18 Aralık 2017 Pazartesi

SON EŞEĞİN ÖLÜMÜ

Yıl 2040...
Dün berbat bir gün geçirdim. Son eşek Mr. Merica'nın cenaze törenine katıldım. Bir devlet töreniyle defnettik hayvancağızı. Dünyanın her ülkesinden üst düzey katılımlar oldu. Cenaze töreninde konuşan bay başkan soyu tükenen hayvanlar listesine eşeğinde eklenmesinden duyduğu üzüntüyü dile getirdi. Bilimsel gelişmeler doğrultusunda klonlanmış evcil hayvanlar pazarı yavaş yavaş hayvanların asıllarının yok olmasıyla listenin kabarmasına yol açtı. En son sokak kedisi mırnav 7 yıl önce, en son sokak köpeği karabaş ise 9 yıl önce tarih oldu.
Yaklaşık 15 yıl önce meydana gelen nükleer facia hem 3. dünya savaşının hem de dünyanın sonunu getirmişti. Dünyada yalnızca insan ırkının yaşadığı alan İstanbul kaldı. Diğer uluslardan arta kalan insanlarla İstanbulun nüfusu da 35 milyon oldu.
Hadi size günümüzün İstanbul'unu anlatayım.
Marmara denizi kurudu. Dolayısıyla köprülere ihtiyaç kalmadı. Gebzeden Silivriye İstanbul'un etrafına manyetik bir koruma alanı yapıldı. Bu alanların dışındaki dünyadan kimsenin haberi yok. İstanbul' un dışına da çıkış yok. İstanbul dünyanın değişik milletlerine taksimlendirilmiş durumda. Yahudiler Taksime konuçlandılar. Hristiyanlar Ayasofya ve etrafındalar. Müslümanlar Eyüp civarını mesken edindiler. Çinliler Avcılar, Japonlar Beylikdüzü, Afrikalılar da Ümraniye civarındalar. 39 ilçe 39 millete bölündü.
Evlilik müessesesi başkanlığın iradesinde. Çocuk edinmek ise çekilişle yapılıyor.
Hastalıklar yok. Ancak insan ömrü 33 yıl. Hükümet haddi aşan olduğunda onları İstanbul'un manyetik alanının dışına bırakıyor. Akıbetleri meçhul.
Balık, çiçek, sebze, meyve gibi kavramlar dijital resimlerde yer alıyor. Bilgisayar dönemi bitti. Artık her insanın makatına yerleştirilmiş chiplerle cyborg bir nesil elde edilmiş durumda.
Gençler çiftliklerde yetiştiriliyorlar. Gençler nostalji olsun diye tablet, cep telefonu kullanmaya bayılıyorlar. Ben evlenmeyecem diyenlere hologram hatunlar veriliyor. Megabaytları ödenen bitcoine bağlı. Gençler konuşmayı unuttular. İşaret dili ve emogine en yaygın anlaşma aracı.
Bir de söymeyi unutmayayım. Müslümanlar hala okumuyorlar ve yazmıyorlar.
Hay Allah söylemeyi yine unuttum. Ben bir eğitim müfettişiyim. İsmim bay enkaz2789...Savaş öncesi ismim Fehmi Demirbağ idi.
Savaşta kafama aldığım darbenin etkisiyle gelgitlerim oluyor. Sanıyorum hala Acun Ilıcalı hayatta. Sözcü gazetesi hergünkü manşatinden benden Cihad kışkıtkanı yazar diye bahsediyor sanıyorum. Kılıçdaroğluna benzetiyorum bay başkanı. Bir de Fetullah...Ayasofya'da papazlık yapıyor sanıyorum. Gelgitlerim çok oluyor yani.
Neyse bu yazıyı yazmamın gerekçesine gelince...Bugün bir gençlik çiftliğine gideceğim. Orayla ilgili bir çalışmam var. Sizinle paylaşmak istiyorum. Raporum şöyle;
"Hayatın gerçekliklerinden habersiz, duygusuz ve bencil bir nesil geliyor. Şehitler için gözyaşı döken eski günlerin özlemindeki kendi ana babalarını anlamıyorlar. Başkalarının çocukları için ağlamaya anlam veremiyorlar. Yaşadığımız 3. dünya savaşı, acı çeken çocuklar, ölen milyarlarca insan onları hiç ilgilendirmiyor. Tüm acı gerçekleri çizgi film tadında izliyorlar ve yürekleri hiç acımıyor. Hayatlarının odağındaki tek şey eğlenmek. Eğlenemedikleri tüm zamanları kendilerine bir işkence olarak görüyorlar.
Kendileri için yapılan fedakarlıkların hiç farkında değiller. Kıymet bilmiyorlar ve vefasızlar. Herkesi kendine hizmet etmek için yaratılmış görüyorlar. İnsanlara verdikleri değer, onların isteklerini yerine getirebildikleri ve ne kadar eğlendirdikleriyle orantılı.
Hayatlarında eğlenmeden başka bir amaç olmadığı için artık tek eğlence kaynağına dönmüş telefon ve tabletlerini ellerinden aldığınızda dünyanın sonunun geldiğini zannediyorlar.
Geçmiş onları pek ilgilendirmiyor, atalarımıza karşı vefasızlar. Dedelerinin canları, kanları pahasına vermediği vatan toprağını en iyi fiyatı verene satacak kadar maneviyattan yoksunlar. Vatan, onlar için son model bir cep telefonundan daha değersiz.
Milletimizin geleceği açısından endişeleniyorum.
20 yıl sonra bu nesil, nasıl ana-baba olacak? 2060 yılını düşünemiyorum bile.
Kendine hayrı olmayan bu nesil nasıl çocuk yetiştirecek?
Evlerini nasıl idare edebilecek?
İstanbul'u nasıl yönetecek?
Vatanı nasıl savunup can verecek?
Bütün bunlar neden oluyor izah edeyim.
Altın kafeslerde çocuklar yetiştiriyoruz artık. Uçmayı bilmeyen kuşlar gibi. Çocuklar hayattan bihaber.
Açlık nedir bilmiyorlar, yedikleri önlerinde yemedikleri arkalarında, acıkmalarına fırsat bile vermiyoruz. Öyle ki yemek yemeyi bile işkence görür hale geliyorlar.
Susuzluk nedir hiç bilmiyorlar. Hiç susuz kalmamışlar. Üç adımlık yolda bile susarlar diye yanımızda içecek taşıyoruz. Çocuk daha “susadım” demeden ağzına suyu dayıyoruz.
Çocuklar hiç üşümüyorlar. Soğuk havalarda evden çıkarmıyoruz. Okula giderken kırk kat sarmalayıp çıkarıyoruz dışarı, hiç titremiyorlar.
Çocuklar hiç ıslanmıyorlar, evden arabaya kadar bile üç metrelik mesafede şemsiyesini başına tutuyoruz. Saçına bir tek yağmur damlası düşürmüyoruz. Bu yüzden çocuklar ıslanmak nedir bilmiyorlar.
Yorgunluk nedir bilmiyor çocuklar. İki adımlık mesafelere bile arabayla götürüyoruz onları yorulmasınlar diye. Birazcık parkta koşsalar, hasta olacak diye engel oluyoruz. Onlar takatleri tükenecek kadar hiç yorulmuyorlar.
Yokluk nedir bilmiyorlar, daha istemeden her şeyi önlerine sunuyoruz. Bu yüzden varlığın kıymetini bilmiyorlar.
Onlar bir yanığın veya bıçak kesiğinin acısını bilmiyorlar. Elleri yanmasın, kesilmesin sakın diye onlara ne bıçak tutturuyor ne ocak yaktırıyoruz.
Çocuklar hissetmiyor yaşamı, açlığı bilmediği için açlara acımıyor, üşümek nedir bilmedikleri için sokaktaki evsizleri umursamıyor. Yokluk nedir bilmedikleri için ekmeğe gelen zam onların dikkatini bile çekmiyor, haber kalabalığı olarak görüyor, gülüp geçiyorlar. Sıcak odalarında yaşadıkları için evsizlik nedir, sürgün nedir anlamıyor, savaşları, kurşunlanan, ölen insanları umursamıyorlar. Acımıyorlar……
Kıymetini bilmiyorlar ekmeğin, elbisenin, barışın ve huzurun, ana babanın….
Müdahale edilmezse gelecek iyi şeyler getirmeyecek güzel İstanbul'umuza. Bu sorunu Devlet derinden hissetmeli. Bu sorunun çözümü için ciddi çalıştaylar düzenlenmeli. Öğretim programları ve ders materyalleri revize edilmeli. Okulların duygu eğitimi konusunda rolleri artırılmalı. Geç kalınmadan bu sorun mutlaka çözülmeli.
Bu sorun çözülmezse İstanbul çözülecek…Başka da İstanbul yok!"

FEHMİ DEMİRBAĞ

15 Aralık 2017 Cuma

Fehmi DEMİRBAĞ Nokta Eğitim Merkezinde







Akparti Bayrampaşa Gençlik Kolları olarak 09-12-2017 tarihinde Mehmet Akif Ersoy Gençlik Merkezinin salonunda teşkilatımız üyelerine yönelik olarak gazeteci-yazar Fehmi Demirbağ'ın sunumuyla "Erdemli Gençlik" başlığı altında bir söyleşi gerçekleştirdik.
Bu söyleşi hakkında hazırladığımız raporumuzu arzediyoruz:
DEĞERLENDİRME:
Mesele, fiziki mekanların olmasından öte şu gönülleri halletmek, bu kafa yapısını halletmek, zihinleri halletmek. Onun için kültür inkılabına ihtiyacımız var. Asıl reformu kültürde yapmamız lazım, kültür ihtilaline, kültür devrimine şiddetle ihtiyacımız var."
Recep Tayyip Erdoğan
ÇALIŞMANIN TANIMI:
Cumhurbaşkanımızın dediği gibi; "Biz unutsak da tarih unutmuyor. Karşımızdakiler hiç unutmuyor. Maalesef bir dönem bu büyük milleti -bu millet sıradan bir millet değil- kendi tarihinden, kendi geçmişinden koparmak için kasıtlı bir politika izlenmiştir. Uzun yıllar boyunca öyle çarpık bir eğitim sistemi uygulanmıştır ki, ilkokul, ortaokul, lisede okuduğu kadar tarihinden haberdar olan evladımız, bu ülkenin, bu milletin geçmişinin 90 yıldan ibaret olduğunu sanıyor
"Artık yeni nesillere tarihimizi, kültürümüzü, medeniyetimizi bu hakikatler ışığında öğretmeli, eğitim vermeliyiz. Gençliğimizi yetiştireceğiz. Milli eğitim sistemimiz hem millilik, hem de eğitim ve öğretim boyutuyla ideal hale gelmeden hiçbir meseleyi çözemeyiz. Yeni dönemde önceliğimiz inşallah bu olacaktır".
Recep Tayyip Erdoğan
GENÇLİK VARSA GELECEK VAR!
Ülkemiz ve İslam Âlemi’nin son yüzyılda yaşadığı hadiseleri artık hepimiz biliyoruz. Yaşanan hadiselerden dolayı üzgünüz, sorumluluğumuzun arttığını ve bir şeyler yapmamız gerektiğini de biliyoruz.
Ancak ye’se kapılmış da değiliz. Çünkü müslüman'a ne yaşarken ne de son nefesini verirken ye’s (ümitsiz olmak, korkuya kapılıp korkakça hareket etmek) yakışmaz. Zira müslümana ye’si fısıldayan şeytandır. Şeytanın yollarına uymamayı emreden ise Allah’tır.
Rabbimizin buyurduğu gibi ‘İnanıyorsanız güçlü olan sizsiniz ve galip gelecek olan da …’ (Ali İmran Suresi; Ayet 139)
Bizler Allah’ı Rabbimiz, Hazreti Muhammed Aleyhisselam’ı O’nun son elçisi ve önderimiz olarak kabul ettik. Kur’an’ı da hayat rehberi kitabımız olarak baş tacı etmemiz gereğini biliyoruz. Gayretlerimizi artırmaya, güçlerimizi hak rızası yolunda teksif etmeye, nesillerimizi hak yola kılavuzlamaya, gençlerimizi vakit hesaplı değil de vakıf gönüllü ve ahiretteki hesap bilincini dikkate alarak eğitmeye ve çalışmaya dünkünden bugün daha çok ihtiyacımız var.
GEREKÇEMİZ:
Ülkemizde oldukça genç nüfusumuz var Elhamdülillah. Genç nüfusumuza İslam’ın ahlâk değerlerini, insani değerlerini, dünyanın ne anlama geldiğini, ahiret ve hesap inancını ve sonunda ebedi kalınacak yerlerin önem ve özelliklerini anlatmalıyız.
Bu görev sende! Bu görev bende! Bu görev bizde!
‘’Yarına bakarız’’’ı kalmadı bu işin; reklamı da kalmadı, ranta dönüştürme (FETÖ'nün yaptığı gibi), menfaati önceleme istekleri de. Tehlikeyi görüyoruz. Dünyada ve ülkemizde meydana gelen; aile içi ve dışı sapkınlıklar, sokaklardaki fıtrata aykırı fiiller, gruplar halinde yapılan tiksindirici ahlâk dışı organizasyonlar, çeşitli Avrupa ülkelerinde resmi makamların bile onaylamaya başladığı, ülkemizde ve bazı İslam ülkelerinde dahi seslendirilmeye başlanan gayri ahlâki meş’um oluşumlar bizleri ürkütmeli. Acilen sağlam bir takım çalışmalar yapmaya sevk etmeli bizleri.
İslam’ın birer mübelliği-tebliğcisi durumunda kendini gören herkesi düşündürmeli, uykularını kaçırmalı dersek mübalağa etmiş olmayız. Sorunları sık sık anlatmanın bir anlamı da kalmadı. Şimdi çözümleri bulmanın, nebevi ölçüleri dikkatle takip edip muhataplarımıza rahmet elimizi uzatarak onlara hakikate yelken açma zamanı.
Resulüllah’ın on beş asır öncesinden bu günlere ve yarınlara sorumluluk bilincini hatırlatma babında, ültimatom mahiyetinde ifade buyurduğu gibi;
‘Hepiniz sorumlusunuz!’
Evet sorumluyuz! Kaçışı yok bunun. Tehlike her geçen gün büyüyor. Ve Allah (cc)’ın da iyiliği anlatma ve kötülüğü engelleme konusunda kitabında, ehline farz bir emir ile bizlere sorumluluk verdiği gibi harekete geçme zamanı.
CUMHURBAŞKANIMIZIN HEDEFLEDİĞİ İMANLI VE AHLAKLI NESİL İÇİN:
Allah’ın sorumluluk yüklediği imanlı ve bilgili şahsiyet sensin!
Bilginin, sağlığının ve varlığının hamd ve şükrü adına daha fazla bir şeyler yapmalısın.
Dimağı henüz şirk, küfür, ahlaksızlık vb. şeylerle kirlenmemiş bu milletin evladı sana emânet edilmiştir.
Aslında mesai ile çalışan görevli değiliz bizler! Ya da öyle olmamalıyız.
Vakıf gönüllü olmalıyız.
Bir çocuğun daha ellerinden tutup, ona zaman ayırırsak, hidayet ve hikmete yönlendirirsek İlahi iltifata mazhar olacağımızı biliyoruz.
Hakka kılavuzladığımız gence güzel ahlâkı, vatanseverliği, paylaşmayı, insani ve islami değerleri korumayı; gerektiğinde mukaddes sayılan ulvi değerler için en kıymetli varlığımızı dahi feda etmeyi öğretirsek, bil ki en değerli eseri yetiştirmiş, topluma kazandırmışız demektir.
Ömrümüzün sonuna geldiğimizde ise, o muazzam eseri arkamızda bırakarak ilahi kata gönül huzuruyla varmanın engin mânevi lezzetini yakalamış olacağız.
Bu gözle ve bu niyetle bir kez daha bakalım çocuklarımıza ve öğrencilerimize.
Temel prensibimiz ise ‘’Kolaylaştırınız, zorlaştırmayınız. Müjdeleyiniz(teşvik ediniz, motive ediniz) nefret ettirmeyiniz.’’ Hadisindeki nebevi düstur olmalıdır.
Haydi hep beraber tutalım ilahi emânet olan çocuklarımızın ellerinden ve onlara yaptığımız hizmetlerle beraber Rabbimiz’in dünya ve ahiret emanına (lütfedeceği dünya ve ahiret kurtuluşuna) kavuşmuş olalım..
EZCÜMLE
Hedeflediğimiz Erdemli Gençlik çalışmamız; sağlam akide ile oluşturulan bilgi ve hikmetle, ahlâk ve erdemle donanacak gençler ile yarınlara daha güvenli yol almamızı sağlayacak ve Allah’a karşı sorumluluğumuzu yerine getirmemize vesile olacaktır.
AMACIMIZ:
Erdemli gençlik projesiyle, sorumluluk alan, düşünen, analiz eden, fikir üreten, proje üreten ve en önemlisi iyilik üreten donanımlı gençler yetiştirilmesi hedeflenmektedir. İç ve dış unsurlarla kötülüğün yaygınlaştırılmaya çalışıldığı günümüzde, Türk ve Müslüman kimliğimizin gereği olarak iyiliği artırmak asli görevimiz ve hedefimizdir.
Yaptığımız seminer ve diğer çalışmalarla kuracağımız küçük müspet gruplar, ülkemizin çehresini değiştirecek, insanımıza maddi ve manevi fayda sağlayacak iyilik ordularına dönüşecektir.
Bu proje sayesinde birlikten kuvvet doğduğu, her bir bireyin, atacağı küçük adımlarla çevresini güzelleştirebileceği, insanları mutlu edebileceği, eser üretebildiği uygulamalı olarak ortaya konulacaktır.
Toplu olarak suç işlemenin, insanlara, çevreye zarar vermenin sıkça karşımıza çıktığı aşikârdır. Bu projeyle iyilik yapmayı, fikir ve proje üretmeyi, değerlerine sahip çıkmayı benimsemiş topluluklar ortaya çıkacaktır. Projenin devamında Türkiye genelinde Erdemli gençlik çatısı altında toplanmış, faydalı yapılar ortaya çıkacaktır.
Özet olarak, kendini tanıyan, vatanı milleti için değer üreten, iyiliği artırıp kötülüğü azaltmaya baş koymuş, 2023 ve 2071 Türkiye’sinin mimarı olacak Erdemli gençler yetiştirmek, en önemli amacımızdır.
PROJEMİZİN İÇERİĞİ:
Gazeteci yazar Fehmi Demirbağ uygulamasında yapılan ERDEMLİ GENÇLİK seminerleri hakkında daha önce yapılmış çalışmalar hakkında yapılan değerlendirmeler şu şekildedir:
Seminerin daha fazla dikkat çekmesi, daha verimli olması adına tiyatral ve interaktif uygulamalar yapılmış, katılımcıların çoğu gösteriye dahil edilmiştir. Bu sayede yaklaşık iki saat süren program büyük bir ilgiyle takip edilmiştir.
Seminer süresince Fehmi DEMİRBAĞ Hocamız tarafından Türk ve Müslüman kimliğimiz, sahip olduğumuz değerlerimiz, potansiyelimiz akıcı bir üslupla aktarılmıştır. Hem programın kayıt altına alınması hem de isteyince ortaya eser konabileceğini göstermek adına bütün programlar seçilen iki öğrenci tarafından yazıya aktarılmıştır. Etkinliğin her aşamasında, soru-cevaplarla, küçük hediyelerle katılımcılar motive edilmiştir.
Programların ikinci aşaması olarak her okulda/gençlik gruplarında iyiliği yaygınlaştıracak olan, faydalı programlar yapacak olan iyilik kulübü, fikir ve soru üretecek olan düşünce kulübü, ortaya çıkan ürünleri yazıya aktaracak, okul adına gazete ve kitap çıkaracak olan edebiyat kulübü ve bu kulüplerin koordinasyonunu sağlayacak olan koordinasyon kulübü oluşturulmuştur. Bu kulüpler ile partner bir derneğimiz iletişime geçecek ve projeler üretilmeye devam edecektir.
Oluşturulan bu kulüplerin öğrencileri gerçek manada motive ettiği, sorumluluk kazandırdığı programlar esnasında gözlemlenmiştir.
Programlar Milli değerlerimize bağlı kalınacağına, iyiliği artırmak için mücadele edileceğine dair ahitleşmeyle ve dağıtılan kitapların imzalatılmasıyla son bulmaktadır.
Programın ardından katılımcılardan olumlu dönüşler gelmektedir.
• Fehmi DEMİRBAĞ’ın konuşmasının akıcı olması, interaktif olması, espirili olması bütün program boyunca gençlerin dikkatini sahnede toplamayı başarmıştır.
• Oluşturduğu hayali gruplar gençlerin eğer birlikte hareket ederlerse önlerinde hiçbirşeyin duramayacağını kanıtlar nitelikte olmuştur.
• İnsanlar arasında din, ırk ayrımı olmadığını ama illa ki bir ayrımcılık yapmak gerekirse Doğu medeniyeti 19. Yüzyıla kadar her daim Batı’nın önünde olmuştur diyerek öğrencilerin aslında ne kadar büyük bir hazineye sahip olduklarını hatırlatmıştır.
• Fehmi DEMİRBAĞ’ın konuşmasının akıcı olduğu ve bu sayede salonla bağını hiç koparmadığı gözlemlenmiştir.
• Konuşmasını interaktif bir biçimde sürdürerek gençlerin dikkatini hep sahnede topladığı gözlemlenmiştir.
• Gençleri sahneye çıkararak onların toplum içinden konuşma yapma ve sahneye çıkma korkularını yenmelerine yardımcı olmaya çalıştığı gözlemlenmiştir.
• Genel bir ideoloji olan ’’ Batı üstündür’’ anlayışını ve öğrencilerin "Batı hayranlığını" konuşması boyunca yıkmaya çalıştığı gözlemlenmiştir.
• Bir konuyu bir çok farklı açıdan ve olaydan ele alarak ve örneklendirerek akılda kalıcılığı artırmaya çalıştığı gözlenlenmiştir.
SÜRDÜRÜLEBİLİRLİK:
Erdemli gençlik projesi, uygulaması bakımından sınırsız sürdürülebilirlik noktasındadır. Bütün okullarda, STK larda, üniversitelerde başarılı bir şekilde uygulanabilecek niteliktedir. Bu özelliği sayesinde Türkiye genelinde oluşacak bir Erdemli gençlik yapısının temel taşı olacaktır.
Ayrıca program içeriği talep ve ihtiyaca göre revize edilerek, pratik faydalar sağlayacaktır.
SEMİNER BAŞLIKLARI:
1. ERDEMLİ GENÇLİK
2. BAŞKA 15 TEMMUZLAR OLMASIN
3. NASIL OKUR-YAZAR OLUNUR?
4. BİLİNÇLİ BİREY-BİLİNÇLİ TOPLUM
5. VATAN SEVGİSİ İMANDANDIR
6. İYİLİĞİ TEŞVİK-KÖTÜLÜKLE MÜCADELE
7. BAŞKA TÜRKİYE YOK!
8. GENÇLİK VARSA GELECEK VAR
KEMAL OĞUZ KIDIL
AKPARTİ BAYRAMPAŞA İLÇE BAŞKANI
OZAN KARADENİZ
AKPARTİ BAYRAMPAŞA GENÇLİK KOLLARI BAŞKANI
HEROTÜRK SÜPERMAN'A KARŞI

Geçen hafta Amerikanın San Diago kentindeki comiccoon fuarına katıldım. Dünya Sanal Kahramanlar Kongresi de düzenlemişlerdi, fuar kapsamında. Türkiye'yi temsilen bu kongrenin tek katılımcısı bendim.
Bütün dünyanın tanıdığı kahramanlar salonu hıncahınç doldurmuştu.
Belçikadan Redkit, Şirinler, Tenten...
İtalya'dan Teksas, Tommiks, Zagor, Mister No...
Japonyadan Pikaçu...
Fransa'dan coillou...
İspanya'dan bizde de çakması Pepe olan Pokoyo...
Hele Amerikalılar...Batman, Superman, Spiderman...Hangi birini saysam ki...Barby Bebek, Sünger Bop, Jetgiller...
Almanya'dan Hansel Gritel kardeşler...Grimm Kardeşler...
Bizim Dedekorkut'a, Nasrettin Hoca'ya, Keloğlan'a banal oldukları gerekçesiyle Amerika vize vermemişti.
Kısa kısa konferanstan ve fuardan izlenimlerimi aktaracağım.
Konferansın açılış konuşmasını Dünya Kötülerinin başı Mr. Nosam yaptı.
"Cruser (Haçlı Savaşı) konusunda bütün kahramanlarımız üzerlerine düşeni başarıyla yaptıklarından dolayı hepsine şükranlarımı arzediyorum. Siz kahramanlarımız sayesinde özellikle kafir Türkleri ve bütün Müslüman coğrafyayı kültürel olarak işgal ettik. Onların çocukları artık bir dediğimizi iki etmiyorlar. Onların rol modelleri sizsiniz. Aynı zamanda bütün dünya çocuklarının ve yaşadıkları ülkelerin emperyal yönden talanı hususunda çok başarılısınız."
Uzun bir konuşmaydı. Uzun lafın kısası Mr. Nosam demişti ki, "Salak ebeveynleri siz kahramanların resmedildiği tekstil ürünlerini, kırtasiye ürünlerini fahiş ödemeler yaparak satın almakta ekonomik olarakta bizim güçlenmemize hizmet etmektedirler. Bunu bir aidiyet duygusuyla yapıyorlar. Bizim markalarımızı ve yaşam tarzımızı kabullenişleri onlarda bir ayrıcalıklı olma durumu."
Hadi bir küçük ifadeyi de buraya ayrıca alayım.
"Hükümetleri bile milli eğitim politikaları hususunda bizim etkimizdeler. Bir birşeyi bilim olarak adlandırdıktan sonra onların buna itiraz edecek güçleri yok. Paganizm yeni dünya dinimiz. Eşcinsellik tercihimiz. Gay Mickey, Lez Mickey çocukları da bu sapkınlığa teşvik etmekte. Batman ile Robin'in aşkı onların gelecekte nasıl ve neye evrileceklerinin de alametlerini barındırmakta..."
Bu minvaldeki konuşmasını bitirdiğinde Mr. Nosam salon alkıştan yıkılıyordu.
Oturuma mini bir ara verildi. Ben de bu fırsattan istifade kalabalığın arasına karışarak bütün kahramanlarla konuşmaya çalıştım.
Baktım Tarzan...Yine çıplak...Çenem durur mu, "Afrka'yı nasıl talan etiiğinizden de bahsetsene lan dedim." Meşhur Afrika atasözünü hatırlattım. "Lan oğlum siz Afrika'ya gittiğinizde onları toprakları vardı. Size dua öğreteceğiz dediniz, gözlerini kapattınız. Onlar gözlerini açtıklarında onların İncil'i sizin de topraklarınız vardı. Livingston denilen misyoner papazı Afrika'nın kaşifi yaptınız. Neyin keşfi? Orada insanlar yok muydu? Kartacalılardan neden bahsetmiyorsunuz" dedim. Çığlık atarak yanımdan uzaklaştı denyo.
Kül kedisini gördüm. "Sinderella yine eve geceyarısından sonra mı geliyorsun? Bu yaşta bir kız çocuğunun gecenin bir yarısından sonra dışarılarda gezinmesi ne kadar doğru?"
Pinokyo çok sık yalan söylerek burnunun uzamasını ticarete çevirmiş ve mobilya işine girmiş. Gepetto usta İtalyan tasarımlı mobilya kolleksiyonuna malzeme olarak Gargat ağacını da eklemiş.
Pamuk Prenses'e nasihat ettim. "Ah be evladım 7 ayrı namahrem herifle aynı evde yaşamanın adı ne? Ayıptır, günahtır. Hem aklında olsun yakın zamanda bir cadı gelecek sana elma verecek. Sakın yeme...Maazallah Gdo lu olabilir."
Süperman'ı ise fırçaladım. "Oğlum sapık mısın, nesin? Koca adamsın taytın üstüne don giyilir mi? Bir de o pelerin ne? Senin ecdadın pelerini seyyar wc olarak kullanırdı. Batılıların teharet anlayışı yoktur. Pelerini bir köşede tepelerine geçirir öyle ihtiyaçlarını giderirlerdi."
Çocuk etiyle beslenen cadının hikayesinin kahramanlarından olan Hansel kardeşlere verdim gazı."Bakın Heidiye dedim...Avrupa'da yetim çocuklara ayakkabı bile giydirilmezdi. Onun için yazkış kızcağız yalınayak dolaşır. Çocuklar batının tarihi sapkındır. Bir ara gelin size bizim medeniyetimizdeki insan sevgisinden bahsedeyim. Sizi Mevlanayla tanıştırayım. Size peygamber efendimizden bahsedeyim, onun çocukları nasıl sevdiğinden..."
Kaptan Amerika'ya İslamı tebliğ ettim. Abi Thor'da kabul ederse ben de Müslüman olabilirim dedi. Onun da babası Zeus'tan izin alması gerekiyormuş.
Bir burdaki kahramanlara baktım...Bir de bizim kahramanlarımızı düşündüm.
Tarık Bin Ziyad, Musab Bin Umeyr, Oğuz Han, Dedem Korkut, imam Şamil, Selahattin Eyyubi, Zenci Musa...Daha binlercesi geldi aklıma...Üzüldüm kahroldum...Neden bizim kahramanlarımızı kimse tanımıyor ki? Türkiyeme dönünce hemen reisle görüşme kararı aldım.
Ona diyeceğim ki "Reis artık şu sinema işini, çizgifilm işini ciddiye alsak da...farketsen de...talimat versen de...biz de çocuklarımızı kendi kahramanlarımızın maceraları ile büyütsek. hatta tüm dünya çocuklarının bizden haberdar olmalarını sağlasak."
Ninja kablumbağaları gördüm. Hani hristiyan azizlerinin isimlerini taşıyıpta tüm dünya da pizzanın yaygınlaşmasına sebep veren kahramanları..."Ulen" dedim. Uyduruktan bu tipleri gerçeğe dönüştürenlere ne diyeyim?"
"Ho ho ho!" Şen bir kahkahayla Noel Baba yaklaştı yanıma.
"Bay Fehmi...Mr Nosam seninle görüşmek istiyor" Sonra da
yanımdan hızla uzaklaştı geyiklerin çektiği kızağıyla birlikte.
Bir süre sonra Mr. Nosam'ın odasındaydım Başbaşaydık.
"Bak Koçum. Herotürk diye bir çalışma yapıyormuşsun. BUna müsaade etmeyeceğimi bilmelisin. Biz bütün dünyayı dönüştürürken...İşin yok mu senin de dönen tekerimize çomak sokmaya çalışıyorsun. Ülkendeki kentsel dönüşümle ilgilen sen de. Bak akıllı adamsın. Varını yoğunu bu uğurda harcama. Keyfine bak, cebine bak. Küpünü doldur. Tek başına sen kimsin ki bize meydan okuyorsun?"
Gözlerimi o mavi gözlerine diktim. Sarışın saçları geriye doğru taranmıştı. İnce dudakları müstehziydi.
"Kahramanlar...bilrsin Mr. Nosam...Zor zamanlarda ve ihtiyaç anında ortaya çıkar. Biz ümmet olarak zor zamanlardayız. Ve insanlığın Herotürk'e ihtiyacı var."
Sesimi kalınlaştırdım.
"Çok güveniyorsan kahramanlarına...Gel benim Herotürk'ümle seninkileri kapıştıralım. Benim Herotürk'üm senin Süperman'ını pataklar!"
Bu meydan okumam Mr. Nosam'ı şaşırttı. Beklemediği bir hamlede bulunmuştum. Kapışma tarihi olarak 2071 i belirledik, tarih olarak. Ben kahramanımdan eminim. Herotürk Süparman'ı döver. Ne dersiniz?

Fehmi Demirbağ

13 Aralık 2017 Çarşamba

KÜLTÜR KUVVETLERİ KOMUTANLIĞINA ATANDIM!
Yakında birazdan bahsedeceğim gelişmeyi bizzat cumhurbaşkanımız/reisimiz kamuoyu ile paylaşacak. Hele şu araplar Kudüs ile ilgili geldikleri toplantıda ümmete yaraşır bir tavır sergilesinler...
Ben yine de ön bilgi vermek için bir açıklamada bulunacağım. Lütfen bu okuduklarınız aramızda kalsın. Kimseyle paylaşmayın. En yakınınıza bile bahsetmeyin.
Bahsedeceğim husus biraz uzuzn olabilir. Dişinizi sıkın sonuna kadar okuyun. Belki hayatınızda okuduğunuz en uzun yazı olabilir ama, inanın okumanızın sonunda başınıza birşey gelmeyecek. Ölmeyeceksiniz, kansere yakalanmayacaksınız. Bir sigara içimi süresince anlatacağım.
Geçen hafta Recep Tayyip Erdoğan aradı beni. "Fehmi, güzel kardeşim benim... Hakkını helal et. Şunca yıl seni görmezden geldik. Söylediklerini ciddiye almadık. Hani bir mektup göndermiştin ya...orada söykediklerin bir karar almamıza sebep oldu. Genel Kurmay Başkanlığıyla görüştük ve ittifakla ülkenin Kültür Kuvvetleri Komutanı olmanı istiyoruz. "
İşte benim Kültür Kuvvetleri olarak görevlendirilmeme sebep olan mektuptan kısa bir bölüm paylaşmak istiyorum:
" Markalar; batının işgalci kolluk kuvvetleridir sayın Reis'im!
Yalnızca bir gencimizin gündelik yaşantısına bir göz gezdirelim. Artık gençlerimiz kulağında mp3player, Rihanna'nın "Where have you been"ini dinliyor ve bir yandan da Christmas için süslenen sokaklara bakıyorlar. Birkaç adam daha şimdiden Aziz Nicholas'ı temsil eden kıyafetler içine girmiş durumda. Yine hemen her vitrin kırmızı külahlar, kırmızı mumlar, kızak çeken geyikler, hediye çorapları; mumlar, minik çanlar, yeşil çamlar ve Noel Baba maskotlarıyla yeniden düzenlenmişti...
Acıkm...ıştı. Canı Mc Donalds'da bir Big mac çekti ama içerisi çok kalabalıktı. Sokağın karşısına geçti. Önce Burger King'de whopper, sonra üzerine double fruit waffle yedi. Karnı iyice doymuştu ve şimdi Starbucks'da espresso içiyordu...
Eve geldi. Orijinal kâğıt olarak hole tabandan tavana kadar Eiffel Tower döşenmişti. Köşede bir Özgürlük Anıtı heykeli vardı ve havaya Enrique Iglesias'dan soft bir slow yayılıyordu... Ugg botlarını çıkardı, Tommy montunu portmantoya astı. East Pack'in çantasını pufa bıraktı. Sonra da üzerindeki Polo kazak ile Quicksilver'larından rahat birini değiştirdi.
Duvarlarda Justin Bieber, Madonna ve David Beckham'ın seçilmiş posterleri vardı. En eski oyuncakları Barbie ve erkek arkadaşı Ken ise, işte hâlâ odasında durmaktaydılar.
Salona geçti. Çocukluğundan beri Tom and Jerry, Heidi, Pinokyo, Casper, Spider Man, İron Man ve Walt Disney'in Micky Mouse'dan başlayarak bütün serilerini ezberlemişti... Şimdilerdeyse favorisi South Park'tı... İzlediği dizilerin başında; How I Met Your Mother, Big Bang Theory, Revolution... Ve Ellen DeGeneres Show geliyordu...
Twilight, New Moon, Eclipse'yi okumuştu. Serinin dördüncüsü Breaking Down ise sehpanın üzerindeydi ve arasında bir yerlerde ayıraç duruyordu.
Koltuğa oturup arkasına yaslandı...
"Ben Müslüman Türk'üm. Türkiye'de yaşıyorum. Hani bizim kahramanlarımız? Nerede bizim markalarımız" diye düşünmek aklına bile gelmedi! Bir de anlam veremedi, Kudüs için bir kısım insanların kendilerini parçalamalarına..."
Aslında mektubu şu şekilde bitirmiştim:
"Siz konutlanın cennetten köşk bekleyen insanlar! Dünyalık binalarına gavurca kelimelerle isimler seçen gafillerim...Hem ki onlar yazarlarsa duvarlarına Türken raus elbet bizde yazacaktık kotlarımıza livays, kursaklarımıza mc donald's...gibisi yok!
ATEŞ SİZİ ÇAĞIRIYOR! KİME GAM KARDEŞİM?! NASILSA SÜLEYMAN SOYLUYDU, NUMAN İSE KURTULMUŞTU! BEN ALDIĞIM İHALEYE BAKARIM GARDAŞ! EY YEŞİL SARIKLI HOCALAR, NİYE SUSTUNUZ? RENKLİLER, BEYAZLAR, RENKSİZLER; NERDESİNİZ? HEM NEYİMİZE YETMİYOR Kİ ÇAMLICAYA YAPILICAK CAMİ? AYASOFYA MÜZE KARDEŞİM, MÜZE! KUTLU OLSUN, MARMARAY! HEM Kİ; WALT DİSNEY'İN MİCKEY MAUSE U KEMİRMEKTE HAYATIMIZI!
DÜN ÜÇ KITA'NIN EFENDİSİ ŞİMDİLERDE YÜZÜKLERİN EFENDİSİ!"
Reise bana önerilen Kültür Kuvvetleri Komutanlığı görevini şerefle kabul ettiğimi belirttim.
Ön bir toplantı yaptık. Orada bir sunum yaptım. Müsadenizle orada yaptığım sunumuda sizlerle paylaşayım:
Sayın Cumhurbaşkanım, Başbakanım, hükümet üyeleri ve Genel Kurmay başkanım!
Şeytanoğlu BİLİM ile ilmi ayırdı ...
Bilim;
" su sıfır derece donar
100 derecede kaynar " gibi somut delillerle konuşur...
İlmi sahada ise, suyun sadece sıfırda donması ile ilgilenilmez,
bu donmanın maddi manevi tezahürleri üzerine de düşünülür..
Bilim soyut ve soğuktur, veriler alır, değerlendirme yapar kesin sonuç adında da sunumlarda bulunur...
Kesin İSPAT a odaklanmış akıl bilimadamı titri almış her elemanın sözlerini artık tartışmasız kabullenir...
Şeytanoğlu, ALLAH inancı yerine BİLİM i yerleştirmeye çalıştı son 300 yılda...
Sırasıyla RÖNESANS yeniden doğuş AYDINLANMA dönemleriyle bilimsel AKLI ön plana BATI COĞRAFYASINDA VE HEGEMONYASINDA...çıkarttı
MÜSLÜMAN HİNTERLANDINDA BİLE ALLAH' A VE ONUN YARADILIŞ ATLASINDAki imanı bile geri plana itti...
Bunu yaparken şablon resimler kullandı önce herkesin mutlaka tepki koyacağı bir resim koydu :
İMAN denilince resim olarak SKOLASTİZM VE DOGMATİZM... AVAM İÇİNSE ÜFÜRÜKÇÜ resmi koydu...
Münafık olanı VE MÜŞRİĞİ "mümin" gibi tanıtıp aşağıladı ... " İşte din bu sayın seyirciler ,bunu mu istersiniz " manipülasyonu yaptı
Bilimsel AKIL denilince = sanayi devrimini koydu... modernİTENİN ÜRÜNLERİNİ; otomobil, apartman, VE ELEKTRONİK ÇÖPLÜĞÜ maddi hayatı kolaylaştıran enstrümanlar olarak koydu...
" İşte bilim bizi böyle yaşatır ...oysa din bunu yapamaz" manipülasyonu yaptı...
" Hey sen ademoğlu! Hangisini tercih edersin .... mağara mı apartman mı !? " ikilimine soktu...
Modern yaşamın deccalin-yahudaoğlunun
insanı bencilleştiren,
tüketim kölesi yapan,
tatminsizleştiren,
intihar eğilimlerini arttıran,
gıdayı suyu toprağı havayı zehir eden,
hastalıklarını görmezden geldi!
Kardeşlerim,
Bir defa insanın dünyevi lezzetleri seçme eğilimi nefsin basamakları aşılmamışsa zulmün kapısıdır!...
Gelenek ile modernite arasında seçim yapmak durumunda kalan birey, günümüzde moderniteden yana tavır almadığında doğrudan gerici olmakla suçlanarak aşağılanır...
Bu ENDÜSTRİYEL BİLİM in arkasına saklanan şeytanoğlunun savunma refleksidir; kalesini koruma etkinliğidir...
Kardeşlerim, HATIRLAYIN!
AYa iniş yalanlarını
" Neden sadece bir defa ay a indiniz?
Bugünkü teknoloji 1960 lardan da ileri... birkaç kere daha gitmiş olmanız gerekmez miydi " diye sorduğumuzda elbet cevap veremediklerinden MARSA araç indirdik, JÜPİTERE uzay gemisi gönderiyoruz şovlarıyla örtmeye çalıştılar...
Şimdi dünyanın tüm NASA sevdalılarına kötü haberimizi buradan öğrenmiş olsunlar ...
Kardeşlerim, insan aya çıkamaz niçin insan mars a inemez niçin in cevabını veriyoruz :
Ay ın 7 inci katmer sıcaklıgı uzay gemilerini eritiyor, insanı da eritiyor, Mars taki katmer fırtınaları hiç bir yapancı maddeyi kabul etmiyor fırlatıp atıyor!
Peki neden yalana başvuruyorlar ?
Amerika, Nasa bu palavralarla ilim üstadı biziz diye duyurup saygı topluyor, sömürgelere egitimini oturtuyor...
Yakında jüpiter uranüs yalanı yolda, nasa buralara araç indirecekmiş!
İlim üstadı değil ama yalan üstadı oldukları kesin...
LA FONTANEDEN MASALLAR DİNLEMEYE DEVAM!
SEN KARGAYLA LAKIRTIDAYKEN KUYRUKSUZ KALACAKSIN, KENDİNİ KURNAZ ZANNEDEN TİLKİ!
UNUTMA; AMERİKAN RÜYASI rüyalarla, hayallerle VE TUZAKLARLA beslenir.
Amerika holywood demektir, GÖRÜNTÜLÜ BÜYÜ PERDESİ dir yani! HEM DE EN HAYASIZINDAN!
Sokakta homelesleri gizleme örtüsüdür holywood...
Uzay yolu macerasıdır...
Geriye dönüş flashbackleriyle insanlık tarihini yeniden yeniden yahudaoğlu yararına kafasına göre yazmaktır,
İngiliz dil okullarının prestijli reklam sektörüdür...
Cnbc neden ingilizce yayın yaptı bunca zaman; dünden amerikalı olmayan razı holywood rüyasında binlerce genç beyin göçü için gönüllü gidebilsin diye...
Amerika bilimin beşiği değil; uygulayıcısı da değil! Yalnızca askeri sanayi gelişkin; ÖLÜM VE İMHA MAKİNALARIYLA...
Fakat Amerikan rüyasıyla hipnotize ettiği gençler vasıtasıyla her milletin zenginliğini bünyesine çekiyor...
Gönüllü köleler ordusu kuruyor...
kültür baskısıyla gençlerin bulundukları toplumdan memnun olma ihtimallerini tüketip olmayan bir ülkeye holywoodland e akılları kilitliyor...
Bu bir enerji savaşı...
NASA ise en büyük NÜKLEER TESİS! ENERJİ ÇEKİM MERKEZİ...CAZİBE!
Şimdi bu şovmen ülkeye yeniden diyoruz;
Ey Amerika,
Ey Nasa..
Ayda üs kuracağını ilan edeli 50 yıl geçti... Henüz bir tuğla bile koymadın... Marsta hayat süreceğiz diye insanları uyutuyorsun...Maceralarının ardı arkası ise kesilmiyor; ümmet-i Muhammed'in topraklarında kahpeliklerine ise devam ediyorsun...ve dahi dünyanın bütün mazlum milletlerinin...ve dahi NewYorktaki kimsesiz ve sokak insanlarının bile!
Biz senden üs müs istemiyoruz!
Bir kere daha aya ayak bas...
ve bunu canlı yayınla DÜNYA TV LERİNDEN!
Ama bu defa lütfen stüdyo çekim olmasın be holywood !
İngiliz dil eğitimine reklam için sergilediğiniz şovlarla anlaşıldı ki imaj hiçbir şeydir; iman ise her şey!
İngiltere bugün USA NIN kültür bastırmasıyla ingiliz diline meraklı gençlere dil eğitimi vererek ayakta duruyor...
Kardeşlerim, İngiltereye dil öğrenmeye gitmeyin!
Bu kadar imkan var, turistik yerler var cennet ülkemizde.
Hem tatilinizi yapın, hem de dilediğiniz dili tatil mekanlarında öğrenin ingilizin çamurlu göğüne, kapalı havasına pis sokaklarına para dökmeyin!
İngilize-Amerikalıya kuruş yedirmeyin...BBC, Hollywood, İngiltere ve Amerika Türkiye ile uğraşmak neymiş öğrensin!
Konuşmam ayakta alkışlandı.
Bende hani duygusal adamım ya..etkilendim devletimin bu teveccühünden...durumu ifade eder mahiyette bir şiir yazdım. Şiir malum artık yazılanda okunulan da bir şey değil!
Komutanlığım bünyesinde ben yakında bir şairler tugayı oluşturacağım. Konuyla ilgilenmek atanmak isteyenler mail adresimden bana ulaşabilirler.
BEN, KÜLTÜR KUVVETLERİ KOMUTANI!
Olağanüstü toplandık!
cumhurun başı, yürütmenin başı,
kara,deniz, hava,
kuvvet komutanları,
milli eğitim,
kültür bakanları,
aileden sorumlu olanı,
diyanet işleri,
ve ben;
kültür kuvvetleri komutanı!
ilim-kültür-sanat ve edebiyat,
kolluk kuvvetleri bir de!
milli güvenlik konseyinde!
gündem maddemiz,
kültür emperyalizmine karşı,
milli mücadelemiz!
informal eğitim,
öncelikli maddemiz!
ben konuştum,
gün boyu herkes sustu,
medyanın dili mapustu!
dedim önce,
çocuklarımızı,
kendi kültür kodlarımızla,
yetiştirmeliyiz!
varsa nasıl batının,
kutsal asası,
hollywood'u,
sözde sihir vardır diyen,
peygamberin ümmeti,
esas almalı belagati!
tiz kurula,
walt disney gibi bir kurum,
kararı yönelttik üst kurula!
hemen çizgi filmler yapılmalı!
çocuk edebiyatı şahlanmalı!
hedef belirlendi,
önce ahlak ve maneviyat dendi!
...
milli eğitim kendini sorgulamalı,
millilikten ne anlamalı?
ecnebi değil, kültür bakanlığı,
diyanet belamlardan arınmalı,
yerli silah sanayi kadar,
yerli kültür!
yersiz değil yani!
paralel ki caulliouya...
....
günün son sözünü ben aldım,
konuşmalarımda oldukça kararlıydım!
memleketin hastalığına tek tanı
ben, kültür kuvvetleri komutanı,
söyledim dinlediler,
dediler abesle geçti günler!
emrettim milli güvenlik konseyine!
cepheler açmalıyız,
yurdun dört bir yanında,
kütüphaneler,
laboratuarlar kurulmalı!
çizgi film stüdyoları!
...
bakın dedim,
22 çocuk kanalı var memlekette,
var mı bir milli yapım?
sanal kültür kahramanları,
batının işgalci birlikleri,
kemirmekte bebeklerimizi!
...
rol model çok önemli,
evlat yetiştirirken,
farkında mıyız?
bu konu çok ehven!
...
toplantı bitti,
dağıldı konsey!
genel kurmay başkanı,
merdivenlerde koluma girdi!
dedi;
top-tüfek elbette önemli,
lakin,
kağıt-kalem ve mürekkep,
kılıçtan keskin silah!
okumaz isek,
yazmaz isek,
eyvah!
ahvalimiz; merkep!
dedi;
mehmetçiğin eline,
top-tüfek gibi,
kitapta verile!
seferberlik başlatıyorum,
vakit kaybetmek,
nafile!
...
milli,
güvenlik,
konseyinde,
ben; kültür kuvvetleri komutanı!
dedim son söz,
yüreğim ateşten köz!
tanı yaratanı!
ecdadını!
haybeye fırtınalar,
haybeye küfrün saltanatı!
fehmi demirbağ

12 Aralık 2017 Salı

Mr. NOSAM VE BAY TRUMP...KUDÜSTE CENAZE NAMAZINDALAR...
Dün gece gece namazına kalktım. Aldığım abdestle uykum açılmıştı. Aklıma Lut Kavmi geldi. Kavim lanete uğradığında binlerce insan gece namazına kalkmışlardı. Onlarda lanetten paylarını aldılar. Çünkü kötülüğe arkasını dönmüş bir topluluk olmuşlardı.
Namazın son rekatında, gecenin o saatinde telefonum ısrarla acı acı çaldı. Hayrdır inşaallah derken namazımı selamladım. Duamı yarım yamalak yaparken telefona kimin aradığına bakmaksızın alo dedim.
"Seninle konuşmalıyım, konu bu kadar önemli olmasa bu saatte seni rahatsız etmezdim."
Arayan Trump'tu.
"Kudüs meselesine mecbur kaldım. Bizim Amerikan seçimlerini hatırlarsan bir Pizza Gate skandalı yaşanmıştı. Dünya medyası bu konuyu görmezden geldi. Başımı almaya azmetmiş siyonistlere karşı bir evangelik olarak bu tavizi vermek durumunda kaldım. Ki zaten İngilizler Kudüsü sizden 100 yıl önce almıştı. Sizin kanınız donmuşsa ben ne yapabilirm, Fehmicim" dedi.
"Sıkı takibat altındayım. Mail adresine wetransferden bir video dosyası gönderdim. İzlersen beni daha iyi anlarsın. Bir de Müslümanlara söyle, bana küfrederek Kudüs'ü geri alamazsınız. Zaten bu olayı unutturmak için yakın zamanda uygulayacağımız bir iki sansosyonel olayla medyayı yönlendireceğiz. Balık hafızanız olduğu sürece bu gibi olaylarla sizleri işgal etmeye devam edeceğiz. Bakın misal, Kudüs için eylem yapan gençlerinize. Hepsinin göğsünde Amerikan-İngiliz bayraklı tşörtler. İngilizce yazılı desenler...Siz bence öncelikli olarak Kudüsü değil imanınızı kurtarın. Evlatlarınızı...Evlerinizi...Sokaklarınızı...Bir şekilde Kudüsü nasılsa geri alacaksınız. Bu tarih boyu hep böyleydi. Ha bu arada benim kripto bir Müslüman olduğumu sakın kimseye söyleme. Prens Charles ve ben...Kimse bilmemeli. Obama yavşağı sizi aldattı, Barack Husseın diyerekten...Sizde biraz uyanık olun kardeşim."
FED den bahsetti uzun uzun. Dünyanın yeni bir Yalta Konferesyonuna yolaldığından. Kurulacak yeni Batı konfederasyonundan. Geveze en az bir saat konuştu. Merak ediyordum, gönderdiği maili. Bir an önce konuşması bitsin diye dua faslına geçtim içimden.
Telefonu bir süre sonra kapattığım gibi geçtim bilgisayarın başına. Trump'un gönderdiği maili açtım. Videoyu bilgisayara indirdim ve başladım izlemeye.
Bir toplantı kaydedilmişti. Toplantıdaki konuşmalar Açkurudyu dilindeydi.
Videoyu sabah namazına kadar bir kaç kez izledim. Dünyayı sarsacak bir toplantının kaydıydı.
Kısaca özetleyeyim. Videoyu Türkçeye çevirdikten sonra sizlerle sosyal medyada paylaşacağım.
Toplantıya başkanlık eden Mr. Nosam'dı. Dünya Kötülük Konseyinin Başı yani.
Beş komisyonla birlikte 2017 yılının değerlendirme toplantısı yapılıyordu.
Mr. Nosam kudurarak konuşuyordu. Ağzından çıkan şalyalar kameranın objektifine kadar gelmişti.
"Sen Uyuşturucu Komisyonu Başkanı Mr. Afyon....Bu sene çalışmanız çok zayıf. Biz Afganistan'ı boşuna mı işgal ettik? Dünya eroin imalatının %94 ü orada gerçekleştiriliyor. O bölgede bilumum terör örgütlerini boşuna mı peydahlıyoruz? Bakın Türkiye'de gençlerde uyuşturucu kullanma yaşı 9 a kadar düşürüldü. Yetmez! Biberonlara kadar inmeli bu iş. Daha çok kar istiyorum. Sentetik çeşitler artırılsın. O kadar bilimadamını boşuna mı besliyoruz kardeşim?"
Bu konuşmalar sadece özet olanlar. Geniş olan kısmını daha sonra ayrıca kaleme alacağım. Ama arkadaş siz de okumuyorsunuz ki? Yazsam ne olacak?
Neyse videonun özetine devam edeyim. Bir diğer komisyon başkanına döndü Mr. Nosam.
Enerji komisyonu başkanı Mr. Cereyan'a.
"Fosil yakıtlar konusunu ciddiye alın beyler. Müslümanların elinden son damla petrolü son kanları çıkıncaya kadar alacaksınız. Toryum, bor kaynaklarını lehimize çevireceksiniz. Elektrikli otomobil konusunda özellikle Türkiye'ye dikkat edin. Eron Musk'u geçenlerde oraya gönderdim. Milli otomobil konusunu manüpüle edin. Balkanlar'ı, Kafkasya'yı ve Ortadoğu'yu lime lime edeceksiniz."
Bir başka Komisyon başkanına yöneldi Mr. Nosam.
"Sen Mr. Tabanca. Silah stoklarımız çoğaldı. Stok maliyetlerimiz şirketi batıracak. Son 15 yılda ortadoğu'da 30 milyona yakın insan öldürdünüz, ama yetmez. Teknoloji üretim hızımızı artırdı. Siz de tüketim hızımızı artırın. Biyolojik silahlarla çeşitliliğimizi artırın. Türkler okçuluk gibi meşgalelerle kendilerini oyalarlarken siz manyetik silahlar üretin. Robot askerlerin teknolojik gelişimini hızlandırın."
Mr. Nosam adeta öfkeden kuduruyordu.
"Sizin gevşekliğiniz yüzünden zarar ediyoruz. Herşeyi kar mantığında görmeniz gerektiğini nasıl unutursunuz. Sen Mr. Protein. Sen ki, tarım ve gıda komisyonu başkanı. Gdo lu ürünleri yaygınlaştırın demiyormuyum size? Obezite anne karnındaki veletlere kadar sirayet etmeli. Geniş arazileri büyük firmalarımıza peşkeş çekin. Hayvancılığı bitirin. Herkes haram ve zararlı ürünlerle beslenmeli. Hastalıklar artmalı. Dünya nüfusunu azaltmalıyız. Ve sen Mr. Draje. İlaç komisyonu başkanı. Mr. Protein ile birlikte çalışmalısınız. Ortak projeler üretmelisniz."
Kısaca videonun özeti bu şekildeydi.
Ancak son kısmı daha manidardı.
Mr Nosam son kez Trump'u fırçalıyordu:
"Lan Trump...Daha çok kaos, daha çok kar. Hemen Kudüsü İsrailin başkenti olarak ilan et."