26 Eylül 2013 Perşembe

2 SAATTE YAZAR OLABİLİRSİNİZ!


"Dünyayı yöneten, kalem, mürekkep ve kâğıttır." Jonathan Swift
2 SAATTE 2071 TEMALI 50.000 EL YAZMASI ESER!
 DİGİT@L KÜTÜPHANE OLUŞTURUYORUZ!
 İZMİR, HEM OKUR – HEM YAZAR!
“Okumak bir insanı doldurur, konuşmak hazırlar, yazmak ise olgunlaştırır.” Bacon
' Ölünce unutulmak istemezseniz, ya okumaya değer eser yazın veya yazılmaya değer işler başarın.” Benjamin Franklin
"Kâmil odur ki; koya her yerde bir eser, Eseri olmayanın yerinde yeller eser." Hz. Hadimî
“Kalem aklın dilidir.” Cervantes
Ne yazık ki biz Türkler’in tarih yaptığımızdan söz edilirde, tarih yazdığımızdan söz edilemez. Kendi tarihimizi batılı kalemlerden öğrenmemiz en çok şikayet ettiğimiz konuların başındadır.
GİRİŞ: Kişi, ne denli bilgili olursa olsun, belleğine güvenmemelidir. Çünkü, zamanla birçok şey unutulabilir. Bu nedenle, unutulmaması gereken şeyler, yazıya geçirilmelidir. Yazının bulunması, insanlık için çok büyük bir devrim olmuştur. Sözlü olarak aktarılan bilgiler, kulaktan kulağa geçerken birçok değişikliğe uğrar. Kimi önemli konular unutulur. Ama yazıya geçirilen bilgiler, gelecek kuşaklara hiçbir değişikliğe uğramadan aktarılır. Böylece, insanlığın binlerce yıllık birikimi, kuşaktan kuşağa aktarılmış olur. Bilindiği gibi insan ömrü sınırlıdır. Ancak insanlık dünyada var olmayı sürdürecektir. Yeni kuşaklar, kendilerinden önceki kuşakların birikiminin üstüne yeni değerler ekleyerek daha güzel bir dünya için çalışmayı sürdüreceklerdir. Böylece, kesintisiz bir biçimde uygarlık gelişip ilerleyecektir. Bunu sağlayan da yazıdır. Bilginler ve sanatçılar, insanlığın gelişmesi için en dinamik güçlerdir. Ancak bunların çalışmaları yazıya geçirildiği ölçüde gerçek değerini bulur. Bugün, yüzlerce yıl öncesinin bir destanı, şiiri, romanı bizi ne denli etkiliyor. Eğer yazı olmasaydı bunların büyük bölümünü yitirmiş olacaktık. Örneğin, Türk destanları zamanında yazıya geçirilemediği için bugün elimizde olan özetleri ile yetinmek zorundayız. Bunların elimizde bulunan kısaca konuları bile, insanlık için hazine değerindedir. Atalarımızın nasıl düşündüklerini, nasıl yaşadıklarını bu metinlerden anlayabiliyoruz. Bu destanların tümü yazıya geçirilmiş olsaydı, şimdi tarihimizi, geçmişimizi daha ayrıntılı bilmiş olacağımız gibi, bunların anlatımı ile beslenen sanatımız da daha yetkin olacaktı. İran destanı Şehname\' nin Firdevsi; Yunan destanı İlyada\' nın Homeros tarafından derlenip toplanması ve bu destanların daha sonra yazıya geçirilmesi sayesinde bugün insanlık büyük kültür yapıtlarına sahip olabilmiştir. Dahası denilebilir ki, İlyada\' dan yola çıkan batılı yazarlar, bu günkü batı sanatını yaratabilmişlerdir. Birikimin, insanlık tarihinde ne denli önemli olduğu bu örneklerde de görülebilmektedir. Kişi, çok bilgili olsa da zamanla birçok şeyi unutabilir. Birikimleri kuşaktan kuşağa aktarabilmenin en önemli yolu yazıdır. Okur-yazarlığın genel tanımı bir dilin yazınlarını okuyabilme, okunan öğeleri algılama ile kavrama yetisine sahip olunmasıdır. Günümüz bağlamında okur-yazarlık iletişimin bir parçasıdır. Bir dili bilip, konuşabilmenin yanı sıra iletişim kurabilmek için yeterli derecede okuma ile yazmayı da bilmek gerekir. UNESCO’nun tanımına göre okur-yazarlık; Değişik türdeki yazılı kaynakları, kayıtları kullanarak tanımlama, anlama, yorumlama, bir araya getirme, iletişim kurma ile hesap yapma yeteneğidir. Toplumun geniş bir kitlesine seslenebilmek, bilgisi ile gücünü geliştirerek hedeflerine ulaşması için bireye olanak veren olgudur. Okumak, doğduğu andan itibaren birçok eğitim süreci geçiren insan için en kolay ve en etkili öğrenme yoludur. Sahip oldukları bilgilerin %60’ını bu yolu kullanarak edinen gelişmiş ülke toplumları, günümüzde daha fazla okuma alışkanlığına sahip olmanın sağladığı avantajları her alanda yaşamaktadırlar. Geri kalmış toplumların karşılaştıkları sorunların bir çoğunun kaynağında ise eğitimsizlik yer almaktadır. Bu toplumlarda kişiler, okuyarak geçirebilecekleri zamanları çoğunlukla yararsız uğraşılarla geçirmektedirler. Oysa okuma alışkanlığı öncelikle kişilerin kendisi için edinilmesi mutlaka gereken bir alışkanlıktır. Ne var ki iş okuma-yazma bilmekle bitmiyor. Hiç okuma yazma bilmeyene Kara Cahil denir. Yalnız okuma-yazma bilip, bu düzeyde kalmış olanlara da Cahil denmektedir. Bundan anlaşılan, yalnızca okuma-yazma bilmekle de cehaletin sürekliliğini korumakta olduğudur. Okuma bilmek yazılı bir konuyu anlayabilmeye yarar. Bunun ötesinde bilgi sahibi olmak ise, okuyup anladıklarıyla o konudaki bilgilerini karşılaştırıp bir sonuca varabilmeyi sağlar. Demek ki, bilgili olmak kişiye fikir sahibi olmayı, fikir yürütebilme yetisini kazandırır. Bu olmayınca da tek başına okuma-yazma bilmenin insanı çok uzaklara götüremeyeceği açık bir gerçektir.

PROJENİN KONUSU: İZMİR  İlimizdeki ortaokul ve lise öğrencilerinin arasından 2013-2014 öğretim sezonu içerisinde özel uygulamamız neticesinde 50.000 yazar elde etmek.  İzmir’deki 750.000 öğrenci sayısı bunun için yeterli potansiyeli barındırmaktadır.
PROJENİN AMACI: İnsanımıza hem okumanın, hem de yazmanın önemini öğrenciler üzerinden aktarmak. Ülkemizin geleceği” konumundaki 12-17 yaş grubundaki çocuklarımıza yapılacak proje konusu etkinliğimizle HEM OKUR-HEM YAZAR statüsü ve alışkanlığı kazandırma amacındayız.

HEDEFLER: (Öğrencinin) öğrenciye: Yazı kabiliyetinin geliştirilmesi, Okuma ve yazma fiiline aynı anda işlevsellik kazandırılması, Olayları kavrama; anlama-anlatma yetisinin artırılması, Tarihe not düşme duygusu verilmesi, Planlı olma alışkanlığı kazandırılması, İfade edebilmenin getirdiği gereklilik ile ruhsal olarak rahatlama imkanı sunulması, 2071 temasından dolayı vizyonerlik istidatı kazandırılması… Pavlov’un prensibi gereği 2071,1071’i çağrıştıracağından milli şuura atfedilmesi, Milletçe aynı konuda ortak gündemle, ortak duygularla hareket ederek kollektiflik bilinci yerleşmesi, Çalışmalar yaz tatili süresince gerçekleştirileceği için, faydalı bir aktivitede hedeflenmiştir.

PROJENİN UYGULANMASI: Proje çalışması okul taramaları şeklinde olacaktır. Ortaokul ve lise öğrencileri hedef kitledir. Okul bazından konuyu ele alacak olursak, öğrenciler bir toplantı salonunda yer alacaklardır. Okul toplantı salonu olmayan okullar için uygun ortam İl Milli eğitim müdürlüğümce temin edilecektir.
Yazarımız Fehmi Demirbağ’ a ait özel bir yöntem ile yaklaşık 2 saatlik bir süre ile öğrenciler yazma hususunda eğitileceklerdir.  Burdan elde edecekleri teknik ile çocuklarımız artık birer potansiyel yazardırlar. Öğrencilere öncesinde dağıtılacak özel ajanda/defter kitapların yazım materyalidir. Öğrencilerden çalışmaların toplanma tarihi yarıyıl tatili sonrasıdır.
Yazılar “dolmakalem” ile yazılacaktır. Ajandaya yazılanlar ayrıca bilgisayar ortamına aktarılacak, okullar açıldığında öğrenci çalışmayı bir CD ile teslim edecektir.
Açılacak bir web adresi öğrencilerimizin çalışmalarının yer alacağı bir “sanal kütüphane” oluşacaktır.

ÇALIŞMA KONULARI: Roman, Hikaye-öykü, Şiir, Makale, Günlük, Röportaj tarzında işlenip, 2071 teması işlenecektir.
BEKLENEN SONUÇLAR: 50.000 el yazması esere sahip olacağız. Bu çocuklar büyüdüklerinde gelecekleri konum ile yazdıkları bu çalışmalar maddi-manevi çok daha önem arzeder hale gelecektir. Düşünsenize popüler birinin gençlik çalışmasına sahip olmayı…Geleceğin başbakanının, sanatçısının imzası… Her sene tekrarı halinde, hele birde proje ülke sathına yayılabilecek düzeye geldiğinde toplumumuzun vizyonu adına önemi paha biçilemez hal alacaktır. Aynı zamanda bu çalışmaların bilgisayar ortamında kaydı ile de dünyanın en büyük sanal kütüphanesinin temelleri atılacaktır. Türk edebiyatının şahlanış başlangıcı böylelikle ortaya konulacaktır. Olay Türkiye’ye mal olduğunda hersene 1.000.000 el yazması eser hedeflenmektedir. Ayrıca bu konu Türki Cumhuriyetlerle de paylaşılabilinir. Türk dünyası için ortak lisan ve ortak hissiyat paydası sökonusu edilir.
PROJE MALİYETİ: Öğrenciye tarafımızca temin edilecek bir ajanda…kalem…ve yazarımıza ait İzmir Milli Eğitiminden alınmış müfredata uygunluk içeren eserlerden birisi… boş CD…
Öğrenci başına; 20 TL.

şimdi boku yedik!



Bir ailenin hayatını kurtaran argo cümle: “ŞİMDİ BOKU YEDİK”
Demek ki neymiş; Türkçe konuşmak hayat kurtarabiliyormuş..:-)) 



Hayat kurtaran argo bir cümle ve bu argo cümlenin hattat elinde sanat eseri bir levhaya dönüşmesinin öyküsü. Oldukça ilginç bir hikâyesi olan levhaya konu olay İkinci Dünya Savaşı yıllarında Almanyanın Berlin şehrindeki bir dükkanda gerçekleşiyor

 

“ŞİMDİ BOKU YEDİK” 
Hayat kurtaran argo bir cümle ve bu argo cümlenin hattat elinde sanat eseri bir levhaya dönüşmesinin öyküsü. Oldukça ilginç bir hikâyesi olan levhaya konu olay 2. Dünya Savaşı yıllarında gerçekleşiyor…
Muhtemelen Necmeddin Okyay’a ait ebruyla süslenen levhayı ilginç kılan ise “celi sülüs” yazı çeşidiyle yazılmış olan ibare...
İkinci Dünya Savaşı öncesinde Bakırköylü Ermenilerden Doktor Peştemalcıyan ailesiyle birlikte Türkiye’den Almanya’ya göç edip Berlin’de bir halı ve kilim mağazası açmıştı. Savaş başlayıncaya kadar işleri yolunda gitmiş, baba Peştemalcıyan işleri oğlu Aram Peştemalcıyan’a bırakmıştı fakat savaşla birlikte zorlu günler beraberinde gelmişti. Her geçen gün bir öncekini aratmaktaydı.
Savaş bütün hızıyla sürerken 1943’un sonuna doğru Almanlar için savaşın gidişatı belli olmuş, daha fazla savaşacak gücünün kalmadığı ortaya çıkmıştı. Sovyet askerleri 1944 yılının Ocak ayında Oder Irmağı’nı geçerek önce Budapeşte’ye, Nisan başında ise Viyana’ya girerek Berlin’e doğru ilerlediler ve 25 Nisan’da Berlin’i kuşattılar. Kentin merkezindeki bir yer altı sığınağında kalan Hitler ise, savaşın kaybedildiğini anlayarak 30 Nisan’da intihar etti.
Ruslar artık Berlin’deydiler. Şehrin hemen her noktası Rus işgali altındaydı. Yağma ve talan Almanya’da artık sıradan bir işti. Taciz ve tecavüzün bininin bir para olduğu o günlerde asıl mesele hayatta kalmak ve tatlı canını kurtarmaktı. Bu zor şartların hüküm sürdüğü günlerde Rus İşgal Komutanlığı bir bildiri yayınlamıştı. Bildirideki kesin emre göre her yer, Rus askerlerine açık tutulacaktı.
Savaşın acımasız yüzünü bütün çıplaklığıyla çoktan gören Peştemalcıyan ailesi de emre mecburen uymuştu. Halı mağazalarının kapılarını açarak Rus askerlerinin yağmaya gelmesini endişe ile bekleyen ailenin bu bekleyişi fazla uzun sürmedi. Peştemalcıyan Halı-Kilim Mağazası’ndan içeriye gürültü ve patırtı ile kılıksız, vahşi görünüşlü, Moğol tipli ve silahlı iki asker yüksek sesle bağıra çağıra konuşarak girdi. Askerlerden biri halılarla ilgilenirken diğeri, genç kızlarını da aralarına alarak hareketsiz bir şekilde endişe ile olup biteni gözleri ile takip eden Peştemalcıyan ailesine yöneldi. Etrafa şöyle bir göz atıyormuş gibi yaptıktan sonra aileye doğru elini uzattı. Aram Peştemalcıyan gayrı ihtiyari ve seri bir hareketle askeri bileğinden sıkıca yakaladı. Çekik gözlü asker bu ani tepki üzerine tabancayı çekti ve Peştemalcıyan’ın şakağına dayadı.
Aram Peştemalcıyan, adeta taş kesilmiş karısına dönüp ağzından
- “Şimdi boku yedik” cümlesi döküldü.
Bu sözleri işitince irkilen asker silahını indirerek sordu:
- “Ne dedung? Ne dedung?...”
Baba Peştemalcıyan olayın şoku içerisinde, ister istemez söylediği sözleri tekrarlamak zorunda kaldı:
- “Şimdi boku yedik”.
O anda sanki bir mucize oldu. Asker ani bir hareketle silahını indirerek yıllar sonra bir dostunu görmüş biri gibi büyük bir sevinçle Peştemalcıyan’ın boynuna sarıldı. Peştemalcıyan şok üstüne şok yaşıyordu. Olayı kavramaya çalışıyor ve askerin Kırgız ağzıyla,
“Miz gan gardaşiz, min sinig gardaşmam” yani
“Biz kan kardeşiyiz, ben senin kardeşinim” derken sevinçten çılgına dönmesini hayretler içinde seyrediyordu.
Mağazayı basanlar, Rus ordusundaki Kırgız askerlerdi ve karşılarında Türkçe konuşanları görünce büyük şaşkınlık yasamışlardı. Olay anlaşılıp şok atlatılınca Peştemalcıyan ailesi rahat bir nefes aldı. Askerler özür dilediler, çaylar içildi, konuşmalar uzadı ve iki asker sonraki günlerde mağazaya gönüllü bekçilik yaptılar.
Sovyet ordusunda farklı milletlerden askerler vardı. Bu iki Kırgız asker de Sovyet ordusu ile Berlin’e kadar gelmişlerdi ve 1945’te Sovyetlerin Nazi Almanya’sına karşı zaferinin tescili anlamına gelen Sovyet bayrağını Almanya’nın başkenti Berlin’e diken üç Sovyet askerinden biri de, Dağıstanlı Abdülhakim İsmailov idi.
Savaş bitmiş, sıkıntılı günler geride kalmıştı. Peştemalcıyan ailesi bir gün Berlin’deki mağazalarını gezen bir Türk gazeteciyle tanıştılar ve gazeteciyi evlerine davet ettiler. Yaşadıkları olayı büyük bir heyecanla ve yeniden yaşıyormuşçasına tekrar tekrar anlattılar. Hayatlarını kurtaran sihirli cümlenin Peştemalcıyan ailesi için neler ifade ettiğini, hayatta kalmalarına sebep olan bu sözleri bir hattata yazdırıp evlerinin en güzel yerine asmak istediklerini ve bu anı her zaman hatırlamak istediklerini söylediler. Gazeteci, onlara bu konuda yardımcı olabileceğini söyledi ve Türkiye’ye dönüşünde verdiği sözü yerine getirmek üzere hattat ve mucellid Emin Barın’ın Çemberlitaş’taki atölyesine gitti.
Emin Barın kendisinden yazılması istenen cümleyi duyunca şaşırdı. Zira ilk defa böyle ilginç bir taleple karşılaşıyordu. Hemen “Yazarım” diyemedi, düşünmek için zaman istedi ve kendisi de Almanya’da cilt eğitimi sırasında yaşadığı savaş günlerini hatırlayınca işi kabul etti. Bir hafta sonra yeniden gelen gazeteciye ibareyi yazabileceğini söyleyerek bu fotoğrafını görmüş olduğunuz “celi sülüs” levhayı hazırladı. Levhanın etrafı “Hatip ebrusu” ile süslendi ve Almanya’ya doğru yola çıktı.
Levhanın hikâyesi iste böyle...
Hayat kurtaran argo bir cümle ve bu argo cümlenin hattat elinde sanat eseri bir levhaya dönüşmesinin öyküsü...
Emin Barın, dostlarına daha sonraları “Hadise o kadar ilgi çekiciydi ki gazeteci dostumdan dinleyince teklifini kabul etmek zorunda kaldım” diyecekti. Levha, Peştemalcıyan ailesinin artık dostu olan gazeteci tarafından Berlin’e götürüldü ve 17 Temmuz 1966 tarihli Yeni Gazete’ye de “Levhaya Bir Ailenin Hayatını Kurtaran Argo Cümle Yazıldı” başlığıyla haber oldu.
(Kaynak: sanalağ)
“Câhilin bulduğu elması kömür zannetmesi, fırsatçı mücevherciyi sevindirecektir.”(Torlakon öğretisi)

21 Eylül 2013 Cumartesi


KENDİ ÇOCUKLARINA KIYANLAR, KENDİ ÇOCUKLARINI İYİ YETİŞTİREN TOPLUMLARIN KÖLESİ OLURLAR!

Suriye ile savaş mı? PKK ile mi yoksa? Sokakları işgal eden ahlaksızlığa ne buyurursunuz? Oluşan karşı cepheden haberdar mıyız? Yoksa muhteşem sülümanın cariyeleri ile ilgili gazve daha mı cazibeli?
Animez tv
Baby First
Baby TV
Cartoon Network
Disney Channel
Disney Junior
Disney XD
Duck TV
JOJO
KidsCoşı
Kidz TV
Luli
Minika ÇOCUK
Minika GO
Nickelodeon
Nickelodeon HD
Nick Jr.
Planet Çocuk
Smart Çocuk
TRT Çocuk
Yumurcak TV...

ÜLKEMİZDE çocuklarımızı emanet ettiğimiz TV kanalları...Çoğu yabancı kanallar...kanal kurmaktalar, kendi kültürlerine Müslüman Türk çocuğunu kanalize etmek için...Yerliler mi? Tamamen yersizler...Nurcu Yumurcak TV reklam gelirlerine odaklanmış, Müslüman Türk çocuğuna örnek çocuk olarak Coullau'yu seçmiş...İspanyollardan arak Pepee'nin TRT çocuktaki maceralarında hırsızlığın kötü olduğu anlatılıyo mu acaba?
İşgalci zihniyetin kültür kuvvetleri çocuklarımızı işgal etmişte; hacı babalar ve muhafazakar iktidar hala şehirleri ne kadar betonlaştırırızın derdinde!
Cemaatler mızraklı ilmihal pompalamaktalar digital devirde!

ELEŞTİRİYE KAPALI AKPARTİLİ yöneticilere bunu anlatmaya çalıştım yıllar yılı. Anlatamadım, dinletemedim. Umarım son seçimdeki oy kaybı ve ramazan ayındaki ibnelerin yürüyüşü ne demek istediğimi anlatabilmiştir.

KÖR MÜSÜNÜZ ARKADAŞLAR?! SAĞIR MISINIZ?! SOSYAL DOKU ZEDELENMESİ ile kokuşan bir topluma dönüşüyoruz!

YOK MU İNSAF EHLİ BİRİLERİ bu gidişi algılayabilecek çapta olan ve dahi yetkili?.. Anlatırım bütün detaylarıyla olanı biteni de yapılması gerekenleri de...

Memleket Gezi parkında elden gitmiyo; MEMLEKET ÇOCUKLARIMIZI ÖNLERİNE OTURTUĞUMUZ TV LERİN BULUNDUĞU EVLERİMİZDEN GİDİYO!

UYANSANA KARDEŞİM; Gezi parkının militanlarını da, Kelime-i Tevhid ruhundan bihaber küfrün işbirlikçisi ılıman muhafazakarları da aynı TV kanalları yetiştiriyor!

Bu gerçeğin farkına varamayan SOL aydınlara hidayet, bu gerçeğin farkında olamayan MUHAFAZAKAR aydınlarında ampüllerine amper nasip eyle YA RAB!

BİLİNÇLİ BİREY-BİLİNÇLİ TOPLUM!

FEHMİ DEMİRBAĞ



19 Eylül 2013 Perşembe

AHLAKSIZLIK TERÖRÜ HERGÜN OCAK SÖNDÜRMEYE DEVAM EDİYOR




49.000, küsur köyü var memleketimin. Gitmediğimiz, kalmadığımız…uzaklarda…Bizim olup ta sahiplenmediğimiz. Evinin altında ahırı olupta ..ok kokuları içinde yaşam süren insanlarının olduğu köylerimiz. İsveçte 6, Almanya da 1 adet olan endemik bitki yapısı yalnızca Erzincan yaylalarında 1500…Şeherli olmayı bi cacık zanneden eğitimsiz, cahil insanlarımızın barınağı köyler…Hoş şehere gidince de moderin cahillik başlıyo o kadar…kapıcılık, işportacılık yeni meslekler…kahveler hep aynı; pinekleme yuvaları…sanki memleketimin insanı okurmuş ta…tövbe tövbe ben ne diyom ki şincik…Okumuşunun bile cehaleti ortada malum…birkaç imalat hatası müstesna…Ya hu hiç olmazsa boş gezen ziraat mühendisleri atasak köylerimize. Köyün envanterini çıkarsa o da…bilgi girse…köyle şeheri yaklaştırsa…neyse bu derin mevzuu. Başka vakit detaylaştırırız…
Komedya cumhuriyetinin köylüleri…
Zavallı halkım benim…
Tezeğe mahkum edilmiş…cehalete…geri kalmışlığa…
Heleki, şehrin kanalizasyonu tv lerden pislikler aktıkça daha bir kirlenen köylerimiz.Köyün şehere transferleri…
Geçenlerde bi arkadaşın, bi meselesi yüzünden, İstanbul’un bi karakoluna uğramak durumunda kaldım. Bekleme salonundayım, arkadaşın işinin bitmesini bekliyorum. O esnada bağırtılı çağırtılı ortam içerisinde 11 yaşlarında bi kız çocuğu ile göz göze geldim. Çocuğa bir ağır makyaj yapılmış ki, sormayın. Kendi boyamış olamaz diye düşündüm. Ve çocuğun etrafına bakındım; Anne 35’inde gibi. Tıknazca…Tipik ev türk kadını: şişmanca yani. Yanında, 8 ve 12 yaşında başka kız çocukları. Birde 13 yaşında tesettürlü kız çocuğu. Çocukların hepsi şaşkın ve ürkekler. Tesettürlü olan, annenin bacısı. Peki gecenin bu saatinde, burada, bu ailenin işi ne? Sülalenin erkekleri ise karakolun dışında cinnet içinde bağırıp-çağırmaktalar. Şimdi sıkı durun: benim gözlerime boyalı gözlerini geçirip te ruhumu kemirmeye çalışan ile…tesettürlü olana aynı kişi tecavüz etmiş. Edense…Allahım çıldıracağım: gözleri boyalının…boya ile çocukluğu çalınanın…babası! Allah kahretsin! Siz ne diyosunuz ya: köprü tıkanıkmış, iftar sofralarıymış,suriyeymiş, şemdinliymiş… tın be tınnn!
Pkk da ne ki, bu ahlaksızlık terörü karşısında…
Ey hükümet! Tayyip bey ya da Abdullah bey! Hanginiz bilmem ne olursunuz siyasi sürecinizde ama, bilmem; bu günlerin vebali yakanızda…Buluğuna ermeden kadın oluyor çocuklar.
Yıkıntımın altından soluk almaya çalışırken olayın detaylarını anlatan polis memuru, bu ne ki ağbi dedi. Geçen hafta 6 yaşında erkek çocuğuna tecavüz eden öz babanın…
Dinlemedim, gerisini duymadım bile. Duymak istemedim.
Boşluğa düşmüştüm.
Sahurda yaklaşıyordu. Polisin o muhitteki uyuşturucu olaylarını anlatmaya devam etmesi midemi bulandırıyordu o kadar. Anlaşılmıştı, orucumu sahursuz tutacaktım.
Allahsızlık bu raddeye varmıştı da,.. biz iktidar nimetinin gözlerimizi ağır bir makyajla boyaması karşılığı ıskalamıştık insanlığımızı haa… vay be!
Tezek kokan köylerden, gırtlağına kadar pisliğe bulaşmış şehirleşmeye giden yakın tarihimizin öyküsünü; gecenin bu saatinde 11 yaşındaki bu çocuğun makyajlanmış gözlerinde okumamalıydım!
Ey çocuk;

Bekle! Son nefesimle dahi olsa, Herotürk olup sileceğim; senin gözlerinden o boyaları!

18 Eylül 2013 Çarşamba

YENİDEN BÜYÜK TÜRKİYE

YENİDEN BÜYÜK TÜRKİYE
                                                                     image0018.jpg

İnsanlık tarihi; husumet ve bu husumete bağlı sonu gelmez çatışmaların, kanlı savaşların yaşandığı acı dolu sayfalardan ibarettir. Bu savaş bir nevi; iyi ile kötünün, doğru ile yanlışın, hak ile batılın arasında cereyan ede gelmiştir. Zalim ve mazlum kavramlarını ortaya çıkarmıştır savaşlar ki; galip ile mağlubun dışında!
Biz Türklerin İslam dairesine girdikten sonra batılının bizlere uyguladığı Haçlı Seferlerini unutmamız mümkün değildir. Her ne kadar günümüzde diyalog ve hoşgörü kavramları yerli yersiz, uluorta kullanılmaya başlandıysa da tarih bizlere karşı uygulanan zalimce sahifelerden ibarettir. Enson yitirdiğimiz devlet-i Osmaninin akıbeti ise ortadadır. Cumhuriyet tarihimiz ise batılının entrikaları ile kapkaranlıktır.
2. Dünya Savaşından sonra kapitalist ve komünist dünya arasında danışıklı oynanan soğuk savaş oyunları bittiğinde, dünya hükümranı olarak bir başına kalakalan kapitalist zihniyet, kendisine bu kez hasım olarak eskimeyen düşmanını yepyeni bir şekilde dünya kamuoyuna ve pazarına sunarak azılı düşman ilan etmiştir.
11 Eylül kurmacası ile bu oyunun startı verilmiştir.
Arkasından, yıllarca Kominist Rusların işgaline karşı destansı mücadele gösteren Afganistan fiilen bu kez batılı şer odaklarının ağabeyi tarafından haksızca talan edilmiştir.
Irak üzerinden fiili ve kültürel olarak Arap coğrafyası… Arap Baharı adı altında romantik bir tezgahtır aslında!
Suriye halkı kanlı iç savaş trajedisini hala yaşamaktadır.
Türkiyem üzerinden oynanan oyunun oyuncusu Komünist bir terör örgütü olan PKK ya ise Kürdistan hayali üzerinden bir başka böl-parçala-yut senaryosu uygulanmaktadır.
Arakan’da hunharca yakılan Müslümanların sızısı Batılının fast-food köfte kokularından AVM koridorlarında ılımlı İslama konuçlanan bizlere ise ulaşamamaktadır. 
Sokak yaşamlarımızda; dinimizde ve geleneğimizde olmayan kavramlar boy göstermektedir; Ensest ilişki, homoluk, lezbiyenlik, zina, alkol, faiz…Dedikodu, gıybet, iftira, yalan söylemek günah kabilinden değil sanki… Sokaklar dolusu ahlaksızlık terörü ile de günbegün vurulmaktayız.
“Oku” ile başlayan bir dinin müdavimlerinin hayatında kitap okumak insan ihtiyaç sıralamasında 235. sırada! 
Batılının şer güçlerinin markalarınca hem ahlaken, hem iktisaden kuşatılmışız; birbirimizle dalaşmaktan fırsat bulup da bütün bu gerçekleri görmezden gelerek!
Batılı şer güçler yeni düşmanını belirledi: İSLAM! Yani Bizler!
Biz İslam mensubu kavimlerinde düşmanları ortada! Yani Bizler! Onlar dışarıdan, biz içerden birbirimizi kemirmekteyiz, tarihten ibret almadan!
Müslümanlar laboratuarlara, kütüphanelere girmeli artık!
“Müminler Kardeştir” düsturuyla asırlardır coğrafyaları şekillendirmedik mi? Nedir bu kavmiyetçilik hastalığı? 
Batı yalnızca bize düşman değil ki? İnsani olan bütün değerlerin düşmanıdır. Batılının günümüzdeki değerleri yeryüzünü talan etmedi mi? İki koca cihan harbine ne demeli? Teknoloji ile kendi ihtirasını biçimlendiren batılının bu batıl tavrı kendi insanlarını bile mutsuz kılmakta. New York’taki evsizlerin hali neden içini sızlatmaz şer güçlerin? “Yeni Dünya Düzeni” eskimeyen şeytani bir aldatmaca değil midir? Ya bu zalimin çizmesi altında onursuzca yalnızca sızlanarak yok olmayı bekleyeceğiz ya da yeniden İslam Medeniyetini ihya edeceğiz. İnanın İslam’ın şefkat eline Bolivya’nın, Şili’nin, Fransız’ın da çocuklarının ihtiyacı var! Bir cinnet çılgınlığındaki batıyı durdurmanın tek çaresi Medeniyetimizin dirilişini gerçekleştirmektir. Bunun yolu ise artık çocuklarımıza kendi kültürel kodlarımızı yüklemlemekten geçer.

Kürt kardeşlerim!
“Kürt sorunu” dediğiniz, Türkiye’nin olduğu kadar “Kürtler” adına konuşan birilerinin de sorunudur. “Kürtler” ne zaman kendilerini aşacaklar da 21. yüzyılda yaşadıklarının farkına varacaklar? Ne zaman ahlaken savunmaları mümkün olmayan önderlere ya da örgütlere bel bağlamaktan vazgeçecekler? Türk hükümetlerinin “resmi tarihi”nden yakınırken, PKK ve uzantılarının söylemlerine teslim olmaktan geri duracaklar? Ne zaman bizzat kendi aydınları tarafından ihmal edilmiş budunlarının acısını “Yeni Dünya Düzeni”nde var olabilmek için petrolsüz, doğalgazsız çabalayan kan kardeşleri Türklerden çıkarmaktan vazgeçecekler? Bütün bunlar bir süreç meselesidir, gayret meselesidir. Bunu çözüm süreci olarak mı göreceğiz, çözülme süreci mi?
Kürt sorunu deyip duruyoruz. Türkiye’de nitelikli “eğitim sorunu” bahsedilen terör meselesinden çok daha tehlikeli bir sorundur. Biz ilkokul seviyesindeki soruların içinden çıkamayan üniversite mezunlarımızla geleceği nasıl kurgulayacağız, bunu sorgulayalım! Bu çocuklarımız, batının kültür değerleriyle yetiştirdiğimiz çocuklarımız Güneydoğu da dahil olmak üzere, hangi sorunla baş edecekler? Hangi milli ve evrensel reflekslere sahip olabilecekler ki? 
Türkiye’nin bir de 2023 hedefleri var. Evet… 2 trilyon dolarlık milli gelir öngörülüyor. Bunlar bizzat Sayın Başbakan tarafından dillendirilen fevkalade sevindirici hedefler. Velâkin, ulaşılabilir olmaları için işgücünün istihdam edilebilir nitelikte olması şart. Oysa, eğitim sistemimizin nitelik ve nicelik olarak ne denli yetersiz olduğunu sağır sultan duydu. Melbourne Enstitüsü’nün 2012 raporu Türk yükseköğretim sistemini 50 ülkelik listesinde 46. sıraya koydu. İran bile bizden daha iyi durumda. Gençlerimiz hedeflediğimiz ligde rekabet edebilecek donanıma haiz değil. Astronomisiz kozmoloji, matematiksiz teknoloji, biyolojisiz çevrecilik, fiziksiz, kimyasız eskatologya, notasız müzik, tarihsiz siyaset… 21. yüzyılın “Türkiş” ütopyası. Barbyler, Bentenler, Spidermanler ve Mickey Mauslarla yetişen nesil! Ve bu uğurda dışarıya pompaladığımız yetim hakkı dövizlerimiz… Aklımızı başımıza toplamazsak terör filan değil, entel görünümlü cehaletimiz dağıtacak bizi! Dağılan bilyelerden son yuvarlakta siz olacaksınız kardeşlerim.
Biz ortak yönlerimizi payda yapalım. Bu coğrafya dış dünya tarafından Müslüman Türk olarak bilinmektedir. Yurt dışına çıktığınızda bu ülkenin ateistide olsanız vasfınız Müslümandır. Çingene de olsanız, kürtte olsanız, çerkezde olsanız siz Türk vatandaşısınız. Bu coğrafyanın markası Müslüman Türk’tür. 
Bölünmek değil birleşmek kaderimiz olmalıdır. “Hepiniz Allah’ın ipine sımsıkı sarılmadıkça, parçalanırsınız!” diyen rabbimize kulak verelim. Birliğimiz dirliğimizdir prensibini unutmayalım!
Evet, yeni kurulan devletimizin cumhuriyet hükümetleri çok büyük hatalar yaptılar. Jandarmanın dipçiği yalnızca sizin ensenize inmedi. Hepimiz zulümlerden nasiplendik. Bizim sonu gelmeyecek kavgamız kimin işine gelebilir ki, bir baksanıza! Bizler evlatlarımızı yitirirken kimlerin kurşunlarını sıkmaktayız birbirimize? Ve asla sizin sesiniz olamaz batılının taşeronu olan bir terör örgütü! Mezarlarımıza bir bakalım, yan yana yatmıyor mu ecdadımız? Aynı türkülerle büyümedik mi? Aynı sokaklarda kirletmiyor mu çocuklarımız kıyafetlerini? Aynı okul sıralarında çürütmüyorlar mı dirseklerini!
Açılım diyorlar!
Açılalım; birbirimiz olduğumuzu söyleyelim birbirimize!
Hangi Akil adam söyleyecekse söylesin artık; “Müminler kardeştir!”
Musalladan sonra nereyi yurt edineceğiz dostlar!
Rabbimiz bizi ayrı ayrı yurtlara yerleştirmeyecek; Türkler şuraya, kürtler buraya!
Ya cennetliğiz, ya cehennem!
Ya iyiyiz ya da kötü aslında!
Bir kavga vereceksek eğer, cehalete, yoksulluğa ve zulme karşı verelim; hep beraber! 
Uranyum, toryum, bor, demir, çinko, altın, manganez, poliüretan, bakır, kurşun, gümüş, molibden gibi kıymetli maden cevher yatakları BÜYÜK DESTAN KAHRAMANI Battal Gazimizin memleketi Malatya’mızın KULUNCAK ilçe sınırlarındaki mevcudiyeti ile, rezerv olarak ÜLKEMİZİN geleceğine umut vaad etmektedir. 
Hele ki toryum… Dünya rezervinin %78’i Kuluncak’ta…%8’ide Manisa Edes’de. Zararsız radyasyona haiz nükleer enerji kaynağı yani. Bir çuvalı ile bir şehrin tüm enerji ihtiyacını karşılayabilirsiniz.
İşte bu bölgede konuşlandı Amerika’nın füzesavarları. Ya da Kuluncağın önemini örtbas eden dikkatsavarlar!
Ki Kuluncak New Age Akil Adamlarımızın gaflet, delalet ya da ihanet içerisinde olarak biçimlendirecekleri Kürdistan sınırları içerisinde. Yani şimdilik gayri resmi başkenti Amed olan, Kürdistan’ın! İnanmayan Googleearht’ın map ine bakıversin!
Bölgenin efsanesi ise yaşadığı çağda, çağının en büyük küresel gücüne kök söktürmekte mahir idi; Bizans’a… Battal Gazi! Eskişehir’de kıyameti bekleyen büyük mümtaz şahsiyet!
Osmanlının yedi düvelle boğuşup, can çekiştiği günlerde Anadolu’nun bağrına Bağdat demiryolu döşenmiştir, Alamanlar tarafından. Biz tezek yakaduralım en büyük enerji kaynağı olarak, o günlerde; Osmanlımızın topraklarından olan Arapların yaşadığı bölgeye “neft” seferleri düzenlenmektedir “gavurlarca!”: Petrol! Şimdilerde kazık yiyerek İthal ettiğimiz doğalgaz enerji ihtiyacımızı daha ne kadar karşılar?
Arap yöneticiler İngiliz’le işbirliği yaparken Anadolu’nun Bir milyon evladı Peygamber kucağı Medine’ye Serpuşlu çizmesi değmesin diye şehid olmuştur, kızgın çöllerde!: “Burası Muştur, yolu yokuştur” Türküsünde gidip te gelmeyenler acep kimlerdir? Aynen “hey onbeşli, onbeşli” isimli Tokat türküsündeki onbeş yaş ortalamasındaki gibi…Mersin, Sivas, Balıkesir, İstanbul liselerinin mezuniyet veremediği o günlerdeki gibi! Şimdinin lise mezuniyet törenlerindeki reşit dahi olmayan çocuklarımıza boca edilen içkili fuhuş partileri ise başka bir mevzuu!
Ne diyordu Filistinli Bakan; “Osmanlıya ihanetimizin bedelini ödüyoruz!” O Filistin’deki çocuklar ise zalim İsrail yönetimini şeytan taşlar misali taşlarken, nasır tutmuş minicik elleri dedelerinden miras aldıkları baldıran şarabının etkisi ile bölgelerinden çıkan petrolden elde edilen naylondan çiçeklere dahi o kadar uzaktılar ki… Naylondan sevgilere ise bir o kadar aşina!
Kimse soramadı PKK ya! Onların ihanet içindeki eli kanlı komünist, ahlaksız ve Allahsız yöneticilerine; Ya hu görmüyor musunuz Kürt halkının içine çekildiği berdel, kan davası, cehalet ve hatta ensest tuzağı? 
Yozlaşma bütün Ümmet-i Muhammed’in sorunu değil mi? 25 milyon nüfusumuz 12 yaş altındaki çocuklarımızdan ibaretken çocuklarımıza yönelik bir informal eğitim sistemimiz var mı? 
Düşman aynı değil mi? Bütün Evlad-ı Fatihan toprakları işgal altında değil mi, şirkin kültür değerleri ile!
Ana dilde eğitim mi? Geçiniz Kürtçeyi… Ortalıkta Türkçe mi kaldı? Dilimize de, dinimize de PEPE değil miyiz?
Müslüman Mücahit Afganlı kardeşim dünya eroin üretiminin %94’ünü bir başına üstlenirken öğrenci anlamındaki “Taliban” kimin öğrencisi?
100 dolarlık eroin Afgan dağlarından yola çıkınca, Pakistan’da 7000$…
Şeriatçi İran’da, 12.000$,
Çağdaş, laik Türkiyem’de ise 22.000$! Ya da kısaca 40.000 vatan evladı! Ya da kısaca PKK! Ardından da gelsin silah sektörü, ilaç sektörü!
Peki ya toplamda 150 milyar $ olan 76 milyon nüfusumuzun ihracat rakamına ne demeli? Kar marjı ise % 4! Yani 6 milyar dolar ile geçinmekte, 76 milyonluk nüfus! Mevcut borcumuzdan bahsetmeyelim, IMF ye borcumuzu kapattığımız şu günlerde.
Apple’nin 500 milyar $, Microsoft’un 250, Google’nin 150, Face’nin 100 ve Twitter’in 12 milyar$ olan büyüklüklerinden bahsetmenin ne gereği var şimdi?
“Kültür Ekonomisi” desem siz el hafifliği ile bereketten mi bahsedeceksiniz?
Peki, sizce; Arz-ı mevud uzantısından haberdar mıdır genişletilmiş Ortadoğu projesinin sevdalıları? 
Gelin bu kez hep beraber arayalım, Battal Gazi’yi! O Bizans’a kafa tutan yiğit adamı!
Ya da;
China malı seccadelerimizde kıldığımız namazlarımızda Allah’tan yardım isteyelim, “Bir kavim kendini değiştirmedikçe Allah onları değiştirmez” ilahi buyruğuna rağmen! Ki; “Onlar kıldıkları namazlardan gafildirler!”
FEHMİ DEMİRBAĞ

2 Eylül 2013 Pazartesi

MERDİVENLER MASUMCA BOYANMIYOR!
BİR MERDİVEN BOYAMA MODASI Kİ; ŞİMDİLERDE PEK Bİ MODA...ESTETİK OLARAK PEK HOŞ DOĞRUSU. ANCAK İŞİN BAŞLANGIÇ NOKTASINDA BU İŞ GLBT İSİMLİ YAPI ÜSTLENMİŞ DURUMDA. YANİ GAY, LEZBİYEN, BİSEKSÜEL VE TARANSSEKSÜELLER! YANİ SAPIKLAR! YANİ HASTA RUHLAR! HASTALAR! BİR DE İŞE İNSAN HAKLARI KAŞESİ VURMAYA ÇALIŞIYOLAR Kİ, SORMAYIN GİTSİN. EVLAD-I FATİHAN TOPRAKLARINDA RAMAZAN ÖNCESİ, İSTANBUL'DA İSTİKLAL CADDESİNDE "ONUR YÜRÜYÜŞÜ" ADI ALTINDA LUT KAVMİNİN MENSUPLARI KAVLİNDE KENDİLERİNİ AYAN ETTİLER Kİ; UTANÇ FOTOĞRAFI! TAMAM KARDEŞİM, İBNE FİLAN OLABİLİRSİN, YA DA NE TÜRDEN BİR CİNSİ SAPIK İSEN...PİSLİĞİNİ BAŞKASINA BULAŞTIRMA YETER...YANİ KİM EVLADININ GAY, LEZBİYEN, BİSEKSÜEL VE TRANSSEKSÜEL OLMASINI İSTİYORSA BU SAPIKLIĞA GÖZ YUMSUN, MÜSAMAHA GÖSTERSİN! BU HASTALARIN BİR AN ÖNCE TEDAVİSİ İÇİN SAĞLIK KURULUŞLARI, PSİKOLOGLAR FİLAN GİRSİNLER DEVREYE. BU SAYI HER GEÇEN GÜN ARTIŞ GÖSTERMEKTE, EMSAL TEŞKİL ETTİĞİNDEN...BİR DE BU MAHLUKLAR KENDİ HASTALIKLI HALLERİNİ "NAPALIM ALLAH BİZİ BÖYLE YARATTI" DİYEREK YARATICIYA BİLE İFTİRA ETMEKTELER. ONLARI DIŞLAYALIM, TECRİT EDELİM, ŞİDDET UYGULAYALIM DEMİYORUM AMA, ONLARIN HASTA OLDUKLARINI VE TEDAVİ OLMALARI GEREKTİĞİNİ VURGULUYORUM. BENİM BU GÖRÜŞLERİM İTİCİ GELEBİLİR BAZILARINA. LAKİN BU İBNELERE GÖSTERİLEN MÜSAMAHADAN TALEP EDİYOR, FİKRİMİ ORTAYA KOYUYORUM.
SURİYE, MISIR FİLANDA DEMİYORUM İTİRAZ ETMEK İÇİN BU DURUMA! İNSAN IRKININ DOĞASINDAN BAHSEDİYORUM YANİ!

MERDİVENLER BOYANMALI...ANCAK ACI GERÇEKLERİN ÜSTÜ BOYANMAMALI...GAYLER, LEZLER, Bİ'LER, TRANSLAR; SAPIKTIRLAR! BU BÖYLE GÖRÜNMELİ! NORMALLİK BUDUR! YARADILIŞIN VE TABİATIN KURALLARIDA BU YÖNDEDİR!

MASUM GELMESİN MERDİVEN BOYAMA FİKRİNİN BAŞLANGICI. SİZ FIRÇALARINIZI MASUMCA SALLIYORSUNUZ AMA BU HASTALIKLI RUHLAR ŞU ANDA KAÇ MASUM ÇOCUK VE GENCİMİZİ KENDİ SAPIK BOYALARI İLE YOLLARINA DÜŞÜRMEKTELER HABERİNİZ VAR MI?
AHLAKİ YOZLAŞMAYA HAYIR