19 Şubat 2014 Çarşamba

teselli olmak için



Günlerden bir gün şeytanın yolu bir köye düşmüş.
Keyfi yerinde olan şeytan sırtını bir ağaca dayamış ve buzağısı kazığa bağlı
olan ineğini sağan genç bir kadını uzaktan izlemiş.

Şeytan kadını epeyce izledikten sonra yerinden kalkıp kazığa bağlı buzağının
ipini biraz gevşetmiş.

Buzağı bu az ötede annesinin sütünün kovaya sağılmasını aç karnına izlemeye
daha fazla dayanamamış debelenmiş ve boynundaki ip çözülmüş.

Koşarak annesini emmeye giden buzağı süt kovasını devirmiş.

Sağdığı süt ziyan olunca sinirlenen genç kadın eline geçirdiği odunu
buzağıya vurunca yavru yere yığılmış.

Yavrusuna saldırılan inek kayıtsız kalamayıp bir tekmede kadını yere serip öldürmüş.

Uzaktan geçmekte olan kadının kayın pederi, ineğin ´gelinini öldürdüğünü görüp ineği tüfekle vurmuş.

Silah sesini duyan koca , karısını yerde cansız yatar babasını da elinde tüfekle görünce silahını çekip babasını öldürmüş.

Kısa bir süre sonra gerçeği öğrenen genç adam , bu kadar acıya dayanamayıp intihar etmiş.

Bütün bu olayları bir kenardan izleyen şeytan;

"BU FELAKETİ DE BANA YÜKLERLER, BUZAĞININ İPİNİ GEVŞETMEKTEN BAŞKA BEN NE YAPTIM ŞİMDİ" demiş.


bir başka hikaye daha...

Köyün birinde bir yaşlı adam varmış. Çok fakirmiş ama Kral bile onu kıskanırmış. Öyle dillere destan bir beyaz atı varmış ki, Kral bu at için ihtiyara büyük bir servet teklif etmiş ama adam satmaya yanaşmamış. "Bu at, sadece bir at değil benim için; bir dost. insan dostunu satar mı?" demiş. Bir sabah kalkmışlar ki, at yok. Köylü ihtiyarın başına toplanmış: "Seni ihtiyar bunak, bu atı sana bırakmayacakları, çalacakları belliydi. Krala satsaydın, ömrünün sonuna kadar beyler gibi yaşardın. Şimdi ne paran var, ne de atın" demişler.

İhtiyar: "Karar vermek için acele etmeyin" demiş. "Sadece at kayıp" deyin, "Çünkü gerçek bu. Ondan ötesi sizin yorumunuz ve verdiğiniz karar. Atımın kaybolması, bir talihsizlik mi, yoksa bir şans mı? Bunu henüz bilmiyoruz. Çünkü bu olay henüz bir başlangıç. Arkasının nasıl geleceğini kimse bilemez."

Köylüler ihtiyara kahkahalarla gülmüşler. Aradan 15 gün geçmiş ve at bir gece ansızın dönmüş. Meğer çalınmamış, dağlara gitmiş. Dönerken de, vadideki 12 vahşi atı peşine takıp getirmiş. Bunu gören köylüler toplanıp ithiyara gidip özür dilemişler. "Babalık" demişler, "Sen haklı çıktın. Atının kaybolması bir talihsizlik değil adeta bir devlet kuşu oldu senin için, şimdi bir at sürün var." 

"Karar vermek için gene acele ediyorsunuz" demiş ihtiyar. "Sadece atın geri döndüğünü söyleyin. Bilinen gerçek sadece bu. Ondan ötesinin ne getireceğini henüz bilmiyoruz." 

Köylüler bu defa açıkça ihtiyarla dalga geçmemişler ancak içlerinden "Bu ihtiyar sahiden saf" diye geçirmişler. Bir hafta geçmeden, vahşi atları terbiye etmeye çalışan ihtiyarın tek oğlu attan düşmüş ve ayağını kırmış. Evin geçimini sağlayan oğul şimdi uzun zaman yatakta kalacakmış. Köylüler gene gelmişler ihtiyara. "Bir kez daha haklı çıktın" demişler. "Bu atlar yüzünden tek oğlun, bacağını uzun süre kullanamayacak. Oysa sana bakacak başkası da yok. Şimdi eskisinden daha fakir, daha zavallı olacaksın" demişler. İhtiyar "Siz erken karar verme hastalığına tutulmuşsunuz" diye cevap vermiş. 

"O kadar acele etmeyin. Oğlum bacağını kırdı. Gerçek bu. Ötesi sizin verdiğiniz karar. Ama acaba ne kadar doğru. Hayat böyle küçük parçalar halinde gelir ve ondan sonra neler olacağını asla bilemezsiniz"

Birkaç hafta sonra düşmanlar hanedanlığa çok büyük bir ordu ile saldırmış. Kral son bir ümitle eli silah tutan bütün gençleri askere gönderme emrini vermiş. Köye gelen görevliler, ihtiyarın kırık bacaklı oğlu dışında bütün gençleri askere almışlar. Köyü matem sarmış. Çünkü savaşın kazanılmasına imkân yokmuş, giden gençlerin ya öleceğini ya da esir düşeceğini herkes biliyormuş. 

Köylüler, gene ihtiyara gelmişler. "Gene haklı olduğun kanıtlandı" demişler. "Oğlunun bacağı kırık ama hiç değilse yanında. Oysa bizimkiler, belki asla köye dönemeyecekler. Oğlunun bacağının kırılması,
talihsizlik değil, şansmış meğer..." 

"Siz erken karar vermeye devam edin" demiş, ihtiyar. "Oysa ne olacağını kimseler bilemez. Bilinen bir tek gerçek var. Benim oğlum yanımda, sizinkiler askerde. Ama bunların hangisinin talih, hangisinin
şanssızlık olduğunu sadece Allah biliyor."


"Acele karar vermeyin. Hayatın küçük bir dilimine bakıp tamamı hakkında karar vermekten kaçının. Karar; aklın durması halidir. Karar verdiniz mi, akıl düşünmeyi, dolayısı ile gelişmeyi durdurur. Buna rağmen akıl, insanı daima karara zorlar. Oysa gezi asla sona ermez. Bir yol biterken yenisi başlar. Bir kapı kapanırken, başkası açılır. Bir hedefe ulaşırsınız ve daha yüksek bir hedefin hemen oracıkta olduğunu görürsünüz." 


alıntı

şimdi


KAĞIT MENDİL


yıl 2014,
aylardan şubat
ve ayın 20 si...
istanbul ise sisli!
türkiyem gibi...
bulanık herşey,
gözgözü görmüyor!
çelişkiler büyüyor,
iktidarda maruzat!
paralel yapı ensesinde,
boza vefada değil,
ensede...
vefa ise pespaye!
zatı muhteremler öfkeli!
at izi it izinde,
bitmez izinde insaf!
atam izindeyiz,
işbaşında değil...

istanbul sisli,
ankara puslu!
pusuda ise puştlar!
güvercin kafeste,
şen şakrak olan kargalar!
zaman ve hürriyet,
lazımken herkese,
onlar gazete kağıdı!
duymazlar ağıdı!
mecalsiz dualar,
feryadı figan beddualar!
r den özürlü beyaz adında karalar...
...
yetim suriye menşeeli,
istanbulda sıkışan trafikte,
kağıt mendil satmakta!
al be amca!
alda lazım olur,
belki ağlarsın diye!
amca camını açmaz otomobilinin,
içeri soğuk girer diye...
dışarda şubat ayazında,
çıplak bir yetim,
suriyeli...
kağıt mendil satmakta!
al be amca!
lazım olur,
ağladığında yanında bulunsun!
amca konferansa gitmekte,
aklı yapacağı konuşmada;
toplantının konusunda...
müminler kardeştir!
...
seçimler var kapıda,
ya ahiret ya dünya...
halbuki milyarları akıtmakta organizasyonlar,
çok sevmedelerye vatanı,
üç kuruşluk reklamlar adına,
harcamaktalar onca rakamı!
...
bugün karışık yazdım,
karışığım...
sisliyim, pusluyum!
tıpkı istanbul gibi!
bir yanım kadim medeniyetler,
öte yanım sufli!
ben ki hepten yetim!
...
siyasiler dedi ki;
cemaat dedi ki;
muhalefet!
o dedi ki,
bu...
profesörler,
kitap yüklü merkepler gibi...
...
istanbulun yoktan trafiğinde,
bir çocuk...
yetim!
salya sümük!
kir pas içinde...
çıplak!
lüx arabanın camını tıklattı;
arapça söyledi isteğini...
şoför anlamadı ama amin dedi,
arapça her söze amin denirdi,
çocuğa acıdı,
camı araladı hafiften,
bir tl uzattı parmaklarının ucuyla...
çocuğun uzattığı mendili de almadı,
iyilik olsun diye...
keşke alsaydı...
belki ağlardı,
lazım olurdu!
....
aylardan şubat,
aylardan kısa olanı!
kısaca haletimi anlattım,
ruhiyemi,
yem olan Türkiye'mi!


uyanması gerekenleri...


madaya'da,
madara olan ümmet-i Muhammedi!

fehmi demirbağ




15 Şubat 2014 Cumartesi

KODLU-YORUM!




KAYDEDİN LÜTFEN!

Not alın lütfen,
kodluyorum;

reisin R si,
edebin E si,
cihadın C si,
ekmeğin E  si,
yok yok; ekmeleddin'in E'si,
ve alfabenin 20. harfi
yazdınız mı?
devam ediyorum;
hadi kemal sende yaz,
herkes seni bekliyor...
tevhidin baş harfi T,
Allah desem, tek sesli harfi yaz,
yalana gerek yok,
iki kez yaz ardarda Y yi,
iradenin İ sinin sonunda
yine sert B, yani P!
sıra geldi üçüncü kelimeye,
er geç kıymeti bilinecek adam desem,
soyadıyla hatırlarsınız,
yani E ile başlayalım bu kez,
razı olmanın R si,
devlet'in D si,
lider olan, O,
yumuşak ise de çekmeye gelmez boynu,
harflerin en naifi...
aşk olsun kardeşim, A dedik!
nasip olsun dünyaya kardeşlik,
yani N!
yani "ne" dersiniz olana bitene?
söyleyeceklerim bu kadar,
yazdınız mı arkadaşlar!
tarih yazdı da siz mi yazamadınız?
Sen de yaz kardinal, Pensilvanya'dan!
şimdi hep beraber okuyalım;
neymiş;
Recep Tayyip Erdoğan!


fehmi demirbağ

12 Şubat 2014 Çarşamba

14 ŞUBAT


SEVGİLİLER GÜNÜNÜZ KUTLU OLSUN!

Hayat sevince güzel, sevince tatlı günler.
Bir kuşu, kelebeği, bir taşı sevin yeter.
Sevince kalbimizde ümitler çiçeklenir.
Kötülükler kaybolur karanlığa gizlenir.
Çok sevmeli herkesi sevgi ömrün neşesi,
Dünyada en güzel şey kalpte insan sevgisi.
Sevgi olmadan yaşamanın ne anlamı var ki? Kalp, atmak için bir sebep arar ve en önemli yaşama hevesini de sevgide bulur.
Daha güzel bir dünya istiyorsak sevelim. Birbirimizi sevelim, ağaçları sevelim, insanları, kuşları, doğayı sevelim. Sevgi güzellik getirir.
Siz de sevin herkesi her şeyi ve de dağıtın tüm dünyaya. Çünkü sevginin getirdiği mutluluk hem bol kepçe hem bedava…
Sevginin sembolü Yunus Emre’nin insana bakış açısı İslam dininden beslendiğinden herkesi eşit olarak kabul eder. Büyük mutasavvıf insanları Allah tarafından yaratıldıkları için sevdiğini söyler. Onun gözünde tüm insanlar eşittir. Hiçbirinin diğerinden farkı yoktur.
Yunus Emre şiirlerini büyük bir hoşgörü ve insan sevgisi ile kaleme almıştır. Ondaki sevgi ufacık bir toz parçacığından okyanuslara, yaratılandan da yaratana ulaşır. Onun eserlerinde tevhit yani birlik ön plandadır. Dünyadaki her şeyin bir yani tek olan Allah’a ulaştığına inanır. İnsanlara beslemiş olduğu sevgi ve gösterdiği hoşgörü yaşadığı dönemde kendisinin sonraki çağlarda ise eserlerinin insanlar tarafından çok sevilmesini sağlamıştır. Onun eserlerinden anlaşıldığı üzere Yunus Emre her zaman mazlumun yanında olmuştur. İnsanlara yaşama sevgisi, birlik, hoşgörü aşılamıştır. Yunus Emre tüm bu olumlu özellikleri ile çağını aşıp günümüze kadar ulaşmayı başarabilmiştir.
Yunus Emre geleceğin daha güzel olması, kişinin sesini yarınlara ulaştırabilmesi için herkesin sevgi ile dolmasını önerir. İnsanların birbirini sevmesi ve hoşgörü sahibi olması sayesinde dünyanın daha güzel bir yer olacağına inanır ve bunu eserlerinde işler.

İnsan dünyanın her yerinde aynı değeri taşır. Hiç kimse ırk, dil ve dini nedeniyle birbirinden ayrılamaz, hiç kimseye bu özelliklerinden dolayı pozitif ya da negatif ayrımcılık yapılamaz. Dünyadaki tüm insanlar eşittir ve dünyanın tüm insanları sevilmeye değerdir.
Her insanın kendine özgü özellikleri vardır. Kimse kimseye benzemek ya da sadece birileri istiyor diye kendini değiştirmek zorunda değildir. Önemli olan tüm insanları olduğu gibi kabul edip olduğu gibi sevebilmektir. Çünkü dünyada evrensel olan nadir şeylerden biri sevgidir. Dünyanın neresine giderseniz gidin orayı sevgi yönetir. Sevginin olduğu yerde kötülüğe yer yoktur. Sevgi tüm milletlerin ortak dilidir. Sevgi ile dolu bir gülümseme dünyanın tüm dillerinde aynı anlamı taşır.
İnsan sevgisi herkesin içinde barındırması gereken bir özelliktir. Herkesi sevmek elbette ki mümkün değildir ama sevmediğimiz insanlara karşı bile saygıyı yitirmemek gerekir.  Tüm dünyanın bayram yerine dönebilmesi için ilk şart insanların koşulsuz şartsız birbirlerini kabullenmeleri ve karşılıksız sevmeyi öğrenebilmeleridir.
Vatan sevgisi sevgilerin en güzeli, en yücesidir. Herkesin içinde büyük bir yer tutan vatan sevgisinin yeri dinimizde de çok büyüktür. Vatan, millet özelliği taşıyan insanların üstünde yaşadığı kara parçası olsa da aslında vatan sadece bir kara parçasından ibaret değildir. Vatan yuvamız, vatan barınağımız, vatan en kutsal saydığımız yerdir. Vatanımızın her karışı vatan uğrunda canını seve seve feda etmiş şehitlerimizin kanıyla sulanmıştır.
Bir ulus için en önemli kavramlardan biri vatandır. Vatanın içinde koskoca bir tarih barınır. Herkesin vatanı kendisi için çok değerlidir. Tüm insanlık vatanı uğrunda mücadele etmiş ve dünya bugünkü halini bu mücadeleler sonucunda almıştır. Şüphesi ki vatan sevgisi sevgilerin en temizi, en karşılıksız olanıdır. O öyle bir duygudur ki her insan gerektiğinde daha önce atalarımızın yaptığı gibi vatanı için canını seve seve verir.
Vatan sevgisine dinimizde de yer verilmiştir. Peygamberimizin bu konuda söylediği sözler mevcuttur. Bununla birlikte vatan sevgisi yıllar boyunca pek çok yazar ve şairin eserine de konu olmuştur. Namık Kemal vatan şairlerinin en büyüğüdür. Yine Mithat Cemal Kuntay o meşhur dizelerinde vatanı şöyle anlatır:
Bayrakları bayrak yapan üstündeki kandır
Toprak eğer uğrunda ölen varsa vatandır
Sevgi bize hoşgörülü olmamızı da öğretir. Hoşgörü, karşılaştığımız olumsuz durumlarda karşımızdaki kişinin kusurlarını görmezden gelmek onu bu davranışı sebebiyle rencide etmemek demektir. Herkes hayatta hatalar yapabilir. Ancak sağlıklı insan ilişkileri için bu hataları affetmek, onları görmezden gelmek erdem sahibi olan bir insanın barındırması gereken özelliklerin başında gelir. Günümüz şartlarında hoşgörüye her zamankinden fazla ihtiyaç duymaktayız. Özellikle büyük şehirlerde yaşayan insanların içinde bulundukları olumsuz yaşam şartları, zorlu yaşam mücadelesi insanları hoşgörüden git gide uzaklaştırmakta. Hal böyle olunca çekilmez, yaşanılmaz bir toplum haline gelmek işten bile değil. Bu olumsuz davranış sadece bireyleri değil toplumu da olumsuz yönde etkiliyor. Oysaki millet olarak hoşgörülü ve birbirine saygılı olmak bize daha yaşanılası bir dünya sunacaktır.
Şöyle bir düşünün sabah karşılaştığınız insanlara günaydın diyor musunuz ya da akşam evinize giderken kaç kişiye iyi akşamlar dileğinde bulundunuz? Otobüste yolculuk yaparken diğer insanlara anlayışlı davranıyor, mağdur durumda bulunanlara yardım ediyor musunuz? Zor durumda olan bir insana en son ne zaman yardım ettiniz veya size yapılan bir haksızlıkta gülümseyebiliyor musunuz? Önemli değil diyebilmek bu kadar mı zor? En son ne zaman kendinizi karşınızdaki insanın yerine koydunuz?
Hoşgörüyü vurdumduymazlık kavramı ile karıştırmamak gerekir. Hoşgörüde her şeyin farkındalık ve kendi isteğiniz ve iyi niyetle görmezden gelme söz konusudur. Vurdumduymazlık ise hoşgörünün aksine olumsuz bir davranıştır. Hoşgörü insanı yüceltir vurdumduymazlık ise küçültür. Bizim istediğimiz iyi niyet, “Yaradılanı severim, yaradandan ötürü ” zihniyetidir.
Çağımızda hoşgörüye her zamankinden daha fazla ihtiyacımız var. Günler geçiyor, çocuklarımız büyüyor, onlara daha güzel bir dünya bırakabilmek toplumsal huzur ile mümkündür. Toplumsal huzurun en basit temeli ise karşılıklı sevgi ve saygı ile atılır. Birlikte yaşamak, tüm insanlarla kardeş olmak, onlara gülümsemek, çatık kaşları yumuşatmak bize daha huzurlu bir yaşam ortamı sağlayacak ve dünyamızı daha güzel bir yer haline getirecektir.
Hoşgörülü ve yardımsever bir toplum her zaman çağın önünde olur. Diğer toplumların imrenerek baktığı bir toplum olabilmek için bu iş sevgi ve saygı ile başlar. Lütfen aynaya bakın ve bugün  kendinize söz verin. Mutlu yarınlar için mutlu bireyler, mutlu toplumlar için hoşgörülü ve saygılı insanlar gereklidir. Herkese gülümsemek yaşam felsefeniz olsun. Hayat böyle daha güzel olacak.
İslam aleminde sevgi, kardeşlik, birlik ve beraberlik düşüncesinin gönülleri rahatlatması, kalplerin tam anlamıyla yumuşaması, merhamet duygularının kabarması, fakir ve yoksulların düşünülmesi, nefsin kötü arzularına gem vurulması, büyüklerin, akrabaların, komşuların, eş ve dostun her daim ziyaret edilmesi, öksüz ve yetimlerin sevindirilmesi, her türlü sosyal dayanışma ve yardımlaşmanın sağlanması; Allah’ın (cc) aff ve mağfiretinin, bağışlamasının umulduğu olumlu davranış ve yaklaşımlardır
Toplumda ihtiyaç sahibi fakir ve yoksul kimseleri tespit etmek, onları gözetmek, sıkıntılarına yardımcı olmak, geleceğe ümitle bakmalarına katkıda bulunmak hem dini, hem de insani bir görevdir.
Peygamber efendimiz; “insanlığın en hayırlısı insanlığa hizmet eden, faydalı olandır” Buyurarak bu önemli görevi Müslümanlara hatırlatmıştır Bu sebeple toplumda huzur, barış, sevgi ve güven ortamı ancak; yardımlaşma ve dayanışmayla sağlanabilir Cenab-ı Hak,“…iyilik etmek ve fenalıktan sakınmak hususunda birbirinizle yardımlaşın; günah işlemek ve haddi aşmakta yardımlaşmayın” Buyurmakta ve müminleri karşılıklı yardımlaşma konusunda uyarmaktadır.
Peygamber Efendimiz Hz Muhammed Mustafa (sav)’de : “Müminler birbirini sevmekte ve birbirine merhamet etmekte, bir bedenin uzuvları gibidirler Bedenin herhangi bir uzvu rahatsız olursa, diğer bütün uzuvları da rahatsız olur” İfadesiyle kaynaşma ve dayanışmanın önemine işaret etmiştir.
Dinimiz; yakın çevreden başlayıp, bütün insanlığı içine alan bir yardımlaşma ve dayanışma anlayışını zorunlu kılar. Hak Teala Kur’an-ı Kerimde; “Şüphesiz Allah adaleti, adil olmayı, insanlara iyilikte, ihsanda bulunmayı, akrabaya, yakınlara bakmayı emreder Hayasızlığı, fenalığı, azgınlığı yasaklar, …” Buyurmaktadır
 Müslüman önce anne ve babasına karşı saygılı olur Daha sonra ailenin diğer fertlerine, akrabalarına, komşularına, Müslümanlara; hatta tüm insanlığa karşı vazifelerini yerine getirir, iyilik, ihsan ve ikramda bulunur.
Bu konuda sevgili Peygamberimiz; “Cennetin güzel kokusu, bin yıllık mesafeden alınır Fakat anne ve babasına isyan edenlerle akrabalarıyla münasebeti kesenler bu kokuyu alamazlar” buyurmuş, terk edenlere de büyük tehlikeyi haber vermiştir.

Asıl olan, mü’minler arasındaki sevgi, saygı ve dostluk bağlarının güçlenmesi, büyüklerin ve ihtiyaç sahiplerinin hatırlanması, din kardeşliği duygu ve bağlarının ülkemizde ve tüm İslam aleminde tam anlamıyla güçlenmesidir.
Sevgililer gününüzü kutlar bütün insanlık aleminin sevgi hamuruyla yoğrulmasını temenni ederim!


fehmi demirbağ

6 Şubat 2014 Perşembe

DİKKAT, DİKKAT!


AHİRET HAVA YOLLARININ MÜSTAKBEL YOLCULARINA HATIRLATMA!

İNANCIMIZIN KAYNAĞI KUR'AN-KERİM,

İNANANLARINA EMREDER Kİ;

* Her türlü kötülükten arınmak,
* Zulmün her çeşidine ortak tavır almak,
* Her türlü zorlukta kalanlara yardım etmek,
* Paylaşımcı olmak,
* Yardımlaşmak,
* Dostluk, kardeşlik, barış ve sevgide medeniyet düsturları oluşturmak,
* İman esasları dairesinde ibadet etmek,
* Dua ile Rabbine yakın durmak,
* Güzel ahlaklı olmak,
* Şirk(Allah'tan başkasına kul olmamak) koşmamak,
* Kul hakkı yememek,
* İnsanların canlarına, mallarına, namuslarına, hürriyetlerine, düşüncelerine kıymamak,
* Cinayet işlememek,
* Hırsızlık yapmamak,
* Yalan söylememek,
* Dedikodu yapmamak,
* İftira atmamak,
* Gıybetten sakınmak,
* Lakap takmamak,
* Alay ve hakaretten uzak durmak,
* Kıskanç olmamak,
* Fitneden ve fitneciden uzak durmak,
* Kibirlenmemek,
* Haberin ve bilginin kaynağını sağlam tutmak,
* İsraf etmemek,
* Cimri olmamak,
* İçki, kumar, fal, büyü ve boş işlerden uzak durmak,
* Zanna uymamak, kanaate göre karar vermemek,
* Öfkeli olmamak,
* İnsan haysiyeti ve şerefini korumak,
* Aile hayatına önem verip onurunu korumak,
* Anneye, babaya, akrabalara, komşuya, yolcuya, çalışanlara, dosta ve hatta düşmanlarına bile iyi davranıp adaletle hükmetmek!


ÖNEMLİ NOT:
HAYATIMIZI HELAL ve HARAM SINIRLARI İÇERİSİNDE GEÇİRMELİYİZ.
HATA YAPTIĞIMIZDA TEVBE ETMELİYİZ.
HAYATINI GETİRİ-GÖTÜRÜ HESABIYLA, KAR-ZARAR HESABIYLA YAŞAYANLAR YANLIŞ HESAP İÇERİSİNDEDİRLER!


27 Ocak 2014 Pazartesi





"Şehit tahtında Rabbe gülümser,

Ah binlerce canım olsaydı der!"

EY ŞEHİD!

yemeni az tuttuk,
içmeni,
giyinmeni!
umutlarınla oynadık,
hayallerini yok saydık,
gençliğini, hiçe!
az biraz derken,
sona geldi hikayen...
herşeyin az,
ey şehidim!
hiç olmaz ise,
toprağın...
bol olsun!
yeni vatanın,
yine toprağın!
...
toprağın altı döşek,
melekler serecek!
üşümeyeceksin...
üstünü,
rabbin örtecek!
...
azını senin ömrünle,
çoğaltmak isteyenler...
az bırakanlar seni...
yukarda kalan toprakla,
geride kalanlar yani,
doyuracaklar gözlerini!
...
şuheda devletine,
hoş geldin diyecek,
şehid çocuklar...
utanacaksın halinden...
benden,
ne de genci varmış,
diyeceksin!
....
hayatı anlamlandıranların aziz hatıralarına!

fehmi demirbağ

26 Ocak 2014 Pazar

unutmak ihanettir!



ÇOCUKLUĞUM


unutmak ihanettir,
unutmak sevdaları...
...
hainlerle doldu yeryüzü,
insanlığa ihanet edenler,
işgal ettiler,
dünyanın başkentlerini...
cinayetle başladıya,
hikayesi insanlığın,
geleneğe devam!
en kolayı öldürmenin,
çocuklara...
çürük binalar yap!
yıkılsın, altında kalsınlar,
aç bırak!
seslerini nasıl duyursunlar!
yağmur ol yağ bombalarla,
kefensiz gömülsün,
minicik elleri!
annesiz bırak, babasız,
diri diri gömülsünler!
sevgisizlik mezarlığında,
acımasızlık taşını,
dikin başucuna!
en moda ölüm biçin onlara
hele ki müslüman çocuklara,
mazeretiniz olsun,
petrol kuyuları,
gayri safi milli hasılalar!
siz hala bir çocuk öldüremediniz mi?
beceremediniz mi?
üzülmeyin,
cinayetten pay almak,
çok kolay!
susmanız yeterli!
görmezden gelmeniz cinayeti!
ya da çalın hayatlarından,
öldürmek kadar kutsal, hırsızlık,
marka marka kemirin,
çocukluk düşlerini!
okutun, yetiştirin,
onları da ihanet şebekesine,
kaydettirin!
öldüremediklerinizi,
kendinize benzetin!
önce unutmayı öğretin,
kendileri olmayı bilmesinler,
unutsunlar insanlığı!
şen kahkahalarla başlayın derse,
girsinler kümese!
yemleyin; dizilerle, filmlerle!
banane demeyi öğretin,
sokakta bir kediyi tekmeletin!
sanane desin ardından!
bencil olmayı öğretin,
adına da kendi ayaklarıyla durmasını,
öğrensin deyin!
merhamet musluklarını kesin,
ağlamayı hemen kessin!
ağlayan çocuk,
dil kullanmakta aslında,
itiraz etmekte yanlışa,
sesinizi yükseltin,
soru sormasına müsade etmeyin!
...
dünyanın masumlarını,
çocukları...
nasıl bir canavara dönüştürüyoruz,
asla bilmesin!
ona çocukluğunu unutturun,
işte bu!
asıl akla gelmez sorun!
hitler çocuk değil miydi?
şimdilerin esedi?
tarihteki onlarca zalimin hikayesi,
büyümüş çocukların,
küçük çocukları katli!
...
insanlık sevdası lazım bize,
hafızası kaim!
unutturmayın asla çocuklara,
çocukluklarını!
...
nerden bilsinler,
korkmayı, sevmeyi, nefreti?
emerler annelerinden süt gibi,
dünyanın bütün çocukları,
her bir kelimeyi!
...
ya çikolata tutuşturun ellerine,
ya yetim deyip geçiştirin...
onları sömürün,
taze etlerini kemirin!
okullar kurun,
mezar misali bedenlerinde,
insanlıklarını kurutun!
...
beşeri ideolojilerinizle,
rablerini unutturun!
deliler gömleği giydirin,
ergenlerine,
tornadan geçirin,
tesviye!
nasihat edin veresiye!
...
 içimdeki çocuk,
yazdırdı bu satırları!
satırbaşı;
çocuk ruhlu olanlara,
okutun sizde,
bu yazılanları!