ALİ BABANIN BİR ÇİFTLİĞİ VAR!
İmece mi dersiniz ne dersiniz bilemem ama birlikte hareketin güç doğuracağı aşikardır. Bilen bilir ki Amerika' yı bugünlere ulaştıran 2 kavramı vardır; patent ve hisse senetleri. Birini bizdeki kul hakkı yerine düşünebiliriz, diğerini de ortaklık gibi. Yani her iki kavrama ümmet coğrafyasında maalesef ki yer yok. Ama çözülmemizle birlikte bütün kavramlarımızı yitirdiğimiz gibi bu mef'umlarda diğerleri gibi tarihin tozlu raflarındaki yerlerini aldılar.
Fıtraten insanoğlu birlikteliğe ihtiyaç duyar. Üst perdeden devletleşmeye giden bir haslettir bu eğilim.
Hele zor zamanlarda oldukça da manidarlığı kapsar.
Misal ben Tokat' lıyım. Zile ilçemizin insanları imparatorluğumuzun son demlerinde, savaş zamanı para toparlayıp askeriyemize bir uçak hediye etmişlerdir. Yine millet sultanı Abdulhamit'le hareket edip Hicaz demiryolunu birlikte inşaa etmişlerdir.
İşte bu duygu depreşir durur. Kapitalist ahlakın egemen olduğu toplumumuzda ise bu duygunun suistimali her an mümkündür. Özellikle bir de durumu dini duygularla bezemişseniz burdan müthiş bir kazanım ve fiyasko çok rahat bir şekilde peydahlanabilir. Hele bir de yattığın yerden yüksek miktarda kazanç teklifi üretilmişse durum kaymaklı ekmek kadayıfına dönüşebilir. Banker facialarını hatırlayanımız var mıdır? Ama Selamet Köy, Milli Gazete, TGRT, Kanal 7 desem ve hatta desem ki yeşil sermaye holdingleri, muhafazakar kesimi incitebilirim. Jet Fadıl mevzuuna hiç girmek istemem. Parsadanlar, Titanlar...Ama gelin görün ki bir tombili veletin Çiftlik Bank adı altındaki son volesi geçmişin madrabazlıklarını da hatırlatmaya en azından bana yetti.
Ali Baba'nın bir çiftliği var, çiftliğinde inekleri var...Bir çocuk şarkısı olmakla birlikte Allah'ın Çinlisi Alibaba.com u üretip...ki patronu Jack Me Forbes'in Dünyanın en zenginleri arasında ilk sıralarda 40 milyar dolarla yer alırken...
Bizim tombili tam 57.000 kişiyi bir inek sağar gibi sağmış ve tam 511 milyon liralık bir rakam elde etmiş. Hem de Şeker Fabrikalarımızın 30 küsur milyon dolar karşılığında özelleştilmeye çalışıldığı dönemde, millet patır patır NBŞ lerle kansere yakalanıp dökülürken.
Ulen tombili devlet o kadar vergi toplayamıyor ya hu!
Aferin len! Nasıl becerdin kısmına girmeyeceğim. Çünkü ilk kekler mühim. Sonrası çorap söküğü zaten, sürü psikolojisi yani.
Ben beceremiyorum misal. Gelin bir milli marka ortaya koyalım, Herotür'ü gerçeklerştirelim diyorum. İlk 5 sene sonrası 25 milyar dolarlık bir kazancı işaret ediyorum. Ne bir destek bulabiliyoruz ne de muhatap. Ben de kendimi akıllı sanıyorum oysa! Çoluğumuzu çocuğumuzu kurtarmaktan bahsediyorum, tınnn!
Aferin lan tombili.
Çiftlik Bank! Adam niyetini başlarken koymuş. Hem çiftlik hem banka.
Ben de Dinbank mı kursam ne? Bak bu işte de para var ha! Hem dünya hem ahiret pazarlaması. Potansiyel herşeye rağmen mümbit!
Hem kim hatırlıyor ki Rachel'i?! Sarı saçları al kanlara bulanarak ölen kız! Senden başka hiç kimsenin cesaret edemediğini tek başına sen yaptın. Dünyanın en güzel vicdan şiirini Gazze’nin kalbinde kanınla yazdın. Sahte Amerikan rüyasını tam orta yerinden yırttın. Ümmetin kahreden sessizliğini çığlıklarınla deldin. Sen hayalindeki o güzel dünya için sahip olduğun en kıymetli değerini, biricik canını çekinmeden verdin. Bizse bakakaldık ardından. Orada değildik. Çünkü önemsemiyorduk…Çünkü Çiftlik Bank taki mevduat hesaplarımıza yoğunlaşmıştık. Çünkü tombililerimiz o kadar çoklar ki!
Ki bize anlatılanları fıkra niyetine okuyup geçiyoruz. Alın size bir Ali hikayesi daha...
Küçük Ali, yaşlı bir çiftçiden 500 liraya eşek satın alır. Ama çiftçi eşeği sabah verecektir. Sabah yaşlı çiftçi Ali’ye;─ Oğlum eşek dün gece öldü, paranı da yedim bitirdim! der.
Küçük Ali çiftçiye;─ Ben eşeği yine de istiyorum, der.
Yaşlı çiftçi;─ Ölü eşeği ne yapacaksın? diye sorar.
Ali de;─ Ölü olduğunu söylemeyeceğim, tombala düzenleyip satacağım, der.
Aradan bir ay geçer, yaşlı çiftçi Ali’ye rastlar, sorar;─ Eşeği ne yaptın?
Ali;─ Eşeği tombalaya koydum, 10 liradan 500 kişiye bilet sattım. 5000 lira kazandım! der.
Yaşlı çiftçi;─ Peki, ölü olduğunu görünce kızmadılar mı?
Ali;─ Yok yaa… Sadece kazanan şarladı, ona da 10 lirasını iade ettim sevindi! der.
Küçük Ali büyür, eşeklerin sırtından para kazanmaya devam eder…
Bu ülkede ne Ali’ler Veli’ler biter, ne ölü eşekler, ne de kolay yoldan para kazanmaya çalışıp bunlara parasını kaptıranlar.
Tombililerimiz sağlıklarını muhafaza etsinler deyu biz daha nice fedaKARlıklar yapmaya devam ederiz.
Yeter ki ucunda KARımız olsun!
Orda bir köy var, uzakta!
o köy bizim köyümüzdür!
gitmesekte, kalmasakta,
o köy bizim iki gözümüzdür!
...
köyün az ötesinde,
sonradan kurulan bir çiftlik,
çiftliğin sahibi sam amca!
bu çiftlikte var bir hinlik!
acele edin,
dinleyin!
anlatacağız dilimiz vardığınca!
...
çiftliğin asıl sahibi aslında, ali;
yani ilk sahibi!
...
yezidin çocukları satıverdiler,
üç kuruşa koca çiftliği!
....
sam amcanın bir çiftliği var,
çiftliğinde kuzuları var,
ekmek, iş, özgürlük diye bağırır,
çiftliğinde sam amcanın...
...
sam amcanın bir çiftliği var,
çiftliğinde inekleri var,
emeklilik, maaş, tatil diye bağırır,
çiftliğinde sam amcanın,
...
sam amcanın bir çiftliği var,
çiftliğinde köpekleri var,
dur yasah hemşerim diye bağırır,
çiftliğinde sam amcanın,
...
sam amcanın bir çiftliği var,
çiftliğinde tilkileri var,
dershane, avm, para diye bağırır,
çiftliğinde sam amcanın,
...
sam amcanın bir çiftliği var,
çiftliğinde domuzları var,
oy, seçim, iktidar diye bağırır,
çiftliğinde sam amcanın,
...
sam amcanın bir çiftliği var,
çiftliğinde bir çok hayvanı var,
her hayvan, her kafadan ses çıkarır,
çiftliğinde sam amcanın!
...
sam amca diye birisi yok aslında,
çiftliği de hepten palavra,
ki;
demokratik, hukuk, sosyal bir köy burası,
umutlar ekmek arası,
...
kapalı kapılar ardında,
portakallarımız washington!
güreşte ne, milli spor badmington!
...
sam amca,
anca gidersin!
...
biz ali babanın çiftliğini istiyoruz,
kuzuların meleştiği,
kuşların ötüştüğü,
...
çocukluğumuzun şarkıları aslında,
istediğimiz!
....
daha dün annemizin kollarında yaşarken,
tuna nehri akmam diyor,
etrafımı yıkmam!
...
bu şiirde,
tastamam!
Fehmi Demirbağ
"Küresel sehirler, küresel markalar artık dünyada devletler gibi siyasi aktör haline geliyor. Kültür de siyaset ve ekonomi gibi stratejik unsur oluyor." Küresel markalar; İŞGALCİ KOLLUK KUVVETLERİ! ŞİMDİ MİLLİ MÜDAFA ZAMANI! KIZLI-ERKEKLİ KAYBEDECEĞİZ YOKSA GELECEĞİMİZİ! YANİ; NE KARA KUVVETLERİ, NE HAVA KUVVETLERİ, NE DENİZ... İLLA Kİ; KÜLTÜR KUVVETLERİ!
16 Mart 2018 Cuma
9 Mart 2018 Cuma
FEHMİNİZM' DE DİNDE GÜNCELLEME KONUSU
Din konusu oldum olası insanlığı en meşgul eden konuların başında gelir. Dinsellik konusu ve cinsellik konuları üzerine tartışmalar, çatışmalar yaradılıştan beri süregelen en önemli iki konu başlığımızı oluşturmaktadır.
Dine müdahaleler, yorumlar, eklemeler, çıkarmalar tarihin seyrindede önemli yer tutar.
Başınızı şişirmeden meseleyi kısaca arzetmek istiyorum. Malum ülkenin lideri "dinde düzenlemeler/güncellemeler yapılması gerektiğinden bahsetti ya...Vay vay vay...Ne çok fincancı katırı varmış. Ki zaten herkes din erbabı. Hele din bezirganları.
Ferisilerin mirasçıları zaten konuya çanak tutmaya dünden hazırlar.
Ben size bizim Arvalap' taki benzer durumdan bahsedeceğim. Malum Arvalap'ta Fehminizm ideolojisi hakim. Kurucu irade burada keyfiyetini çok eskilerden belirlemiş. Bunun üzerine extrem lakırtılara müsaade edilmemiş.
Ada'da İslami sekülerizm hakim. Yani Leküm diniküm veliye din. Yani herkesin dini kendine.
Ada'nın din işleri "Din İşleri Yüksek Konseyi"nce yürütülmekte. Konseye bağlı diğer din mensuplarıyla ilgilenen birimlerde mevcut. Herkes kendi inancının müsaadesince bir yaşama tabi.
Türkiye'deki gibi 53 ayrı Kuran meali yok mesela adada. Kafasına esen meal hazırlayamıyor. Ayrıca müthiş bir Kuran tefsiri de hazırlanmış konseyce. Camilerde kimse keyfine göre para toplayamıyor. İç harcamalarda din hizmetlerine katkı payı diye bir miktar var; işte bu miktar ile adadaki din hizmetleri görülüyor. Vatandaş alışverişini yaparken bu meblağı ödemek istemiyorsa bu miktar ödemeden düşülüyor.
Hac umre organizasyonları Turizm Bakanlığının Konseyle belirlediği ayrı bir birim tarafından organize ediliyor.
Diyelim bir cemaatiniz var. Siz Konsey'in denetimine bağlısınız.Cemaatin görüşleri ve tasarrufları mezhep imamlarının görüşlerinin aksine bir tutum sergileyemez. Ne gavsınızın ineklerinden elde edilen yoğurtlar mübarektir adada, ne yanmaz kefenler. Ne de gördüğünüz rüyalarla insanları yönlendirebilirsiniz.
Peki cemaatler ne yaparlar?
Yetimleri gözetirler, içlerinden bekar olanları evlendirirler...Asla Cemaat company olamazlar misal. Eğitim işi milli eğitimin işidir, bu konuda hadlerini bilirler. Zekat, sadaka toplayamaz milletin kurbanına sadakasına sarkamazlar.
Fehminizm halka şu üç düsturu vermiştir: Bütün Arvalap Halkı, teşekkür etmeyi, özür dilemeyi ve rica etmeyi bilmek ve uygulamak durumundadırlar. Kul hakkı esas alındığı için mahkemelere bile gereksinim pek azdır.
Fehminizm çocuk ve gençleri önemsediği için Arvalap Halkı çocuklarını kendi değerlerine göre yetiştirir. Çocuk edebiyatı, çizgi filmler, internet oyunları, diğer oyun ve oyuncaklar millidir.
Okullarda karma eğitim yoktur. Kız kız gibi erkek erkek gibi yetiştirilir.
özellikle kadınların eğitimine özel önem verilmiştir. Kadınını imha eden toplumların iflah olmayacaklarını bilir Arvalap Halkı.
Yasaklama anlayışından öteye suçu ve günahı önleyici tedbirleri önceler Fehminizm.
Burada müminler sürekli bir güncelleme içerisindedirler. "Bir günü bir gününe denk düşen ziyandadır" hadisi heran pratiklik içerisindedir.
Buranın müminleri devrimcidir. Asla muhafazakar olmadıkları için güncellemeye ihtiyaç duymazlar. Mukaddesatçıdırlar, kutsallarından taviz vermezler. Kuran, sünnet, vatan, bayrak, ilim tartılmaz konulardandır.
Çok kitap okurlar. "İlim müminin yitik malıdır, nerede bulursa almalıdır" hadisi gereğince başta Kuran olmak üzere her türden ilme yönelik kitapları takip ederler.
Namazdan taviz vermezler. Oruç hayatlarının bir parçasıdır. Pazartesi perşembe oruçlarına devam ederler ki obezite gibi hastalıklardan uzaktırlar. "Şüpheli şeylerden uzak kalınız" diyen peygamberimize iteaati pek severler.
Burda özel gün kutlamaları yoktur. Çünkü zaman burda kutsaldır. İki nefes arası mubarektir diyerek...namaz saati...oruç zamanı diyerek zamanı zaten programlamışlardır. "Rabbimize hesap vereceğiz" şiarında yetişen bir gençlik yapısıyla emperyalistlerin Arvalap Adasında hakimiyet kurmaları mümkün değildir.
"Biz güncellemelerimizi tevbelerimizle yaparız" diyen Arvalap Halkı Türkiye halkına selam gönderiyor aracılığımızla.
Diyorlar ki,"Dinde reform olamaz" bu Müslümanları İslamdan kopartmak ve soğutmak isteyenlerin işidir. Ancak Ilıman İslam değil, şuurlu müslüman zaten eskimez-pörsümez bir yenilikte olan imancımızı insanlığa kurtuluş reçetesi olarak sunabilir. Müslümanlar bugün hristiyanlar olarak yaşayan bireylere dönüştü. İçki, kumar, faiz ve zina meşrulaştı. Cehalette buna gereken zemini hazırlıyor.
İşte Fehminizm ilk olarak bu cehaletten kurtulmayı başarıya giden yolda belirleyici rol olarak işaret etmekte.
Türkiye halkı unutmasın bilinçli birey bilinçli toplumun yapı taşıdır. Dinbazlara ve bilumum madrabazlara karşı dikkatli olsunlar.
Fehminizm bütün beşeri ideolojilere karşı bir direnişin adıdır. Yaşasın Fehminizm! :=)))
Dine müdahaleler, yorumlar, eklemeler, çıkarmalar tarihin seyrindede önemli yer tutar.
Başınızı şişirmeden meseleyi kısaca arzetmek istiyorum. Malum ülkenin lideri "dinde düzenlemeler/güncellemeler yapılması gerektiğinden bahsetti ya...Vay vay vay...Ne çok fincancı katırı varmış. Ki zaten herkes din erbabı. Hele din bezirganları.
Ferisilerin mirasçıları zaten konuya çanak tutmaya dünden hazırlar.
Ben size bizim Arvalap' taki benzer durumdan bahsedeceğim. Malum Arvalap'ta Fehminizm ideolojisi hakim. Kurucu irade burada keyfiyetini çok eskilerden belirlemiş. Bunun üzerine extrem lakırtılara müsaade edilmemiş.
Ada'da İslami sekülerizm hakim. Yani Leküm diniküm veliye din. Yani herkesin dini kendine.
Ada'nın din işleri "Din İşleri Yüksek Konseyi"nce yürütülmekte. Konseye bağlı diğer din mensuplarıyla ilgilenen birimlerde mevcut. Herkes kendi inancının müsaadesince bir yaşama tabi.
Türkiye'deki gibi 53 ayrı Kuran meali yok mesela adada. Kafasına esen meal hazırlayamıyor. Ayrıca müthiş bir Kuran tefsiri de hazırlanmış konseyce. Camilerde kimse keyfine göre para toplayamıyor. İç harcamalarda din hizmetlerine katkı payı diye bir miktar var; işte bu miktar ile adadaki din hizmetleri görülüyor. Vatandaş alışverişini yaparken bu meblağı ödemek istemiyorsa bu miktar ödemeden düşülüyor.
Hac umre organizasyonları Turizm Bakanlığının Konseyle belirlediği ayrı bir birim tarafından organize ediliyor.
Diyelim bir cemaatiniz var. Siz Konsey'in denetimine bağlısınız.Cemaatin görüşleri ve tasarrufları mezhep imamlarının görüşlerinin aksine bir tutum sergileyemez. Ne gavsınızın ineklerinden elde edilen yoğurtlar mübarektir adada, ne yanmaz kefenler. Ne de gördüğünüz rüyalarla insanları yönlendirebilirsiniz.
Peki cemaatler ne yaparlar?
Yetimleri gözetirler, içlerinden bekar olanları evlendirirler...Asla Cemaat company olamazlar misal. Eğitim işi milli eğitimin işidir, bu konuda hadlerini bilirler. Zekat, sadaka toplayamaz milletin kurbanına sadakasına sarkamazlar.
Fehminizm halka şu üç düsturu vermiştir: Bütün Arvalap Halkı, teşekkür etmeyi, özür dilemeyi ve rica etmeyi bilmek ve uygulamak durumundadırlar. Kul hakkı esas alındığı için mahkemelere bile gereksinim pek azdır.
Fehminizm çocuk ve gençleri önemsediği için Arvalap Halkı çocuklarını kendi değerlerine göre yetiştirir. Çocuk edebiyatı, çizgi filmler, internet oyunları, diğer oyun ve oyuncaklar millidir.
Okullarda karma eğitim yoktur. Kız kız gibi erkek erkek gibi yetiştirilir.
özellikle kadınların eğitimine özel önem verilmiştir. Kadınını imha eden toplumların iflah olmayacaklarını bilir Arvalap Halkı.
Yasaklama anlayışından öteye suçu ve günahı önleyici tedbirleri önceler Fehminizm.
Burada müminler sürekli bir güncelleme içerisindedirler. "Bir günü bir gününe denk düşen ziyandadır" hadisi heran pratiklik içerisindedir.
Buranın müminleri devrimcidir. Asla muhafazakar olmadıkları için güncellemeye ihtiyaç duymazlar. Mukaddesatçıdırlar, kutsallarından taviz vermezler. Kuran, sünnet, vatan, bayrak, ilim tartılmaz konulardandır.
Çok kitap okurlar. "İlim müminin yitik malıdır, nerede bulursa almalıdır" hadisi gereğince başta Kuran olmak üzere her türden ilme yönelik kitapları takip ederler.
Namazdan taviz vermezler. Oruç hayatlarının bir parçasıdır. Pazartesi perşembe oruçlarına devam ederler ki obezite gibi hastalıklardan uzaktırlar. "Şüpheli şeylerden uzak kalınız" diyen peygamberimize iteaati pek severler.
Burda özel gün kutlamaları yoktur. Çünkü zaman burda kutsaldır. İki nefes arası mubarektir diyerek...namaz saati...oruç zamanı diyerek zamanı zaten programlamışlardır. "Rabbimize hesap vereceğiz" şiarında yetişen bir gençlik yapısıyla emperyalistlerin Arvalap Adasında hakimiyet kurmaları mümkün değildir.
"Biz güncellemelerimizi tevbelerimizle yaparız" diyen Arvalap Halkı Türkiye halkına selam gönderiyor aracılığımızla.
Diyorlar ki,"Dinde reform olamaz" bu Müslümanları İslamdan kopartmak ve soğutmak isteyenlerin işidir. Ancak Ilıman İslam değil, şuurlu müslüman zaten eskimez-pörsümez bir yenilikte olan imancımızı insanlığa kurtuluş reçetesi olarak sunabilir. Müslümanlar bugün hristiyanlar olarak yaşayan bireylere dönüştü. İçki, kumar, faiz ve zina meşrulaştı. Cehalette buna gereken zemini hazırlıyor.
İşte Fehminizm ilk olarak bu cehaletten kurtulmayı başarıya giden yolda belirleyici rol olarak işaret etmekte.
Türkiye halkı unutmasın bilinçli birey bilinçli toplumun yapı taşıdır. Dinbazlara ve bilumum madrabazlara karşı dikkatli olsunlar.
Fehminizm bütün beşeri ideolojilere karşı bir direnişin adıdır. Yaşasın Fehminizm! :=)))
Fehmi Demirbağ
5 Mart 2018 Pazartesi
ORTADOĞUYU ANLAMAK
Bu işin bir turnasol'u olmalı? İddialar üzerinden bu kanlı savaşın değerlendirmesini bir akıl tutulmasıyla nasıl ele alabiliriz ki? 11 Eylül'ü nasıl kavramamız gerekiyorsa aynı şekilde Oded Yinon isimli stratejistin 1980 lerde kaleme aldığı "İsrail'in Stratejisi" isimli raporuna da bir göz atmamız gerekiyor.
1895lerde Teodor Hertz ile başlayan bir mücadeleden sonra 1948’de İsrail kuruldu.
1960’ların başından itibaren İsrail’in Kürtlerle dansı başladı.
Molla Mustafa Barzani, tam bir İsrail dostuydu.
1982’de Oded Yinon planı uygulamaya konuldu.
İsrailli stratejistin adıyla anılan, CIA destekli bu Plan neydi?
Yinon'un dile getirdikleri bir şekilde hayatiyete geçti.
Dünyada hedefi tek somut olan Yahudiler harfiyyen amaçlarını gerçekleştirmektedirler. Onların Arz-ı Mevud denilen, "Büyük İsrail Amaçları" genişlemeye ve büyümeye yönelik gayretleri malumdur. İşte bunun için bu kahrolası iştahlarını meşrulaştıracak mazeretleri temin etmek durumundadırlar. Onlara bu mazereti sağlayacak şey ise hertürlü şekilde cahil kalmış-bırakılmış müslümanların vereceği pozisyon önem arzetmektedir; mezhepçi nefret ve şiddetin yaygınlaşması!
Bunu onlara sağlayacak ortam ise Irak topraklarında yeterince hazırlanmıştı. Amerika'nın Afganistan'dan başlayıp Arap baharı adı altında bütün Müslüman coğrafyaya yayılacak olan bu ateşi İran'la kanlı bir savaş mazisi bulunan Irak'ta körüklemesi için yeterince ortam da müsaitti. Siz bakmayın Amerika'nın oradaki durumuna "başarısızlık" kisvesi giydirmeye çalışanlara. Artık Irak devletinden bahsetmek mümkün değildir. Nefretle yoğrulmuş mezhepçi bir şiddetin gündelik travmaya dönüştüğü...Şanlı mazinin Bağdat'ından bahsetmek için ne kadar olumsuzluk barındıran kelime varsa hepsini Irak'ı ifadelendirme için kullanmak mümkün. Kontrolden çıkmış bir kaos cehennemidir orası.
Tırnak keser gibi kellerin kopartıldığı berbat yerlerin mizansen iklimini yaşar bu ümmet coğrafyası. Felaket ve çılgınlık kelimeleri burada uyum içindedirler. Ancak bunca kan ve barutun hegemon olduğu ortamın saklayamadığı bir acı gerçek var; o da Irak'ın üçe bölünüleceği gerçeği. Aynen Suriye coğrafyasında tekrarı yapılan bu aşağılık planda aynı maksadın peşindedir. Böl, parçala, yut emperyal iştahların vazgeçemediği bir tarihsel taktiktir.
Plan basit şekilde işlemeye başlar: Mezhepçi taassubu ek...Ülkeyi umutsuzluğa düşür...İşgalci kültür kuvvetlerinin açtığı boşlukları takip et. Cehalet mangaları önünü açsın...Sonra bir kurtarıcıya ihtiyaç duyulsun. Nerdesin Süpermen?!
Hele ki son dönemlerin İşid, İsis, Daeş gibi isimlendiren lejyonerini sıkı bir takibe almamız gerekir. İsrail Gizli İstihbarat Servisi (İSİS) - İsrael Secret İntelligence Service ile Cia'nın işbirliklerini de görmezden gelmemek lazım. Hani sormak lazım, Ortadoğudaki müslüman topluluklar arasındaki çatışmadan karlı çıkan kim? Herdaim alevlenmeye müsait olan Balkanlar ve Kafkasya sorgulamasıyla birlikte olan bitenleri geniş olarak değerlendirmek gerekir. İsrail Yahudi Devleti dünya üzerindeki Yahudi zenginlerin menfeatleri doğrultusunda genel manada bütün dünyayı adeta bir Yahudi Dünya Devleti gibi arzulamakta ve ona göre de şekillendirmektedir.
Bize söylenilenlere artık inanmamamız gerektiğini söylüyorum. Okullarda öğretilenlere, siyasi demeçlere, aydın söylemlerine kuşkuyla bakalım.Hele medya... Dünya liderleri kuşkusuz ki bu yalanların seslendiricileri. Şeytanın dublajını yapıyorlar. Bunların ağızlarından çıkan herşey gerçeğin tam tersi.Ki ben zaten batı medeniyetini hepten red ediyorum.
Ortadoğudaki bütün gelişmeler süreklilik arzeden bir planın parçasıdır. Her türlü cinayetin parmak izinde Sam Amcanın varlığı da kuşkusuzdur. Kuzeni Rusya'da bu planda üzerine düşen rolü başarıyla oynamaktadır.
Bu konuda safa yatanlar ise delalet, gaflet ve ihanet sarmalındadırlar.
Sorsanıza bölgede İslami Mücadele yürüttüğünü iddia eden yapılar neden İsraile karşı bir teşebbüste bulunmazlar? El Nusra, El Kaide, Taliban, İşid İsrail'in tetikçisidirler. Hele ayrılıkçı Kürt hareketini üstlendiğini iddia eden kominist Pkaka emperyalist batının neden köpekliğini yapmaktadır?
Hele ki Golan Tepelerinde ve Telaviv hastanelerinde yahudiden tıbbi yardım alan İşid cidden Irak-Şam İslam devletini mi arzulamaktadır?
"Yeni Amerikan Yüzyılı Projesi" tek dünya devletini, tek dünya dilini, tek dünya dinini ve tek dünya cinsiyetini (İbneliği) adım adım gerçekleştirmeye evrilmişken bizim de olayları derinlemesine ele almamız gerekmiyor mu?
Biz Batı’nın Arap Baharı, Libya, Mısır ve Suriye operasyonlarına destek vermedik mi?
Nihai hedefin kendimiz olduğunun farkında olsak da uzun bir süre Ortadoğu bataklığında bocaladığımız doğru değil mi?
Adamlar küresel hakimiyet adına Pearl Harbour baskınına ihtiyaç duymaktalar, aşikar...Bunu ise kendi halklarına yedirmek için tezgahlamak durumundalar.
"Dünya genelinde savaşlar yapacağız, işgal ve istilar yapacağız" diye kendi kamuoylarını ikna edemezler. Ki bu zalimlerin kendi insanlarını bile sömürdükleri ve istismar ettikleri de ayan beyan ortada.
Dünyada tam hakimiyet için denizde, havada, karada, uzayda tam kontrol sağlamak için milyonlar-trilyonlar harcayacağız sözünü sokaklarında kedi-köpek mamasıyla beslenen insanlarına anlatamazlar. Dolayısıyla kendi kitlelerinin de başka bir algıyla yönlenmesi lazım.
Dünyanın talan planlarından biri olan "soğuk savaş" parodisi bittikten sonra tezgahlanan "terörist İslam" isimli düzmeceye insanların ikna edilmesi gerekmekteydi ki...işte bunun startını veren 11 Eylül komedisi oldu. "Sovyet işgali" paronoyak tehdidiyle nükleer silahlanma dünyada patron seçimi hususunda aslında bir referandumu hazırladı. Daha özgürlükçü olarak lansmanı yapılan kapitalizm bu yarışı önde bitirdi. Çünkü sokağın insanını hamburgeriyle, kolasıyla, sinemasıyla tavlamasını-ikna etmesini bildi. Sovyetlerin totaliter tavrı sempatiklik sağlayamadı insanlara. Nihayetinde bütün insanlık topyekün bir çıldırışın etkisine girdi. Hiçbir şey insanları tatmin etmez oldu, Yahudilerin kemdi tatminkarlıkları dışında.
Dünyada inançlarına uygun yaşayan tek topluluk yahudilerdir.
Beşşar Esad şu anda ortadoğu'da oynanan oyunun en salak kukla oyuncusu. Batının bu kirli oyunda ki tek müttefikleri ise kendi yarattıkları frenkestaynları, terör örgütleri.
Bütün bunlar coğrafyada yaşanırken ülkemizi bu oyuna dahil etmek isteyen dinci terör örgütü fetöyü de unutmayalım.
15 Temmuz'da bir oyunla dahil edilmek istendik bu kanlı oyuna. Ancak son hamlelerimizi bağımsız oynamak gibi bir refleks etkisi altına aldı bizi.
Vakit olsa da bu detaylı oyunu bütün replikleriyle anlatabilsem? Yerim dar, anlatamıyorum!
fehmi demirbağ
KÜLTÜR KUVVETLERİ KOMUTANLIĞINDAN
KAMUOYUNA ÖNEMLE DUYURULUR!
Arvalap Adasındaki bilimsel çalışmalarıma bir süreliğine ara vermek durumunda kaldım. Manyetik alan, frekans ve moleküler yapı üzerine yaptığım çalışmalar son evreye geldi. Son olarak yapay zeka laboratuarımızda sağlıklı gıda üzerine yaptığımız çalışmalarda da bir hayli yol aldık. Özellikle un, yağ, şeker ve tuz konularında, onların adeta birer kimyasal bomba olduğuna dair tespitlerimizi yakında insanlık alemiyle paylaşacağız. GDO nun etkilerini de raporlandırdık. Su üzerine oynanan oyunları burdan size bir anlatsam kafayı yersiniz.
Neyse asıl konumuza gelelim. Laboratuardaydım. Kıldan ince bir nano chip üzerine çalışıyordum. İnsanların beyinlerine yerleştirilip onların hafıza kısımlarını güçlendirecek yeni bir buluşla iştigaldeydim. Malum insan beyni elektrikle çalışıyor. Orayı bir bilgisayar gibi düşünebilir, tabiri caizse modifiyeler yapabiliriz. Ram filan ekleyebiliriz diye düşünüyorum. Bellek yükseltici filan...
Telefon geldi. Arayan Başkomutanımdı.
"Efendim Reis" dedim alışkanlıkla. Dedi "Hemen Ankara'ya gelmelisin!"
"Peki efendim" le harekete geçtim. Neticede bu hafta boyu Ankara'da olacağım.
Beştepe'de Reis'in huzuruna vardım. Onu beklerken ki kendisi bekletmeyi hiç sevmez. "Münafıklığın alameti üçtür. Söz verdimi tutmaz, emanete ihanet eder, yalan söyler" hadisini çok kez tekrarladığını iyi bilirim.
"Allah reisin takatini artırsın, gücüne güç katsın! Türkiye bu dakikadan sonra artık belli bir hedefe odaklanmıştır. Son 100 yıldır uyutulan ve uyuşturulan Türkiye artık tarih olmuştur. Türkiye bundan sonra hemen her konuda ve her coğrafyada daha etkin olacaktır. Daha da önemlisi 100 yıldır açık kalan hesaplar birer birer kapatılacak, Lozan Anlaşması ve Montrö Sözleşmesi ile Türkiye’nin ayağına geçirilen prangalar kopartılacak, yeni sınır düzenlemeleri yapılacaktır. Kopartılan aileler, ayrılan halklar tekrardan bir araya getirilecek yeni bir Ortadoğu kurulacaktır. İşte bu süreçte Reisimiz hem başkomutanlık, hem cumhurbaşkanlığı hem partisinin genel başkanlığı gibi vazifelerini bir bir başarıyla icra ederken bizlerinde onun safında yer tutup en azından kendi vazifelerimizi yerine getirmek durumundayız. Mesele bir beka sorunudur."
Bunları düşünürken Reis teşrif buyurdular. "Kültür Kuvvetleri Komutanım...Ben Afrika turuna çıkıyorum. Sen de gerekli hazırlıkları yap. Suriye hükümetini Lahey'de dava açarak... Türkiye Cumhuriyeti, Suriye iç savaşının başladığı 2011 yılından günümüze kadar Türkiye’de barındırılan 3,5 milyondan fazla Suriyeli için harcadığı paralar başta olmak üzere, Suriye’nin terörden arındırılması için yapmış olduğu askeri müdahale harcamalarını ve Suriye Devleti’nin 1984 yılından beri PKK terör örgütüne verdiği açık destekten dolayı karşı karşıya kaldığı her türlü zarar ve ziyanı –ki sadece PKK terör örgütünün 35 yıldan beri Türkiye ekonomisine verdiği zarar yaklaşık BİR TRİLYON DOLAR civarındadır- savaş tazminatına dönüştürüp, bu tazminat karşılığında zaten Misak-ı Milli içerisinde yer alan Suriye topraklarını karşılıklı mutabakat ile kendi sınırlarına katabilir."
Ben Reisin söylediklerini bir bir not alırken o yapacağı Afrika ziyareti hakkında bana bilgilendirmelerde bulundu.
"15. yüzyılda köle ticareti ile baslayan sömürgeciligin, 17.yüzyıl ve 20.yüzyıllar arasında batının hammadde ihtiyacını karsılamak üzere rotasını dogrudan Afrika'ya çevirmesiyle, dünyada esi benzeri görülmemis sömürgecilik faaliyetinin, temellerinin atıldıgını, İngiltere'yi sanayi devrimine götüren süreçte, köle ticaretinin büyük önem arz ettigini, Liverpool, Bristol ve Glasgow gibi kentlerin tüm zenginliginin köle ve sömürge mallarının ticaretinden kaynaklandıgı, köle tasıyan gemilerin önemli bir kısmının, Liverpool Limanı'na kayıtlı oldugu bu gün ki Avrupa'nın zenginliginin sorgulanması gerekmektedir. Bugün bile "Sefil Afrika" görüntüsü vererek insanlığın dikkatini Afrikanın zenginliklerinden uzak tutmak istemektedirler.
Afrika'yı bir köle kaynagı olarak görenler, şimdi onunla hem hammadde kaynagı, hem de pazar olarak ilgilenmeye başladılar. Ama bunun için Afrika'da çalıstıracak isgücüne ihtiyaçları vardı. Köleciligin yasaklanması dogrudan bununla iliskiliydi. Afrikalıların kurtulusu olarak ilan edilen bu yeni süreç, köleligin yeni bir biçiminden baska bir şey degildi. Köle tacirleri, madenlere ya da çiftliklere isçi temin eden kuruluslar halinde örgütlendi.
Afrika'daki sömürgeciler arası çatısmalara dikkat çekmek lazım. Sınırları masa basında cetvelle çizilen Afrika'nın bir çok bölgesinde, Avrupalı sömürgecilerin çıkar çatısması içerisindedirler. Her ülkenin mıntıkası bellidir. Ne Fransızlar İngilizlerin sömürge bölgesine dokunabilir, nede Amerikalılar her iki ülkenin sömürge alanına müdahale de bulunabilir. Ancak çogu kez (petrol,elmas,uranyum hatta balıkçılık) alanlarında birbirleriyle çatısmaya düstükleri durumlarda gözlemleniyor. Bir zamanlar yarısı Osmanlı Devletimizin sınırları içerisinde bulunan Afrika'ya özel önem vermeliyiz."
Konuşması bittikten sonra bana yapmam gereken şeyleri bir bir sıraladı Reis.
Programım şu şekilde olacak:
SALI SABAH: Bütün Tv dizisi çeken, sinema filmi çeken yapımcı ve tv patronları ile buluşma. Kahvaltıda bir araya geleceğiz. Onlara yaptıkları dizi ve filmlerin ve programların şu Ohal ortamında ve savaş ortamında milletin eğitimine ve ahlakına odaklı olmaları gerektiği hususunda bilgilendirmelerde bulunacağım. Düşman mısınız dost musunuz bilelim diyeceğim. Milli kültür hususunda seferberlik başlattığımızı vurgulayacağım.
SALI ÖĞLEDEN SONRA: Belediyelerimizin ve diğer bilumum kültür-sanat faaliyeti yapan müesseselerin sorumluları ile bir araya geleceğim. Artık apışarası ve işkembeye hizmet tarzı faaliyetlerden kendilerini men edeceğim. Milletin parasıyla milletin ahlakını çalamazsınız kardeşim diyeceğim. Hele milli çalışmalara gayret eden Müslüman sanatçılara arkalarını dönenlerden analarından emdikleri sütleri fitil fitil getireceğim. İsimlerini de pek yakında ifşa edeceğim. Bu sütü bozukları millet öğrensin. Düzgün çalışanlarında yüklerine omuz vereceğim. Onlarında isimlerini bildireceğim ki örnek alınsınlar. Reise de bunları isim isim rapor edeceğim.
Ayrıca diğer günlerde de Akparti Teşkilatlarını, Diyanet,
Bazı Bakanları, TRT Personelini de hizaya çekeceğim. Stklardan hesap soracağım, hele ki milletten para toplamayı meslek edinenlerden. Cemaatlerden... "Dalga geçmeyi bırakın! Milletin gençliği Deistlikle, Ensestle, Uyuşturucu ile, Lgbt ile, Terörle kuşatılırken...Aklınızı başınıza alın! Yedi düvel ensemizde...Laylaylomla gün geçiriyorsunuz. Kültür Kuvvetleri Komutanlığı olarak "Seferberlik" ilan ediyorum.
Hele şu yoğun haftayı bir atlatalım. Daha neler yapacağım, neler! Göreceksiniz!
Neyse asıl konumuza gelelim. Laboratuardaydım. Kıldan ince bir nano chip üzerine çalışıyordum. İnsanların beyinlerine yerleştirilip onların hafıza kısımlarını güçlendirecek yeni bir buluşla iştigaldeydim. Malum insan beyni elektrikle çalışıyor. Orayı bir bilgisayar gibi düşünebilir, tabiri caizse modifiyeler yapabiliriz. Ram filan ekleyebiliriz diye düşünüyorum. Bellek yükseltici filan...
Telefon geldi. Arayan Başkomutanımdı.
"Efendim Reis" dedim alışkanlıkla. Dedi "Hemen Ankara'ya gelmelisin!"
"Peki efendim" le harekete geçtim. Neticede bu hafta boyu Ankara'da olacağım.
Beştepe'de Reis'in huzuruna vardım. Onu beklerken ki kendisi bekletmeyi hiç sevmez. "Münafıklığın alameti üçtür. Söz verdimi tutmaz, emanete ihanet eder, yalan söyler" hadisini çok kez tekrarladığını iyi bilirim.
"Allah reisin takatini artırsın, gücüne güç katsın! Türkiye bu dakikadan sonra artık belli bir hedefe odaklanmıştır. Son 100 yıldır uyutulan ve uyuşturulan Türkiye artık tarih olmuştur. Türkiye bundan sonra hemen her konuda ve her coğrafyada daha etkin olacaktır. Daha da önemlisi 100 yıldır açık kalan hesaplar birer birer kapatılacak, Lozan Anlaşması ve Montrö Sözleşmesi ile Türkiye’nin ayağına geçirilen prangalar kopartılacak, yeni sınır düzenlemeleri yapılacaktır. Kopartılan aileler, ayrılan halklar tekrardan bir araya getirilecek yeni bir Ortadoğu kurulacaktır. İşte bu süreçte Reisimiz hem başkomutanlık, hem cumhurbaşkanlığı hem partisinin genel başkanlığı gibi vazifelerini bir bir başarıyla icra ederken bizlerinde onun safında yer tutup en azından kendi vazifelerimizi yerine getirmek durumundayız. Mesele bir beka sorunudur."
Bunları düşünürken Reis teşrif buyurdular. "Kültür Kuvvetleri Komutanım...Ben Afrika turuna çıkıyorum. Sen de gerekli hazırlıkları yap. Suriye hükümetini Lahey'de dava açarak... Türkiye Cumhuriyeti, Suriye iç savaşının başladığı 2011 yılından günümüze kadar Türkiye’de barındırılan 3,5 milyondan fazla Suriyeli için harcadığı paralar başta olmak üzere, Suriye’nin terörden arındırılması için yapmış olduğu askeri müdahale harcamalarını ve Suriye Devleti’nin 1984 yılından beri PKK terör örgütüne verdiği açık destekten dolayı karşı karşıya kaldığı her türlü zarar ve ziyanı –ki sadece PKK terör örgütünün 35 yıldan beri Türkiye ekonomisine verdiği zarar yaklaşık BİR TRİLYON DOLAR civarındadır- savaş tazminatına dönüştürüp, bu tazminat karşılığında zaten Misak-ı Milli içerisinde yer alan Suriye topraklarını karşılıklı mutabakat ile kendi sınırlarına katabilir."
Ben Reisin söylediklerini bir bir not alırken o yapacağı Afrika ziyareti hakkında bana bilgilendirmelerde bulundu.
"15. yüzyılda köle ticareti ile baslayan sömürgeciligin, 17.yüzyıl ve 20.yüzyıllar arasında batının hammadde ihtiyacını karsılamak üzere rotasını dogrudan Afrika'ya çevirmesiyle, dünyada esi benzeri görülmemis sömürgecilik faaliyetinin, temellerinin atıldıgını, İngiltere'yi sanayi devrimine götüren süreçte, köle ticaretinin büyük önem arz ettigini, Liverpool, Bristol ve Glasgow gibi kentlerin tüm zenginliginin köle ve sömürge mallarının ticaretinden kaynaklandıgı, köle tasıyan gemilerin önemli bir kısmının, Liverpool Limanı'na kayıtlı oldugu bu gün ki Avrupa'nın zenginliginin sorgulanması gerekmektedir. Bugün bile "Sefil Afrika" görüntüsü vererek insanlığın dikkatini Afrikanın zenginliklerinden uzak tutmak istemektedirler.
Afrika'yı bir köle kaynagı olarak görenler, şimdi onunla hem hammadde kaynagı, hem de pazar olarak ilgilenmeye başladılar. Ama bunun için Afrika'da çalıstıracak isgücüne ihtiyaçları vardı. Köleciligin yasaklanması dogrudan bununla iliskiliydi. Afrikalıların kurtulusu olarak ilan edilen bu yeni süreç, köleligin yeni bir biçiminden baska bir şey degildi. Köle tacirleri, madenlere ya da çiftliklere isçi temin eden kuruluslar halinde örgütlendi.
Afrika'daki sömürgeciler arası çatısmalara dikkat çekmek lazım. Sınırları masa basında cetvelle çizilen Afrika'nın bir çok bölgesinde, Avrupalı sömürgecilerin çıkar çatısması içerisindedirler. Her ülkenin mıntıkası bellidir. Ne Fransızlar İngilizlerin sömürge bölgesine dokunabilir, nede Amerikalılar her iki ülkenin sömürge alanına müdahale de bulunabilir. Ancak çogu kez (petrol,elmas,uranyum hatta balıkçılık) alanlarında birbirleriyle çatısmaya düstükleri durumlarda gözlemleniyor. Bir zamanlar yarısı Osmanlı Devletimizin sınırları içerisinde bulunan Afrika'ya özel önem vermeliyiz."
Konuşması bittikten sonra bana yapmam gereken şeyleri bir bir sıraladı Reis.
Programım şu şekilde olacak:
SALI SABAH: Bütün Tv dizisi çeken, sinema filmi çeken yapımcı ve tv patronları ile buluşma. Kahvaltıda bir araya geleceğiz. Onlara yaptıkları dizi ve filmlerin ve programların şu Ohal ortamında ve savaş ortamında milletin eğitimine ve ahlakına odaklı olmaları gerektiği hususunda bilgilendirmelerde bulunacağım. Düşman mısınız dost musunuz bilelim diyeceğim. Milli kültür hususunda seferberlik başlattığımızı vurgulayacağım.
SALI ÖĞLEDEN SONRA: Belediyelerimizin ve diğer bilumum kültür-sanat faaliyeti yapan müesseselerin sorumluları ile bir araya geleceğim. Artık apışarası ve işkembeye hizmet tarzı faaliyetlerden kendilerini men edeceğim. Milletin parasıyla milletin ahlakını çalamazsınız kardeşim diyeceğim. Hele milli çalışmalara gayret eden Müslüman sanatçılara arkalarını dönenlerden analarından emdikleri sütleri fitil fitil getireceğim. İsimlerini de pek yakında ifşa edeceğim. Bu sütü bozukları millet öğrensin. Düzgün çalışanlarında yüklerine omuz vereceğim. Onlarında isimlerini bildireceğim ki örnek alınsınlar. Reise de bunları isim isim rapor edeceğim.
Ayrıca diğer günlerde de Akparti Teşkilatlarını, Diyanet,
Bazı Bakanları, TRT Personelini de hizaya çekeceğim. Stklardan hesap soracağım, hele ki milletten para toplamayı meslek edinenlerden. Cemaatlerden... "Dalga geçmeyi bırakın! Milletin gençliği Deistlikle, Ensestle, Uyuşturucu ile, Lgbt ile, Terörle kuşatılırken...Aklınızı başınıza alın! Yedi düvel ensemizde...Laylaylomla gün geçiriyorsunuz. Kültür Kuvvetleri Komutanlığı olarak "Seferberlik" ilan ediyorum.
Hele şu yoğun haftayı bir atlatalım. Daha neler yapacağım, neler! Göreceksiniz!
fehmi demirbağ
1 Mart 2018 Perşembe
IZDIRABI GÜL SUYUNA BASTILAR!
Seni hangi türkü ağlatıyorsa,
Hangi söz vuruyorsa taa yüreğinden,
Dökül sende hazan yaprakları gibi,
Sonbahar gibi olamaz ama,
İnsan da dökülür bilirsin.
Umutlan yine de,
Bu gelen yeni baharın beklenen esintisi...
Hem "Sabret"
Bunun Mahşeri var, mizanı var, hesabı var!
Hangi söz vuruyorsa taa yüreğinden,
Dökül sende hazan yaprakları gibi,
Sonbahar gibi olamaz ama,
İnsan da dökülür bilirsin.
Umutlan yine de,
Bu gelen yeni baharın beklenen esintisi...
Hem "Sabret"
Bunun Mahşeri var, mizanı var, hesabı var!
Nefesin yarısı almakta, yarısı vermekteymiş; ondandır yarım nefeslik ömür denmesi. Ölüm ile veda edersin ölümüne bağlı olduğun bu dünyaya. Yazık lakin, yarine ve yar edindiklerine ölüm dışında bir başka bahaneyle veda ediyorsan; kalıbına yazık. Gidiyorsan da ötelere, gelmeyenlere, gelmesi mümkün olmayanlara, gelse de hiçbir şeyi değiştiremeyecek olanlara sakın Eyvallah deme!
Ne diyordu Endülüsün Bülbülü Muhyiddîn İbn-i Arabî, “Kader, gayrete âşıktır.” Kalksana yerinden! Hem şimdi değilse ne zaman? Vakit bu zaman!
Belki bu hengamede belki birileri seni kazanacak. Birileri de beni; biz kaybedeceğiz ama kardeşim.
Sakın yeni yalanlar söyleme...Ne kendine, ne bana, ne de yüce yaradana.
Muhiddin haykır adıma, Hüzünlü insan,saklı bir inci ve korunan bir sırdır.
Ancak; onun gibi olan tanır ve değerini bilir…
Bugün bi hüzün vαr içimde, bi gαriplik var bende... Yα ben fαzlαyım bu şehirde yα dα biri eksik içimizde! Sinirden gülen,sevinçten ağlayanlar bilir misiniz, insanın yaşı kaç olursa olsun, ağlarken hep kimsesiz bir çocuktur...Yalnızlığım ekmek olsa bir lokma olsun almaz mısın? İçer misiniz gözyaşlarımdan kana kana, gitsin diye sususzluğunuz? Söylesenize niyedir bu suskunluğunuz? İnsan içine sığmadığı bir şehrin, hatta âlemin neresinde olur ki? Anlaşılmak için konuşmaya gerek duyulmadığı bir âna gitmeyi, ne çok isterdim! Bir eşkıya vurgunu hayat...
Göğsüme çöküyorken kent, ellerim duada, elimde tespih yalnızlığın virdini çekiyorum.
Sırtımda mülteci acılar, çatık kaşlı sürgünler sürüyorum yorgunluğumuza. Bu kente ikimiz adına eyvallah çekiyorum...
Hem bilirsen şu gerçeği, mülkü yoktur bir kadının yüreğinden başka...Öyleyse bu hoyratlık niye...Neden isyan ederiz annemize, kırarız kemiklerini ölümüne sevdiğimiz yarimizi ölümüne!
Ah ya rab! Sen hüzünlü kalbi seversin Ya Rab,teşrif buyur kalbime...
Bugün...sarrafını ararım gönlümün. Öylesine hassasım ki devrimlere bileyledim gönlümü! Unutma delim,yokluğuna alışırsam yok olursun...
Sabrın kadar güçlü, şükrün kadar olgunsan...Gel! Gel hayatımızda oluşan çatlaklardan endişe etme! Oradan yeni bir umut doğuyor olabilir. Bil hem, dualarımız kadar değerliyiz Allah katında. "Allah'ım sev bizi. Sevdir bizi, Sevindir bizi!"
Kuldan istemek ve kula yalvarmak senin değerini düşürürken, ancak O'ndan istemek senin değerini artırır.
Meğer ne dün benimmiş, ne de yarın. Meğerse hayat bir günmüş o da bu günmüş.Ne dün yaşadıklarına güven, ne de yarın yaşayacaklarına. Sen üzerine düşeni yap. Ve yalnızca Rabbi'ne güven. Bugün bil gülüm, geriye kalan ömrümün ilk günü...Bu gün benim doğum günüm! Senin ki gibi!..
Ve bugün bir ölünün, unutulmuşluğundaki kırgınlık var üzerimde.
Ah Rabbim; diyorsun ya Enbiya / 89 da “ beni tek başıma bırakma ve SEN, varislerin en hayırlısısın.”
Yoruldukça, kırıldıkça anlıyor insan ;En ağır yük, insanmış insana!
Ya sen, sen insanı ne sandın dedi meczup!
Dağların sırtında taşıyamadığı yükü, O kalbinde taşıyor...
Daraldım...Biliyorum vakit gemilerin yakılma vakti de, ben...Denizleri yakmaya kararlıyım! Atlamaya cesareti olmayanlar meşgul etmesinler uçurumları! Yalanı dolanı çok olanlar, doğrularınızdan kuşkulanıyorum...Bilin istedim!
Çok biriktim Rabbim! Ne güzel bir teklif ediyorsun Nisâ/28 de; Allâh sizden (yükünüzü) hafifletmek ister!..
Râbbim!
Yüreğimin çırpınışlarına yol göster.
Sen ki, kuşları gökyüzünde uçuransın!..
Hüzünlü bir hikayeden arta kalan tek cümledir: "Nasip değilmiş" demek! Böyle bitmesin benim hikayem!
Biri lazımmış meğer, darılınca sarılan...
Buyurmamış mı efendimiz; "Saçları dağınık,
Kapılardan kovulan öyle kimseler vardır ki ;
Birşey için yemin etseler, Allâhu Teâlâ onları doğrulamak için o şeyi yaratır!"
Ümmetin çığlık çığlığa efendim, benimse İçim yanıyor!
İnsanların yaşadığı çağlara hasretim var; Eskisi gibi sevdalar lazım. Mektup yazarak seven,sevdiğinin fotoğrafını cebinde taşıyan. O kadar narin, bir o kadar zarif sevdaların adamları nerdesiniz?
Eskiler koklarken gülü, dillerinden düşürmezlermiş şehadeti...Diken oldu yollar diken oldu kavramlar.
Bugün çok biriktim. Nersiniz eskiler; Küçük şeylerle mutlu olmayı öğretenler?
Ne her gördüğümüzü isterdik,
ne de her istediğimiz olurdu.
Ama öyle hemen depresyonlara girip çıkmazdık.
Bizler varlığa şükür, yokluğa sabreden çocuklardık...
Bazı türküler diyorum " Sen konuşma, ben meseleyi biliyorum " der gibi. .
- Cahildim dünyanın rengine kandım...
Ne diyordu Endülüsün Bülbülü Muhyiddîn İbn-i Arabî, “Kader, gayrete âşıktır.” Kalksana yerinden! Hem şimdi değilse ne zaman? Vakit bu zaman!
Belki bu hengamede belki birileri seni kazanacak. Birileri de beni; biz kaybedeceğiz ama kardeşim.
Sakın yeni yalanlar söyleme...Ne kendine, ne bana, ne de yüce yaradana.
Muhiddin haykır adıma, Hüzünlü insan,saklı bir inci ve korunan bir sırdır.
Ancak; onun gibi olan tanır ve değerini bilir…
Bugün bi hüzün vαr içimde, bi gαriplik var bende... Yα ben fαzlαyım bu şehirde yα dα biri eksik içimizde! Sinirden gülen,sevinçten ağlayanlar bilir misiniz, insanın yaşı kaç olursa olsun, ağlarken hep kimsesiz bir çocuktur...Yalnızlığım ekmek olsa bir lokma olsun almaz mısın? İçer misiniz gözyaşlarımdan kana kana, gitsin diye sususzluğunuz? Söylesenize niyedir bu suskunluğunuz? İnsan içine sığmadığı bir şehrin, hatta âlemin neresinde olur ki? Anlaşılmak için konuşmaya gerek duyulmadığı bir âna gitmeyi, ne çok isterdim! Bir eşkıya vurgunu hayat...
Göğsüme çöküyorken kent, ellerim duada, elimde tespih yalnızlığın virdini çekiyorum.
Sırtımda mülteci acılar, çatık kaşlı sürgünler sürüyorum yorgunluğumuza. Bu kente ikimiz adına eyvallah çekiyorum...
Hem bilirsen şu gerçeği, mülkü yoktur bir kadının yüreğinden başka...Öyleyse bu hoyratlık niye...Neden isyan ederiz annemize, kırarız kemiklerini ölümüne sevdiğimiz yarimizi ölümüne!
Ah ya rab! Sen hüzünlü kalbi seversin Ya Rab,teşrif buyur kalbime...
Bugün...sarrafını ararım gönlümün. Öylesine hassasım ki devrimlere bileyledim gönlümü! Unutma delim,yokluğuna alışırsam yok olursun...
Sabrın kadar güçlü, şükrün kadar olgunsan...Gel! Gel hayatımızda oluşan çatlaklardan endişe etme! Oradan yeni bir umut doğuyor olabilir. Bil hem, dualarımız kadar değerliyiz Allah katında. "Allah'ım sev bizi. Sevdir bizi, Sevindir bizi!"
Kuldan istemek ve kula yalvarmak senin değerini düşürürken, ancak O'ndan istemek senin değerini artırır.
Meğer ne dün benimmiş, ne de yarın. Meğerse hayat bir günmüş o da bu günmüş.Ne dün yaşadıklarına güven, ne de yarın yaşayacaklarına. Sen üzerine düşeni yap. Ve yalnızca Rabbi'ne güven. Bugün bil gülüm, geriye kalan ömrümün ilk günü...Bu gün benim doğum günüm! Senin ki gibi!..
Ve bugün bir ölünün, unutulmuşluğundaki kırgınlık var üzerimde.
Ah Rabbim; diyorsun ya Enbiya / 89 da “ beni tek başıma bırakma ve SEN, varislerin en hayırlısısın.”
Yoruldukça, kırıldıkça anlıyor insan ;En ağır yük, insanmış insana!
Ya sen, sen insanı ne sandın dedi meczup!
Dağların sırtında taşıyamadığı yükü, O kalbinde taşıyor...
Daraldım...Biliyorum vakit gemilerin yakılma vakti de, ben...Denizleri yakmaya kararlıyım! Atlamaya cesareti olmayanlar meşgul etmesinler uçurumları! Yalanı dolanı çok olanlar, doğrularınızdan kuşkulanıyorum...Bilin istedim!
Çok biriktim Rabbim! Ne güzel bir teklif ediyorsun Nisâ/28 de; Allâh sizden (yükünüzü) hafifletmek ister!..
Râbbim!
Yüreğimin çırpınışlarına yol göster.
Sen ki, kuşları gökyüzünde uçuransın!..
Hüzünlü bir hikayeden arta kalan tek cümledir: "Nasip değilmiş" demek! Böyle bitmesin benim hikayem!
Biri lazımmış meğer, darılınca sarılan...
Buyurmamış mı efendimiz; "Saçları dağınık,
Kapılardan kovulan öyle kimseler vardır ki ;
Birşey için yemin etseler, Allâhu Teâlâ onları doğrulamak için o şeyi yaratır!"
Ümmetin çığlık çığlığa efendim, benimse İçim yanıyor!
İnsanların yaşadığı çağlara hasretim var; Eskisi gibi sevdalar lazım. Mektup yazarak seven,sevdiğinin fotoğrafını cebinde taşıyan. O kadar narin, bir o kadar zarif sevdaların adamları nerdesiniz?
Eskiler koklarken gülü, dillerinden düşürmezlermiş şehadeti...Diken oldu yollar diken oldu kavramlar.
Bugün çok biriktim. Nersiniz eskiler; Küçük şeylerle mutlu olmayı öğretenler?
Ne her gördüğümüzü isterdik,
ne de her istediğimiz olurdu.
Ama öyle hemen depresyonlara girip çıkmazdık.
Bizler varlığa şükür, yokluğa sabreden çocuklardık...
Bazı türküler diyorum " Sen konuşma, ben meseleyi biliyorum " der gibi. .
- Cahildim dünyanın rengine kandım...
Fehmi Demirbağ
28 Şubat 2018 Çarşamba
DEİSTLİK TEHLİKESİNE KARŞI NE YAPIYORUZ?
Arvalap Adasında bir söz vardır; "Hayal ettiğin yerdir Arvalap!" Son haftalarda alabildiğince yoğunum. Mümkün mertebe gençlerle bir araya gelmeye çalışıyorum. Özellikle liseli gençlikle. Onlar bizim "Harry Potter" kuşağımız. Onlarsa modernitenin ve şeytani bilumum güçlerin sarmalında-tuzağında. Ensestlik, deistlik, lgbt, uyuşturucu, terörize oluşumlar gibi ne kadar gayri milli yapı varsa onlar gençlerimizi bizden koparmanın derdinde. Biz ise bu sorunu henüz yeterince dert edebilmiş değiliz. Gökyüzünün öğrenciliğini bırakalıberi yeryüzünde sözümüz geçersiz oldu.
Bu hafta Arvalap'ta yaşayan dostum Ohannes'ten bir mektup aldım. İhtida etmiş, onun müjdesini verdi. Yani din olarak kendisine İslamiyeti seçmiş. Hayret ettim. Günümüz müslümanlarının yaşantısına bakarak müslümanların kendi evlatları adeta akın akın deistliğe yönelirken hem de bir kilise mensubunun İslama olan meyli beni şaşırttığı kadar mutlu da etti. Öyle ya günümüz gençliğine hak vermememek te elde değil. İslam kelime itibariyle aynı zamanda "barış" ta demek. Yani barış dininin mensupları tüm dünya da terörle özdeşirlerken...Cehaletle...fakirlikle markasal bir değerin mensupları olurlarken...
Genç neylesin? Terör her yerde. Müslüman kavramı artık mensupları yüzünden artık güven vermiyor. Evde anasını döven babasını nasıl referans alsın? Ortada dolaşan dinbazlar ona nasıl bir İslam'ı refere edebilirler ki? Siyasetin lağımı heryanı kokuttu. Ne gelirse hacı-hocalardan gelir diye bir anlayış oluşmadı mı?
Okumaktan, yazmaktan, bilimden bizar bir topluluk...ki kendi kitaplarını bile okumaktan, anlamaktan, yaşamaktan uzak bir topluluk nasıl insanların hidayeti hususunda rehber olabilirler ki?
Hristiyanı, Yahudisi, Budisti, Putperesti,Dinsizi, Donsuzu dünya hakimiyeti hususunda rekabet halindeyken müslümanların dünya insanlığının en zayıf halkasını oluşturmaları elbette gencin kafasını karıştıracaktır.
Ohannes yetim bir Ermeni hristiyan çocuğu olarak dünyaya gözlerini açar. Bir manastırın yetimhanesinde büyür. Kilisede zangoç olarak vazifelendirilir. Ayinlerde buhurdanlıkla merasimi yöneten papazlara eşlik eder.
Bir gün bir sohbetimizde kensisine Ermenilerin aslında Gregoryen mezhebine mensup olduklarından bahsetmiştim. 1820 yılından sonra Amerikalıların onları Protestan mezhebine mensup etmek için yoğun misyonerlik faaliyetinde bulunduklarından, kendi mezheplerinin teslisçi olmadığından filan bahsetmiştim. Ermenilerin Osmanlılar için Millet-i Sadıka olduğundan...Sonrasında Batılıların Ruslar dahil olmak üzere hepsinin Ermenileri kullandıklarından. Özellikle ülkemizdeki Kürt ayrılıkçı hareketinde de bu Ermeni yapılandırmalarının önemli misyon taşıdıklarından...Hele ki ülkemizdeki azınlık vakıflarının gizli çalışmalarıyla pozisyon aldıkları İslam düşmanlığından...
Bir gün demiştim ki Ohannes'e (Müslüman olduktan sonra ismini Osman olarak değiştirdiğini de belirtmişti mektubunda) "ayinlerde taşıdığın o buhurdanlığın ne manaya geldiğini biliyor musun?" Onun cevabını beklemeksizin de devam etmiştim. "Yıkanma kültürü olmayan batılılar kilisedeki kokuyu bastırmak için tütsüden istifade etmeyi ihmal etmemişlerdir."
Yoğun bir sorgulama sürecinden sonra Müslüman olduğunu belirtiyordu Osman. Bu hususla ilgili sizlerle dataylı paylaşımlar yapacağım İnşaallah.
Özellikle internette Google emmi ona demiş ki,
"Avrupanın Yamyamlık Tarihi" başlığıyla National Geo Grafhic dergisindeki paylaşımda batı matah bir medeniyetin sahibi değildir.
Pireye kızıp yorgan yakan Müslüman gençliğini düşünmeye, incelemeye, araştırmaya davet etmenin elzem olduğunu bir kez daha anladım Ohannes'in şehadetiyle.
Ben de son zamanlarda özellikle gençliğin kafasını karıştıran soruların cevaplanması gerektiği telaşesine düştüm.
Milletin zekatına, sadakasına, nafakasına göz dikmiş yapılarında benimle aynı peryodta hareket etmesini arzularım. Hele şu özellikle kadınların muayyen zamanlarıyla ilgili konuları dert edinmiş hocalar...O kadar delikanlıysanız; milleti zina, kumar, içki, faiz gibi konularda uyarsanıza!
Gençliğin imanını sorularla çalıyorlar, cevaplarınızı hazırlasınıza!
Beyler alın size Ateistlerin 100 sorusu:
Bu sorular ateistlerin sitesinden olduğu gibi kopyalanmış bir harfine dahi dokunulmamıştır.
Kuran'a neden mi inanmıyoruz? diyorlar...
1. Köleliği yasaklamıyor
2. Kadını dövmeyi emrediyor
3. Dünyayı düz olarak tasvir ediyor
4. Ayetlerde konuşanın kim olduğu belli değil. 3 ayrı özne var; Ben (Muhammed), O (Allah), biz
5. Spermin testiste oluştuğunu bilmiyor.
6. Her canlıyı çift yarattık diyor bakterilerden haberi yok
7. Güneşin çamura battığını iddia ediyor
8. Yıldızlar şeytanın atış tanesi diyor.
9. Kutuplar yok. En kuzey ve en güneyde oruç nasıl tutulabilir, bir malumat yok
10. Milyonlarca yıl hüküm sürmüş dinozorlar yok.
11. İnsansı canlılar olan Neanderthal yok
12. Beyin kelimesi yok. Beyin yerine düşünme organı olarak kalp anlatılıyor
13. Mirasta adaletsiz.
14. Şahitlikte kadın ve erkeği bir tutmuyor
15. Esir kadınlar evli bile olsa tecavüzü hak görüyor
16. Peygamberin seks sırası anlatılıyor.
17. Bir çok ayet birbirini yalanlıyor. İlk müslümanın Muhammed, Musa ve İbrahim olduğuna dair ayrı ayrı ayetler var. Hangisi belli değil.
18. El, ayak kesme, sopayla dövme gibi akıl almaz ceza yöntemleri öneriyor
19. Kelle kesmeyi emrediyor
20. Nerde bulursanız öldürün diyor.
21. Sadece Muhammed'e özel kadınlar listesi var. Müminlere 4 kadın, Muhammed'e sınır yok
22. Kadının cariye olmasına onay veriyor.
23. Ayetlerin bazılarında anlatım bozuklukları var. Haram davranışları sayarken "anne babaya iyilik edin" gibi pozitif cümleler var.
24. Anlayasınız diye Arapça indirdik deniliyor.Arapça evrensel değil
25. "Mekke ve civarı için indirdik" diyen ayet de var evrensel diyen de.
26. Peygamberin öz amcası Ebu Leheb'e beddua ve hakaretler var ve bu namaz suresi
27. Peygamberin evinden misafir kovma ayeti var.
28. Peygamber evlatlığı Zeyd'in karısını koynuna alabilsin diye ayet var
29. Evlenme yaşı için sınır yok
30. Sınırsız cariye helal.
31. Ayetleri sorgulamayın diye ayet var.
32. Dünyada haram ettiği zina ve içkiyi ahirette ödül olarak anlatıyor
33. Eşcinselleri lanetliyor.
34. Gayrimüslimlerin cennete girebileceği de söylenirken, başka ayette tam zıttı söyleniyor
35. Namazın nasıl kılınacağı anlatılmıyor.
36. Tarihi bir olay anlatırken Meryem'leri karıştırıyor
37. Lat, Menat ve Uzza isimli putları övüyor
38. Savaşa teşvik eden ayetler var.
39. Bir savaşta kaç müslümanın kaç kafire denk geldiğini anlatan ayeti hemen bir sonraki ayet yalanlıyor
40. Kadına savaşta "ganimet" diyor.
41. "Cahiliye dönemindeki gibi açılıp saçılmayın" diye kadının özgürlüğünü kısıtlıyor
42. Ayın yarıldığını iddia ediyor
43. Galaksiler yok.
44. Evrenin nasıl oluştuğu tamamen yanlış anlatılıyor
45. Dünyanın oluşumu bilime taban tabana zıt
46. Güneş dünyanın etrafında döner diyor.
47. Allah pek çok ayette beddua ediyor, hatta bazılarında kendi kendine "Allah onları kahretsin" diyor
48. Kuran'da kadınlara hitap hiç yok.
49. Bazı hayvanları hâkir görüyor ve kafirler için "aşağılık maymunlar" gibi çocukça hakaretler kullanıyor
50. Muhammed tanrılaştırılıyor.
51. Bir ayette ganimetlerin tamamı peygamberin diyor, cihatçılar savaşı reddedince "ganimetlerin 5'te 1'i peygamberin" ayeti geliyor.
52. Peygamberin küçük karısı Ayşe'nin zina yapıp yapmadığına dair ayetler var. Entrikalar ve dedikodular da unutulmamış
53. Evrim hiç yok.
54. İçki konusunda önce olumlu sonra olumsuz ayet geliyor
55. Yahudi ve hıristiyanları dost edinmemeyi emrediyor
56. Kadınlara "TARLA" diyor.
57. Peygamberler arasında fark olmadığını söyleyen ayet ve Muhammed'in en değerli peygamber olduğunu söyleyen başka bir ayet var.
58. İyilik ve kötülüğün Allah'tan geldiğini söylüyor, sonra iyilik Allah'tan kötülük senden diyor
59. Uzaya çıkmayı imkansız görüyor.
60. Ay'ı nur kaynağı olarak nitelendiriyor, güneşin ışığını yansıttığını bilmiyor
61. Büyük patlama ile ilgili hiçbir bilgi geçmiyor.
62. Köleyle hür bir tutulur mu, diye insanları ayrıştırıyor
63. Konuşan karınca, ejderha, vs masalsı anlatımları var.
64. İblis için bir ayette melek, diğerinde cin diyor
65. Mahşerde Allah şefaat etmez diyen ayet de var, eder diyen de.
66. Hayvan, bitki, coğrafi şekil ve besinler ortadoğuya özgü
67. Bir ayette vasiyet şart, diğerinde değil
68. Allah Muhammed'e salat ediyor.
69. Kıble önce Kudüs'ken Yahudiler itiraz ettikten sonra Kabe oluyor.
70. Cehennemde Ebu Cehil'e düello teklif ediliyor.
71. Rahman suresinin 31 ayeti plak takılmış gibi aynı cümleyi yazıyor
72. Her şeyi bilen Allah kıyamet saatini meleklerden öğreniyor.
73. Cennette kadınlar için vadedilen bir şey yok
74. Hayvanları yük taşıma, öldürüp yeme ve ulaşım aracı olarak görüyor, evrimden alaksız.
75. Bazı ayetler daha Muhammed zamanında hükmünü yitiriyor ama hala duruyor
76. Peygambere soru sormak için sadaka vermek emrediliyor.
77. Cennetin genişliği ayetlerde farklı anlatılıyor
78. Evren dünyadan daha önce yaratıldı diyor
79. Rüzgar olmasa gemiler durur diyor.
80. Boşanma konusunda kadını 3 kez boşayıp başkasıyla evlendirip boşarsan tekrar sana helaldir gibi garip bir mantığa sahip.
81. Göklerle yer bitişikken onları ayırdığını iddia ediyor
82.Diğer kitaplar gibi varlığına kanıt olmayan Nuh'un gemisi efsanesini anlatıyor...
83. Mekke'de ayetler barışçılken Medine'de Muhammed güçlenince vahşi ayetler geliyor
84. Muhammed'in "sapık" olmadığını savunan ayet var.
85. Kuran'ı Muhammed'in kölelerinin yazdırdığının iddia edilmesine dair "onların Arap olmadığı" savunmasını yapan garip bir ayet var.
86. Gece ve gündüz bilimsellikten çok uzak anlatılıyor
87. Mikail'in meteorolojiden sorumlu olduğu söyleniyor ama trilyonlarca gezegen var.
88. Tatlısuda mercan ve inci yetişebileceği anlatılıyor
89. Tevrat'tan alıntılar yapılırken hata yapılmış, Zebur kitap zannediliyor.
90. Cennet sadece erkeklere özgü bir harem gibi anlatılıyor
91. Allah'ın bazı insanlara hidayet vermediği ve onları yakacağı söyleniyor.
92. Göğün yere düşmemesi için tutulduğu yazıyor
93. Nisa 11-12 ayetlerinde matematik hesap hatası yapılıyor.
94. Güneşin sıradan bir yıldız olduğu bilinmiyor
95. Bilimselliğe ters olarak her şey insan için yaratıldı mantığı var.
96. Cinlerden bahsediyor, varlıklarına hiçbir bilimsel delil yok
97. Allah bazı ayetlerde pazarlık yapıyor.
98. Hırsızlık haram ama savaşta elegeçirilenlerin yağmalanması helal
99. Nisa 23 ensesti yasaklıyor, Ahzab 50 sadece peygambere izin veriyor.
100. Kuran'da "AŞK" kelimesi hiç geçmiyor..
FEHMİ DEMİRBAĞ
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)