkısı” da denir. Ninnileri ilk defa söyleyen belli değildir. Söylenen ninni beğenilir, dilden dile aktarılır, söylenir. Söyleyeni unutulur. Anonim ürünler haline gelir. Ninni dinleyerek uyumaya alışmış olan çocuklar ninni söylemeden uyumazlar. Ninniyi dinlerken uykuya dalarlar. 
Şiirsel halk edebiyatı ürünleri ana dili eğitiminde, Türkçenin sağlıklı öğrenilmesinde önemli katkılarda bulunur. Ninniler, türküler, mani, bilmece, tekerleme ve halk şarkıları çocukları, anadilin söz varlığıyla tanıştırır. Bu edebi ürünler, duyu-motor döneminde başlayarak, işlem öncesi dönemlerinde çocuğun ana dili Türkçe’ yi yetkin bir şekilde kullanmasına katkı sağlamaktadır. Dil eğitimi ayrıca bir kültür aktarımı olarak da, çocuklarda dil bilinci ve ulus bilincini güçlendirir. Bu halk edebiyatı ürünlerinin çocukların büyüme ve gelişme evrelerine duygu-düşünce yeterliliklerine, zevk ve alışkanlıklarına, düş dünyalarına göre sınıflandırılması, bilimsel yöntemlerle çocuk edebiyatı malzemesi olarak kullanılması ise dil eğitimcileri, eğitim bilimciler, çocuk gelişimciler ve psikologların ortak çalışmalarına bağlıdır.
Konuyu biraz daha açmaya gayret edelim.
Çocuk, yaşamının ilk günlerinden başlayarak içinde yaşadığı çevreden ana dilini ve kültürünü edinmeye başlar. Bunu gerçekleştirirken çocuklar, görsel, işitsel, dokunsal vb tüm duyu organlarını bu ortama açmaktadır. Bu süreçte farkına varmadan bazı öğrenme tekniklerini kullanabilirler. Çocuklar bazen dil modelini dinleyerek ve bu modellere öykünerek bazen de geri-iletimi algılayarak, deneyimlerini ve düşüncelerini paylaşarak öğrenebilmektedirler. Çocuk dil ve kültürü kazanırken ağırlıklı olarak ilk modelleri anne-babaları, diğer aile bireyleri, daha sonra toplumsal çevrede ve okul ortamında, etkileşimde bulundukları diğer bireyler olabilmektedir. Modeller kadar çocuklara sunulmuş, zenginleştirilmiş dil ve kültür çevreleri de onların dili kazanmalarında ve yaratıcı şekilde kullanmalarında, destekleyici etkenler olarak görülebilir. Yeni doğan için en erken okul deneyimi olan şiirsel halk edebiyatı ürünlerinin en önemlilerinden biriside, ailenin, özellikle annelerin, bebeklerine söylemiş oldukları ninniler örnek gösterilebilir. Ninnilerin görünüşte, bebekleri, uyutmak, dinlendirmek ve pasif hale getirmek gibi bir fonksiyonu olduğu düşünülse de, aslında, ninnilerin, yeni doğanın dil, düşünce, müzik/ritmik, sosyal, kişilik gelişimlerini şekillendiren ilk öğrenci/öğretmen deneyimi olduğu çıkarılabilir.
Çocuklara yararlı olması açısından ninnilerin söyleyenlerin çeşitli konularda dikkatli olması gerekmektedir. Ninnilerin çocuğun kişilik, ruh, beden ve ahlak gelişimini etkilediğinden ninnilerin söyleniş biçimi, niteliği ve ninni seçiminde ebeveynin son derece dikkatli olması gerekmektedir.  Ninnilerin söyleniş tarzı da önemlidir. Bu yüzden ses tonlamasına, vurgulamalara dikkat edilerek söylenmelidir.  Genellikle bebeği sallarken söylendiği için ritme uygun bir biçimde beden dilini de kullanarak söylenmelidir. Bu şekilde çocukta hem ritim duygusu gelişecektir hem de söylenen ninni onun için anlam kazanacaktır.  Ninniler kadınlar tarafından söylendiği gibi erkekler tarafından da söylenebilir. Önemli olan hissederek çocuğa hissettirerek ninniyi seslendirmektir.  Ninnileri söylerken kullanılan sözcüklere dikkat edilmeli; olabildiğince çocuğun anlayabileceği şekilde kelimeler kullanmalıdır.  Ninni bazı çocuklarda alışkanlık haline gelir ve ninni söylenmeden bir türlü uyuyamazlar. Söylenen ninnilerle çocuk ilk müzik deneyimini yaşar. Bu nedenle ninni seçiminde dikkatli olunmalıdır. İlahi, türkü tarzı deyişleri, söyleyişleri tavsiye ettiğimi burada belirtmeliyim.


Çocuk Edebiyatı
Edebiyat hoş vakit geçirtici, eğlendirici bir şeydir. Ruha canlılık verir. İnsanoğlunun yaşama gücünü artırmasında, hayatın ciddi ve üzücü durumlarında, uzaklaştırılmasında önemli bir görev üstlenir. Çocukların hayatı keşfetmesinde ve yaşama yollarını öğrenmesinde yol gösterici fonksiyonu vardır. Adeta insana hayatta rehberlik yapar. Edebiyat çocuğu bir takım etkinliklere teşvik eder, ana dilinin gelişmesine katkıda bulunur. Edebî değeri olan eserlerden çocuğun dünyasına girebilen, ilgisini çeken, severek okuduğu eserleri çocuk edebiyatı içerisinde değerlendiriyoruz.
Çocuk edebiyatı kavramını tanımlamadan önce kavramdaki iki sözcüğünde ayrı ayrı tanımlanması gerekmektedir. "Çocuk" ve "edebiyat" sözcükleri ifade ettiği mana açısından tanımlanmaya çalışılmıştır. İş nihayetinde mevcut yönetim anlayışının elde etmeye çalıştığı, hedeflediği insan tanımına bir başlangıç teşkil eder.
Konunun gerektirdiği biçimde "çocuk" ve "edebiyat" kavramları için şöyle bir başlangıç yaklaşımı yapabiliriz.
Çocuk: İnsanın 2 - 13 yaş arasındaki dönemine verilen addır. Edebiyat ise; durum, gözlem, duygu, düşünce, düş ve olayların dil aracılığıyla etkili ve güzel bir biçimde anlatılmasıdır. Burada yetişkinlerin çocukları yönlendirmek istedikleri hayat anlayışı belirleyicidir.

Bu iki tanımdan yararlanarak çocuk edebiyatını şöyle tanımlayabiliriz:
Dilin etkili ve güzel kullanılarak çocuklar için yazılmış / söylenmiş sanat niteliği taşıyan yapıtların genel adı. Bazı şair ve yazarlar edebiyatın çocuk, genç, yetişkin edebiyatı
olarak ayrılamayacağını ileri sürmüşlerdir; fakat yetişkinler için yazılmış bir
yapıtın çocukların ilgisini çekmesi oldukça zordur. Zaten çocuk edebiyatı olamayacağını
belirten şair ve yazarlardan bazıları daha sonra çocuklara yönelik şiir, öykü
yazmışlardır. Bu durum çocuklar için bir edebiyatın olması gerektiğini açıkça göstermektedir.
Çocuklar için yazılmamış bir kitap ancak resimleriyle çocukların ilgisini çeker. Hele
içinde resim olmayan büyükler için yazılmış bir kitap çocukların ilgisini çekmek
için çok uzun bir zaman raflarda beklemek durumundadır. 
Bu ifademize örneklemek vermek gerekirse Reşat Nuri Güntekin'in okuma zevkini nasıl edindiğini hatırlayalım. "Reşat Nuri Güntekin, küçükken, babası Doktor Hacı Nuri Bey, Jan Ruso'nun ünlü yapıtı Emil'i okumuş. Onun etkisinde kalarak Reşat Nuri'yi okuldan almış. Reşat Nuri, bir yıl evde oturmuş. Bu arada can sıkıntısından, babasının kitaplığını karıştırmaya başlamış.
Eline geçen güzel, resimli kitapların resimlerini bir makasla oyup çıkarırmış.
Git gide bu oyup çıkardığı resimlerin altını merak edip okumaya başlamış." Bütün
çocukların Reşat Nuri gibi can sıkıntısından kitapları karıştırması, merak ederek resim
altlarını okuması beklenemez. Sadece, okumayı sevdirmek için bile olsa çocuklara
yönelik bir edebiyatın olması gerekir.

Peki, biz yetişkinlerin iddia ettikleri zaviyeden,çocukların edebiyata gereksinim duymaları söz konusu mudur?
Öncelikle bir Müslüman olarak şunu hatırlatayım. Rabbimiz (ki bu tahrif olmuş diğer semavi kitaplar içinde böyledir.) Kuran’da bize mesajlarını eskilerin hikayeleri, kıssaları üzerinden anlatır. Bu insanın empatileme özelliği yüzündendir. İnsan mukayeselemeyi ya gıpta ya da hased üzerinden yapar. Darb- Mesel bir ifade biçimidir. Evet önemli gördüğüm bu hususu belirttikten sonra edebiyata yönelik değerlendirmelerimize başlayalım.  

1. Edebiyat hoş vakit geçirtici, eğlendirici bir şeydir. Hoş vakit geçirtmeyi eğitimin
başlıca amaçlarından biri olarak düşünmekten çekinilmemelidir. Elbette radyonun, resimli
dergilerin, sinemanın ve televizyonun, internetin yanında okumaya da bir yer ayrılması gerekir.
Eğer çocuklar okulda okumayı sevmeyi, okumaktan sadece okumak için zevk almayı öğrenmezler ise hoşça vakit geçirten bir unsurdan yoksun kalırlar. Bu bakımdan, edebiyatı, bir hoş vakit geçirme aracı olarak öğretim programına alınacak değerli unsurlardan biri biçiminde pekala düşünebiliriz.

2. Edebiyat ruha canlılık verir, yaşama gücünü artırır. Edebiyat kimi zaman bizi,
hayatın çok ciddi ve üzücü durumlarından uzaklaştırır, götürür. Güzel bir düzyazı veya şiir
okumanın kazandırdığı yaşantılarla bir insan kısa zamanda bugünkü tasalarından kurtulma
olanağı bulur ve sonra da bu tasarıların karşısına daha güçlü, daha dinlenmiş halde çıkmanın
yollarını öğrenir. Çocuklara okulda bu gibi yaşantılar edinmek için birtakım olanaklar
verilmediği sürece onlar ruhun canlanıp güçlenmesinde edebiyatın bu şaşırtıcı, olağanüstü
değerini hiç bir vakit öğrenemeyeceklerdir.

 3. Edebiyat yaşamı tanımaya yardım eder. Çocuklar yaşamı ve yaşama yollarını öğrenmek
için edebi eserlere gereksinim duyarlar. Başka bir kimsenin yaşamını ilgilendiren durumları
öğrenmek için edebiyat aracılığıyla elde edilen pek ilginç yaşantıları -televizyon,
radyo vb.- hiçbir araç kazandıramaz. Kimi durumlarda kişisel yaşantılardan daha iyisi yoktur;
ama bazı yaşantılar vardır ki bunlar türlü edebiyat eserlerini okunmasıyla birer rastlantı
sonucu kazanılır. Kısaca, çocuklar yaşamı tanımak için edebiyata gereksinim duyarlar.

4. Edebiyat bir rehberlik kaynağıdır. Edebiyat bir kimsenin kendini tanıyarak davranışlarını
değiştirmeye yarayacak olanaklar hazırladığı için bir rehberlik kaynağı olarak da
hizmet edebilir. Şüphesiz, bütün edebiyat eserleri böyle bir hizmeti görmez ve bu hizmet de
her zaman klasik ölçüler içinde yerine getirilemez. Fakat, her birimizin yaşamında gereksinim
duyduğumuz vakit bize kendimizi anlamak konusunda yardımcı olan en az bir kitap bulunmuştur.

5. Edebiyat yaratıcı etkinlikleri özendirir. Çocuklar, başka alanlardaki yaratıcı etkinliklere
geçmek için bir sıçrama tahtası olarak edebiyata gereksinim duyarlar. Başka sanatlarla
ilişkileri bulunan zengin bir programın eşliğinde yaratıcılığa yönelten okuma etkinlikleri
sayesinde bir sanat, başka bir sanatı desteklemiş, beslemiş olur. Okuma, çocuğu resim
çizmeye ve dramatik sanat alanlarında ritmik yorumlamalar yapmaya özendirir. Çocuklar
okuma ve dramatik sanat alanlarında ne kadar zengin yaşantılar edinirlerse yaşamın öteki
yaratıcı alanlarında da o kadar zengin bir kişiliğe sahip olurlar. (Bu hususu anlatırken yaratıcı kelimesini kullanmak durumunda kaldım. Elbette yaratmak Allah’a mahsustur. İnsanın yaratıcılığını üretim ve oluşturma kapsamında değerlendirmeliyiz.)

6. Edebiyat güzel bir dil demektir. Çocuklar kendi dillerini geliştirmek için edebiyat
eserlerine gereksinim duyarlar. Edebiyat güzel bir dildir ve içimizde, çocukların anadillerinin
güzelliğini en iyi biçimde öğrenmelerini istemeyecek kimse var mıdır?" Kültürel yozlaşmanın ilk tarumar ettiği husus dil’dir. Dil kimliktir. Dilini yitiren birey ya da toplumlar kimliksizlik batağına düşerler, çırpınışları da fayda vermez.  

Yukarıda da belirtilen nedenlerden dolayı edebiyat, çocuklara yetişkinlerden çok
daha gereklidir. Çocuklar için gerekli olan edebiyatın ülkemizde ve dünyadaki gelişimine
kısaca göz atalım.

Ülkemizde Çocuk Edebiyatının Gelişimi
Edebiyatımızda çocuklar için söylenmemiş olsa da onların da yararlandığı sözlü
halk edebiyatı ürünleri çocuk edebiyatının ilk ürünleri sayılabilirler. Destanlar,
masallarbilmecelerninnilermanilertekerlemelersöylencelerDede Korkut Hikayeleri
çocukların severek dinledikler halk edebiyatı ürünleridir. 
Türkiye’de çocuk edebiyatının gelişimi, dünyadaki edebiyatın gelişimiyle yakından ilgilidir. Tanzimat dönemi Türk çocuk edebiyatının da başlangıcı sayılabilir (1839). Tanzimat’tan önce sözlü edebiyat türü hakimdi. Bunlardan masal, bilmece, tekerleme, atasözleri, Nasreddin Hoca fıkraları daha çok evlerde, Karagöz ve Meddah biçimleri de kamusal alanlarda çocukların eğitim ve eğlencesine sunulurdu.
Tanzimat döneminde Kayserili Dr. Rüştü’nün 1859 yılında yazmış olduğu “Nuhbe-tül Etfal” isimli Arapça alfabe kitabının arkasında çocukları eğlendirmek amacıyla yazılmış olan çocuk hikâyeleri, fabl çevirileri, kısa hayvan öyküleri vardı. 1869 yılında Mümeyyiz adlı derginin her sayısı ayrı renk kağıt üzerine basılmıştır. Bu dergide çocuklar için bilmeceler ve dizi romanlar mevcuttu.
Ahmet Mithat’ın “Hace-i Evvel” ve “Kıssadan Hisse” isimli kitaplarını bazılari ilk çocuk kitapları sayarlar (1871). Bu kitaplar çocukları eğlendirmek amacıyla yazılmıştır. 1883’de Çaylak Tevfik Nasreddin Hoca fıkralarını toplamıştır. Ne var ki o dönemde yazılı çocuk edebiyatı olarak fazla bir şey yoktu. Şair Nabi’nin “Hayriyye” ve Sümbülzade Vehbi’nin “Lütfiyye” isimli eserleri tamamiyle didaktik biçimde ve şiir şeklindeydiler. Bu eserler büyüklere göre olduğu için çocuk edebiyatına girmemişlerdir.
Türkiye’nin ilk çocuk kitapları Tanzimat dönemi yazarlarından Şinasi, Recaizade Ekrem ve Ahmet Mithat tarafından Fransızcadan çevrilen kısa şiirler ve hayvan hikâyeleridir. Ziya Pasa, J.J.Rousseau’nun “Emile” isimli eserini çocuklar için tercüme etmiştir. Bu arada Recaizade Ekrem ve Muallim Naci sırasıyla “Tefekkür” ve “Ömer’in Çocukluğu” isimli özgün eserleri çocuklar için yayınlamışlardır. Yusuf Kamil Paşa Fenelon’dan yaptığı çevirileri “Tercüme-i Telemak” (1862) isimli eserinde yayınlarken, Vakanuvis Lütfü Daniel Defoe’nun “Robinson Crusoe” isimli eserini, Mahmut Nedim Jonathan Swift’in “Gulliver’in Gezileri” adlı kitapları ve Mehmet Emin de Jules Verne’in “Merkezi Arza Seyahat” ve “Balonda Beş Hafta Seyahat” adlı romanlarını çevirmiştir.
Bütün bu yapıtlar 9 yaş ve üzeri çocuklar için yazılmıştır. Daha sonra pek çok yazar ve şair de çocuklar için kitap yazmaya başladılar. Bunlar arasında Ahmet Rasim, Ahmet Mithat, Ziya Gökalp, Ömer Seyfettin, Tevfik Fikret, Ali Ekrem Bolayır, İbrahim Alaattin Gövsa, Ali Ulvi Elöve ve Aka Gündüz sayılabilir. Cumhuriyetin ilanından sonra harf devrimi ile yeni bir dönem başlamış ve kitaplar yeni harfler ile tekrar basılmıştır. Çocuk kitaplarında önde gelen isimler Reşat Nuri Gültekin, Mahmut Yesari, Peyami Safa, Abdullah Ziya Kazanoğlu, Ragıp Çalapala, Kemalettin Tuğcu gibi yazarlardır.
Tanzimattan 1940 yılına kadar çocuk kitapları sayısında fazla bir artış görülmez. Çocuk Esirgeme Kurumu 1943-46 yılları arasında çoğu çeviri olmak üzere yüzden fazla değişik kitap bastırtmıştır. 1952’den sonra yazılan eserlerde toplumsal içerikli hikâye ve romanların yer aldığı görülür. 1950 yılından itibaren bazı okul ve kütüphanelerde çocuk kitabı haftaları ve sergiler düzenlenmeye başlandı. Eflatun Cem Güney “Açıl Sofram Açıl” ve “Dede Korkut Masalları” ile çeşitli ödüller almıştır. 1964 yılında Vala Nurettin ve Nihal Karamanagralı’nın yazdığı “Korkusuz Murat” Doğan Kardeş Ödülü almıştır. Aynı dönemde Orhan Veli Kanık La Fontaine çevirileri ve Nasreddin hoca fıkralarını akıcı bir dille kaleme alır. Fazıl Hüsnü Dağlarca’nın şiir kitabı “Çocuk ve Allah” “Açıl Sofram Açıl”, “Balina ile Mandalina”, “Okumayı Seven Ayı” ve “Yaramaz Sözcükler”i, Aziz Nesin’in “Şimdiki Çocuklar Harika”, “Üç Karagöz Oyunu”, “Pıtlatan Bal” adlı eserleri çocuklara hitap eden ve bu dönemde yazılmış eserlerdir. Cahit Uçuk “Kırmızı Mantarlar “(1943), “Üç Masal” (1944), “Türk Çocuğuna Masallar” (1946), “Ateş Gözlü Dev” (1946) ve “Kurnaz Tilki “(1946), adlı eserleri yazmış ve “Türk İkizleri “(1958) adlı eseri ile Hans Christian Andersen ödülü almıştır. Mümtaz Zeki Taşkın tiyatro eserlerinin yanısıra “Çocuklarımıza Resimli Şiirler” (1959), “Çitlenbik Kız” (1975) ve “Çocuklara Kahramanlık hikâyeleri” (1978) adlı eserleri yayınlanmıştır.
1960 yılında TDK ve Kültür Bakanlığı çeşitli yarışmalar düzenledi. Rıfat Ilgaz “Hababam Sınıfı”, “Küçük Çekmece Okyanusu” ve “Cankurtaran Yılmaz”ı yazmıştır. Mehmet Seyda roman ve hikâye türünde “Bir gün Büyüyeceksin”, “Şeytan Çekiçleri”, “Çikolata” ve “Düşleme Oyunu”nu yazmıştır.
Yazarlarımız bu yıllarda çocuk kitapları alanına önem verip, öykü, roman, şiir yazmaya başlamışlarsa da pek azı başarılı olmuştur. 1966’dan başlayarak çocuk kitaplarında gelişme görülür. Talip Apaydın “Toprağa Basınca”, “Dağdaki Kaynak”, “Elif Kızın Elleri”, Gülten Dayıoğlu “Fadiş”, “Dört Kardeştiler”, “Suna’nın Serçeleri” ve “Yurdumu Özledim”i yazmıştır. 1970’lerden sonra çocuk edebiyatı hareketlenmiş ve çeviriler artmıştır.
1966-1967 yıllarında “Ayşegül ve Ayşecik” dizisi Türkiye’ye gelene kadar resimli kitap hiç yoktu. Sadece Amerikan Board Neşriyat Dairesi (Red House) 1961 yayınları ile bu türde eserler veriyordu. İçerik açısından başarılı olanlar fiziksel ve resimleme yönünden başarılı olamıyorlardı. Bu tercümelerin çoğu toplumumuza uymuyordu. Can Göknil’in “Kirpi Masalı” ilk resimli çocuk kitabımızdır.
Yeniden büyük Türkiye iddialarımız varsa acilen çocuk edebiyatına yüklenmeliyiz. Sonra çizgi filmler, internet oyunları. Ayrıca oyuncaklarda millileşmelidir. Biz Herotürk çalışmamızla bunu toplumumuza hatırlatmak istedik.
Ne yazık ki İslami kesimin en boş bıraktığı alanlardan birisi de “Çocuk Edebiyatı” konusu olmuştur. Ülkemizde özellikle çocuk edebiyatına yönelik basılan eserlerin %90’ının tercüme olduğu, telif eserlerin çoğununda seküler kalemlerce ele alındığı düşünülecek olursa toplumun temel problemlerinin nelerden kaynaklandığını daha iyi sorgulayabiliriz.  

Dünyada Çocuk Edebiyatının Gelişimi
Batı dünyasında çocuk edebiyatı ninniler ve büyükler tarafından anlatılan masallarla başlar. Eski zamanlarda hiç kitap yoktu. Kabilelerdeki hikâye anlatıcıları kültürün, adetlerin, değerlerin ve tarihin birer koruyucusuydular. Hikâye anlatma asırlar boyunca bir nesilden diğerine bir toplumun geleneklerini ve inanışlarını aktarmanın temel yöntemi olmuştur. O devirlerde anlatılan hikâyeler aslında büyükler içindi. Ama çocuklar da bunları dinleyip kendilerine uygun olanları benimserlerdi. Daha sonraları halk ozanları bu hikâyeleri derleyip, toplumdan topluma taşıdılar. Balat yani şarkıyla hikâye anlatma, destan, epik gibi halk masalı türleri de böyle oluşmuştur. 15. yüzyılda İngiliz matbacı Caxton ilk defa büyükler için küçük cep masalları basmıştır. Heyecan ve macera içeren bu kitapları İngiliz toplumunun halk tabakası okumaktaydı. Üst kesim ise Horn Book adı verilen ve boynuzdan yapılmış koruyucuların içine yerleştirilmiş bakır levhalardan oluşan kitapları okuyorlardı.
18. yüzyıla gelinceye kadar İngiltere’de aşırı dinci bir akım olan Quakerizm vardı. Bu akım çocukların son derece sıkı bir disiplinle yetişmesini savunuyordu. Çocuklar için hazırlanmış kitaplar daha çok İncil’den kaynaklanan kitaplardı ve hikâyelerin sonu hep ölümle bitiyordu. Bu çocuk kitapları karamsarlık ve dindarlık aşılıyordu.
Bu sıralarda Fransa’da Charles Pearault 14. Lui döneminde çocuk kitaplarının babası olarak anılmaktaydı. Halk ağzında dolaşan masalları toplayıp, kısaltarak çocuklar için 1697 yılında basmıştır. Bunların içinde “Kül Kedisi”, “Parmak Çocuk”, “Mavi Sakal”, “Kırmızı Başlıklı Kız”, “Çizmeli Kedi”, Uyuyan Güzel” gibi eserler vardır. Böylece ilk kez Fransız çocukların kendilerine ait kitapları olmuştur.
Bu kitaplar önce İngiltere’de sonra da Almanya’da basıldılar. İngiltere’de bunları John Newberry İngilizce’ye çevirip, 1727 yılında “Tales of Matter Goose” adı altında yayınladı. Gerek İngiltere’de gerekse Fransa’da çocuklar için yazılan kitaplar bu dönemden sonra artış gösterdi.
Daha sonra kitaplar bildiğimiz gibi basılmaya ve ciltlenmeye başlamıştır. Çocuklar Daniel Defoe’nun Robinson Crusoe’su ve Jonathan Swift’in Gulliver’in Gezileri gibi yetişkin kitaplarını benimsemişlerdir. 1744 yılına kadar John Newbery’nin “A little Pretty Pocket book” isimli kitabı yayınlandı (Küçük Şirin Cep Kitabı). 18. yüzyılın ikinci yarısında Sarah Trimer ve diğer yazarlar başlamış olan bu öğretici, eğitici geleneği sürdürdüler.
Çocuk kitapları sözel geleneklerden beslenen ve derlenerek bir araya getirilen hikâyelerdir. Ayrıca Joseph Jacobs tarafından kayda geçirilerek korunan İngiliz masallarının yanısıra Grimm Kardeşler tarafından derlenmiş olan Alman hikâyeleri de mevcuttur. 19. yüzyılda İngiliz Edward Lear tekerleme türü şiirlerden oluşan “Book of Non Sense” isimli bir kitap yazdı. Çocuk edebiyatına neşe ve yaşama sevinci getiren bu kitap çok tutulmuştur. Çocuk kitaplarındaki gelişme 19. yüzyıla kadar yavaş olmuştur. Bu dönemde düşünceleri yaygınlaşan J.J Rousseau’nun eğitim teorisi yanlış anlaşılmış ve pek çok didaktik içerikli eser ortaya çıkmıştır. 19 yüzyılda çocuk kitaplarının konuları genişletilmiştir. Loise May Alcott’un “Küçük Kadınlar”ı aile hikâyelerini popüler hale getirmiştir. Robert Louisse Stevenson’un “Define Adası” da aynı etkiyi macera hikâyeleri açısından yaratmıştır. 20 yüzyılın başlamasından hemen önceleri Anna Swell’in “Siyah İnci” gibi hayvan hikâyeleri ve Lewis Carroll’un “Alice Harikalar Diyarında” gibi fantazileri o güne değin varolan kitap türlerini genişletmiştir. 19. yüzyıl sonlarına doğru özellikle küçük çocuklar için yazılan dergiler ortaya çıkmaya başladı. Çocuklar için yazılanların öğretici olmak zorunda olmadığına inanan Mary Mapes Dadge “St Nicholas” isimli derginin editörlüğünü yapmıştır. 20. yüzyıl başlarında Lucy Sprague Mitchell’in “The Here and Now Story Book” isimli kitabı ile yetişkinler ilk defa çocukların küçük yetişkinler değil başka varlıklar olduğu fikriyle karşılaştılar. Bu dönemde çocuk edebiyatındaki çeşitlilik genişlemeye devam etmistir. Bu yüzyılın başlarında C.B Falls’un ABC isimli kitabının resimleri kaliteli ağaç oyma tekniğinin örneklerini içeriyordu ve yeni gelişen teknoloji olanaklar resimli kitaplara yönelişi kolaylaştırıyordu. Rudyard Kipling çocuklar için mizahın önemli olduğunu düşünüyordu. 1902’de yayınlanan “Just so Stories” adlı kitabı bugün de popülerdir. Beatrice Potter aynı yıl “The Story of Petter Rabbit” isimli kitabıyla edebiyata hayvan öykülerini sokmuştur. O zamandan itibaren de hayvan hikâyeleri çocukların en sevdigi tür olmuştur. Daha sonra dünyanın tüm ülkelerinde çocuk edebiyatı örnekleri her gün biraz daha gelişerek ve artarak yayınlanmaya başlamıştır.

Bizde olduğu gibi dünyada da sözlü halk edebiyatının ürünleri çocuk edebiyatının başlangıcı sayılır. Dünyada -özellikle Avrupa ve Amerika'da- çocuk edebiyatının gerekli olduğu düşüncesi çok erken benimsenir. Bunun için bu konuda ürünler verilmesi, bizdeki gelişimine göre oldukça erken bir döneme rastlar. Fransa'da 17. yüzyılda Fenelon'un soylu çocukların eğitiminde kullanılması için yazdığı Telemak (bizde Tanzimat döneminde çevirisi yapılmıştır), La Fontaine'in fablları (aslında büyükler için yazılmıştır), Perrault'un masalları ilk yapıtlardır. Avrupa'da çocuklar için yazma düşüncesi 18. yüzyılda pek çok ülkede birden yaygınlaşır. Çocuklar için verilen ürünler hızla çoğalmaya, başlar özellikle İkinci Dünya Savaşından sonra çocuk edebiyatında büyük bir gelişme görülür.

İngiltere'den Daniel Defoe'nin Robinson CrusoeJonathan Swit'in Gülliverin Seyahatleri,
Lewis Carrol'un Alis Harikalar DiyarındaCharles Dickens'in David Coperfieled; Amerika'dan Louisa May Alcott'un Küçük KadınlarMark Twain'in Tom Sawyer,
Huckleberry Finn; Fransa'dan Hector Malot'un Kimsesiz Jules Verne'in serisi,
Antoine de Saint Exupery'nin Küçük Prens; Almanya'dan Grimm Kardeşlerin masalları;
İsveç'ten Selma Lagerlöf'ün Nils Holgerson'un Eşsiz İsveç Yolculuğu ; Danimarka'dan
Andersen'in masalları ilk akla gelen çocuk edebiyatı örnekleridir. Bunlar dilimize de çevrilmiştir.

Çocuk ve Kitap
Maksim Gorki "Her kitap beni kalabalıktan, düzeysizlikten insanlığa, insancıllığa yükselten;
daha iyi bir yaşamı anlamama ve ona karşı derin bir susuzluk duymama neden olan bir
basamaktır." diyerek kitabın yaşamına kattığı güzellikleri anlatır. Yaşamı güzelleştiren
kitabı çocuğun yaşamında bir demirbaş yapmak gerekmektedir. Çocuk, kitapla
iyice içli dışlı olmalıdır. Bu içli dışlılık sadece ders kitaplarıyla sınırlandırılmamalıdır.
Çocuk diğer kitap türleriyle de haşır neşir olmalıdır; ancak o zaman okumanın tadına varabilir.

ÇOCUK VE KİTAPLARI
Kitaplar yaşamın yerini tutmaz; ama yaşamı sınırsız biçimde zenginleştirir. Yaşam can sıkıcı
bir hal aldığı zaman, kitaplar bunun her zaman böyle olmadığına inancımızı güçlendirir.
Yaşam çetinleştiği zaman, bizi bir süre üzüntülerden kurtarır veya sorunlarımızın çözümünde
bize yeni bir anlayış kazandırır. Yahut gerek duyduğumuz huzur ve dinlenmeyi sağlar
bize. Kitap, kullanmasını bilenler için, sürekli bir bilgi, rahatlık ve zevk kaynağıdır. Bu,
hem çocuklar için hem de yetişkinler için doğrudur. Ancak bu, özellikle çocuklar için daha
doğrudur.
Bazı temel gereksinimler birçok kimse için ve her zaman ortak gereksinimlerdir. Başlangıçta
çocuğun gereksinimleri dar bir sınır içindedir ve tamamiyle kişiseldir; ama çocuk geliştikçe
bu gereksinimlerin alanı genişler ve genellikle toplumsal bir nitelik kazanır. Gereksinimleri
karşılamaya çalışan çocuk, durmadan, kişisel mutluluk ile toplumsal onay arasında nazik
ve dikkatli dengeyi sürdürmenin yollarını arar ki bu kolay bir iş değildir. Kitaplar doğrudan
doğruya veya dolaylı olarak çocuğa bu konuda yardım eder.
Bir zamanlar çocukluk yaşamış yetişkinlerin deneyimlerinin bir özetidir kitaplar.
Çocuğun kitapla tanışmasında, kitabı sevmesinde, kitapla birlikteliğinin uzun sürmesinde
aile, öğretmen, okul ve kurumlara bazı görevler düşmektedir. Çocuğun kitap
okunması isteniyorsa, aile içinde çocuk kitapla tanıştırılmalı, kitap okumaya
özendirilmelidir. Kitap okumayan bir ailenin çocuğu da büyük bir olasılıkla kitap
okumayacaktır. Aile çocuğu çevredeki kütüphanelere götürmeli, çocuğun yaşına
uygun kitap almalı, ders kitapları dışındaki kitapları okuması için de desteklemelidir.
Öğretmen kitap okumalı, öğrencinin düzeyine uygun kitaplar önermeli, öğrenciyi
kitap okumaya özendirmelidir. Bu görev sadece sınıf öğretmenlerinin veya
edebiyat öğretmenlerinin sorumluluğunda değildir. Diğer branş öğretmenleri de
bu konuda öğrencilere örnek olacak davranışlarda bulunmalıdırlar. Okul yönetimi,
kurum ve kuruluşlar öğrencinin kitaba ulaşmasını kolaylaştıracak yeni ortamlar
yaratmalı, bu ortamları çeşitli kitaplarla zenginleştirmeli, öğrencinin ilgisini çekecek
bir düzen oluşturulması için maddi olanakları sağlamalı, kitap sergileri açmalı,
özellikle kurum ve kuruluşlar nitelikli çocuk yayınlarının oluşturulması için bu
alandaki çalışmaları örgütlemeli ve desteklemelidirler.
Çocuk Kitapları Haftası 1918 yılında ilk kez ABD'de düzenlendi. Her yıl Kasım ayının ikinci haftasında kutlanır. Biz ise benim gibi cılız seslerle günümüzde hala kitabın, okumanın öneminden bahsetmeye çalışıyoruz.

Çocuk Yayınlarının Nitelikleri
"İnsanlık, çocuğa verebileceğinin en iyisini vermekle yükümlüdür" Birleşmiş Milletler
Genel Kurulunun bir kararıdır bu. Günümüz çocukları eğitim araç-gereçlerinin çeşitliliği
bakımından kendilerinden önceki nesilden daha şanslı durumdadırlar. Bu
çeşitlilikten bütün çocuklar yararlanamasa da, çocukların eğitiminde teknolojinin
etkisi yadsınamaz bir gerçektir. Bu çeşitlilik aynı zamanda anne-baba, öğretmen olarak
büyükleri zor durumda bırakmaktadır. Çünkü çocukların bu çeşitliliğin denetlenememesi  yüzünden oluşan zararlı etkilerden korunması büyüklerin sorumluluğundadır. Bu sorumluluk da çocuklara sunulan olanaklar çoğaldıkça artmaktadır. Hangi kitap okutulmalı, okuma beğenisi nasıl geliştirilmeli, hangi program izletilmeli, hangileri yasaklanmalı? Bu ve buna benzer sorular kafaları kurcalamaktadır.

 Bir çocuk kitabında bulunması gereken nitelikler
Bir süreden beri yazarlar, ressamlar ve editörler çocuklar için yazılan kitapların içerik bakımından çeşitli, dış görünüş bakımından hem çocukların hem de yetişkinlerin hoşlarına gidecek kadar güzel olmaları amacıyla çalışmaktadırlar. Yıllık kitap yayını dehşetli bir biçimde
artmıştır; kimi yıllar binden çok yapıt yayımlanmaktadır. Bu kitaplar, yetişkinlerin kitapları
gibi, türlü nitelikleri göstermektedir. Bazılarına güvenilmesi olanaksızdır; bazıları değersiz,
bazıları titizlikle hazırlanmıştır; bazıları da daima yararlanılacak gerekli yapıtlardır. İster
eski, ister yeni olsun güzel ve değerli kitaplardan oluşan bir servet, keşfedilmeyi bekleyen
hazineler gibi, önümüzde durmaktadır.

Eğer bu hazineleri, en iyi çocuk kitaplarını, keşfetmek zorunluğunu duyuyarsak onları değerlendirmede göz önünde tutacağımız ölçülere gereksinim olacaktır. Bununla birlikte sürekli olarak iki gerçeği hatırımızda tutmalıyız: Bir kitap ancak çocuklar ondan zevk alıyorlarsa iyi bir kitaptır; yetişkinlerin gözünde klasik de olsa eğer çocuklarca okunmuyorsa veya içeriği onların canını sıkıyorsa böyle bir yapıt, kötü bir çocuk kitabıdır. Kısaca, birçok alanlarda yazılmış yüzlerce kitabı bilmemiz gerekir; ama kendileri için kitap yazılan çocukları, onların ilgilerini ve gereksinimlerini de bilmeliyiz.
Bir çocuk kitabında içerik, dil ve anlatım yönünden bulunması gereken nitelikler
şöyle sıralanabilir:
• Çocuk kitapları, çocuğun gelişme düzeyine uygun konuları işlemeli, dili yalın,
kavramlar açık olmalıdır.
• Konular ilgi çekici biçimde sunulmalı, eğlendirici, öğretici ve düşündürücü
olmalıdır.
• Konunun işlenişi bilim verilerine ve insanlık değerlerine uygun olmalıdır.
İnsanı ve çevresini gerçekçi açıdan tanıtmalı, yurt sevgisini, insan sevgisini ve
yardımlaşma duygusunu güçlendirici olmalıdır. Dini değerleri akılcı ve faydacı bir üslupla aktarmalıdır.
• Denemeci, araştırıcı, eleştirici, kısacası özgür düşünceli insan yetiştirme
amacı göz önüne alınarak yazılmalıdır.
• Çocuğun kendini tanımasına, kişiliğini geliştirmesine katkıda bulunmalıdır.
 • Çocuk kitapları çocuğun sanat beğenisini geliştirmeyi amaçlamalıdır.
• Çocuğu iyiye, güzele, doğruya yönlendirmeyi amaç edinmelidir. Genel ahlaki hususlar gözetilmelidir.
• Çocuğa eleştirel düşünme becerisi kazandırmalı, geliştirmelidir. Nedensellik ya da hikmet vurgusu verilmelidir.
• Çocukların sözcük dağarcıkları göz önünde tutularak bu yönleri geliştirilmelidir.
• Çocuğun düzeyine uygun bir anlatım yöntemi kullanılmalıdır
• İnsanı olduğu gibi göstermelidir. İyiler hep iyi, kötüler hep kötü değildir. Hayatın bir imtihan olduğu vurgulanmalıdır.
• Çocuk evrensel değerlere saygı duymalıdır.
• Verilmek istenen doğrudan değil, çocuğun bulmasını sağlayacak biçimde sunulmalıdır.
• Çocuk kitapları her türlü kör inanç ve önyargılardan arınmış olmalıdır. Irk üstünlüğü,
dinsel bağnazlık, dolaylı ya da doğrudan aşılanmamalıdır. İdeolojik yüklemleme olmamalıdır.
• Yurt sevgisi, ulusal değerler ve Türklük bilinci işlenirken evrensel değerler
bir kenara itilmemeli, ülkeler arasında düşmanlık ve öç alma duyguları körüklenmemelidir. Tarih bilinci aidiyet hissiyle paralel olmalıdır.
• Yiğitlik abartılmamalı; çocuklara, yanılmaz insan, üstün insan, her şeyi bilen
insan örnekleri sunulmamalıdır. Başka bir deyişle, etiyle kemiğiyle, olumlu ve
olumsuz yanlarıyla insan tanıtılmalıdır. Çocuk kitaplarında, çelişkileriyle, değişen
düşünce ve duygularıyla insanı görmeli; başkalarında kendisine benzerlikler
bulabilmelidir. Katı ahlak kuralları içinde sıkışıp kalmamalı, hoşgörü ve
esneklik kazanmalıdır.
• Alın yazısı, yazgı gibi insanının boynunu büktüren, savaşım gücünü köstekleyen
inanışlara yer verilmemelidir. İnsanın kaderini çabasına bağlı kıldık demiyor mu Rabbimiz?
• Her kitap bir dizi ahlak yargısıyla sonuçlandırılmamalıdır. Köprüaltı Çocukları,
Öksüz Ayşe türünden acıma duygusunu sömüren kitaplar en azından yararsızdır.
Polianna gibi tanınmış bir çocuk öyküsü de bu kötü örnekler arasında
yer alır. Bu öyküde, çevresindekileri mutlu etmek için insan üstü çaba
gösteren bir kız çocuğu anlatılır. Ne üzüntü, ne kırgınlık, ne de öfke duymayan
böyle bir kahraman nasıl benimsenir? Olsa olsa erişilmez bir varlık olarak okuyucuda
bir küçüklük duygusu yaratır.
• Paganizm, spüretilizm, eşcinsellik, şovenizm gibi çocukların ruhlarını köreltecek ayrıksı konularda titiz davranılmalıdır.

Çocuk yayınları da diğerleri gibi eşgüdümlü bir çalışma gerektirir; hatta diğerlerinden
daha çok... Yazarın içerik, dil ve anlatım konusunda gösterdiği titizlik, kitabı
yayıma hazırlayacak diğer elemanlarca da gösterilmelidir. Çocuk yayınlarında içerik,
dil ve anlatım özelliklerinin yanı sıra biçimsel özelliklere de önem verilmelidir.
Biçimsel özellikler deyince kitabın resimlenmesi, kapak düzeni, yazı biçimi, kağıt
kalitesi, kitap boyutu gibi özellikler anlaşılmalıdır.
Çocuk yayınlarında biçimsel olarak şu özelliklerin bulunmasına özen gösterilmelidir:
• Çocuk kitaplarında kapak, çocuğun dikkatini çeken ilk biçimsel özelliktir.
Kapak kalın kartondan olmalıdır. Daha küçük yaştaki çocuklara hazırlanan kitaplarda
kapağın dayanıklılığı da artırılmalıdır. Kapakta kitabın adı, konuyu tanıtıcı bir resimle yer almalıdır. Dış kapakta yazılmamışsa, iç kapağa yazarın (çeviri bir kitapsa aynı zamanda çevirenin), kitabı resimleyenin, basımevinin adları ile basım yılı ve yeri yazılmalıdır. Arka kapak ise çeşitli amaçlar için kullanılabilir: Yayınevinin kitaplar dizisi, yazarın yapıtları, kitabın fiyatı gibi.
• Çocuk kitapları dağılmayacak biçimde iyi yapıştırılmalı, hatta dikilmelidir.
Çocuğun kitabı katlayabileceği göz önünde tutularak bu konuya önem verilmelidir.
Çocuğun dağılmış bir kitaba ilgi göstermesi beklenemez.
• Çocuk kitapları en iyi kalitedeki birinci hamur kağıda basılmalıdır. Kağıt;
mürekkebi dağıtmamalı, renkleri değiştirmemeli, kolay yırtılmamalı, çocuğun
gözünü yoracak kadar parlak olmamalıdır. Kağıdın mat olmasına özen gösterilmelidir.
• Çocuk kitaplarının boyutlarının çok küçük olmamasına özen gösterilmelidir.
Kitabın boyutu sesleneceği çocuğun yaşına göre saptanmalıdır.
• Kitabın harfleri büyüklük bakımından olduğu kadar yükseklik ve genişlik
bakımından da uygun olmalıdır. Okul öncesi ve ilkokulun birinci devresi için
en az 14 punto (geniş, yüksek harfler) olmalıdır. İkinci devre için en az 12 punto
(kitap -elinizdeki kitabın- harfleri) olmalıdır. Satır araları sıkışık olmamalıdır. Cümlelerin sözcük sayısı ilkokulun birinci devresinde en çok altı, ikinci devresinde ise en çok on olmalıdır.
Çocuk kitaplarında bileşik cümleden çok basit cümle kurulmasına, özellikle, çocuğun yaşı küçüldükçe özen gösterilmelidir.
• Çocuk kitaplarının resimlenmesinin ayrı bir önemi vardır. Çocuk kitabının resimlenmesi içeriği, dil ve anlatımı kadar önemlidir. Daha önce de belirtildiği gibi çocuk, kitabın resimlerine bakarak okumaya başlar.Bu resimlerin ilgi çekici olması çocukta okumayı körükleyecektir; aynı zamanda çocuğun güzel sanatlara ilgisini de artıracaktır. Birçok
çocuğun güzel sanatlarla ilk karşılaşması kitaptaki resimlerle olmaktadır. İlklerin
yaşamımızdaki önemi unutulmamalı ve bu konuya gereken önem verilmelidir. Resimler iyi ve kolay yorumlanabilmelidir. Yazıdaki anlatılan olayı (olayları) özetler, yorumlar nitelikte olmalıdır. Resimler okuma bilmeyen çocuğun kendisine okunan kitabı, daha sonra resimlerine bakarak anlatmasını sağlayacak kadar anlaşılır olmalıdır. Resimler renkli olmalıdır. Birçok uzman, resimlerle yazıların üst üste konmaması, yan yana iki sayfada bulunması gerektiği görüşündedirler. Bol resimli, az yazılı (özellikle küçük yaştaki çocuklar için hazırlanmış kitaplarda) kitaplarda resimle yazı aynı sayfada yer alabilmektedir.
Yukarıda belirtilen içerikle, dil ve anlatımla, biçimle ilgili özellikler çocuk kitaplarında bulunması gereken genel özelliklerdir. Bu özellikler daha da çoğaltılabilir; fakat şu unutulmamalıdır: Bir kitap ancak çocuklar ondan zevk alıyorlarsa iyi bir kitaptır.
Her çocuğun gelişim düzeyi farklıdır; çocuklarda da bireysel farklılıklar vardır.
Bütün çocukların aynı kitabı beğenmesi beklenemez.
Çocuğunuzun, yoksa yakınınızın çocuğunun, hangi kitapları beğenerek okuduğunu,
dinlediğini gözlemleyiniz.

Çocukların Yaşlara Göre Okuma Eğilimleri
Gelişim basamaklarına göre çocukların okuma gereksinimleri nasıl karşılanmalıdır?
Ana-baba, öğretmen olarak çocuğa önerilecek, armağan edilecek bir kitabın seçiminin
doğru yapılması için çocuğun okuma alışkanlığının, gelişim düzeyinin ve o
gelişim düzeyinde okunacak kitapların bilinmesi gerekmektedir.
Okul öncesi yıllarda bol resimli, çizgili, çocuklara okunmak amacıyla düzenlenmiş, az yazılı
kitaplar ilgi çeker. Boyama kitaplarının çocuklardaki yaratıcılığı körelttiği belirtilmektedir.
Resimler hayal gücünü artırır. İyi kitaplar çocuğu somut düşünmek biçiminden soyut
düşünmeye doğru götüren araçlardır. Soyut sözleri, resimlenmiş olarak algılamak kavramların yerleşmesine yardım eder. İlkokul çağında resimli dergilerin, Tom Miks, Teksas gibi yayınların çekiciliği boşuna değildir. Bu tür kitaplar resme öncelik tanırlar. Dilleri yalın ve sürükleyicidir. Güldürüye ve serüvene bol yer verilmiştir. Öykünün sonunda iyiler hep kötüleri alt ederler. Bu tür yayınları kontrollü olarak yaygınlaştırmak gerekir. Kuşkusuz bu tür yayınlar içinde saldırganlığa, korku ve yıldırıya (dehşete) çok yer verenleri eve sokmamak iyi olur. Bu tür yayınların olumsuz etkileri yanında daha önemli sakıncaları da vardır. Belli bir dönemde çocuğa çekici ve kolay gelen bu yayınlar, ek okuma aracı olarak kalırsa gelişmeye katkı yapmaz. Çocuk belli bir düzeyde yukarı gidemez. Yetişkin çağında fotoroman okuyucu olup çıkar! İlkokul yıllarındaki serüvenlere, yiğitlik öykülerine ve gizi bulunan öykülerek eğilim artar.
Define Adası, Jules Verne'nin öyküleri türünden hem sürükleyici hem yazın değeri olan kitaplarla bu eğitim karşılanabilir.
İlkokuldan sonra çocuklarda soyut düşünce yeteneği hızlı bir gelişme gösterir. Ortaokul sıralarında okumaya düşkün çocuklar yetişkinlerin okuduğu bir çok romanı tat alarak okuyabilir. Bu arada kitaplarında adeta bir modası vardır. Günümüz çocuklarını korku kitaplarına yönlendiren akımlara dikkatinizi çekmek isterim. Gençler, özellikle kızlar aşk, erkekler ise mistik konulara meyledilmekteler.
Bu çağlarda Türk ve dünya yazınından derlenecek bir seçmeler dizisi hazırlanabilir.
Unutmayalım ki çocuk klasikleri arasına giren pek çok başyapıt çocuklar için yazılmamıştır:
Robinson Kruzo, Guliver'in Gezileri, Define Adası, Tom Sawyer'in Serüvenleri, Don Kişot
ve pek çok başka ünlü yapıt buna örnek verilebilir.
Çocuklar ana-babalarıyla birlikte okumaya başladıkları ve tadını aldıkları bir kitabı kendi
başlarına bitirebilirler. Birlikte kitap okumak, okuma beğenisi kazandırmanın iyi bir yoludur.
Ayrıca birlikte okunan ve tartışılan bir kitap çocukla ana-babayı birbirine yaklaştırır.
 Uzmanlar, çocukların okuma eğilimleri konusunda kesin olmamakla birlikte bazı saptamalar yapmışlardır. Bu konuda kesin yargılara varılamaz. Her çocuğa sunulacak reçete farklıdır. Her çocuğun kişiliği, aile ve sosyal çevresi değişiktir. Yine de çocuğun yaşına göre okuma eğilimini bilmek bir başlangıç sayılabilecek, büyüklere yardımcı olabilecektir.
 
0 - 6 YAŞ OKUL ÖNCESİ DÖNEMİ
• Ninniler • Öykü
• Resimli kitaplar • Şiir
• Çocuk şarkıları
• Tekerlemeler • Çizgi filmler
• Bilmeceler - atasözleri - fıkralar • Çocuk kitaplığı
• Destanlar - efsaneler • Çocuk kulübü - tiyatrosu
• Masal • Dini hikayeler
Bu yaştaki çocuklarının eğilimlerinde cinsiyetler arasında fark yoktur.

7 - 9 YAŞ MASAL DÖNEMİ
• Kahramanları çocuk olan öyküler
• Kahramanları hayvan olan öyküler
• Tatil ve doğa öyküleri
• Efsaneler - destanlar – fıkralar • Dini hikayeler
Okul öncesinin devamı olan bu dönem çocuklarında da cinsiyet farkı belirginleşmemiştir.
Ancak kızlarda bu dönem bir yıl daha uzun sürebilir. Bu dönem çocukları en
çok (% 75) masaldan hoşlanırlar. Bu dönem çocuklarının kitapları resimli olmalıdır.

10 - 12 YAŞ SERÜVEN DÖNEMİ
KIZ / ERKEK (ORTAK)
• Ev - okul yaşamı • Serüven kitapları • Mizah
• Yararlı bilgiler • Gezi kitapları • Biyografiler
• Şiir - tiyatro eğitimi • Öyküleştirilmiş tarih • Polisiye
• Duygusal kitaplar kahramanlık konulu kitaplar • Yabancı ülkeler
• Kadın / erkek yaşamı • Öyküleştirilmiş fen, doğa anlatan yazılar konulu kitaplar • Dini bilgiler
Bu yaş çocuklarında gerçeğe yönelme başlamıştır. Cinsiyetler arasında fark vardır.
 
12 - 14 YAŞ SOYUT KONULARA EĞİLİM DÖNEMİ
KIZ ERKEK
• Sevgi, bağlılık, özveri konularını işleyen • Soyut, duygusal, düşünsel öykü, roman
roman, şiir, tiyatro eserleri duygusal öykü, şiir, tiyatro eserleri
• Sanat değeri olan kitap ve dergiler • Gazeteler, güncel konular, spor yazıları • Tarih • Dini bilgiler
Cinsiyet farkının özellikle belirginleştiği bu dönemde çocuklarda sanata eğilim
başlar.



Toparlayacak olursak
Çocuğun yetiştirilmesinde kitabın yeri göz ardı edilerek çok uzun bir zaman çocuk kendi haline bırakılmış. Büyükler için söylenen yazılan eserlerin çocuklar tarafından da dinlenmesi,
okunması beklenmiş. Çocuk edebiyatının temelini yine büyükler için yazılmış yapıtlar oluşturmaktadır.
Çocukların da kendilerine özgü bir dünyaları olduğu, okuma gereksinimi duyduğu
görülmüştür. Büyüklerin için yazılmış olan kitapların bazıları da zaman içinde çocuklar
için uyarlanmıştır. Günümüzde bilinen ünlü çocuk klasikleri bunlar arasındadır. Çocuk
edebiyatı Avrupa'da 17. yüzyılda gelişmeye başlar. Bizde ise Tanzimat dönemine kadar ortak
(anonim) halk edebiyatı ürünleri çocuklara seslenen yegane edebiyat ürünleriydi. Tanzimat
Döneminde Batı dillerinden çevirilerin yapılması çocuk klasikleri sayılan kitapların da dilimize
çevrilmesini sağlamıştır.
Kitap çocuğu geleceğe, yaşama hazırlarken aynı zamanda iyi bir arkadaştır. Çocuk kendi düzeyine uygun bir kitabı okumaktan zevk alır. Çocuğu kitapla tanıştırarak geleceğini tanıtmış
oluruz. Çocuğa kitap sunarken kitabın çocuğun yaşına, gelişim düzeyine uygun olup olmadığı
bilinmelidir. Çocuk kitaplarında bazı özellikler bulunmalıdır. Çocuk kitaplarının oluşturulması
eşgüdümlü bir çalışmayı gerekli kılar. Yazılmasından basılmasına kadar hepsi bir
bütünü oluşturur. Çocuk kitaplarında içerit, dil ve anlatıma verilen önem kapak, kağıt, punto,
resimleme konularında da devam etmelidir. Her kitap her çocuk için uygun olmayabilir.
En iyi kitap çocuğun beğendiği kitaptır. Bunun unutulmaması gerekir.
Masal, fabl, destan, efsane, öykü, roman, biyografi, anılar, gezi yazıları, doğa ve fen olaylarını
anlatan yapıtlar, şiirler, çocuk piyesleri, çocuk gazete ve dergi yazıları çocuk yazını anlatım
türleri arasında sayılabilir.

EĞİTSEL ARAÇ OLARAK ÇİZGİ ROMANIN ÖNEMİ
İçinde bulunduğumuz çağda görselliğin, özellikle de medya yoluyla günlük yaşamı kuşatan bir hakimiyeti söz konusudur. Bunun etkileri eğitime de yansımakta, görsel araç-gereçlerin derslerde kullanımı öğrenmenin ve dersin başarısını belirlemektedir. Eğitim uygulamalarındaki yeni yaklaşımlar, çoklu öğrenme ortamlarını zorunlu kılmaktadır. Yalnızca ders kitaplarına dayanan öğrenme ortamları, derslerin tekdüze hale gelmesi tehlikesini barındırdığı gibi, öğrencilerin bireysel ihtiyaçlarının karşılanmasına da katkıda bulunmamaktadır. Çizgi roman, metinle resmi iç içe geçirerek bütünlüklü bir anlatı haline getiren görsel bir medya aracı olduğundan – özellikle metin unsurunu da içinde barındırdığı ve bu yönüyle okuma anlama becerisine de seslendiği için – Türkçe derslerinde ders malzemesi olarak kullanılmaya son derece uygun araçlardır. Tıpkı diğer metin türleri gibi çizgi romanlar da, derslerde çok farklı biçimlerde kullanılarak öğrencileri kapsamada çeşitli olanaklar sunarlar. Biz bu anlatımımızda, çizgi romanın Türkçe derslerinde hangi yönleriyle kullanılabileceğine dair bir örnek sunmaya çalışacağız.
Çizgi roman, bir olayı veya bir öyküyü anlatan bir resim dizisidir.  Anlama, kavrama ve ifadelendirme konusunda etkin bir eğitim metodudur. Çizgiroman aynı zamanda sinemanın ilk evresidir; story-board’dır. Kültür ekonomisinin önemli mihenklerindendir. Özellikle internet dünyasında yer almak adına başlama evresidir.
Çevremizi kuşatan sayısız çeşitlilikteki görsel unsur, gündelik yaşamımızın ayrılmaz bir parçasını oluşturmakta ve adeta toplumun gelişimini belirlemektedir. Her geçen gün daha da gelişen medya çağında, sözlü kültürden görsel kültüre adeta bir “Görsel Milat” ile evrilme söz konusudur .
“Aynı anda birden fazla yerde bulunma” özelliklerinden dolayı resimlerin/görsellerin gündelik yaşam içerisinde öğrenme süreçlerine, bilgi edinme süreçlerine ve estetik alımlamaya katkıları giderek daha fazla önem kazanmaktadır.
Resimler/görseller özellikle de çocukların ve gençlerin alımlama alışkanlıklarında gözle görülür avantajlar sağlamaktadır. Çocuklar ve gençler, çizgi roman, televizyon, bilgisayar oyunları, videolar veya cep telefonları gibi çeşitli görsel medya araçlarıyla yetişkinlere göre daha fazla zaman geçiriyorlar. Böylece gerek sözlü, gerekse yazılı dillerine ve metin yapılarına yansıyan bir etki ortaya çıkmaktadır. Giderek daha fazla öğrencinin, bir metin oluştururken medya araçlarından edindikleri deneyimlerden yararlandıklarını ortaya koymaktadır.  Çalışmalar göstermektedir ki belirli bir resim/görsel için öğrenciler tarafından oluşturulan metinlerde medya ile (örneğin belirli kişiler veya olaylar gibi) sıkı bağlar kurulduğu ortaya çıkmıştır. Bu bağlama erkek öğrencilerde, kız öğrencilere oranla iki kat daha fazla rastlanması, ayrı bir çalışmanın konusu niteliğindedir.
Çocukların ve gençlerin okul dışında akınlarca resime/görsele maruz kalmaları,  görsel unsurlarla ve bunların anlamlarıyla ilgili eleştirel bir hesaplaşmayı gerekli kılmaktadır. Otomatikleşmiş ve mekanikleşmiş bir dünya algısının oluşmasını önlemek için öğrenciler, resimleri/görselleri anlamlandırmayı okulda öğrenmeli, böylelikle eleştirel bir medya okuryazarlığı yetisi kazanmalıdır.   Görsel yazın, yani görsel iletileri anlamak, oluşturmak ve iletişim surecinde kullanmak, öğrenilmesi gereken bir süreçtir. Farklı biçimlerdeki resimler/görseller ve barındırdıkları olanaklar, derslerde bilinçli bir şekilde kullanılmalıdır. Burada kastedilen, resimlerin derslerde yoğun olarak ele alınması ve çözümlenmesidir. Bu sürece, betimleme, sıralama, yorumlama, eleştirel yansıtma, yargılama ve kendi kendine resim oluşturma gibi tutum ve davranışlar da dahildir. Böyle bir çalışma okullarda, özellikle de anadili olarak Türkçe derslerinde, görsel okur yazarlığın geliştirilmesine katkı olması ve görsel unsurların etkili ve amaca uygun bir şekilde kullanılması için gereklidir.
Burada Türkçe derslerinin, sözlü kültürün görsel kültüre evrilmesi olgusunu nasıl ve hangi araçlarla bir kazanıma dönüştürebileceği sorusu ortaya çıkmaktadır. Dahası, öğrencilerin görsel unsurlarla sorumluluk sahibi ve eleştirel bir ilişki kurabilmeleri yönünde Türkçe derslerinin hangi katkıları sunabileceği üzerine kafa yorulmalıdır.
Özellikle 21. yüzyılda diğer ilgi çekici medya ortamları (internet, bilgisayar, oyunları, tv gibi) arasında çizgi romanların okuma alışkanlığı yaratmadaki öncü rolü de hesaba katıldığında, metin turu olarak çizgi romanın eğitim öğretim faaliyetleri açısından önemi bir kat daha artmaktadır.
Bu anlatımımızda, çizgi roman türünün birçok kullanım biçimi arasından, eğitsel boyutuyla ilgili bir kullanım biçimi önerilmektedir. Çizgi romanın Türkçe derslerine ne tür katkılar sağlayabileceği, okuma ve bilgi edinme sürecini öğrenciler için daha zevkli bir sürece dönüştürmede nasıl kullanılabileceğine dair  ifadelendirmelerimiz olacaktır.
Dünyadaki gelişimin bir benzeri olarak Türkiye’de de çizgi roman ilk olarak gülmece içerikli ve resimli çocuk dergilerinde, çizgi bant şeklinde görülmüştür. 1900’lerin başında fıkraların resimlendirilmesi gibi çizgi romana dahil edilmeyecek çizimler kullanılsa da gazetelerde çizgi roman sanatçılarına özel bir yer ayrılmamıştır.
Türkiye’de çizgi romanın genel gelişimine bakıldığında çocuklar için üretimin çok az olduğu, genellikle yabancı kaynaklı çizgi romanların bu açığı kapattığı görülmektedir. Ancak, 60’lı ve 70’li yıllarda sosyo-politik gündemin de etkisiyle Türk çizgi romanı, üretim ve çeşitlilik konusunda oldukça zenginleşmiştir.

Yaklaşık yüz yıllık geçmişiyle oldukça yeni bir anlatı biçimi olan çizgi roman, dersler icin bir öğrenme materyali olarak sınırsız olanaklar sunmaktadır. Görsel malzeme olarak öğrencilere çok kısa sürede çok fazla bilgi aktarma özelliğine sahip olan çizgi roman, aynı zamanda eleştirel ve bilincli bir görsel okuma için zemin sağlar. Özellikle okuma alışkanlığı ve okuma yetisi zayıf olan öğrenciler için daha pratik bir bilgi edinme aracıdır. Anlatı biçimi bakımından diğer yazınsal türlere oranla daha etkin bir anlatı biçimine sahip olan çizgi romanın ders aracı olarak kullanımı pragmatik acıdan son derece yalın ve basittir.
Statik, küçük ve tekil resim panellerinden oluşan çizgi romanlar hem özgün bir metin türü olarak edebiyat ile yakın ilişki içerisindedir, hem de grafik özelliklerinden dolayı görsel medyanın bir parçasıdır. Dünyada da sayısız örneği olan ve ülkemizde Shakespeare, Dostoyevski ve Kafka gibi klasik yazarlara ait edebiyat klasiklerinin çizgi roman haline getirilerek NTV yayınları tarafından seri halinde yayımlanan  “Çizgi Roman Dünya Klasikleri “, edebiyat ile çizgi romanın birleşmesine örnek olarak gösterilebilir.
Bu bağlamda çizgi romanın, kullanım biçimine göre yazınsal bir niteliğe de büründüğünü söylemek mümkündür. Tekil resim panelleri, birbirine bağlı ve anlamlı bir anlatı ağı oluşturarak sayfa içerisinde uygun bir biçimde  yerleştirilir. Resimler anlatımı, yazılı metinlere oranla daha açık hale getirmekte ve yoruma daha fazla yer vermektedir. Görsel algı daha kısa sürede, daha dolayımsız gerçekleşir ve doğrudan duygusal boyutta karşılığını bulur. Bir resimden diğerine geçişte doldurulması  gereken boşluklar vardır: birinci resim biter, ikinci resim başlar ama ikisinin arasında anlatım acısından anlamlı bir boşluk vardır. Burada söz konusu olan, okuyucunun çıkarsama yoluyla doldurması gereken anlatısal bir boşluktur. Resimler arasındaki bu tamamlama işlemi, yani paneller arasındaki anlatısal bağı kurma işlemi öğrencilerin kendi kendilerine tamamlamaları gereken bir sürectir. Bunun yapılabilmesinin ön koşulu ise tıpkı yazınsal metinlerde olduğu gibi okurun ön bilgileri ve deneyim ufkudur. Çizgi roman okuyucusu, her bir kare için gerekli olan olayların gerçekleşme süresini kendisi belirler. Paneller, okura olaylar örgüsü içinden sadece belirli kesitleri sunar, okuyucu bu kesitler arasındaki boşlukları doldurarak kendi hayal gücünü ve birikimlerini de kullanarak olay örgüsünü tamamlar. Böylece her okur için farklı bir algılama ve alımlama boyutu söz konusudur.
Edebiyat eserlerinin çizgi roman tekniğine uyarlanması, giderek yaygınlaşan ve edebiyat çevrelerinde kabul gören bir yöntemdir. Aynı yöntemin, okullarda ders içeriklerinin çizgi roman tekniğinden yararlanılarak öğrencilere aktarılması surecinde de kullanılması mümkündür. Özellikle metinlerin ders materyali olarak başat rol oynadığı Türkçe ve edebiyat dersleri için, okuma becerisinin geliştirilmesi bağlamında çizgi roman tekniğinden yararlanılması, hem Türkçe ve edebiyat derslerini tek düze olmaktan çıkaracak, hem de öğrencilerin bireysel öğrenme ortamlarına farklı ve yenilikçi bir anlayışla katkıda bulunacaktır. Belirli bir olay örgüsü ve öğrencilerin kendilerini özdeşleştirebilecekleri farklı karakterler yaratılarak, dersin konusu işlenebilir, dersin kazanımlarını hedef alan bilgi böylelikle öğrenciler tarafından daha rahat anlaşılabilecektir.

Çizgi Romanın ve Çizgi Roman Tekniğinin Eğitsel Amaçları
 Çizgi romanların derste kullanımının zengin görsel yapısı, heyecanlı, merak uyandıran kurgusu, kahramanların olumlu nitelikleriyle sempati/empati yaratmaları, öykülerin kısalığıyla çabuk sonuca ulaştırmaları ve okunmalarının, elde edilmelerinin kolaylıkları, ama öncelikle zevk için okunmalarından ötürü, okuma alışkanlığı üzerinde olumlu etkileri olduğununu belirtelim.
Araç gereç çeşitliliği sağlamak için, konuyu daha ilginç hale getirmek için, karmaşık bağlantıları görselleştirmek için ve öğrencileri motive etmek için resimlerin ve resimli öyküler gibi görsellerin derslerde amaçlı bir şekilde kullanıldığı bilinmektedir. Bu bağlamda çizgi roman, resimlerin ve görsellerin yerine getirdiği işlevi, sürece metni de dahil ederek bir adım öteye taşımaktadır. Çizgi roman ne resim, ne de yazıdır. Resmin ya da yazının, bütünleyici olarak kullanılan diğer bir unsurla ilişkisi sonucunda ulaşılan bir sentezdir. Yani çizgi roman, birbirinden farklı iki temel unsurun (metin ve resim) kaynaşmasıyla oluşan bir anlatım biçimi, bir kurgu sanatıdır.
Çizgi roman, öğrencileri özellikle okuma eylemine teşvik etmek icin son derece uygun bir araçtır. Özellikle ülkemizde okuma alışkanlığı edinememenin bertaraf edilmesi adına önemli bir çözüm teklifidir. Ancak tek yanlı olan yabancı kaynaklı çizgi romanların kültürel yozlaşmada önemli bir misyon edindikleri gerçeğinide görmezden gelemeyiz. Her konuda olduğu gibi millileşmenin önemini bu konuda daha iyi anlayabiliyoruz. Hele ki ülkemizde basılan kitapların %90’ının tercüme eserlerden ibaret olduğunu düşünecek olursak… Bu konuda acilen çizgi roman sanatçıları yetiştirmeliyiz ki eserleri ortaya koyacak bizden sanatçılarımız olsun. (www.cizgiromanokulu.org)
 Bunun yanı sıra çizgi roman, konuşma ve yazma alıştırmaları için de birçok olanak sunmaktadır. Çizgi romanın vazgeçilmez unsurları olan konuşma ve düşünme balonları, boşluk doldurma alıştırmaları düşünüldüğünde, bir anda yararlı birer ders aracı haline dönüşmektedir. Panellerin (çizgi roman karelerinin) sırasının karıştırılmasıyla, öğrencilerin panelleri doğru sıraya göre dizme işlemi, okuma-anlamaya yönelik başka bir alıştırma örneği olarak gösterilebilir.
İlköğretim Türkçe derslerinde çizgi romanı bir metin turu olarak kullanmak mümkün olduğu gibi, çizgi roman tekniğinden yararlanılarak ders konularını çizgi romana uyarlamak da mümkündür. Yukarıda da belirtildiği gibi, çizgi roman bir metin türü olarak özellikle okuma, konuşma ve yazma beceri alanlarına yönelik çok işlevli bir ders aracı niteliğindedir. Dilbilgisi alanı düşünüldüğünde de, çizgi roman tekniğinin dilbilgisi konularını aktarmada öğretmen icin büyük olanaklar barındırdığını söylemek mümkündür. Böylelikle öğretim programında belirtilen kazanımlara ve konulara bağlı kalınarak, öğrencilerin çoğu zaman anlamakta zorlandıkları dilbilgisi konularının aktarımı hem daha eğlenceli hem de daha yalın bir şekilde gerçekleşecektir.


BULGULAR
Çizgi roman, eğitim-öğretim faaliyetlerinin de ilgi alanına girmeye başlamıştır. Ancak Batı’da 70’ li yıllardan beri ders malzemesi olarak algılanmasına karşın çizgi romanın dil öğretimi derslerindeki kullanım olanakları ile ilgili kısıtlı sayıda kuramsal çalışma bulunmaktadır. Burada, çizgi romanın dil öğretimi dersleri için sunduğu olanaklara dair bazı yaklaşımların ortaya konulduğu az sayıdaki makale söz konusudur.
Ders aracı olarak çizgi romanın derslerde etkili bir biçimde kullanılabilmesi için öncelikle eğitim-öğretim bağlamının içerisine yerleştirilmesi gerekmektedir.  Çizgi romanı, derslerde zaten kullanılmakta olan resim türlerinin arasına yerleştirilmelidir.. Bu acıdan bakıldığında çizgi roman, resim olarak, daha doğrusu resimli hikaye gibi de ele alınabilmekte ve “gerçek hayatta karşılaşılan nesne ve canlılarla doğrudan benzerlik gösteren” görsel araçlardan birini oluşturmaktadır. Öyleyse çizgi roman bir resim türü olarak ele alındığında, görsel okuma öğretimine dair ortaya konulan görüş ve kuramların, çizgi roman ile ilgili kuramsal yaklaşımlar ve eğitsel çözümlemeler geliştirmede yararlı veriler ve dayanaklar sunduğu söylenebilmektedir. Buradan yola çıkarak teklif te bulunmak istiyorum; Düşünsenize tarih derslerinin çizgi roman yöntemiyle çocuklarımıza aktarıldığını.
 Çizgi romanlar işaret kodlarından oluştuğundan, sözlü ve görsel araçların arasına yerleştirilmeli ve bir “bileşik araç” olarak sınıflandırılmalıdır . Çizgi roman tekniğinin dil öğretiminde bir ders aracı olarak kullanılmasına olanak sağlayan özellik, sözlü ve görsel unsurların ortaklığının belirleyiciliğidir. Bu bağlamda dil öğretiminde çizgi romandan nasıl yararlanabileceğine dair bazı öneriler şu şekilde sıralanabilir:
1) Çizgi roman tekniği ile kelime dağarcığının geliştirilmesi
2) Konuşma balonları tamamlama
3) Çizgi roman aracılığıyla aktarılan olay, durum veya konu hakkında görüşlerini belirtme
4) Çizgi roman oluşturma veya tamamlama
5) Çizgi roman tekniğinden yararlanarak canlandırmalar yapma ve çizgi roman öyküleri oluşturma
6) Çizgi roman oluşturma (hem içerik hem de biçim olarak)
7) Okunan çizgi romanın sözlü veya yazılı olarak özetlenmesi
8) Aidiyet, algı ve bilgi yüklemlemesi yapılır.

Sekiz yıllık ilköğretim sürecinde Türkçe öğretiminden beklenen, öğrencinin okuma,dinleme/izleme, konuşma ve yazma becerilerini dilin kurallarına uygun olarak geliştirmesidir. Bir sonraki aşamayı oluşturan ortaöğretim ise Türkçe’nin imkanları çevçeresinde, tarihi süreçte oluşan edebi dilin gelişimini, özelliklerini ve ürünlerini öğretmeyi hedefler. Bu açıdan bakıldığında ilköğretimin 6, 7 ve 8. sınıfları bir geçiş dönemi özelliği gösterir. Öğrenci bu dönemde, 1ile 5. sınıflarda öğrendiklerini, seviyesine uygun Türk ve dünya edebiyatının seçkin örnekleriyle geliştirir ve kendi anlam dünyasını yapılandırmaya başlar. Bu sebeple 6-8. Sınıflar Türkçe Dersi Öğretim Programı, bu bütünlük ve devamlılık göz önünde bulundurularak hazırlanmaya çalışılmıştır.

Türkçe öğretimi; Dinleme/İzleme, Konuşma, Okuma, Yazma ve Dilbilgisi olmak üzere beş öğrenme alanından oluşmaktadır.  Bu nedenle standart bir yıllık plan uygulanması mümkün değildir. Ancak Türkçe dersi öğretmenleri okutacakları metinlere göre yıllık plan yapmaktadırlar. Dilbilgisine yönelik kazanımlar ise sınıf seviyesine göre değişmekte olup bu kazanımların programda belirtilen sıraya göre verilmesi esastır. Bu çerçevede dilbilgisi kazanımlarının yıllık bir plan dahilinde verilmesi mümkündür.

SONUÇ
Medya (Hele ki sosyal medya) araçları ile ilgili yaratılan talepler, seçenekler ve bunların kullanımı son on yıl içerisinde büyük değişikliler göstermiştir. Günümüz toplumlarında iletişim büyük ölçüde görsel ve elektronik medya araçları yoluyla gerçekleşmektedir. Veriler, bilgiler, hikayeler ve eğlence programları sorunsuz bir şekilde her an her yerde erişilebilir durumdadır. Karmaşık iletişim yapılarının sürdürülebilirliği ve siyaset, ekonomi ve kültür alanlarındaki faaliyetlerin işlerliği için giderek daha yeni medya araçlarına gereksinim duyulmaktadır. Yeni araçlar, iletileri özellikle resimler ve konuşulan dil yoluyla aktarmaktadır. Bu nedenle görsel araçlar çocuklar tarafından, yazılı araçlara, yani önce okurun kafasında kendi hayal gücü yardımıyla resimlere dönüştürülmesi gereken işaretlerle kodlanmış bir dile göre daha kolay anlaşılabilmektedir. (Hayal Fabrikası isimli projemize bakınız.)
Çizgi romanın eğitsel boyutunu ele alan ve çizgi romanın bir ders aracı olarak kullanılmasını öneren çalışmalar, daha çok sezgisel olarak geliştirilmiştir. Öğretmenlere, çizgi romanı derslerde kullanma konusunda yol gösterecek, onları teşvik edecek açıklıkta kavramlar ve yaklaşımlar bu zamana kadar ortaya konulmamıştır. Ta ki bizim Türkiye’nin ilk ve tek çizgi roman okulunu kuruncaya dek. Daha ileri aşamada, Türkce derslerinin öğretim amaçlarına uygun olarak hedeflenen kazanımların elde edilmesinde çizgi romanın seçimi için gerekli ölçütlerin de belirlenmesi gerekmektedir. Ki bu konuda da nacizane ortaya somut şeyler ortaya koyan yine biz olduk.
Ne yazık ki ülkemizde bizim dışımızda çizgi romanın eğitsel bir araca dönüştürülmesine dayanak oluşturacak ve bu konuda öğretmenlere yol gösterir nitelikte acık ve net bir yöntem önerisi koyacak kimse yoktur.   Öğrencilerin çizgi romana karşı sergiledikleri acık tutum, çizgi romanın eğitim-öğretimde bir ders aracı olarak geliştirilmesi ve kullanılması icin önemli ve olumlu bir ön şartı yerine getirmektedir. Eğitim, gerçeklere odaklanmalıdır. Öğrencilerin çizgi roman ile kurdukları olumlu ilişki de bu gerçeğin bir parçasıdır.
NEDEN HEROTÜRK?
Bugün hayranı olduğum onca şey kültürümüze, yaşantımıza ithal olarak gelmişken. Bize, kendime, gerekliğe inanmamı sağlayan yüzde yüz yerli, yüzde yüz gerçek, yüzde yüz sanatçı biriyle yakından tanışma, konuşma ve bunları sizlerle paylaşma fırsatına sahip oldum…
SANATLA GEÇEN BİR ÖMÜR…
FEHMİ DEMİRBAĞ KİMDİR?
Bize kendinizden bahseder misiniz?
Fehmi Demirbağ, Tokatlıyım. İşçi bir babanın, oğluyum. Makinistlik yapmaktaydı babam şeker fabrikasında. Liseye kadar eğitimimi Tokat’ın Turhal ilçesinde yaptım. Endüstri Meslek Lisesi’nde Elektrik Bölümünü bitirdim. Sonra İstanbul’a geldim. Hukuk Fakültesi, peşinden Güzel Sanatlar Fakültesi okudum. Daha sonra Reklam ajanslarında çalıştım. Kendi Reklam Ajansımı kurdum. Radyo, televizyonlarda programlar yaptım, tiyatrolarda oynadım. Daha sonra yazmaya çizmeye başladım, yaklaşık 50 ye yakın kitaba dönüştü bu geçmiş birikimlerim. Nihayetinde liselerde söyleşi yapmaktayım. Halen devam eden bir televizyon kanalında haftalık olarak program yapmaktayım. Yakın bir zamanda Türkiye bir ilk olan bir çalışmaya imza atmak üzereyiz, bir çizgi roman okulu açıyoruz. Bütün çalışmalarımız mümkün mertebe çocuk ve gençlik edebiyatı üzerine yoğunlaşmış vaziyette. Çizgi film yaptık, Türkiye’nin en kaliteli çizgi filmi oldu, TRT kanalından cevaplar bekliyoruz. Kısacası sanatla geçen bir ömür…
HeroTürk adı altında romanlar yazdınız. Çizgi romanlar yaptınız. Bize HeroTürk’ten bahseder misiniz? HeroTürk kimdir?
Türkiye’de çocuklarımızı bizler maalesef batının değerlerine göre yetiştiriyoruz. Çocuk deyip geçmeyin, bu ülke nüfusunun yirmi beş milyonu, on iki yaş altında. Yani Türkiye’nin gelecekten bahsedebilmesi adına çocuklarını kendi değerleriyle yetiştirmesi lazım. Olay sadece bir aitlik duygusu değil. Çünkü olayın bir sonra ki aşaması kültür ekonomisi söz konusu. Bizler kendi kazanımlarımızı, maddi manada, batının değerlerine bu ölçüde absorbe etmekteyiz. Nihayetinde de bu maddi ve manevi noktada da bir ölçüde tükenmişliğimizi de ortaya koymakta. HeroTürk neden ortaya çıktı? İşte dedik ki, çocuk edebiyatında yüzde doksan tercüme eserlerle varız. Sadece çocuk edebiyatı noktasında yoksunluğumuz yok, aynı zamanda çizgi film, internet oyunları vb. bunlarda da yokuz. Daha da önemlisi oyuncak sanayisinde yokuz. Kendi çocuklarımıza batının kahramanlarıyla, karakterleriyle özdeşik hale getirdik. Şartlar bu konuda kültürel erozyona sebebiyet verdi ki, misal veriyorum İstanbul. Özellikle alışveriş merkezleriyle yeni yapılan sitelerle adeta konstantinopole dönmek üzere. Yani bütün yaşam alanlarımız İngilizce isimlere terk edilmiş vaziyette. Yani gakkoşu, dadaşı, Anadolu’nun bağrından kopup gelmiş insanlar İstanbul’da, bir keyfiyet içerisinde iken, birbirlerine adres verirken ‘’My World sitesinde oturuyorum.’’ Diyor. Biz mahalle kültürüyle büyüyen insanlardık, ma halle yani hal birlikteliği. Şimdi onu siteye çevirdik. Yani Yunan Polis Devleti. Yani her açıdan kuşatılmış bir Türkiye gerçeği var. İşte buna itiraz etme maksatlı, HeroTürk diye bir rol model ortaya koyalım dedik. Bununla ilgili yaklaşık altı tane roman yazdık. Dört cilt çizgi roman ortaya çıkardık, tiyatro oyunları yaptık, çocuk dergisi çıkardık, niyetimiz çizgi sinema filmi. Bir üst perdeden de asıl niyet, nasıl Hollywood’un Walt Disney’i varsa, artık bizim de kendi çocuk ve gençliğe yönelik bir enstitüye dönüşmemiz lazım. HeroTürk’ün asıl maksadı bu. Çocuk edebiyatına bu ölçüde teşvik etmek.
AHLAKİ DEĞERLERE SAHİPSEN, SEN ZATEN KAHRAMANSIN!
HeroTürk bizden biri ve geçmişimizi anlatan bir kahraman ise ismi neden Hero? Neden Kahraman Türk değil?
Hikayenin başlangıcı şu, aslında bu çok karşılaştığım bir soru. Yani Türk ve Hero’yu insanlar ister istemez itiraz ediyor. ‘’Madem Türk kahramanı, neden HeroTürk?’’ ilk karşılaştığımız soru bu. Bizde diyoruz ki, bu soruyu soran insanlar. Madem bu kadar samimisiniz, neden Renault, neden Marlboro, neden Show TV, neden bu soruları sormuyorsunuz da ortaya yeni çıkartmaya çalıştığımız bir çalışmaya itiraz ediyorsunuz? Eyvallah koyduk bir köşeye artık. Karakterimizin aslında ismi Ertuğrul. Henüz bu Diriliş Ertuğrul dizisi başlamadan önce başladığımız bir çalışma. Ertuğrul mühim bir isim Türk Tarihi açısından. Bakın Osmanlı kurucusu Ertuğrul Gazi. Osmanlı batarken de Ertuğrul karakteri var. Nasıl? İşte Ertuğrul fırkateyni ile biz Japonya’ya, ki biz bugün robotun rol teknolojisinin önemli cazibe merkezi olan Japonya’ya atfen, bizler Alameti Farika isimli ilk robot çalışmasını gönderdik Abdülhamit’le. Ne ile, Ertuğrul fırkateyni ile birlikte. Yine bizim bitişimizde Ertuğrul ismi çok önemli. Neden? Kaz dağlarında arıza yapmış bir uçak tamir edilir ki toplam iki tane uçağımız vardır. Bu Ertuğrul uçağı ile biz, Çanakkale’de Ertuğrul körfezinde, Nusret mayın gemisi ile mayınlar döşeriz ki İngiliz fırkateynilerini denize gömelim diye. Yani Ertuğrul bu açıdan sembolik bir isim. Türkiye’nin kendi değerleri ve kendi içinde yaşadığı süreç ile alakalı da Ertuğrul’un annesi Bitlis’li bir kürt. Babası ise Tokat’lı bir çerkez. Dolayısıyla biz burada hamasi bir ırkçılıktan yana değiliz. Bir millet tavrı ortaya koymaya çalışıyoruz. Hikaye aslında 1280’ler de Marco Polo’nun Çin’i ziyaretiyle başlıyor. Çin’in de başında o zamanlar Moğol bir Türk hükümdarı olan Kubilay Han bulunmakta. Onu ziyaretiyle başlar, Kubilay Han Marco Polo’ya 17 yıllık ziyaretinden sonra teşekkür etmek için bir kısım hediyeler veriyor. Vermiş olduğu hediyelerin bir tanesinden Alaaddin Sihirli Lambası çıkıyor. Malum 1001 Gece Masalları Hikayesi vardır. 1001 Gece Masalları Hikayesinin en meşhuru ise Alaaddin ve Sihirli Lambasıdır. İnsanlık hep bunu okumuştur. Alaaddin’in bir lambası vardır. Lamba ovuşturulduğunda içinde Cin çıkar. Hiç kimse şunu sormamıştır, ilk kez biz sorduk. Bu cini, bu lambaya kim hapsetti? İşte biz burada hikayemizi yazarız, kötü kalpli bir kraliçe vardır Isabel, cine kötülük yapmak maksatlı lambaya hapsetmiştir. Çünkü; sihir ve büyü Hristiyan mitolojisinde çok yoğundur. Meşhur tapınak şövalyeleri, kutsal kaseler vb. bunlara da atıfla. Nihayetinde cin Alaaddin tarafından kurtarıldığında, lambadan çıkartıldığında Alaaddin’e teşekkür etmek maksatlı, bir yelek hediye eder. Aynı yelekten bir de kendi oğlu Şems’e hediye eder. İki yelek tılsımlıdır, bakınız sihirli değil tılsımlı! Bunu günümüzdeki moleküler yapı itibariyle maddenin bugün envai türdeki, bütün Dünya’yı manyetik alan, frekans ve moleküler yapı üzerinde bu noktalara aslında değinmeye çalıştık. İki yelek hediye edilir, bir tanesi Alaaddin tarafından İslam medeniyetine sunulur. Bir diğer yelekte, Marco Polo ile birlikte Venedik’e gelir. Venedik üzerinden Reformlar, Rönesanslar batının aydınlanmacılarına, bilim adamlarına, sanatçılarına dönüşür. Alaaddin’in tılsımlı yeleği kayıptır. Yelek neden mühim? İnsanlık tarihinin, en ergonomik kıyafeti yelektir. Yani Amerika’nın çöllerinde gördüğünüz kızıldereliler de yelek giyer, bedevide yelek giyer, çocuklara karşıda klimatik bir kıyafettir. Yani sıcak ve soğuk dengesini koruması adına. Biz aslında buradan, anne ve babalara da sesleniyoruz. Diyoruz ki, çocuklarınıza yelek giydirin, sırtlarına havlu tıkıştırmayınız. Nihayetinde yelek kahraman yeleğini kendisi bulur, kahramandan kastımız ise biz diyoruz ki kahraman olmak için pelerine gerek yok. Uçmaya da gerek yok. Normal ahlaki değerlere sahipsen, sen zaten kahramansın. Mesajımız budur. Günümüze geldiğimizde bir antika çarşısındadır Alaaddin’in yeleği. Bu yeleği nihayetinde bir Roma Büyükelçisinin oğlu olan Ertuğrul, bir Pazar günü gezisinde yelekle karşılaşır. Yeleğinde bir özelliği vardır, yelek sahibini bulur. Yani Ertuğrul’u bulur. Ertuğrul’un yelekle tanışmasıyla o anda bir olay gerçekleşir. Olay şudur; Venedik Belediye Başkanının kızı Esta, bir gondol gezisi sırasında bir de astım hastası olduğu için, çocuk suya düşer ve boğulmak üzeredir. İşte o anda kahramanımız Ertuğrul çıkar ortaya, atlar suya kurtarırız Esta’yı. Dolayısıyla, Venedik Belediye Başkanı kızı, Ertuğrul’da Türkiye Büyük Elçisinin oğludur. Nitekim bir bürokratın çocuğu, bir bürokratın çocuğunu kurtarmıştır. Bu gazetelere ne diye yansıması lazım? Mesela benzer olaylarda kahraman polis, kahraman itfaiyeci, kahraman Türk. Hero Türk. Aslında HeroTürk’ten kastımız budur. Niyetimiz nedir? Aslında ben bunu Türkiye üzerine değil, Türkiye üzerinden Batı’ya da, Batı’nın çocuklarının da artık bu saçma sapan Hansel ve Gretel hikayeleriyle büyümesin istiyoruz. Daha sonra maceraları başlar, İstanbul ve Venedik kardeş kenttir. Niyetimiz bunu bütün dünyaya yaymak, lansmanını çıkarmak, yayımını yapmak.
HeroTürk’ün yapımına neyden etkilenerek başladınız?
İşin aslı o zamanlar benim ikinci oğlum, bir gün sabah kahvaltısındayız bir Müslüman anne – baba olarak nasıl yetiştirirsiniz? Geleneklerle vb. besmele ile başla, sofraya geçmeden ellerini yıka, dişini fırçala gibi. Ama ben şunu fark ettim ki, çocuklarımız bizim değil. Biz yurdum kahvaltısı yaparken, çocukların Tanrıları televizyonlar. Ben domates, biberi masaya koyduğumda, onun yemek tercihi mısır gevreği oluyor. Bir de anneler – babalar, çocuklarının maymunudur, şaklabanlık yaparlar ağızlarını açsınlar diye. Ben maymunlukta biraz aşırıya gittim, resimli, cicili biçili tabaklar aldım. Yemeğin bir aşamasındayken çocuk dedi ki, baba yemeğim bitti. Gözüm gayri ihtiyari tabağa takıldı, bir baktım ki fare! Fare vardı deyince midemiz bulanıyorken, korkuyorken ama korkmayınız Mickey Mouse o! Mickey Mouse gülümsemeye sebebiyet veriyor, Türkiye gerçeğinde şu var bizler çocuklarımızın adlarını geçmiş isimler veriyoruz. Muhammed koyuyoruz, üzülmeyiniz ki Michael olacak. Çünkü bizler kendi değerlerimize göre evlatlar yetiştirmiyoruz. Ne milli nede manevi.
HeroTürk çizgi romanının ‘’çocuk ve gençlik’’ edebiyatımıza katkıları nelerdir?
Çocuk ve gençlik edebiyatında yokuz, biraz öncede belirttiğim gibi. Şuan da ‘en’ diyebildiğimiz kitap dağıtım firmalarına gidin bakın çocuk edebiyatının, normal yayıncılıkta bile yüzde doksan tercüme eserlerle dolu. Dünya nüfusunun yüzde otuzu yedi milyar kitap tüketmekte. Bilgiye kim sahipse dolasıyla hakim güç o oluyor. Şimdi çocuk edebiyatında zaten hiç yokuz, mevcut olanı Türkçeye çevirmek bu çocuk edebiyatı demek değildir. Dış dünya kültürünüde tamamen dışlıyoruz noktasında değil ama bizim her şeyden öte kendi çocuklarımıza, kendi şarkılarımızı, kendi masallarımızı, kendi hikayelerimizi kurgulamamız lazım.
Herotürk’ün, Marvel vb. Dünya çapında bilinen çizgi romanlardan farkı nedir?
Milli olmasıdır, tamamen bu ülkenin gerçekleriyle ortaya çıkmıştır. Biz istiyoruz ki artık Batman Gotham’a dönsün, Superman artık Metropolis’e geri dönsün, biz istiyoruz ki Ben Ten Tokyo’ya geri dönsün. Artık bu ülkelerde kahramanlık yapmalarını gerektirecek bir şey kalmadı. Diğerlerinin özelliği nedir? DC. Comics, Marvel vb. bunlar endüstriyel kuruluşlar. Sürekli sinemayla da özdeş haldeler ve bütün lisanslı ürünler noktasında öndeler. Türkiye’de bir anne baba evlendiklerinde çocuklarının olacağının haberini alınca hemen akrabayla taarruza başlarlar. Pembe ya da mavi kuvvetler hazırlığa kalkışır. Çocuğun cinsiyeti, erkek ya da kız fark etmez. Hemen akrabalar, çocuğun odasını yaparlar. Duvarlar boyanır, pembedir ya da mavidir. Dikkat edin, odanın dizaynı Mickey Mouse ya da Hollywood kahramanlarınca donanır. Çocuk doğdu kundağa yatırıldı, yatağı Mickey Mouse, çocuk ağladı kafasını sağa çevirdi duvarda resim, masada oyuncaklar Mickey Mouse, tavana bakınca avize Mickey Mouse, ağladı ağzına tıkıştırılan emzik Mickey Mouse, kıyafetleri vb. Mickey Mouse. Mickey Mouse bir fare ve bu farede bizi kemiriyor ama kimse bunun farkında değil. Hem de bunu paracıklarımızla yapıyoruz.
HeroTürk sadece çocuk kitlesine mi hitap ediyor?
Hayır, ülkemizde lise üniversite 25 milyon öğrenci kesimi var. Yani 20 milyon civarında ilk okul, orta okul, lise, lisans, yüksek lisans, öğrenci vb. yaklaşık 25 milyon öğrenci kesimi olan bir ülkeyiz. Ama dikkat edin bu ülkede okuma alışkanlığı %3. Yani 2 milyon 400 kişi, bu dünya anket uygulamasıyla da örtüşüyor hemen hemen. 2 milyon 400 kişi kitap okuma alışkanlığı içerisinde. Kitap okumuyorsa bir şeylerin canına okuyor demektir. Martaval okuyacak demektir, partal okuyacak demektir. Dolayısıyla eğitimin millileşmesi lazım, müfredatın kesinlikle değişmesi lazım. Laboratuvar hayatımıza girmesi lazım.
HeroTürk sadece çizgi film ve çizgi roman olarak mı kalacak?
Hayır, sadece bir başlangıç noktasında bu işin bir çocuk edebiyatı açısından özellikle ve gençlik edebiyatı açısından bir start noktası lazım. Ki komik bakın konuşurken start diyorum. Biz bir defa dilimizi kaybettik, 1894 senesinde Red House ilk İngilizce Türkçe sözlük hazırlarken, yaklaşık 90 – 100 bin civarında Türkçenin zenginliğiyle karşılaşıyor. Kelime dağarcığı ile. Biz allem kalem bunu 5 bin kelimeye düşürdük, yaşadığımız süreçlerle birlikte. Bugün üniversite mezunlarımız bile 250 kelime ile mezun oluyor. Halk sokakta 50 kelime ile düşünüyor, yaşıyor. 50 kelime ile Tanrıyı kavramaya çalışıyor, yine 50 kelime ile kainatın sırrına vakıf olmaya çalışıyor, 50 kelime ile aşık olmaya çalışıyor, 50 kelime ile ticaret yapmaya çalışıyor. Ki düşün bugün okuduğu gazetenin adı bile A M K. Bunun için HeroTürk’ün kültürel yapıda bir devrim bir dönüşüm olması gerektiği kanaatindeyiz. Sadece sinema filmi değil, bunun lisanslı ürünlere dönüşmesi, yani batının nasıl Superman, Batman’ı varsa artık HeroTürk’ün de Dünya’ya ulaşma, destan yazma niyeti budur.
Son olarak, yazar olmak dışında şu alana yönelsem kesin başarılı olurdum dediğiniz bir meslek dalı var mıdır?
Başarılı olurdum, oldum da. Reklam ajansım vardı, tekstil işine girdim vb. bu iş benim yapmak istediğim tek iş. Çünkü; ben hayatta bu konuda samimi olmak lazım, ben televizyon izlediğim de, ki bir televizyon programcısı olarak söylüyorum. Şu an, şu dakika bakılsa yaklaşık Türkiye’de 300’ün üzerinde kanal var ve yoğun bir şekilde tartışma programları var. Yani memleketimiz de bir sürü, memleketin gidişatını beğenmeyen kafalar, dudaklar, ağızlar konuşmakta. Ama memleketin hali ortada. Çünkü; samimi şeyler konuşmuyoruz, işin aslına yönelik şeyler konuşmuyoruz. Misal veriyorum, bugün üniversiteler 133.500 öğretim üyemiz var, 3/2’si intihalci. 45 binde açığımız var. Üniversitelerin hali bu iken, Milli Eğitim’in hali bu iken, yani adaleti nerede bulacaksın, emniyeti nereden bulacaksın. Yani sürekli böyle bir kaotik bir cehalet ortamındayız. Cehaletin olduğu yerde de her türlü fitne, fücur, fesat olacaktır. Fakirlik olacaktır. Biz başka yerlerde suçlu aramayalım. Ne olmak isterdim? Ben bu işi bilerek yapıyorum, ben bu işi biraz kendime ideolojide edindim. Çünkü; çocukların dürtülüp uyandırılması, Harry Pother kuşağı dediğimiz özellikle liseli gençlerin yakalanması lazım. Çünkü; bu çocuklar bir zaman sonra uzay filmlerinde olduğu gibi olacak. Bu benim kendi hayatımın gayesi. Ben Rabbim’e bir şeyler yapmaya çalıştım diyebilmeliyim.
Sizce şuan günümüzde olan yazarlardan kalemini en çok beğendiğiniz yazar kimdir?
Her şeyden öte, kalemini satmayan yazarlara bayılırım. İsim ver deseniz, veremem. Ama çok bilindik yazarların, maalesef sipariş olduğu kanaatindeyim. Sunum, bir proje olduğu kanaatindeyim. Asıl 1950’ler de İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra, George Orwell’un sponsorluğunda, yani bunlar sadece Türkiye’de değil, Dünya’da da bu şekilde. Meşhurlar denilen şey, biraz o meşhur olmanın bedelini ödeyerek geliyorlar. Çünkü meşhurluğu ne sağlıyor, siyaset sağlıyor, medya sağlıyor. Medya sahibinin sesi, Hakk’ın sesi değil ki. Dolasıyla en meşhuru, Nobel edebiyat ödülü almış yazarımız var. Ama adam ecdadına küfür ettiği için geçmişte Ermeni soykırımı var dediği için ödüllendiriliyor. Ben nasıl bunlara karşı hoşgörüyle yaklaşırım ki? Milli değerlerim daha ağır basıyor. Kalem eğer sahibine bağlı, konjonktüre bağlı, fiyatına bağlı, etiketine bağlı değişiyorsa zaten ortada yazarlık falan yok demektir. Her halde eskilerde kaldı, yani iyi yazarlar eskiler kaldı. Şimdi sadece proje adamları var.

SANAL KAHRAMAN KAVRAMI ve
HEROTÜRK PROJESİ
Gün gelmiş, uzak diyarlardan bu topraklara kahramanlık yapmaya gelmiş olanların, daha fazla kahramanlık yapmalarını gerektirecek sebepleri kalmadığında, hepsi birer birer kendi yurtlarına geri dönmüşlerdir.
Örümcek Adam Peter Parker New York’a, Süperman Clark Kent Metropolis’ e yada Kripton’a, Kara şövalye Batman Bruce Wayne de Gotham’a geri dönmüşlerdir.
Ben-Ten, Xman, Texas, Tommiks, Zagor, Asterix, Tenten, Red Kit, Tarzan, Hary Potter ve diğerleri... Çocukluk hayallerimizi de yanlarına alarak. Hepsinin görev süreleri bitmiştir bu topraklarda.
Hem bu toprakların kendi kahramanı vardır artık; Herotürk!
O Gün Bugündür.
Bugün artık, Herotürk’ün günüdür.
*Milli sanal çizgi roman kahramanına acilen, bütün gecikmişliğimize rağmen ihtiyacımız var. Bu kahraman hem bizim çocuklarımıza hem de dünya çocuklarına vereceği mesajlarıyla, kendi kültürel kodlarımızla birlikte evrensel insani değerlerin paylaşım ve yayılımında stratejik önem arzetmektedir.
*Çocuk eğitiminde “rol model” olarak sanal karakterler önemlidir. Çizgi roman bu işin başlangıç aşamasıdır. Hemen arkasından ise çizgi film. Son dönem teknolojisi 3D animation ise özellikle bilgisayar oyunları ile bütün dünya insanlarının gündemini belirlemektedir.
*Bu konu eğitimde “informal” bir modeldir.
*Konunun “kültür ekonomisi” boyutu ve önemi tartışılmaz derecede elzemdir.
Texas, Tommiks, Zagor, Swing derken, çocukluğumuzu batının kahramanlarıyla süsledik. Sonralarda kültür emperyalizmi oldu bütün o birikimler. Yaş ilerledi, sonrasında çoluk çocuğa karıştığımız günleri yaşar olduk. Harcanmış çocukluğumuzun farkına varmışlığı, kendi çocuklarımıza bizden kahramanlar sunma ihtiyacı hâsıl etti. Lakin ortada günümüzün çocuk dimağına uygun bizden tiplemeler yoktu. Onların da Benten’lerle, He-man’lerle büyümelerini çaresizlikle izledik. Her dönem batı yeni nesil kahramanlar üretmeye ise devam etti.
Bundan yaklaşık on yıl kadar önce, küçük oğlumla kahvaltı sofrasındaydım. Oğlum yemek alışkanlığı olsun diye aldığım çizgi karakterlerin resmedildiği tabaklardan birinde yemeğini yerken (yemek dediğim de yabancı markalı mısır gevreği) bir süre sonra yemeğinin bittiğini ifade etti. Bir an gözüm tabağının dibine takıldı. Aman Allah’ım! Tabağın dibinde bir FARE...
Ürkütücü, değil mi? Çocuğunuz öğrettiğiniz “Besmele” ile başladığı yemeğini “fare” resminin bulunduğu bir tabakla nihayetlendiriyor. Ama gelin görün ki “fare” dediğimiz şey aslında “Mickey Mause” değil miymiş? Ay ne kadar da şirin! Tabi ki de “fare” başka bir şey, “Miki Mause” başka...
Kahroldum... Yıkıldım...
Mankurtlaşmış ben nasıl isyan etmez, nasıl kahretmezdim ki?..
Ne yapmalıydım, ne yapılmalıydı?
Uzun yıllar, nihayetinde “HeroTürk”ün doğum sancılarına sebebiyet verdi.
J. K. Rowling isimli genç İngiliz bayanın yazdığı Harry Potter isimli kitaptan kazandığı paranın 40 milyar dolar olduğunu öğrendiğimde ise, olayın salt kültür emperyalizmi olayı olmayıp bir yandan da ekonomik gerçekliğinin masumane bir geçiştirme ile bertaraf edilemeyeceğini görmüş oldum.
Yalnızca Simpson isimli çizgi karakterin lisans gelirlerinin yıllık 8 milyar dolar olması ve dünyadaki bu tür çalışmaların sahiplerine nasıl bir güç kazandırdığı sonucu ise tablonun gücünü ortaya koymaktadır.
Ülkemizin lisanslı okul çantaları için yurt dışına ödediği bedelin de milyonlarca dolar olduğunu hatırlatarak artık bu arenada biz de yer alalım diyerek “HeroTürk” dedik...
Neden “HeroTürk “ün çizgi filmi olmasın? Kalemi, kırtasiyesi, tabağı-çanağı, kılığı-kıyafeti? Yurt dışına ödenen paralar neden memleketimde kalmasın? Neden memleketin çocukları “HeroTürk” kültürüyle büyümesin? Dünya çocukları neden “HeroTürk”e hayran olmasın?
Hala da kendi paralarımızla hem kendimizi hem çocuklarımızı aldatıyoruz.
AMACIMIZ
Ülkemizin birlik ve beraberliğe, dünyanın barış ve adalete ihtiyaç duyduğu günümüzde … Yüreğinde ecdadının hissiyatını, aklında evrensel değerleri, batının ilim refleksiyle bir tutup, onları bir haznede harmanlandıran… Kısaca; milli-manevi değerlere sahip, yeni nesil bir kahramanın çocuklarımızca rol-model olarak benimsenmesini sağlamak.
Bize ait değerlerin tarihi köklerine de vurgu yapacak şekilde, çocukların hoşuna gidecek fantastik maceralar içerisinde hikayenin akışına uygun, kilit noktalara serpiştirerek bilinçlerinde yer edinmesini sağlamak.
Olaylar dün, bugün ve yarın üçlemesinde ele alınacaktır. Günümüzden güncel bir olaydan yola çıkılarak, tarihin dip konularına atıflarda bulunmak ve gelecekle ilgili vizyon oluşturacak “fütürist” bakış açıları sergilemektedir.
Her macerada bizim kültür ve inaç kodlarımıza uygun yeni bir temanın takipçiliğin e düşeceğiz.. Eğitim, çevre ve sağlık gibi insanlığın ortak teması konuları güncel hikayelerle süsleyip sosyal sorumluluk projelerine dönüştürmek için ergonomik ve rantabl aksiyonlar formüller üreteceğiz.
“Türk” temasından maksat, ırkçı bir yaklaşım değildir.Bizim Türklüğümüz Mimar Sinan’ın Türklüğüdür. Etnik köken esas değildir.Baş kahramanımız Ertuğrul’un annesinin Bitlis kökenli bir Kürt, babasının da Tokatlı Çerkes ailelere mensubiyeti bu tavrımızın çıkış noktasıdır. Bu coğrafyanın 1000 yıllık şemsiyesinin adıdır Türklük
İnsan isimli canlı türünün insancıl markasıdır “Türklük!”
Barış, adalet, ilim, irfandır bizim Türklük anlayışımız.
Eserde, Niko, Chen, Widmark, İbosanjo, Esta gibi değişik ırk ve milletlerden oluşan yan karakterlerimizle de, hikayelerimiz de ”Yüzyılın İyilik Takımı” nı kurmayı ilke edindik.

EN İYİ YATIRIM ÇOCUĞA YAPILAN YATIRIMDIR
Eğitimde çağdaş yorumlardan biri olan çizgi roman yaklaşımı ile…Hem çocuklarımıza okuma alışkanlığı kazandırtmak hem de kendilerine ait olan hikayelerimizle tasvirlediğimiz sunumların onların hayal dünyalarında gerçekçi tasavvurunu gerçekleştirmek amaçlanmaktadır.
Çoğu çocuk iki yaşını tamamladıktan kısa bir sonra taklit ve karakter oyunları oynamaya başlar. Okulöncesi dönem boyunca, bu tarz oyunların içeriği gelişir ve süresi uzar. Çizgi film kahramanları gibi tanıdıkları karakterler ile özdeşleşerek küçük çocuklar yaşamı kendi perspektiflerine göre yeniden oluştururlar ve yarattıkları bu yeni dünyada bir kontrol duygusu yaşarlar. Taklit ve karakter oyunları sayesinde kim olmak istiyorlarsa onu olabilme şansı yakalarlar.
Bir karakterle özdeşleme şeklindeki oyunlar çocukların hem zihinsel hem de sosyo-duygusal gelişimi için önemlidir. Bir çizgi film karakterinin yerine geçen çocuk, o karakterin bakış açısını anlamaya çalışır. Bu çaba sadece zihinsel süreçleri ve yaratıcı düşünceyi geliştirmekle kalmaz aynı zamanda çocukların empati duygusu kazanmalarına fırsat verir. Bir süper kahraman yerine geçen çocuğun o karakterin nasıl baktığını, konuştuğunu, düşündüğünü ve davrandığını keşfetmesi gerekir.
Diğer taraftan küçük çocuklar, ebeveynin değil kendi kontrollerinde olan bir dünya hayal ederler. Çizgi film kahramanları ya da barbie bebeklerle özdeşleşme oyunları çocuğun düşünce seviyesinde ortaya çıkan bağımsızlaşma sürecinin ilk adımlarıdır. Ayrıca, 2-6 yaş arası çocuklar engellenme, sevgi, kızgınlık gibi yaşadıkları yoğun duygularla baş edebilmenin bir yolu olarak da tanıdıkları karakterlerin yerine geçme oyunları oynayabilirler. Oluşturdukları hayal dünyasında en güçlü, en hızlı ya da en güzel karakterlerin yerine geçerek aslında gerçek dünyada yaşadıkları korku, yetersizlik, güçsüzlük gibi duygularını yansıtmış ve büyük oranda boşaltmış olurlar.
Küçük çocuklar çizgi film karakterleriyle özdeşleşme oyununu genelde çok ciddiye alırlar ve sıklıkla hayal ve gerçek arasındaki ayrımı tam olarak yapamazlar. Karakterle özdeşleşme oyunlarında çocuk fiziksel ya da duygusal olarak kendisine ya da etrafa zarar vermediği sürece, ebeveynin neyin gerçek neyin hayal olduğu konusunda çocuğa açıklama yapması gerekmez. Çocuklar deneyimle ve başka zamanlarda onunla yaptığınız konuşmalar sayesinde neyin gerçek neyin hayal ürünü olduğunu kendiliklerinden öğrenirler.
Kız çocuklar için Barbie, erkek çocuklar için action-man gibi oyuncak karakterlere olan ilgi 5 yaş civarı en yüksek seviyeye ulaşır. Bu oyuncak karakterler sayesinde, çocuğun hayalleri kişileştirilmiş olur. Neredeyse tüm gün boyunca sıkılmadan barbie’lerle oynayan kız çocukları ya da savaşçı rolündeki oyuncak adamları dövüştüren erkek çocuklarıyla sık karşılaşırız. Oyuncaklara roller vererek ve oynatarak çocuklar kendi dünyalarını genişletmektedir. Diğer taraftan, oyun sırasında arkadaşını geçebilmek için elinden gelenin en iyisini yapmaya çalıştıkça verimli bir öğrenme deneyimi yaşamaktadır.
Okul öncesi dönemde çocuğunuzun hayali kahramanlara olan tutkusu size çok abartılı gözükse de aslında sağlıklı gelişimin bir parçası olarak kabul edilebilir. Özellikle 4 yaş civarında çocuklar hayali kahramanlarla özdeşleşerek güçlü ve yeterli olmayı deneyimlemektedir. Ayrıca, bu kahramanların korktukları ya da hayran oldukları özelliklerini hayal dünyalarında yeniden şekillendirerek bu yaşa özgü zihinsel gelişim gereksinimlerini karşılarlar. Hayali kahramanlar çocuğun gerçek ile hayal ürünü arasındaki farkı öğrenme sürecini destekler. Ama yaşı ilerlemesine rağmen çocuğunuzun hayali kahramanlara olan ilgisi tutku şeklinde sürüyorsa çocuğun günlük yaşantısındaki bazı deneyim ve duygularıyla başa çıkmakta zorlandığı ve bu nedenle hayal dünyasına sığındığı düşünülebilir. Bu durumda ailenin çocukla kurduğu iletişimde daha aktif bir rol alarak, günlük deneyimlerde çocuğun güçlü ve yeterli olma, kendini ifade etme, dikkat çekme ve fark edilme, aidiyet hissi yaşama gibi temel duygusal gereksinimleri karşıladığından emin olması gerekir. Bunu sağlamanın en etkin yolu da çocukla birebir oyunlar oynamaya vakit ayırmaktır. Çocuğunuzun sizi oyun arkadaşı olarak kabul edip birlikte yeni oyunlar kurmaya başladıkça gerçek ve hayal arasındaki farkı hissettirmeye başlayabilirsiniz. Sizinle birebir oyun bir süre sonra çocuğunuza çok daha cazip gelecek ve hayali olduğunu bildiği kahramanlarla özdeşleşme oyununa ilgisini kaybedecektir.
Oyuncaklar çocukların hayal gücünü geliştirmelidir. Ebeveynler çocuklarının hangi oyuncakları tercih ettiğini ve onlarla nasıl oynadığını gözlemlemelidir. 2-6 yaş arasında barbie ya da Winx bebekler ve action-man şeklindeki oyuncaklar çocukların fantezilerini gerçekleştirmesine yardımcı olur. Ancak bu oyuncaklarla ilgili unutulmaması gereken çok önemli bir nokta vardır: bebeklerin gerçeğe uymayan abartılı anatomileri bazı çocuklara çekici gelmektedir, aynı gizeminden dolayı çocukların çok çekici bulduğu cinsellik konusu gibi. Kadın-erkek stereotipini vurgulayan bu oyuncaklar çocukların oyununa yetişkin meselelerinin fazlaca dahil olmasını teşvik etmekte ve çocukların kendi kendine keşif ve kendini ifade imkanını azaltmaktadır.
Giyim ve gıdanın yanı sıra araba ve ev alımında bile aileler üzerinde belirleyici bir konum edinen çocuklar, Türkiye`de 12 milyar dolarlık bir pazar yarattı. Çocuklara özel marka ve mağazaların sayısı artıyor.
Anne ve babaların çocukları için kullandığı `yemedim yedirdim, giymedim giydirdim` sözü, 12 milyar dolarlık dev bir sektör yarattı.
Giyimden oyuncağa, sağlıktan gıdaya kadar pek çok alanda alışverişin yeni kahramanı artık çocuklar oldu. Öyle ki modacılar her mevsim birbirinden ilginç çocuk kıyafetlerini tasarlamak için koştururken, firmalar da çocukların sevdiği çizgi kahramanların lisansını almak için her yıl milyonlarca euro para ödüyor.
Çocuk tüketicileri hedefleyen firmalar, çizgi karakterlerin ve film kahramanlarının lisans hakları için de yarışıyor. Walt Disney, Mattel, Nickeodeon& MTV Licensing, King Features, Paws Inc. Comedy Central, Smiley Corparation ve Universal Studios gruplarının çizgi karakter ve film kahramanlarının lisans haklarını kiralamak için sıraya giren firmalar, ayakkabıdan elbiseye, takıdan gözlüğe, kırtasiyeden gıdaya, mobilyadan oyuncağa kadar pek çok ürünü, çocukların hayal dünyasına hitap edebilmesi için Barbie, Batman, Hot Wheels, Winx, Örümcek Adam, Pokemon gibi kahramanların figürleriyle süslüyor. Çizgi kahramanlarının resimlerini giysi veya ayakkabı üzerinde gören çocuklar da direkt bu ürünlere yöneliyor.
 

ÇOCUK EDEBİYATI VE SAPKINLIKLAR

Önce birkaç haber:
Yayınlandığı günden bu yana ilk kez kapağında bir trans birey ile okur karşısına çıkan National Geographic “Cinsiyet Devrimi” adını verdiği dosya konusunda çocuklarla lgbt üzerine konuşmuştu. Kapak görselinde yer alan Avery Jackson dört yaşında cinsiyet değiştirmeye karar vermiş bir çocuktu. Erkek olmaktan kurtulan Jackson “Kız olmanın en iyi yanı, artık erkek taklidi yapmak zorunda olmamam” ifadelerinde bulunmuştu. Dergi dünyanın farklı pek çok ülkesinden 9 yaşındaki çocuklarla cinsiyet ve translık üzerine başka röportajlara da yer vermişti.
154. sayısında KAOSGL Dergisi’nin dosya konusu “çocuk” idi. Çocuk olmak, çocuk hakları gibi konuların yer aldığı dergide lgbtli çocuk ve gençlerin deneyimlerine yer verildi. Ailenin “antisosyal bir kurum” olduğu fikri üzerinden toplumsal sınıf ve cinsiyet rolleri eleştirildi. Çocukların cinsiyet haklarından ve cinsel tercihteki özgürlüklerinden bahsedildi. Derginin çizimleri Tarlabaşı Toplum Merkezi’ne katılan çocuklara ait. Merkez uzun zamandır çocuk hakları üzerine yürüttüğü çalışmalarda lgbt’yi de işliyor.
LGBT Aileleri İstanbul Grubu olan LİSTAG çocukları lgbt olan ailelerin dayanışma amaçlı kurduğu bir platform. “Benim Çocuğum” belgeselinde yer alan ailelerden biri çocuğunun cinsel tercihini, doktorun “bu bir varoluş şekli, hastalık değil’ açıklaması üzerine nasıl kabul ettiğini v sonrasında da erkek çocuğunu ameliyatla kıza çevirme kararını anlatıyor. Çocuklarını “kızım” ya da“oğlum” diyerek değil sadece “çocuğum” diyerek sevdiklerini söyleyen bir grup aile…
New York’taki Desmond Napoles 5 yaşından beri Barbie bebeklerle oynamayı çok seven, hep prenses elbiseleri giymek isteyen , kız gibi davranmayı seven ve şu an artık bir trans olan on yaşında bir çocuk. Terapistin bu doğal(!) durumu destekleme önerisi üzerine aile Desmond ile birlikte bundan sonraki yıllarda onun lgbt mücadelesinde aktif yer aldı. Desmond uluslararası lgbt platformlarının çocuk yüzü olarak meşhur edildi. 
Gerek şiddet, gerek nefret ayrımcılığı gerek feminizm konuşmalarının bir yönü cinsiyette geliyor ve isteyenin istediği gibi yaşayabildiği bir dünyanın, tüm sorunları ortadan kaldıracağı varsayılıyor.
Türkiye, bu konuda son yıllarda ciddi bir imtihan veriyor. Sosyal medya ortamlarından lgbt konusu düşmüyor. Ama lgbt’yi açıkça savunanlardan ziyade bu zihniyete zemin hazırlayan söylemin daha etkili olduğu ortadadır. Düşünce dünyamızı şekillendiren kavramlarla bu zeminin oluşturulmaya çalışıldığı çok açıktır.
Bu kavramlar daha çok kadınların da erkeklerin de özgür olduğu ve istedikleri şeyi yapabilecekleri fikrinden besleniyor. Özgürlük başat kavram ve herkesin sıkıştığında ilk önce sığındığı en sağlam kale! “Bana kimsene yapacağımı söyleyemez” argümanı kendi özgürlük sınırlarını belli ettiği gibi her türlü yaşamın mümkün olduğunu da ileri sürer. Günlük hayatta dışarı çıkan ortalama her vatandaşın çok rahat gözlemleyebileceği kıyafet değişimleri de bu özgürlük ve cinsiyet formlarının başka bir yüzü. Ekranların giyim programlarında otorite kabul edilen trans eleştirmenler, size nasıl daha iyi giyinmenizi yani aslında nasıl düşünmeniz gerektiğini söylüyor. Cinsiyet eşitliğini savunan, hatta bazen cinsiyet ayrımlarının gereksiz olduğu ve türler arası ayrım yapmamayı savunan bazı feminist yaklaşımlar da oldukça etkili.Edebiyatta da bu alanda çok güçlü bir temsil alanı yakalayan lgbt lobisi, yarışmalar düzenleyerek bu grubun temsil alanını görünür kılmayı hedefliyor. Yurt dışında pek çok ülkede romanlar bu konuya eğliyor hatta neredeyse bu konuyu işlemek moda oldu. Ülkemizde de bu alanla ilgili literatür epey genişliyor.
Çocuk edebiyatında yetişkin edebiyatında olduğu kadar rahat ele alınamıyor bu konu.Hassas ve pedagoji gerektiren çocuk edebiyatı alanı lgbt gibi bir konuyu Türkiye’de çok aleni işleyemiyor. Ancak kimi kitaplarla ülkemizde lgbt farkındalığının oluşturulmaya başlandığı da aşikar.
Önce yurt dışı örneklerini inceleyelim. En çok okunan 20 lgbt çocuk kitabında gay-onur yürüyüşünün ilk örneği, kendini deniz kızı gibi hisseden Julian’ın hikayesi,kendisine tercihinden dolayı saygı duyacakları Mars’a giden siyahi çocuğun hayali yolculuğu, iki eşcinselin nasıl da toplumu inşa ettiğini anlatan mücadelesi, iki anneli ve iki babalı aileler gibi kurgular yer alıyor. Örneğin“Ben Jazz” isimli kitapta iki yaşındaki bir erkek çocuğun kendi bedeninde bir kızın beynini taşıdığı ifadesi yer alıyor.
Ülkemizde bu şekilde aleni yazılmış kitap sayısı çok az. Muhafazakâr ülkelerdeki direnç biraz daha fazla olduğu için öncelikle “kadın” üzerinden geliştirilen bir söylem var. Kadınların özgürlüklerine kavuşması, her türlü norm karşısında eşit kabul edilmesi ve bir özne olarak varlık sahnesindeki hak ettiği yeri almasını elbette ki destekliyorum. Yüzyıllardır sadece ülkemizde değil tüm dünyada hiç azalmadan süregelen ataerki, zulme varan uygulamalarıyla mücadele edilmesi gereken bir düşüncedir. Bu konuda referans alınan İslam’ın sınırları iyi anlaşılmalı ve fıtrat gerçeğimiz unutulmamalı diye düşünüyorum.
Son yıllarda çokça artan kadın biyografilerinin yer aldığı çocuk kitaplarında sözü edilen kadınlar bu konuda nerede duruyor? Sürekli olarak kız çocuklarına“tabuları” yıkmaları söylenerek hak ettikleri adaleti tesis etme çabası acaba nerelere varıyor? Tüm bu çaba adalet savaşı mı yoksa fıtrata karşı açılmış bir savaş mı karar vermek gerekiyor.
Tüm dünyada kısa sürede onlarca baskıya ulaşan ve ülkemizde de yüksek rağbet gören “Asi Kızlara Uykudan Önce Hikayeler” kitabında feminist terminoloji çok etkin kullanılmış. Kitapta çeşitli alanlarda başarı yakalamış güçlü kadın isimlerine yer verilirken bir de bir ilkokul öğrencisinin hayatı ekleniyor. Coy Mathis adındaki bu öğrenci ailesine “ne zaman doktora gidip beni kız yapacağız” diye soran bir erkek çocuğudur. Doktor, Coy’un bir erkek bedenine sahip ama içinde bir kız çocuğunun var olduğunu söyleyerek, onun transseksüel olduğunu aileye açıklar. Okulun kızlar tuvaletini kullanmak isteyen Coy çeşitli sorunlar yaşar ve mahkemeye taşınan konu Coy’un lehine sonuçlar. Evde ailecek yapılan kutlamada pembe pasta yenir. Bir başarı hikâyesi olarak Coy’un yaşamı bu kitapta kendine yer bulur.
Yapı Kredi Yayınları’nın “Kız Çocuk Hakları Bildirgesi” ve “Erkek Çocuk Hakları Bildirgesi” isimli kitaplarında da kız ve erkek olmanın hiçbir kalıba sokulmaması gerektiği, isteyenin istediği hayatı yaşayabileceği, zevklerin ve yaşamın tartışmaya kapalı olduğu gibi mesajlar yer alıyor. Çocuk Şehri 8.sayısında yer verdiğimiz ayrıntılı değerlendirmede bu kitapların homofobik düşünceyi ortadan kaldırmayı ve kuir düşünceyi yaygınlaştırmaya çalıştığını söyleyebiliriz. Çocuk kitapları dergisi İyi Kitap’ın Toplumsal Cinsiyet isimli dosyasında Pippi karakterinin anarşist feminist açıdan önemi yer alıyor.[8]Yine aynı derginin Ekim 2018 dosyasında “Dilediğiniz Kişiyi Sevin!” başlığı ile Safter Korkmaz, “İki anne ya da iki baba ileç ocuklarının resmedildiği aile tabloları bir hayli ezber bozacak” ifadesiyle YKY’nin serisi olan Anne Hakları Bildirgesi ve Baba Hakları Bildirgesi’ndeki mantaliteyi savunuyor.
LGBT alanında kitaplara listesinde yer veren Güldünya Yayınları’nın “Küçük Feministin El Kitabı” küçüklere feminizm kitabı olarak üstüste birkaç baskı yaptı. Yayınevi, geçtiğimiz ay “Morris Micklewhite ve Turuncu Elbise” isimli bir kitap yayımladı. Kitapta süslenmeyi ve elbise giymeyi çok seven küçük bir erkek çocuğunun hayatı anlatılıyor.
Son zamanlarda Frida Kahlo ismini duymayan yoktur.Hakkında en çok çocuk kitabı yazılan kadın karakter herhalde Frida Kahlo’dur. Peki Frida bu ününü neye borçludur? Yaşadığı korkunç trafik kazasının ardından yaşam mücadelesi veren Frida uzun yıllar hastane yatağına bağlı yaşamak zorunda kalır. Hastane odasında yatağının tam üstüne, tavana ayna taktıran Frida bu yolla başarılı otoportreler çizer. Resimde oldukça başarılı olan Frida bir azim ve sanat öyküsünün başkahramanıdır. Çocuk kitaplarında bu haliyle tanınan Frida hayatında birkaç kez evlilik yapmış, evli olduğu sıralarda birkaç kişiyle eşini aldatmış, hatta eşcinsel ilişkiler yaşamış biridir. Bundan sonra çoğu bayanlarla olmak üzere Frida’nın yaşamında birçok cinsel ilişkiye tanık olunur. Anarşist-feminist Frida duygu dolu sözleri, varoluşçu ifadeleri ve sanatıyla olduğu kadar bu cinsel hayatıyla da çok konuşulan bir isim olur. Bugün bu kadar revaçta olan Frida Kahlo yüceltmesi ile ne amaçlanıyor dersiniz? Frida’nın hayatını ilk Nota Bene Yayınları’ndan okudu çocuklar. Bunu daha sonra diğer yayınevleri takip etti.
Çocuk edebiyatında yer almayan başlayan bu örnekleri ileride daha fazla okuyacağız gibi görünüyor.
Aile ve Din Mücadele Edilmesi Gereken İki Kurumdur
LGBT gruplarının genelde karşı durduğu iki kurum vardır. Biri din diğeri aile. Din ve aile onlar için yıkılması gereken tabulardır. Din muhafazakar yapısı ile belli kalıpların korunmasını gerektiğini söyler, aile de dini ve ulusal değerleri korumak için en ilkel formdur. LGBT zihniyetindeki çoğu kişi ailede yani özel alanda yaşanan baskı, zorlama, şiddet ve taciz gibi durumlar nedeniyle aile kurumuna olumlu yaklaşmaz. Toplumsal cinsiyet rolleri en başta ailede geliştiği için bu kurumun yok edilmesiyle özgür ortamın doğacağını düşünürler.

Bilinci Okuyan Yeni Tür
Ocak 2018’de Davos’ta konuşan Harari  ilginç şeyler söylüyordu. Harari’ye göre gelecekte insan türü sona erecek ve yeni bir tür ile karşılaşacağız. “Beden, beyin ve zihin” tasarımı yapabilen bu yeni türün tüm dünyayı yönetecek. Gelecek “veriler”e sahip olan bu türlerin egemenliğinde devam edecek. Dolayısıyla veriyi kontrol edebilen tüm yaşamı da kontrol edecek.
Verilere sahip olmak ve kontrol etmek biyolojik algoritmaları çözmekle mümkün. Yeni dünyanın bunu başardığını söyleyen Harari “10 ya da 20 yıl içinde herhangi bir gence, algoritmaların, bu durum ne kadar hassas olsa bile, tam olarak ne olduğunu ‘gay ya da değil’ spektrumu içinde söylediğini bir düşünün. Algoritma göz hareketlerinizi, kan basıncınızı, beyin faaliyetlerinizi takip edip size kim olduğunuzu söyler.” ifadeleri ile cinsiyet kimliklerinin epey bir bozulacağının da sinyalini veriyor. Şimdilik sadece internet üzerinden kişileri kontrol edebilen bu sistem çok yakında reel ilişkilerde de egemen olacak.
Yani kısaca Harari: “Örneğin, sizin cinsel yöneliminizi, sizi sizden daha iyi bilenin fotek ve biyotek karışımı bir makine size söyleyecektir ve makinenin söylediği sizin söylediğinizden daha kesin ve dolayısıyla daha güvenilir olacaktır ve siz bu makinenin sizin hakkınızda vereceği karardan kaçamayacaksınız. Artık Tanrı’nın kanunları içinde hareket etmeyeceğiz. Yaşamın ve canlılığın kanunlarını biz kendimiz yapacağız” diyerek Tanrı’ya meydan okuyan bilimin sözcülüğünü yapıyor.
LGBT örgütleri küçük bir azınlık olmalarına rağmen tüm dünyada nasıl bu kadar etkili olmayı başarıyorlar sorusunun cevabı da işte burada yatıyor. Yapay zekâ, düşünceleri okuma, insan klonlama, genetik müdahale gibi yeni bilimin söz sahibi olduğu alanlarda LGBT örgütlerini görmek mümkün.Bu iki mekanizma aynı projenin paydaşları.  Bilince hükmetmek isteyen ve kişiye yeni kimlikler bahşedecek(!) olan geleceğin bilimi doğuştan pedofili, zoofili, nekrofili durumlarını mümkün kılacaktır. Ya da mesela heteroseksüel bir ilişki dışında yani normal yollarla sağlanan üreme dışında başka bir üreme alanı yakalarsa üreme ve haz iki ayrı konu olacaktır. Bunun nelere mal olabileceğini bir düşünün!
Sonuç
Gelecekte öngörülen bu yeni dünyanın yapı taşları şimdiden döşeniyor. İnsanlar yavaş yavaş gelecekte olması planlanan bu kurguya hazırlanıyor. Cinsel eğilim, farklılıklara saygı, özgürlük, hümanistlik gibi“tehlikesiz” görünen ifadelerle küresel dünyaya soft bir giriş yapan bu zihniyetin planlarını oldukça gizli yürüttüğünün farkına varmamız gerekiyor.Toplumu ifsad edenlerin ve fıtrata savaş açanların en büyük hedefi masumiyettir ve çocuklar en masum varlıklardır.
DİNDAR VE AHLAKLI NESİL DERKEN DİNİDAR VE AHLAK YOKSUNU BİR GENÇLİKLE KARŞI KARŞIYAYIZ.
YAPMAYIN ALLAH AŞKINA...
BIRAKIN GIVIR ZIVIR İŞLERİ DE BIRAZ DA GENÇLERİMIZLE İLGİLENELİM.
Bir Örneklik Devrimine İhtiyacımız var
Bugün 106 İlahiyat Fakültemiz, 10 bin İlahiyat akademisyenimiz, 314 bin İlahiyat talebemiz var. 1607 İmam Hatip Lisemiz, bu liselerde görev yapan 44 bin öğretmenimiz, 504 bin imam hatip öğrencimiz, 100 binin üzerinde din görevlimiz var.
***
Binlerce derneğimiz, STK’mız, vakfımız, tarikatımız, cemaatimiz, yardım kuruluşlarımız, medrese ve İslami ilimler merkezlerimiz var. Buralarda görev alan hocalarımız, başkanlarımız, üyelerimiz, yönetim kurullarımız, şeyhlerimiz, müridlerimiz, gönüllülerimiz ve tüm bunların aileleri, eşleri ve çocukları var.
***
Peki, neden hala sabah namazlarında camilerimiz boş, neden gençler arasında deizm artıyor, neden yapılan röportajlarda gençlerimiz büyük oranda gusül abdestini bile bilmiyor, neden yapılan anketlerde gençler kendisini farklı kimliklerle tanımlıyor, neden hala gençlerimizi terör örgütlerinin pençesinden kurtaramıyoruz, neden boşanma oranlarımız evlilik oranlarımızı geçiyor, neden hala kadına ve çocuğa şiddeti konuşuyoruz, neden faiz bu kadar yayılıyor, neden 35 milyon milli piyango bileti satılıyor, neden içki tüketiminin önüne geçemiyoruz, neden hala rüşvetten, iltimastan, torpilden, ihaleye fesat karıştırmaktan yakınıyoruz, neden kul hakkından, haksızlıktan ve adaletsizlikten dert yanıyoruz. Neden? Neden? Neden?
***
Çünkü örnekliğimizi ve etkileyiciliğimizi kaybettik. Çünkü niteliğimizi ve eminliğimizi kaybettik. Çünkü savunduğumuz değerleri önce kendimiz yaşamayı ihmal ettik. Çünkü temsilden ziyade tebliğe önem verdik, bilinçten ve şuurdan ziyade bilgiyi önceledik. Yaşanılabilir bir Müslümanlıktan ziyade savunulabilir bir ideolojiye dönüştürdüğümüz İslamcılığı tercih ettik. Dışarıda güç, sayı ve kalabalık peşinde koşarken içeriden çürüdüğümüzü fark edemedik. Tartışılmaması gereken ne varsa tartıştık. Önceliklerimizi kaybettik. Hem toplumu hem de kendimizi din yorgunu yaptık…
***
Bugün şehrin sokaklarında, üniversitelerimizin kampüslerinde, fabrikalarımızın koridorlarında, devlet dairelerimizde, okullarımızda, adalet saraylarımızda ve hatta bakanlıklarımızda ve meclisimizde yürüdüğü zaman her kesimden insanın parmakla gösterip, hayranlıkla bakabileceği, örnek alacağı, etkileneceği, Müslüman şahsiyetlere ihtiyacımız var…
***
Bir vakfa, bir büroya, bir dergâha, bir üniversite odasına, bir konferans salonuna, bir gazete köşesine hapsolmayan, şişirilmiş değil, hormonlu değil, Çin malı da değil, sosyal medya kahramanı da değil, doğal ve sahici, örnek Müslüman şahsiyetlere ihtiyacımız var…
***
Gizemli değil tesirli, olağanüstü değil sıradan, hayatımızın içinde dolaşan, dokunabileceğimiz, konuşabileceğimiz, dertleşebileceğimiz, beraber gülüp, beraber ağlayabileceğimiz, örnek Müslüman şahsiyetlere ihtiyacımız var…
***
Bakınca Allah’ı ve ahireti hatırlayabileceğimiz, konuşunca ilmimizi arttırabileceğimiz, ibadet bilinciyle, ahlakıyla, sabrı ve samimiyetiyle, eminliğiyle örnek alabileceğimiz Müslüman şahsiyetlere ihtiyacımız var…
***
Aynı pazardan ve marketten alışveriş yapabileceğimiz, aynı düğüne ve cenazeye katılabileceğimiz, aynı parkta çocuklarımızı gezdirebileceğimiz, aynı mitingde slogan atabileceğimiz, aynı sohbette diz kırabileceğimiz, halkın içinde, sıradan fakat belirgin, farkında olmadan hürmet edebileceğimiz Müslüman şahsiyetlere ihtiyacımız var…
***
Yanında gıybet ettiğimiz zaman bizi uyaracak, yamulduğumuz zaman bizi düzeltecek, gevşediğimiz zaman tutup kaldıracak, eksenimiz kaydığında geri döndürecek, içi dışı bir, özü sözü bir, kızınca da, sevinince de değişmeyen gerçek Müslüman şahsiyetlere ihtiyacımız var…
***
Camide de aynı, evde de aynı, sohbette de aynı sokakta da aynı, değişmeyen, değiştirilemeyen, kılıktan kılığa, renkten renge girmeyen, gizli ajandası olmayan, kamusal alanda da, özel hayatında da aynı ilke ve prensiplere göre hareket eden, emrolunduğu gibi dosdoğru olan Müslüman şahsiyetlere ihtiyacımız var…
***
Allah böyle Müslümanlardan olabilmeyi nasibeylesin…

FEHMİ DEMİRBAĞ



Hiç yorum yok:

Yorum Gönderme