10 Temmuz 2018 Salı


UZAYDA HAYAT VAR!

Bir zamanlar ailemle birlikte, mutlu bir şekilde Dinogen Gezegeni’nde yaşıyorduk. Size kendimden, yaşadıklarımdan ve ama illa ki bugünkü mutsuzluğumdan bahsetmek istiyorum. Merakla ve sabırla anlatacaklarımı dinlemenizi rica ediyorum.  
İsmim FD6034. Sizin zaman diliminize göre 30 yaşındayım. Bizim Gezegenin zaman dilimine göre ise 15.  Ama önce size bir zamanlar yaşadığım gezegenimiz Dinogen’den bahsetmeliyim.
Essabr Galaksisinde küçük bir gezegendi Dinogen. Kendi güneş sistemimizde irili ufaklı tam 53 gezegen ve o gezegenlerinde uyduları vardı. Dinogen’in sizin Ay’ ınıza benzer  7 uydusu vardı.  Dinogen’in yüzölçümü 780 bin km2 ydi. Gezegenimiz düzdü.
Burada biz, siz insanlara benzeyen Nasni isimli varlıklar ve dinozorlar mutlu mesut yaşıyorduk. Gezegenimizin yönetimi Dinozorlardaydı. Onlar havadan beslenmekteydiler. Bizler ise beslenmemizi dinozorların geri verdikleri soluklardan yapıyorduk. Görüntümüz tamamen siz insanlara benziyordu. Dinogen’ e uzaydaki başka galaksi ve gezegenlerden de zaman zaman yabancılar geliyordu. Bütün kainattaki diğer varlıklar bir şekilde birbirleriyle ilişkilerini sürdürüyor ama asla Dünya ile irtibata geçilmiyordu.
Kainat Kolordu Komutanlığı Dünya ismindeki gezegeni yakından takip ediyor ancak içinde yaşayan mahluklardan biri olan İnsan’dan oldukça çekiniyorlardı. Okullarda okuduğumuz kadarıyla İnsan denilen varlığın iyi diye tarif edilen türünden çok az bulunuyordu. Kötü türleri ise tek başına dahi olsa koca kainatı yok edecek kadar saldırgan ve acımasızdı.
Bundan yıllar önceydi. Lüzumsuzluk ölçüsünde meraklı olan bir bilim adamımız ışınlama makinasını kullanarak ve Kainat Koruma Yasasına bile muhalif davranarak dünyadan bir çift insanı laboratuarına getirir. Uzunca süren çalışmalar yapar üzerlerinde. Dişisi kapris hastalığından ölüverir deneyler aşamasında. Erkeği ile de bir dişi Nisna’yı çiftleştirir. Müthiş bir üreme ile kısa sürede bu yeni tür yavaş yavaş gezegene hakim olmaya başladılar. İlk etapta Dinogen halkı olarak bu yeni türe karşı olumsuzluk içerisindeydik. Dinozorlar Kainat Meclisinin önerisiyle referandum yapılmasını istediler. Nihayet Dinogen kimliği verilmiş oldu.
Bu yeni türün beslenme alışkanlığı bir süre sonra değişim gösterdi. Dinozorları avlamaya ve onları yemeye başladılar. Mevcut yönetimi ihtilal yaparak devirdiler, Dinogen’i ele geçirdiler. İçlerinden birisini kral olarak seçtiler. Zalim King artık Dinogen’in yeni yöneticisi olmuştu. Kendisine yardımcı olarakta oğullarını atadı. Junior Kibir, Junior Riya ve Junior Cühela ile yönetilen  Dinogen’de artık mutsuzluk ve huzursuzluk dolu günler başlamıştı.
Kendileri çoğaldıkça Dinozorların sayısında önemli oranda azalmalar başladı. Dinozorların soluğundan beslenen biz Nasniler içinde hayati tehlike başgöstermeye başladı.
Dinogen’de işler ters gitmeye başlamıştı. Kainat Meclisi bile çare üretemiyordu. Sorunumuzla koca kainatta başbaşa kalmıştık.
Zalim King ve çocukları kısa sürede koca gezegeni perişan ettiler. Hoş kendileri de aynı akibeti yaşadılar. Nihayetinde Dinozorlar yok olma aşamasına geldiler. Onlarla birlikte Nasnilerde yok olma noktasına geldiler. Dinozorların sonu bir süre sonra insanlar arasında açlık tehlikesini başlarına sardı.
Duruma kayıtsız kalamayan Kainat Meclisi Dinogen’den yalnızca beni ve az sayıda kişiyi koruma altına aldı. Diğer Nasni’leri Merkeze götürdüler. Beni de kısa bir eğitimden sonra bu felakete sebep olan insan denilen yaratığın yaşadığı dünyaya gönderdiler.
Aracım dünyanın atmosferine girince Konya Uzay Üssü (KOZA) denilen bir yerden kendimi tanımlamam ve güvenlikli olarak temas kurmam için araçlarıyla bana refakat ettiler.
Koza enterasan bir yerdi. Enteresan bir hikayeyle karşılaştım. Meğer bizim gezegeni mahfeden insan türü kendi gezegenlerini de yok olma noktasına getirmişler.
İnsan denilen varlığın kötü türleri tamamen gezegenin kontrolünü ele geçirmişler. Tıpkı Dinogen’i yok eden Zalim King gibiymiş davranışları. Zalimin oğulları Kibir, Riya ve Cühela gibi.
Zalim zaten orantısız güç kullanan birisiydi. Diğer varlıklara karşı acımasızdı. Yalnızca kendisini düşünür adaletten nefret ederdi. Güvenilmezdi.
Kibir de yalnızca kendisini beğenen biriydi. Sanki bütün kainatı kendisinin sanırdı. Bencildi. Kimse umurunda değildi.
Riya gösteriş meraklısıydı. İkiyüzlüydü. Samimiyetsizdi.
Cühela ise hadsizdi. Hiçbirşey bilmediği halde herşeyi ben bilirim havasındaydı.
İşin özü şu ki bizim Dinogen’i yok eden yöneticilerin özellikleri burada da kötü insanların ortak özellikleriydi.
Dünya’da bir yokoluşla karşı karşıyaydı. Bütün bunları bana KOZA’nın başkanı Abdullah söyledi. Dünya gezegeninde kala kala toplam 100 bin insan kalmış. Onların en büyüğü 15 yaşındaki işte bu Abdullah’tı.
Kötüler onca uyarıyı ciddiye almamışlar. Gün geçmemişki dünyada zarar vermedikleri bir mahluk kalmamış. Önce ormanları yok etmişler. Madenleri…Okyanusları zehirlemişler. Birer ikişer dünya üzerindeki bitki ve hayvanların soyları azalmış. Dünyanın iklim dengesi bozulmuş. Bununla da kalmamışlar, kaynaklar azalıyor diye  insan nüfusunu da azaltmak için müthiş bir gayretin içine girmişler. En acımasız silahlarla birbirlerini yok etmişler. Nükleer, biyolojik, kimyasal silahlar kullanmışlar.  Kendi gıdalarını bozmuşlar. Hastalıklar artmış.
İnanılır gibi değildi Abdullah’ın anlattıkları. Son kalan insanlar, daha doğrusu çocuklar Koza’nın etrafında toplanmışlar, çaresizlik içinde adeta sonlarını beklemekteydiler.
Dünyanın bu son durumunu bende Kainat Meclisine rapor ettim. Kısa sürede cevap geldi. Bir heyet göndereceklerini söylediler. Durumu bende Abdullah’la paylaştım.
Dünyayı bu hale getiren büyüklerden bir kez daha dertlendi. Tek dünya devleti, tek dünya dili, tek dünya dini, tek dünya cinsiyeti gibi sapkınlıklarla dünyanın bu duruma getirildiğini yineledi.
Bir süre sonra dünyalıların UFO adını verdikleri uzay gemileri iniş yaptılar KOZA’nın limanına. Abdullah kendi heyetiyle istişaresini yaptı, Kainat Meclisinin tavsiyesi hükmündeki kararı nasıl karşılayacakları hususunda. Kainat meclisinin teklifi çocukların bir süreliğine uzayda sakin bir gezegende 50 yıl geçirmeleri gerektiği üzerineydi. Çünkü gemilerle gelen bilim adamlarının yaptıkları tetkikler neticesinde eğer dünya insansız kendi başına bırakılırsa belki 50 yıl içinde kendisini toparlardı.
Kısa süre içerisinde hazırlıklar yapıldı. Bütün çocuklar gemilere bindirilerek uzayın boşluğunda yol almaya başladılar.
Geriye Abdullah ile ben kalmıştım. Son gemiye binecektik biz de. O çalışma odasına gidip hazırlıklarını son kez gözden geçirdi. Gemiye binerken koltuğunun altına sıkıştırdığı kitap dikkatimi çekti. Bu ne diye sordum. Gülümseyerek cevap verdi.
“İnancımızın kaynağı Kuran’ı Kerim. Biz bu kitaba uygun yaşamadığımız için gezegenimiz bu hale geldi. Onu diğer çocuklara öğreteceğim, önümüzdeki 50 yıl içinde. Dünyaya geri döndüğümüzde bu kitaba göre yaşayacağız. Bir daha bu kıyameti yaşamasın diye, dünya!” 

FEHMİ DEMİRBAĞ 


  


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder