21 Temmuz 2015 Salı


ARTIK SİVİLLER ÖLMESİN


Yaklaşık bir saatim var. Kapıda görevliler alalacele beni beklemekteler. Bende bir süredir üzerinde çalıştığım konuya aravermek durumunda kaldım. 
Biliyorsunuz dün meydana gelen alçak terörist saldırıyı. İşte o saldırıyı yapan teröristin parçalanmış beynini özel bir kap içerisinde bana getirdiler. 
Laboratuarımın tıp ile ilgili çalışmaları yürüttüğüm kısmına aldım gelen uzvu incelemek için. 
Bir atomu birmilyondan fazla büyüten elektronik mikroskobumun altına koydum beyinden aldığım hafıza lobunu. 
"Hadi abi, acele et" uyarıları altında çalışmamı bitirmeye çalışıyorum. Öncesinde dediler,
"abi intihar bombacısı kız 17 yaşlarında imiş. Zaten ölümcülde bir hastalığı varmış. Bir de otlamışlar abi çocuğu. Sonra da salmışlar kalabalığın içine. Şimdi de vücudundan bir parçayı sana getirdik işte."

Oradaki belleği özel formülümle bilgisayarıma yükledim. Frekans ayarlarını yaparak son üçgününün kayıtlarına ulaştım. Bunun için özellikle iyosfer tabakasında frakans taraması yaparak hafıza teyidinide gerçekleştirdim.

Kız çocuğunu önce bir kalabalık içerisinde görüntüledim.
Özetle; kandilde pkk lı teröristlerin arasında bir heyetin huzurunda idi çocuk. Türkiyeden gelen bir kısım milletvekilleri, yabancı adamlar bir de sakallı...sakallı bir adam. aslı Belçikalı. Işid görevlisi sanırım. İşte konuşmalar filan. Sonra intiharın gerçekleşeceği alana gelişi...
Enteresandır. İnsan öldükten son üç dakikaya kadar daha görüntü kaydedebiliyor hafıza lobuna.

Patlamadan sonra yalnızca sesler kalmış kızın hafızasında. Bir ses cesedin bir süre sonra yanında konuşuyor. 
"Ruhun şad olsun ey devrim şehidimiz."

Sonra etrafına bağırıyor aynı ses.
"Protesto için hazırladığımız afişler, demeçler, dövizler hazır mı? Ajanslarda hazırsa ilk beyanatımızı verelim: Katil TC acımasızlığını yine gösterdi."

*** 
Evet!..
Nerde kalmıştık?
Hah!

***

"Karlı kayın ormanında yürüyorum geceleyin,
 Memleket mi, yıldızlar mı, gençliğim mi daha uzak? Kayınların arasında..." demiş ya şair. İşte o kayın ağacını kullanarak son araştırmamı neticelendirmek üzereyim.
Aylardır Fındıkzade'deki laboratuarıma adeta kendimi hapsettim. Nihayet te emeklerimin karşılığını almak üzereyim. Hani bu doly isimli koyun haberlerini hatırlarsınız. Oradan esinlenerek bende kendi çalışmalarımı başlattım. Şükür ki bugünlerde netice de elde etmek üzereyim.
Yetişkin bir vücut hücresinden alınan hücre nükleusunu Somatik Hücre Nüklear Transfer tekniği kullanarak geniş bir plakaya kodlayarak dünyada ilkkez geniş yüzeyli kağıt plakayı elde etmek üzereyim. Yani artık kağıt elde etmek için ağaçlar ve ormanlar yok edilmeyecek. 
Sistem şu prensip üzerine çalışıyor. 

Kayın ağacını bilirsiniz. Bilirsiniz ayrıca Türk solunun hep bilimden dem vurupta hep ilericilik adı altındaki gericiliğini. Hani imandan ve ahlaktan mahrum bırakılan Müslüman Türk gencinin romantik sözlerle ve şarkılarla önce yüksek derecede septik, sonra inkarcı, sonra atatürkçü, sonra sosyalist, kominist...nihayetinde ateist...ve hatta gaddar bir teröristte dönüştürülen evrim çizgisindeki seyri sefer garabetli yolculuğuna eşlik eden meşhur şarkıdaki kayın ağacını. 
Kayın ağacı Mobilyakontrplakarabaparkeayakkabı kalıbı, ambalaj sandığı, oyuncaksandal ve fırın kürekleri, alet sapları, iş ve marangoz tezgahları, maden direği, yakacak odun gibi alanlarda kullanılır. 

En ekonomik, en endüstriyel, en pratik ağaç olarak bildiğimiz kayın ağacının moleküler yapısını önce hügz buzonu teoremiyle stilize ettim, şifreledim. Edinburgh’teki Roslin Enstitüsü’nde ki arkadaşlardan da yardım almayı ihmal etmedim tabiki. Mavi Japon kayını ve doğu kayını'nı önce eşleştirme yöntemiylede türevledim. Ayrıntıları yakında İstanbul'da düzenlenecek olan "Bilimsel Buluşlarda Yeni Yüzler/Yeni Arayışlar" isimli uluslar arası kongrede bilim dünyasına takdim edeceğim. 

 Gayet iyi biliyoruz ki Câbir b. Hayyân bütün ilim tarihinde ilk defa laboratuvar kuran ilim adamıdır. Gözlem ve deney metodunu ilme getiren insandır. Hatta kendi laboratuvarında ilk suni hücreyi yapmış insandır. Tabii buraya gelince şaşırıyoruz. Ama Câbir b. Hayyân, hicrî 2. Asırda kimya ilmini bu noktaya getiren insandır. Bugün Almanya'da Câbir b. Hayyân'ın eserleri üzerine dok­tora çalışmaları yapılıyor. Ama bizim kitaplarımızda, bizim okullarımızda, bugün Newton Prensibi öğretilir, Hayyân'ın adını bile söylemezler. Maalesef biz kendi büyüklerimizin, kendi âlimlerimizin farkında değiliz. Öyle ki  ilk defa atomun parçala­nabileceğini söyleyen Câbir bin Hayyândır.

Yakın zamana kadar tamamen sentetik bir genom üreterek sentetik hücre oluşturmak moleküler biyolog ve genetikçi J. Craig Venter ve ekibininde üzerinde çalıştığı bir proje idi. Şükür ki ilk kez bu olayı somutlandıran çalışmaya imza atmak bana nasip oldu. Bana yani Müslüman bir Türk bilim adamına. 
Şimdilerde ise bitkilerde, hayvanlarda ya da mikroorganizmalarda genetik değişiklikler yapılması gerek biyoteknoloji endüstrisinin gerekse temel genetik ve moleküler biyoloji araştırmalarının sıradan işlemlerinden biri haline geldi. Mevcut canlıların genomlarında değişiklikler yapmak yerine tamamen yeni tasarlanmış genomlara sahip canlılar oluşturmayı amaçlayan sentetik biyoloji yaklaşımları ise henüz pek çok temel teknik engelle sınırlanmış durumda. Yine de moleküler biyoloji ve genetik teknolojileri geliştikçe bu alanda da önemli adımlar atılmaya başlandı.

Kayın ağacı dna moleküllerini kullanarak moleküler çoğaltım işlemiyle plaka halinde kağıt elde edebildim. Şimdi gramaj ve türleriyle ilgili çalışmalara yoğunlaştım. Kuşe, 1. hamur, bristol gibi kağıt çeşitlerini yakalamaya çalışıyorum. Maliyetleri ise alabildiğine aşağıya çekebildim. Üretim içinde gebze taraflarında arazi bakmaya başladım bir yandan. 

İşin asıl orjinal olan kısmına gelince...

Örümceği bilirsiniz.

"Allah'tan başka dost edinenlerin durumu, kendine yuva yapan örümceğin durumu gibidir. Halbuki, evlerin en çürüğü şüphesiz örümcek yuvasıdır. Keşke bilselerdi." demişti ya Rabbim Ankebut (örümcek) suresinde. Rabbim kitabında bir şeye işaret ediyorsa mutlaka bir şeye dikkatimizi çekmek ister diye düşündüğümden uzunca zaman Örümceğe kafayı takmıştım. 
Son yıllarda büyük ivme kazanan nanobilim sayesinde malzeme bilimi de büyük adımlar atmaya başladı ve akıllı malzemeler de yavaş yavaş eski türdeşlerinin yerini almaya başladı. İşte bu akıllı malzemelerin çok önemli bir kolunu doğadan esinlenilen, biyomimetik dalının da konularından birisi olan yapay malzemeler oluşturuyor. Sineğin kendini her daim temiz tutabilen kanadından köpekbalığının düşük sürtünme katsayısına sahip derisine, kertenkelenin düz duvara tırmanmasını sağlayan ayak dokularından yaprakların yüksek randımanlı bir güneş pili olarak iş gören klorofillerine kadar doğa bize sayısız ilham kaynağı sunuyor ve biz bunların daha yeni yeni farkına varıyoruz. 
Örümcek ağları da doğada bulunan akıllı malzemelerden sadece birisi, ama bize sunduğu olanaklar ise eğer sırlarını çözmeyi başarabilirsek sayısız orandadır.
Hepimiz zaman zaman örümcek ağlarıyla istemedigimiz halde muhattap oluyoruz. Örümcekler zorlanmadan ördükleri o tasarım harikası ağlarıyla biz bulundukları tozlu köşeleri temizleyene kadar hayatlarını sessiz bir şekilde devam ettiriyorlar. Fakat örümcek ağlarının biz onlardan kurtulmaya çalıştıkça nasıl hala o köşelere yapıştıklarını ve çekiştirildikçe de uzamaya devam edip nasıl da bir türlü kopmadıklarını hiç merak ettiniz mi? İşte bu kısa yazıda size örümcek ağlarının yapısını ve bunca zamandır gözümüzün önünde durmasına rağmen malzeme bilimi tarafından yeni yeni keşfedilen özelliklerini anlatmaya çalışacağım.

Örümcek ağları çok yüksek oranda proteinden oluşurlar. Protein dışında az miktarda şeker, ve yağ (lipid) gibi organik yapıtaşları ve çevresel faktörlere bağlı olarak belli miktarda su da içerirler. Ama örümcek ağlarına mühendisleri kendilerine hayran bıraktıran o kendilerine özgün mekanik özelliklerinin kaynağı ağ tellerinin içinde düzenli bir şekilde dizilmiş proteinleridir.

Peki örümcek ağları nasıl oluyor da yeri geldiğinde hem uzunluklularının 5 katına kadar esneyebilirken hem de bu kadar çok yükü kopmadan taşıyabiliyorlar? Başka bilim adamları deneysel yöntemlerle örümcek ağlarının ana yapıtaşlarından biri olan sert protein yapılarının kimyasal ve fiziksel özelliklerini elde etmeyi başarmışlardı.
İşte ben bu moleküler dizini keçi sütüne endeksledim. Bunu da plakalaştırdığım kayın aracının ekstresine yüzeysel olarak püskürtme yöntemiyle serpiştirdiğimde...Açın kulaklarınızı; ilkkez sizinle paylaşıyorum. Kurşun geçirmez levhalar elde etmeyi başardım. Bir kağıt elastikiyetinde...çelikten sert maddeler. 

Sanırım terörle mücadelede masumlar için bir güvenlik malzemesi olabilir. Kılık kıyafet üretebiliriz belki. Ya da kuşkulu alanları muhafaza altına alabiliriz? 

Belki kahpece öldürülmez insanlar!

Fehmi Demirbağ

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder